Yeni belgeler, İsrail’in ABD’yi nükleer konusunda aldattığını ortaya koydu

Yeni belgeler, İsrail’in ABD’yi nükleer konusunda aldattığını ortaya koydu
TT

Yeni belgeler, İsrail’in ABD’yi nükleer konusunda aldattığını ortaya koydu

Yeni belgeler, İsrail’in ABD’yi nükleer konusunda aldattığını ortaya koydu

İsrail’in 1967 Savaşı’nda Mısır hedeflerini neredeyse nükleer silahla bombalayacağına dair sır perdesinin düştüğü bir zamanda biri İsrailli diğeri Amerikalı iki araştırmacı dün bazı belgeler yayınladı. Söz konusu belgeler sunduğu detaylarla İsrail’in nükleer programının başlamasının ardından ABD’nin eski Başkanı John Kennedy ve yönetimi ile 60’lı yıllarda birbiri sıra İsrail’de başbakanlık yapan David Ben Gurion ve Levi Eşkol arasında yaşanan sert siyasi çatışmanın boyutuna ve şiddetine ilk kez ışık tutuyor.
Araştırmacılardan biri, nükleer silahsızlanma konusunda uzman olan İsrailli Prof. Avner Cohen, diğeri de George Washington Üniversitesi’nde Ulusal Güvenlik Arşivi Nükleer Dokümantasyon Projesi Müdürü ABD’li araştırmacı William Burr. İkilinin geçtiğimiz günlerde yayınladığı 50 gizli belge, iki ülke liderleri arasındaki karşılıklı mektupları, 1964 yılında ABD’li müfettişlerin İsrail’in Dimona Nükleer Reaktörü’ne yönelik ziyaretini belgeleyen protokolleri, Washington yönetimindeki yetkililerin İsrail hükümetinin başkanı konusunda nasıl bir tutum sergileneceğine dair hazırlanan notları; Amerikan istihbaratının reaktörde tam olarak neler yapıldığı ve nükleer silah yapımına uygunluğu, özellikle de bir plütonyum izolasyon tesisi içerip içermediğine dair değerlendirmeleri içeriyor.
Belgelerden birine göre sağcı hükümetlerden birinde bakanlık yapan ve yukarıda belirtilen gizli mektuplaşmalardan haberdar olan İsrailli Surik Nükleer Merkezi Bilimsel Direktörü Prof. Yuval Ne’eman, iki araştırmacı, Cohen ve Barr’a 25 yıl önce İsraillilerin söz konusu dönemki duruma bir ‘kriz’ olarak baktıklarını ortaya koydu. Eşkol ve etrafındakilerin Kennedy’nin ‘İsrail’e gerçek uyarı gönderen biri’ olduğunu düşündüklerini iletmiş olduğunu gözler önüne seriyor. Ne’eman ayrıca aralarında General Dan Tolkowsky’nin de bulunduğu bir kısım İsrailli yetkilinin, Kennedy’nin paraşütçü güçlere Dimona’ya inme emri vermesinden “gerçekten korktuklarına” işaret etmiş.
Bilindiği üzere İsrail, Fransa’nın desteğiyle 1958 yılında nükleer bir reaktör kurdu. ABD bunu ortaya çıkararak özellikle iki araştırmacının ‘Ortadoğu’da nükleer silahsızlanma konusunda en duyarlı olan ve İsrail’in nükleer bir silah yapmasını engelleme konusunda elinden gelen çabayı gösteren ABD Başkanı’ diye tarif ettiği Kennedy’nin yönetimdeyken bundan duyduğu şiddetli öfkeyi dile getirdi. Ancak Ben Gurion ve ardından Eşkol, Dimona nükleer projesinin tamamlanması konusunda ısrarcı oldu. Onlara göre İsrail’in nükleer gücü, ‘İsrail’in yüzleştiği varoluş tehditlerine karşı bir sigorta poliçesi’ niteliğindeydi. Kennedy ile Ben Gurion ve Eşkol arasında 1963 yılında kaleme alınan mektuplar, iki tarafın kararlılığını yansıtıyor. Ayrıca İsrail’in ısrarının ve istediğini elde edene kadar uyguladığı diplomatik hilenin boyutunu da gözler önüne seriyor.
Belgeler, ABD’nin Dimona’daki reaktörü 1960 yılının sonunda, Başkan Dwight Eisenhower döneminde keşfettiğine işaret ediyor. O dönemde ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), ‘Dimona’daki reaktörün inşa amaçlarından en az birinin silah yapmak için plütonyum üretmek olduğunu belirtiyor. Arap dünyası, İsrail’in nükleer güçle silahlandığını doğrularsa bu mesele ‘şaşkınlık’ ile karşılanacak. Yapılan değerlendirme söz konusu projeyi destekliyor gibi göründükleri için ABD ve Fransa’ya doğrudan suçlama yöneltileceği’ yönünde.
Kennedy seçildiğinde, Ocak 1961’de, Eisenhower kendisine İsrail ve Hindistan’ın nükleer silah geliştirmek istediğini iletti. Eisenhower’ın Dışişleri Bakanı Christian Herter ise yakın zamanda, iki sene içerisinde 90 kilogram plütonyum üretebilecek olan Dimona reaktörünün, nükleer bir bomba üretmek için de yeterli seviyede olduğunun ortaya çıkarıldığını söyledi. Kennedy, Dimona’ya iki müfettiş gönderdi. Göreve geldiği ilk zamandan itibaren Kennedy, iki ülke arasındaki atmosferin düzeltilmesi ve bir zirve buluşmasının şartı olarak Ben Gurion’dan ABD’li iki müfettişin Dimona’ya girişine izin verilmesini talep etti. Ancak Ben Gurion, Tel Aviv’de ‘Lavon Skandalı’ veya ‘Utanç Verici İş’ olarak bilinen ve Mısır’da bir Yahudi casusluk ağının keşfedilmesine ilişkin meseleyi bahane göstererek konudan kaçtı. Daha sonra da İsrail hükümeti feshedildi.
Ben Gurion, 1961’in nisan ayında bir sonraki hükümetini kurduktan sonra İsrail, ABD yönetimine iki müfettişin Dimona ziyaretini onayladığını bildirdi.
Dimona Nükleer Reaktörü Müdürü Emmanuel Pratt, iki Amerikalı müfettişe projenin hedefinde barış dönemlerinde elektrik üretmek için nükleer reaktörleri yapımı ve işletiminde gerçek bir tecrübe biriktirmek olduğunu iddia etti. ABD’ye ait olan belgeler, iki müfettişin ‘işin kendilerinden gizlenmediği ve reaktörlerin boyutu ve içeriğinin daha önce tarif edildiği gibi olmasından dolayı memnun kaldıklarına’ işaret ediyor. Bundan sonra 1961 yılı mayıs ayının sonunda Kennedy ile Ben Gurion arasında New York’ta görüşme hazırlıkları yapıldı.
İki araştırmacı sundukları raporda, Ben Gurion’un görüşmede Kennedy’ye yaptığı açıklamanın Dimona müdürlüğünün Amerikalı iki müfettişe karşı dile getirdiği iddialara benzer olduğunu, yani Ben Gurion’un hedeflerinin barışçıl ve enerji üretimi ile sınırlı olduğunu iddia ederek bu reaktörün iç yüzünü sakladığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte Ben Gurion, Kennedy’ye aynı zamanda “Şu ana kadar reaktörün tek amacı barışçıldı. Ama bakalım, Ortadoğu’da neler olacak? Bu bizimle ilgili değil” dedi. Söz konusu görüşme, Washington’ın İsrail’in nükleer niyetlerine dair şüphelerini gidermedi. Bu nedenle ‘birkaç ay boyunca tekrarlanan taleplerden’ sonra Eylül 1962’de iki Amerikalı müfettişin reaktöre bir ziyaret daha gerçekleştirmesi talep edildi. İkinci ziyaret sadece 45 dakika sürdü. Yakın zamanda ortaya çıkarılan belgeler, bu iki müfettişin ziyaretin kısa sürmesinden şikâyetçi olduklarına işaret ediyor. Belgeler aynı zamanda ziyaretin ardından Ölü Deniz’e kadar iki müfettişe eşlik edildiğini ve dönüş yolunda ‘ev sahipleri tarafından kendilerine Dimona Nükleer Reaktörü’nün yakınlarından geçtiklerinin, bir ziyaret ayarlanarak müdürle görüşebileceklerinin söylendiğini’ belirtiyor. İki müfettiş, Dimona müdürünün reaktörde olmaması nedeniyle baş mühendis ile görüştü. Bu ziyaret 40 dakika sürdü. İki müfettiş, dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Phillips Talbot’a gönderilen raporda reaktöre iki misafir sıfatıyla mı ev sahibi olan bilim adamlarının meslektaşları olarak mı yoksa iki müfettiş namıyla mı gittiklerinden emin olamadıklarını yazıyor. Müfettişler, ‘tesisin tamamını görmek için yeterli zaman sağlanmamış ve hiç girmedikleri birçok bina kalmış olsa da tesisin araştırma yapısını tespit edebildiklerini’ de belirtiyor.
Söz konusu ziyaretin ardından Washington’da şüphe devam etti. Amerikan istihbaratının üst düzey bir yetkilisi, “birinci ve ikinci araştırma raporları arasında uygunsuzluk olduğunu’ dile getirdi. Bu şüphelere rağmen ABD Dışişleri Bakanlığı, müfettişlerin olumlu çıkarımlarını birçok ülkeye gönderdi. Amerikalı görevliler, Dimona reaktörüne yönelik ikinci ziyareti, ‘aşağılayıcı’ olarak nitelendirerek ABD’nin reaktörü yeniden gözden geçirmesini ve altı ayda bir müfettişlerin ziyaret etmesini talep etti.
CIA yetkilisi Sherman Kent, yazdığı belgelerden birinde, “İsrail’in komşularına yönelik politikası daha da şiddetlenecek. Arapları korkutmak için nükleer gücünün oluşturduğu psikolojik faydaları kullanmaya çalışacak” ifadelerine yer verdi. İsrail’in nükleer bir silah edinmesinin tehlikeli sonuçları konusunda uyardı. Belgelerden biri, Beyaz Saray tarafından dışişleri, savunma ve istihbarat bakanlıklarına ‘Ortadoğu’daki nükleer güçleri’ araştırmaları yönünde talimat verildiğine işaret ediyor. Konuya ilişkin bir belge, Kennedy’nin İsrail’in nükleer programına dair istihbarat raporlarının eksik olduğuna dair bir kanaat beslediğini ortaya koyuyor. Nitekim Kennedy, ‘İsrail’in nükleer programı ve aynı şekilde İsrail veya Araplara ait diğer gelişmiş silah programları konusundaki istihbarat raporlarının iyileştirilmesi için olası bir adım atılmasını’ talep etti.
ABD, söz konusu dönemde, nisan ayı başında, İsrail’den iki Amerikalı müfettişin her altı ayda bir Dimona’ya ziyaret gerçekleştirmesine dair talebini iletti. Ben Gurion, bu talebe cevap vermekten kaçındı. Daha sonra Mısır, Suriye ve Irak’ın Filistin’i kurtarmak için askeri bir iş birliği yaptığına ilişkin duyuruyu amaçları doğrultusunda kullandı. Ben Gurion, ABD’nin talebine verdiği yanıtında Arapların bu duyurusunun İsrail’in nükleer bir silah edinme çabasını haklı çıkardığına dikkat çekti. Ayrıca Kennedy ile gizli bir görüşme talebinde bulundu. Ancak İsrail Dışişleri yetkilileri bunu makul olmayan bir talep olarak değerlendirdi.
Ben Gurion, Arap iş birliğinin ilanının ardından Kennedy’ye yazdığı mektubunda şu ifadeleri kullandı:
“Hitler’in 40 yıl önceki duyurusunu hatırlıyorum. Onun hedeflerinden biri, Yahudi halkını hepten ortadan kaldırmaktı. Avrupa ve ABD’deki aydın dünya, bunu dikkate almayarak bu ilanı küçümsedi. Sonucu ise insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir kıyım oldu.”
Kennedy, Ben Gurion’a kısa bir mektupla karşılık verdi. Mektubunda Ben Gurion’un İsrail’e yönelik varoluşsal bir tehdidin varlığı konusundaki abartısına işaret eden Kennedy “Biz Arap dünyasındaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz” dedi. Araştırmacılara göre Kennedy, İsrail’in nükleer bir silah geliştirmesinden endişeliydi. Üstelik “İlan edilmeyen bir görüşme gerçekleştirmemiz mümkün değil” ifadelerini kullanarak Ben Gurion’un gizli bir ziyarette bulunma talebini de reddetmişti.
Ben Gurion’un İsrail’in nükleer programının detaylarına dair Amerikalılara bilgi vermeme konusundaki ısrarı karşısında araştırmacılara göre Washington’ın ‘boğazına bir diken’ saplandı. Taraflar arasındaki çatışma şiddetlendi ve Kennedy, 5 Haziran’da Ben Gurion’a bir mektup gönderdi. Araştırmacıların tabiriyle bu mektup, “bir uyarı” mahiyetindeydi. Nitekim mektupta, “Amerikan yönetimi, Dimona projesinin durumu hakkında sağlam bilgilere erişemezse Washington’ın İsrail’e destek sözü büyük oranda tehlikeye girebilir” ifadelerine yer verildi.
Ama bu mektup muhatabına ulaşmadı. Zira mektubun gönderildiği sabah Ben Gurion, hükümet başkanlığı görevinden istifa etti. Ben Gurion bunun sürpriz istifasının sebebi hakkında ‘kişisel sebeplerden’ kaynaklandığı dışında açıklama yapmadı. Ancak 10 gün sonra Kennedy’nin mektubu Ben Gurion’un İsrail hükümet başkanlığındaki halefi Levi Eşkol’a ulaştı. Eşkol, ABD yönetimi ile olan ilişkileri ‘gerçek bir krize girdi’ olarak tarif etmişti. Ardından Eşkol, İsrail gazetelerinin editörleri ile bir araya gelerek onlardan Dimona hakkında yayın yapmamalarını istedi. Sözü edilen iki araştırmacı, Eşkol’ün Kennedy’nin yaptığı uyarı karşısında şaşırdığını, istişare için daha fazla zaman istediğini ve ABD’nin Tel Aviv Büyükelçisi’ne Kennedy’nin mektubunun sürpriz boyutunu ilettiğini söylüyor. Eşkol, iki devlet arasındaki ilişkilerin gelişmesini umduğunu ve ‘İsrail’in ulusal güvenliğinin gereklerini yerine getirerek egemenlik haklarını koruyacağını’ kaydetti.
Yeni ortaya çıkarılan belgeler, Eşkol’ün ABD Büyükelçisi’ne şu soruyu sorduğunu gözler önüne seriyor:
“Uzak gelecekte Ortadoğu’daki gelişmeler bizi nükleer bir silah geliştirmeye mecbur ederse Washington, İsrail’in ABD ile ‘ön görüşme’ teklifine nasıl yanıt verecek?”
ABD Büyükelçisi buna, ülkesinin Ortadoğu’ya nükleer bir silah sokmanın ‘oldukça tehlikeli’ olacağı yönünde bir tavır benimsediği karşılığını verdi.
Altı hafta süren görüşmelerden sonra Eşkol, Kennedy’ye yazdığı cevap mektubunu ABD Büyükelçisi’ne teslim ederek Ben Gurion’un Dinamo Nükleer Reaktörü’nün barışçıl olduğu şeklindeki iddiasını yineledi. Ayrıca iki taraf arasındaki iyi ilişkileri göz önünde bulundurarak iki Amerikalı yetkilinin reaktörü düzenli olarak ziyaret etmesine izin vermeye karar verdiğini ekledi.
İlk ziyaretin tarihi olarak 1963 yılının sonu belirlendi ve o zamana kadar ‘Fransız grubunun reaktörü kendilerine ulaştıracağı ve aktifleştirilmeden önce kapsamlı fiziksel ölçümlere tabi tutulacağı’ bildirildi. Bununla birlikte Eşkol, ABD’li iki yetkilinin ilk ziyaretinin reaktörün işletilmeye başlamasından önce gerçekleşeceğini vurguladı.
Ziyaretlerin sıklığı meselesi ise aydınlatılmadı. Kennedy, buna bir mektupla karşılık vererek iki Amerikalı müfettişin ziyaretlerinin ‘düzenli’ olacağının altını çizdi. Müfettişlerin Dinamo Nükleer Reaktörü’ne yönelik ziyareti 1964 yılının başında gerçekleşti. İsrailliler müfettişlere reaktörün birkaç hafta önce çalışmaya başladığını iletti. Ancak bu yalan bir bildirimdi. Nitekim araştırmacılar, ilerleyen zamanlarda reaktörün, Kennedy yönetiminin de tahmin ettiği gibi 1963 yılının ortasında faaliyete geçtiğinin anlaşıldığını söylüyor. Taraflar, ABD müfettişlerinin ziyaretini gizli tuttu ve bir seneyi aşkın bir süre boyunca gazetelere sızdırılması engellendi.
İki araştırmacı, Kennedy’nin İsrail’in nükleer programını bölgesel değil de uluslararası ölçütlerle ele aldığına işaret ediyor. Ancak ABD’nin Dinamo Nükleer Reaktörü’nü denetlemesine rağmen bu, İsrail’i nükleer silahlar üretmekten ve bu silahları Ortadoğu’ya sokmaktan alıkoymadı.



İran-ABD görüşmelerinde belirsizlik: Tahran yeni müzakereyi reddetti

Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)
Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)
TT

İran-ABD görüşmelerinde belirsizlik: Tahran yeni müzakereyi reddetti

Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)
Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)

İran resmi haber ajansı IRNA, İran ile ABD arasında yeni bir görüşme planlanmadığını aktardı. Haber, ABD Başkanı Donald Trump’ın görüşmelerin kısa süre içinde yeniden başlayabileceğine ilişkin açıklamasının ardından geldi.

IRNA, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta bulunan İran heyetine yakın bir kaynağın, heyetin “ABD ile müzakere yapma niyetinde olmadığını” söylediğini aktardı.

Trump ise pazar günü Axios’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yedi gün içinde yeniden açma önerisini reddetmesinden bir gün sonra İran ile görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlamasını beklediğini söylemişti.

IRNA, “İran’ın görüş ve tutumlarının geçen salı günü Katarlı bir arabulucu aracılığıyla ABD tarafına açık ve net şekilde iletildiğini” bildirdi. İran heyetinin salı günü Tahran’a döneceği belirtildi.

Devrim Muhafızları: Hürmüz Boğazı ABD denizaltılarının avlanma alanı

Öte yandan İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın yalnızca kapalı olmadığını, aynı zamanda “ABD denizaltılarının avlandığı bir yer” olduğunu ileri sürdü.

Muhibbi, pazartesi sabaha karşı IRNA tarafından yayımlanan mesajında, “Hürmüz Boğazı yalnızca kapalı değil, aynı zamanda Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri tarafından ABD denizaltılarının avlandığı bir yerdir” ifadelerini kullandı.

Muhibbi ayrıca, “İkinci av da yakalandı. Bu kez Mk 18 Mod 2 Kingfish denizaltısıydı. Son derece gelişmiş, otonom şekilde hareket eden, sonar cihazları ve hassas bir navigasyon sistemiyle donatılmış insansız bir denizaltı. Değeri milyonlarca dolar” dedi.

Tahran geçen hafta çatışmaların durdurulması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için bir plan sunmuştu.

Küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip olan su yolu, yaklaşık yedi ay önce başlayan ve çıkmaza giren ABD-İran çatışmasının temel başlıklarından biri konumunda. İran o tarihten bu yana boğazı fiilen kapalı tutarken Washington da İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı.

ABD-İran arasında dolaylı görüşme ihtimali

Axios ise konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayanarak Washington ile Tahran arasında pazartesi gününden itibaren dolaylı görüşmeler yapılabileceğini bildirdi. Bu ihtimal, ABD'nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında New York’ta BM Genel Kurulu toplantıları sırasında gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerden birkaç gün sonra gündeme geldi.

İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için ön koşul olarak tüm cephelerde, Lübnan da dahil olmak üzere, yedi gün boyunca çatışmaların durdurulmasını, dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının sona erdirilmesini talep ediyor.

Donald Trump ise cumartesi günü Tahran’ın bu önerisini reddetti.

ABD, Hürmüz Boğazı’nda daha sonra bazı gemilerin saldırıya uğramasına rağmen 1 Eylül’den bu yana İran’a yönelik herhangi bir saldırı düzenlemedi.


Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek

Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek
TT

Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek

Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “teslim olması” halinde savaşın “yakında” sona ereceğini söyledi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Tahran’ın diplomasiye hazır olduğunu, ancak yeni bir saldırıyla karşılaşması durumunda “iş dünyanın sonuna varacak bir savaşa dönüşse bile” mücadele etmeye hazır olduklarını açıkladı.

Trump, dün gazetecilere yaptığı açıklamada, bu durumda petrol fiyatlarının “sert biçimde düşeceğini” belirtti ve ABD’nin savaş öncesindeki seviyelerin üzerinde, rekor miktarda petrol üretimi gerçekleştirdiğine dikkat çekti. “Axios” internet sitesine verdiği demeçte, bu hafta İran’la yeni görüşmeler yapılmasını beklediğini söyleyen Trump, saldırıları yeniden başlatmayı “her zaman” düşündüğünü ifade etti. Ayrıca hafta sonu boyunca Hürmüz Boğazı’ndan 20 milyon varilden fazla petrol geçtiğini söyledi. Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, Arakçi’nin bugünden itibaren ABD özel temsilcisi Steve Witkoff ile görüşmeler yapacağını bildirdi.

İran, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusundaki şartlarında ısrar ediyor. Bu şartlar arasında ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması, petrol satışlarına yönelik yaptırımların sona erdirilmesi ve ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması bulunuyor. Washington ise buna karşılık nükleer program konusunda tavizler talep ediyor. Arakçi, Tahran’ın şartlarından geri adım atmayacağını belirtti.

İran ordusu savaşın “sona ermediğini” açıklayarak “sert saldırılar” düzenleme tehdidinde bulunurken, Devrim Muhafızları da Hürmüz Boğazı’nda bir ABD denizaltısını alıkoyduğunu duyurdu.

Ekonomik alanda ise ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’a yönelik “ekonomik tecrit” kampanyasının “sonuç verdiğini” söyledi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise buna karşılık, “tehdit ve yaptırımlarla irade dayatma döneminin sonuna yaklaşıldığını” ifade etti.


İngiltere'de bir hava üssünü hedef almayı planladıklarından şüphelenilen 5 kişi gözaltına alındı

İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)
İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)
TT

İngiltere'de bir hava üssünü hedef almayı planladıklarından şüphelenilen 5 kişi gözaltına alındı

İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)
İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)

İngiliz polisi dün ülkenin güneybatısındaki bir hava üssü yakınlarında, patlayıcı madde ve terör bağlantılı eylem hazırlığında olduklarından şüphelenilen 5 kişiyi gözaltına aldı.

Soruşturmayı yürüten müfettişler, dün erken saatlerde Fairford Hava Üssü'ne doğru ilerlediği değerlendirilen 3 şüpheli araç ihbarı üzerine harekete geçildiğini doğruladı. Emniyet yetkilileri daha sonra yaptıkları açıklamada, durumun kontrol altına alındığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, şüphelilerin tesise "ağır hasar vermeyi" hedeflediklerini belirterek, İngiliz ve ABD makamlarının bir süredir bu kişileri zaten takip ettiğini ve incelemenin sürdüğünü ifade etti.

Fairford Hava Üssü, ABD Hava Kuvvetleri'ne bağlı 501. Savaş Desteği Kanadı'na ev sahipliği yapıyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun İngiltere'yi ABD bombardıman uçaklarının bu üsten havalanmasına izin vermemesi yönünde uyarılarda bulunmasının ardından Londra yönetimi temmuz ayında, silahlı kuvvetlerinin ülkeyi her türlü saldırıya karşı korumaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre soruşturmaya yakın bir kaynağa göre, şüphelilerin İran bağlantılı bir saikle hareket etmiş olması ihtimali en güçlü seçenek olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte şüphelerin Rusya'nın olası bir sabotaj girişimini veya radikal İslamcı grupların bir komplosunu da kapsadığı belirtiliyor.