​ABD İran’ın tehditlerine karşı uçak gemisi yolluyor

Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin 29 Nisan’daki Akdeniz turu esnasında fotoğrafını yayınladığı Abraham Lincoln Uçak Gemisi Taarruz Grubu
Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin 29 Nisan’daki Akdeniz turu esnasında fotoğrafını yayınladığı Abraham Lincoln Uçak Gemisi Taarruz Grubu
TT

​ABD İran’ın tehditlerine karşı uçak gemisi yolluyor

Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin 29 Nisan’daki Akdeniz turu esnasında fotoğrafını yayınladığı Abraham Lincoln Uçak Gemisi Taarruz Grubu
Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin 29 Nisan’daki Akdeniz turu esnasında fotoğrafını yayınladığı Abraham Lincoln Uçak Gemisi Taarruz Grubu

İran veya müttefiklerinin deniz ve kara güçlerini gönderdiğine ve Amerikan güçlerine karşı muhtemel bir saldırı hazırlığı içerisinde olduğuna dair haberlerin gelmesinin ardından Beyaz Saray, pazar akşamı dikkat çekici bir karar ve kesin bir mesajla uçak gemisi ve bomba fırlatıcılarından oluşan bir ekipmanın Ortadoğu’ya yönlendirilmesini emretti. Bunun üzerine Pentagon, USS Abraham Lincoln uçak gemisini gönderdi.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Avrupa gezisinde kendisine eşlik eden gazetecilere dün sabah, “ABD, İran tarafından bir tırmanış gözlemledi. Bu durumda Amerika’nın çıkarlarına yönelik saldırılardan İranlıları sorumlu tutacağız. İster Şii milisler ister Hizbullah üzerinden böyle bir şey yaparlarsa Tahran’ı sorumlu tutar ve İran yönetimini doğrudan bunun sorumlusu sayarız” açıklamasında bulundu.
Pompeo, Tahran ile Washington arasında tırmanışa geçen uygulamalar hakkında detay vermeyi reddetmekle birlikte Washington’un, alabilecekleri önlemlere karşı nasıl cevap verileceğini İranlılar anlasın diye açıkça iletişim kurmak için iyi bir nedeni olduğuna işaret etti. Ayrıca Amerikan hareketliliği ve İran tehditlerinin Gazze ve İsrail arasında yükselen şiddet olayları ile bağlantılı olmadığını da belirtti.
Reuters haber ajansının dün Amerikalı bir yetkiliden aktardığına göre donanmanın gönderimine ilişkin emirler, İran güçleri ve ajanlarının, bölgedeki Amerikan güçlerine yönelik olası saldırılara muhtemel hazırlıkları olarak görülen durum için caydırıcı olarak verildi. Bununla birlikte yetkili, “ABD, yakın zamanda İran’dan yana herhangi bir saldırı beklemiyor” dedi.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, pazar akşamı yaptığı açıklamasında ABD’nin USS Abraham Lincoln Uçak Gemisi Taarruz Grubunu ve CENTCOM (Merkez Kuvvetler Komutanlığı) bölgesindeki saldırı güçlerini endişe verici ve artan birçok göstergeye yanıt olarak konuşlandırdığını belirtti. Bolton, söz konusu endişe verici ve artan uyarılara dair detay vermemekle birlikte donanmanın beraberinde bir mesaj taşıdığını belirtti.
Açıklamada belirtildiğine göre bu mesaj, söz konusu ardışık Amerikan güçlerinin, Washington ve müttefiklerinin çıkarlarına yönelik herhangi bir saldırıya ‘hiç de yumuşak olmayan bir güçle’ karşılık vereceğidir.
Bolton, Beyaz Saray’ın İran ile bir savaş peşinde olmadığını, ancak ister ajanları ister Devrim Muhafızları ve ister rejim ordusu güçleri tarafından gelecek herhangi bir saldırıya karşı koymak için de tamamen hazır olduğunu vurguladı.
USS Abraham Lincoln Uçak Gemisi Taarruz Grubu ve ona bağlı bir dizi gemi ve uçak, Akdeniz’de yoğunlaşıyor. Beyaz Saray tarafından duyurulan son gelişmeler, CENTCOM’un Lincoln uçak gemisini Kızıldeniz ve belki Arap Körfezi bölgesine yönlendireceğini haber veriyor.
Aynı şekilde Bolton’un Amerikan saldırı ekiplerinin konuşlandırılmasına ilişkin açıklamaları da Arap yarımadasında saldırı uçaklarının yayılma ihtimaline işaret ediyor. Bu önlem, Başkan Donald Trump Yönetimi’nin son aylarda İran’a yönelik baskıyı artırmak için gerçekleştirdiği hareketler zincirinin en yeni halkası.
Analistler, Bolton’un ek önlemler ve bölgede ek askeri kaynakların konuşlandırılmasına dair sert bir tonla yaptığı açıklamanın, Hürmüz Boğazı’ndaki denizciliği korumak için yapılmasından yana endişelerini dile getirdi. Hatırlanacağı üzere İranlı yetkililer, ilgili ülkelere dünyanın en önemli petrol ulaşım yolu olan Hürmüz Boğazı’ndaki belirleyici konumunu hatırlatmak adına dolaylı yoldan göndermelerde ve belirgin açıklamalarda bulunmuş ve pek çok ülkenin petrol malzemeleri için en önemli deniz koridoru haline gelen bu boğazı günde 18.5 milyon varil petrol taşıyan petrol gemilerine kapatmakla tehdit etmişti.
Analistlerin açıklamalarına göre teorik bakımdan İran’ın petrol gemilerine karşı koymak için demiz gemilerini yayması veya boğazın kapanmasına yol açmak için mayın döşemesi mümkün. Öte yandan Amerikan ordusu, Bahreyn’deki Amerikan donanmasının beşinci filosunun merkezi de dahil olmak üzere bölgede güçlü bir askeri varlığa sahip. Bu yüzden uzmanlar, İran’ın boğazı kapatmaya yönelik tehditlerini uygulamaya sokmasını pek muhtemel görmüyor. Hele de İran, benzer tehditleri defalarca dillendirmişken.
Bir Pentagon yetkilisi, Beyaz Saray’ın uçak gemisi ve başka askeri kaynaklar göndermesine ilişkin kararı ile İran’a bağlı milislerin bölgedeki Amerikan deniz ve kara güçlerine karşı bir saldırıya hazırlandığına dair belirgin göstergelere karşı koymayı hedeflediğini ifade etti. Yetkili, hedef alınan güçlere dair bir açıklama yapmayı reddetti.
Bu gelişmeler, Washington’un zenginleştirilmiş İran uranyumunu satın almaya ilgi duyanlara yönelik yaptırımlar uygulamasının gerginliği artırmasından sonra yaşanıyor. Müttefik olan Avrupalı ülkeler, Trump Yönetimi’nin İran ekonomisini felç etmek için attığı adımlar ve İran ürünlerini satın almak isteyen ülkelere yaptırım uygulamakla tehdit etmesinden doğan sıkıntıları dile getirdi. Fransa, Almanya ve İngiltere Dışişleri Bakanları ile AB Sorumlusu, yaptıkları bir açıklamada kendilerinin halen 2015 yılında İran ile imzalanan nükleer anlaşmanın gereklerine göre hareket ettiklerini ve bu nükleer anlaşmanın Ortadoğu bölgesinde istikrar ve güvenin artması için bir anahtar olacağına inandıklarını belirtti.
İran ile ABD arasındaki gerginliğin boyutu, Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin birinci yıldönümünden önceki üç haftada arttı. Washington, üç hafta önce İran ordusuna denk askeri teşkilat olan Devrim Muhafızları’nı terör listesine dahil etmekle Tahran’a yönelik baskılarını şiddetlendirmeye başladı. Daha sonra 6 ay önce başlayan yaptırımlarda 8 ülkeye tanıdığı petrol muafiyetini sona erdirdi.
ABD, daha da ileriye giderek uranyum zenginleştirmesini durdurmak amacıyla nükleer anlaşmanın taraflarına anlaşma çerçevesinde İran ile işbirliği yapması için tanıdığı muafiyetlerde de birtakım değişikliklere gidildiğini duyurdu.
ABD’nin geçen yıl sekiz İran petrolü müşterisine tanıdığı muafiyetleri sonlandıracağını açıklaması ve müşterilerden ya 1 Mayıs’ta alımlarını durdurmaları ya da yaptırımlarla yüzleşmelerini talep etmesinden sonra İran Devrim Muhafızları, geçen ayın sonlarında Hürmüz Boğazı’nı kapatmakla tehdit etti. Avrupalı hükümetler, Washington’un İran’a yönelik yaptırımları yeniden devreye sokmasına karşı çıktı.
Trump Yönetimi’nin üst düzey bir yetkilisi, İran tarafının Hürmüz Boğazı’nda herhangi bir düşmanca hareketinin haklı bir gerekçesi olmayacağını ve kabul edilmeyeceğini söyledi.
İran, daha önce de su koridorunu kapatmakla tehdit etmiş ancak uygulamamıştı.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.