Lübnanlı bir aile, Fransa’nın Chartres şehrindeki Suriyeli ve Iraklı mültecilerle ilgileniyor

Nelson ve Jacqueline Bahut. (Şarku’l Avsat) Abdulkadir Hoce
Nelson ve Jacqueline Bahut. (Şarku’l Avsat) Abdulkadir Hoce
TT

Lübnanlı bir aile, Fransa’nın Chartres şehrindeki Suriyeli ve Iraklı mültecilerle ilgileniyor

Nelson ve Jacqueline Bahut. (Şarku’l Avsat) Abdulkadir Hoce
Nelson ve Jacqueline Bahut. (Şarku’l Avsat) Abdulkadir Hoce

Jacqueline Bahut, 80’li yılların sonunda Beyrut’un doğusundaki Eşrefiye bölgesindeki savaştan kaçarak çocukları için daha iyi bir gelecek sağlamak için Fransa’ya göç etmek istediğinde eşi Nelson da bu fikri desteklemişti. Çift, ailenin yerleşimi konusunda herhangi bir zorlukla karşılaşmadan Paris yakınlarındaki Chartres şehrinde oturma izni ve Fransız vatandaşlığı elde etmişti. Suriyelilerin ve Iraklılarının ülkelerinden kaçarak kendilerine başka bir yurt arama trajedisi başladığında ise sığınma süreci hiç de kolay olmadı. İşte bunun için Nelson ve Jacqueline Bahut çifti, yedi sene önce meydana gelen bir tesadüfle Chartres’teki Arap sığınmacılara destek yolculuklarına başlamış.
Nelson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları aktardı:
“Fransızcası iyi olmayan bir Iraklı ile karşılaştım. Kendisinin Fransa’ya sığınmasının kabulüne ilişkin dosyayı üstlenen hayır kuruluşları ve resmi kurumlarla anlaşmak için benden yardım talep etti. Daha sonra olaylar gelişti. Şehirdeki Fransa Mülteci ve Gurbetçileri Koruma Ofisi (Ofpra), tercüme işleri ile uyum ve yerleşim konusunda sığınmacılara destek için bize başvurdu. Mültecilerin ilk sorunu dildi. Dil bilmemeleri onları başarısızlığa uğratıyor. Öncelikle aldıkları resmi evrakları tercüme etmek için onlara yardımcı oluyor, aile yardım fonlarına gitmeleri ve çocuklarını okullara kayıt ettirmeleri için onlara eşlik ediyoruz. Sonra da şehirde iş bulmaları için destek oluyoruz.”
“M. Moi travail” ve dil düğümü
Nelson sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Naci adında bir Iraklı var. Fransızcası iyi değil ve bu onun iş bulmasına engel oluyordu. Kendisini uyum süreci için destek olan bir kuruma kaydettirdim ve onun adına şirketlere iş başvurusunda bulundum. Her gün gidip geliyor ve ezberlediği şu iki kelimeyi tekrarlıyordu: ‘moi – travail’. Yani ‘ben iş’. O kadar ki ona artık M. moi travail adını vermişlerdi. Sonunda temizlik işçisi olarak işe başladı. Sığınmacılar Fransa’ya geldiklerinde sanıyorlar ki devlet onların hayatını kolaylaştırmak için onları bekliyor. Ancak uygulamalar ve her ay gerekli bilgileri yenilemek için aldıkları evraklar karşısında zayıf kalıyorlar ya da aldıkları yardımlar kesiliyor. Sığınmacıların çoğunluğu, yardımlara bağımlı ve dil bilmemeleri bu yardımların kesilmesine yönelik tehdit oluşturuyor. Iraklıların çoğu Ninova Ovası ve Musul’dan göç ediyor. Önce Kürdistan’daki Duhok’a kaçıyorlar ve orada sığınma fırsatı elde ediyorlar. Suriyelilerin ise bazıları rejimden kaçarken bazıları da Suriye rejimini destekleyerek vatandaşlık elde etmek istiyor. Parası olup yardımlar kesilmesin diye o parayı bankaya yatırmayanlar var. Maalesef ki maddi açıdan rahat olanlar gerçekten ihtiyaç sahibi olanların payından alıyor. Çoğunluğu kendilerini aç bırakmayacak kadar bir varlığa sahip. Okullarda çocukları var”.
Şarku’l Avsat’a konuşan Jacqueline de yaşananları şu ifadelerle dile getiriyor:
 “Kimse Suriye’ye veya Irak’a dönmeyi düşünmüyor. Sığınmacılar, çocuklarının Fransa’daki geleceğini biliyor. En büyük sığınma oranı 2015 ila 2017 arasında yaşandı. 2018’de durdu ve bugün bireysel durumlarla karşılaşıyoruz. Artık daha önce olduğu gibi onları şehre götürecek otobüsler beklemiyoruz. Aynı şekilde Fransız yetkililer de mülteci kabulünde işleri sıkılaştırmaya başladı”.
Nelson daha sonra röportaj yapmayı reddeden ve Chartres’e birkaç ay önce gelen bir adam adına da açıklamalarda bulundu. Tutuklanan ve serbest kalması için ailesinin on bin dolar ödediği bu adam, halen şiddetin izlerini taşıyor. Fransa’ya sığınma talebi kabul edildikten sonra doktora götürülmüş. Doktor, maruz kaldığı işkence izlerini gördüğünde şoka uğrayarak “Bir insanın böyle bir barbarlık yapması mümkün olabilir mi?” diye haykırmış.
Askerlik görevinden kaçarak sığınma
Jacqueline ve Nelson’un yardım isteyen herkese açık evinde Şam’daki ailesini korumak için ısrarla ismini belirtmeyen, askerlik görevinden kaçan bir genç şunları söyledi:
“Üniversite eğitimimi tamamlayıp 2012 yılında askere gittim. Görev yerim tam olarak Rakka Askeri Havaalanı’ydı. Yani önce Özgür Suriye Ordusu, daha sonra da Nusra Cephesi tarafından kuşatılan yer. Arkadaşlarımla birlikte üç sene havalimanında esir gibi kaldım. Uçak gelip bize yiyecek atmazsa açtık. Beni serbest bırakmayı kabul etmediler. Bir aylık izin elde etme imkânım olduğunda birkaç ay gözlerden uzak kaldım. Sonra kaçmak için bana üç bin dolara mal olan bir yol buldum. Kaçakçı Şam’dan ayrılıp rejimden kurtarılmış bölgelere, oradan da Türkiye’ye gitmemde bana yardımcı olan sahte evrakları sağladı. Yolculuk tam bir gün sürdü. Türkiye’de yaklaşık üç yıl kaldım. Hayatımın en garip zamanlarını yaşadım. Fırsatını bulduğumda ayakkabı fabrikalarında ve lokantalarda çalıştım. Üniversite diplomamı unutmuştum. İstanbul’daki Fransız Konsolosluğu’na sığınma talebimi sundum. Görüşmeden iki ay sonra talebim kabul edildi. Zira kardeşim Fransa’da doktordu ve bana kefil olmuştu. Ne gerekli evrakım vardı ne de pasaportum. Türkiye’den sadece ehliyetim ve üniversite diplomamla çıktım.”
İsmini gizleyen genç Fransızcayı biraz biliyor ve belgelerle başa çıkma konusunda zorlanıyor. Bundan dolayı kendisine yardımcı olmaları için Jacqueline ve Nelson Bahut çiftine başvurmuş. Bilişim veya sosyal rehberlik alanında uzmanlaşmak için üniversiteye geri dönmek istiyor. Suriye rejiminin zalim, muhalefetin ise kargaşa yanlısı olduğunu düşünen genç, “DEAŞ, havaalanına varmadan önce, uygun bir zamanda kaçtım. Orada kalan arkadaşlarımın hepsi öldürüldü” diyor.
Boğularak ölümle yüzleşme
Şarku’l Avsat’la yaptığı görüşmede adının ve fotoğrafının yayınlanmasından yana herhangi bir çekincesi bulunmayan Halepli Abdulkadir Hoce’nin sürdürdüğü sıradan yaşam için geri sayım 2012 yılındaki Halep kuşatması ile başlamış. Birçok zulme tanık olmuş. Rejim güçleri, rejim karşıtı olmayan ailelerin bulunduğu bölgeye girer girmez onları ortadan kaldırmış. Köyler tamamen boşaltılmış. Anlattığına göre rejimin gözüne girmeye çalışanlar gençleri aylık 500 dolar karşılığında Özgür Suriye Ordusu ile halk komisyonlarına karşı casusluk yapmak ve kadrolara suikast düzenlemek için seferber etmiş.
Hoce, kendisinin zorlu hayat koşullarında yaşadığını, bununla birlikte Suriye’den göç etmeyi düşünmediğini söylüyor. Bunun için 2012 ile 2014 yılları arasında ailesi birlikte bir bölgeden diğerine sığınmak ile yetinmiş. Ancak DEAŞ kendisinin Halep’in kuzeyindeki bir köyde oturduğu bölgeye yaklaşmaya başlamış. DEAŞ savaşçıları köyü basmış ve kardeşini öldürerek babasını alıkoymuş. İşte o an Türkiye’ye göç etmeye karar vermiş. Kardeşini de uygun bir biçimde defnedememiş. Ya kaçacak ya da ölecekmiş. DEAŞ savaşçıları, düzgün Arapça konuşuyor ve öldürmek için adam kovalıyormuş.
Hoce açıklamasının devamında şunları aktardı:
“Türkiye’de ailemle birlikte iki sene kaldım. Sürekli Suriye’ye dönme planları yapıyordum. 2016 yılında bir süpermarket açmak üzere Azez’e döndüm. Çalışmalara başlamıştım ama DEAŞ, bölgeye geldi ve Kürtlerle çatışmaya girdi. Aynı senaryonun tekrarlanmasından korktum ve ailemi de alarak Türkiye’ye geri döndüm. Mali zorluklar yaşadım. Önümde göç etmekten başka seçenek yoktu. Eşim ve üç evladım ile kaçmak benim için kolay olmadı. Kaçakçıya yaklaşık beş bin dolar ödemem gerekiyordu ve ben rızkımı ucu ucuna kazanıyordum. Bulabildiğim kadar borç aldım ve kaçakçıya yolculuk boyunca plastik botu sürmeyi teklif ettim. Botu süren ödeme yapmıyordu. Sekiz metre uzunluğunda ve durumu pek parlak olmayan botta 65 kişiydik. Gece yarısından sonra yola çıktık. Kıyıdan fazla uzaklaşmamıştık ki bot arıza yaptı. Delindi ve içeriye su dolmaya başladı. Kadınlar bunun üzerine çığlık atmaya başladı. Sahil güvenliğin bize yardım emesi için Yunan kara sularına gitmemiz gerekiyordu. Ölümü gözlerimizle görmüş ama sahil güvenliği görememiştik. Ne kadar süre boğulma tehlikesi ile mücadele ettik bilmiyorum. Sonunda karaya ulaştık. Orada yetkililer bizim işimizi üstlendi ve bizi yılan ve akreplerle dolu uzak bir ormanın ortasında terk edilmiş bir kışladaki kampa nakletti. Yeniden yerleşim işlemlerine başladık. Altı ay sonra beni Atina’daki Fransız Konsolosluğu’na çağırdılar. Göç sorumlusu ile görüştüm. Sonra ailemle birlikte sığınma talebim kabul edildi.”
Chartres’e gelmesinin üzerinden iki yıl geçen Abdulkadir Hoce inşaat işinde çalışıyor. Çocukları Fransızcayı akıcı bir şekilde konuşuyor ve bu dili ana dilleri zannediyor. Babalarının nasıl olup da konuşulanları anlamadığını anlayamıyorlar. Hoce, Beşşar Esed iktidardan ayrılmadıkça Suriye’ye dönmeyeceğini söylüyor.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.