Rus Enerji Bakanı: Suudi Arabistan ile işbirliğimiz, arz-talep dengesini ve petrol piyasasının istikrarını muhafaza ediyor

Rusya Enerji Bakanı (Fotoğraf: Beşir Salih)
Rusya Enerji Bakanı (Fotoğraf: Beşir Salih)
TT

Rus Enerji Bakanı: Suudi Arabistan ile işbirliğimiz, arz-talep dengesini ve petrol piyasasının istikrarını muhafaza ediyor

Rusya Enerji Bakanı (Fotoğraf: Beşir Salih)
Rusya Enerji Bakanı (Fotoğraf: Beşir Salih)

Suudi Arabistan ile işbirliğinin arz-talep dengesini ve petrol piyasasının istikrarını sağladığını dile getiren Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak, dünya ticaretindeki düşük büyüme oranları ve Amerika ile Çin arasındaki ticari anlaşmazlıkların artmasıyla birlikte küresel ekonomideki yavaşlama sebebiyle önümüzdeki birkaç yıl boyunca petrol talebi risklerinin ortaya çıkabileceğini düşünüyor.
Bakan Novak, Nisan ayında OPEC Plus Anlaşması'nca belirlenen kota uygulamasında artış yaşandığına dikkat çekerek, OPEC ülkeleri ve kuruluşun üyesi olmayan devletlerde yüzde 164’lük bir ortalama uygulama oranına ulaşıldığını belirtti. Ayrıca Novak, bu yüksek oranın kaydedilmesinin sebebinin esas olarak Suudi Arabistan’ın anlaşmanın uygulanmasındaki titizliğinden kaynaklandığını açıkladı.
Novak, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği özel röportajda, 2019 yılının ikinci yarısında İran'ın üretim ve ihracatının hangi seviyeye geleceğinin belirleneceğini belirterek, Venezuela’daki üretim durumunun hala belirsiz olduğunu söyledi. Ayrıca OPEC Plus Anlaşması'nın disiplinli bir şekilde uygulanmasının, katılımcı ülkelerin 2017 ile 2018 arasında piyasaya yaklaşık bir milyar varil eksik pompalama yapmalarına yola açtığını vurgulayarak, bu durumun bir dizi ülkedeki üretimin düşüşüne ve küresel pazardaki fazlalığın azalmasına katkıda bulunduğunu kaydetti.
Suudi Arabistan ile işbirliği alanlarının enerji alanını aşarak uzay, finans sektörü, tarım ve diğer bir dizi sektöre uzandığını dile getiren Novak, 2018 yılının sonunda iki ülke arasındaki ticaret hacminin yüzde 15 oranında arttığına dikkat çekti.
Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak ile gerçekleştirilen röportajın metni:
-Hafta başında Cidde'deki OPEC toplantılarına katıldınız. Hangi sonuçlara ulaştınız?

Cidde'deki OPEC toplantılarının amacı, petrol piyasasındaki durumu istikrara kavuşturma konularının görüşüleceği bakanlar komitesi toplantısına katılmak ve istikrarı korumak için gerekli adımların atılmasıydı. Bu konu çok önemli. Çünkü bu, küresel enerji gündeminin kilit konulardan biri olarak yerini alıyor. Daha önceki dönemde elde ettiğimiz başarı, ortaklaşa alınan kararlarla ve bu kararların bu sürece dahil olan tüm taraflarca uygulanmasıyla mümkün oldu.
Bizim asıl görevimiz, üretim kesintisi anlaşmasının son dört ay içinde nasıl uygulandığını ve yılın ikinci yarısına ilişkin tahminlerin formülasyonunu değerlendirmekti. Tüm bakanlar, sözleşmenin hedeflerine ulaşıldığı konusunda ittifak ettiler. Nitekim Nisan ayındaki uygulama seviyesi yüzde 168 gibi rekor bir seviyeye ulaştı.
Ortak çalışmamızın dünya petrol piyasası üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu vurgulamak isterim. Aralık ayı toplantısında gerçekleştirdiğimiz hedefli ve çalışılmış faaliyetlerimiz, pazardaki aksaklıklardan kaçınmamıza katıda bulundu ve arz-talepte önemli bir artışa yol açarak fiyatların düşmesini sağladı. Haziran ayında pazardaki durumun ele alınacağı bakanlar toplantısı geçekleştirilecek ve söz konusu toplantıda belirsiz kalan bir dizi faktör de dikkate alınacak.
Her durumda, OPEC ülkeleri ile bu kuruluş dışındaki üretici ülkeler arasındaki işbirliğinin sürdürülmesi gerektiğini düşünüyorum.
Gözetim için kurulan bakanlar komitesi toplantısının yanı sıra Suudi Arabistan Enerji, Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Halid el-Falih’in de aralarında bulunduğu anlaşmaya katılan ülkelerden mevkidaşlarımızla bir dizi ikili görüşmeler gerçekleştirdik.
-Rusya ile Suudi Arabistan arasındaki mevcut ekonomik ilişkiler ve ticaret ve yatırım işbirliğinden ne kadar memnunsunuz? Bu ilişkilerin gelecekti gelişimine ilişkin ne düşünüyorsunuz?
Rusya ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler uzun zamandan bu yana enerji alanındaki işbirliğinin ötesine geçmiştir. Tarım, uzay araştırmaları ve finans sektörü gibi alanlarda büyük işbirliği potansiyeli görüyoruz. Ayrıca Rusya ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret ve yatırım işbirliğinin sürekli genişlediğinin ve güçlendiğinin de belirtilmesi gerekiyor.
Rusya ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacmi, 2018 yılının sonunda yüzde 15 artarak 1 milyar dolara ulaştı. Bu, son iki yıldaki gelişim seviyesinde kaydedilen iyi bir orandır. Bununla birlikte gelecekte ticaret hacmini arttırmaya yönelik tüm fırsatların önümüzde açık olduğun düşünüyoruz.
-Rusya ile Suudi Arabistan arasındaki koordinasyonun petrol politikası ve fiyat istikrarı açısından önemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu işbirliği neden devam etmeli?
Suudi Arabistan'ın OPEC bünyesinde öncü bir rol oynadığına katılmamak güç. Suudi Arabistan ve Rusya’nın OPEC ülkeleriyle ve kuruluşun üyesi olmayan diğer ülkelerle işbirliği çerçevesinde gösterdikleri dayanışma, ‘petrol piyasasında arz ve talep dengesinin sağlanmasında, sektördeki uzun vadeli yatırımın sürdürülmesinde, petrol piyasasının istikrarının sağlanmasında ve spekülatörlerin yaptıklarıyla yüzleşilmesinde’ önemli bir faktördür.
Bununla birlikte OPEC formülüne göre çalışmakla Suudi Arabistan ile olan ikili ilişkilerin iki paralel yol olduğunu vurgulamak istiyorum. Ortak projelerin ve ikili yatırımların uygulanması dahil olmak üzere Suudi Arabistan ile petrol sektöründeki işbirliğini geliştirmeye devam edeceğiz. Şu anda, örneğin, havacılık endüstrisinde işbirliğine ilişkin tartışmalar devam etmekte ve kültür alanındaki ortak projeler uygulanmaktadır.
-Borsaya kademeli bir şekilde giriş bağlamında, Suudi şirketlerdeki Rus yatırımlarının büyümesinin önemi sizce tam olarak neyden kaynaklanıyor?
Mevcut aşamada, Suudi Arabistan ile ortak işbirliği konusunda bir yol haritası geliştirildi. Bu yol haritası çok çeşitli işbirliği alanlarını içeriyor. Bu bağlamda Suudi Arabistan Enerji, Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Halid el-Falih ile 10-11 Haziran 2019 tarihleri arasında Moskova'da yapılacak olan bir sonraki komite toplantısı sırasında bunları imzalamayı planlıyoruz.
İki ülke arasındaki işbirliğini güçlendirmek için atılan büyük bir adım olan bu projelerin uygulanacağına inanıyorum. Karşılıklı yatırım her zaman ilişkileri güçlendirir, yeni ufukların görülmesini sağlar ve ülkelerin deneyimlerini paylaşmalarına fırsat verir.
-Önümüzdeki birkaç yıl içinde, dünya petrol piyasasının hangi sorunlarla karşı karşıya kalacağını düşünüyorsunuz? Başlıca eğilimler neler olacak?
Bana göre önümüzdeki birkaç yıl içerisinde küresel ekonomik yavaşlama nedeniyle petrol talebine ilişkin birtakım riskler ortaya çıkabilir. Ekonomik faktörler arasında, dünya ticaretindeki düşük büyüme oranlarını ve Amerika ile Çin arasındaki ticari anlaşmazlıkların tırmanmasını not edebiliriz. Bu faktörler, dünyanın pek çok bölgesinde artan siyasi belirsizlikle birlikte küresel ekonominin daha fazla darbeyle karşı karşıya kalacağına işaret ediyor. Tahmin edilemezlik ve oyunun kurallarının belirsizliği her zaman yatırım ortamının bozulmasına ve yatırım hacminin azalmasına neden olmuştur. Bu durum, ekonomik büyümede düşüş yaşanmasına yol açar. Bu küresel faktörlerle ilişkili olan durumdur.
Ancak elbette enerji sektörü söz konusu olduğunda bu sektöre has olan diğer birtakım durumlar da var. Öncelikle, geleneksel olmayan rezervlerin gelişimindeki payın kademeli olarak büyümesinin yanı sıra artan rekabetten söz ediyoruz. Her ne kadar petrol rezervleri dinamiklerinin ana yönlendiricisi Ortadoğu ülkeleri olsa da, ABD'nin petrol üretimiyle birlikte, hepsinden öte kaya petrolü üretiminin etkisi gelecekte artacaktır.
Ayrıca, uzun vadeli çevre faktörleri, enerji verimliliği ve yakıt arzındaki rekabet de pazarda önemli bir rol oynayacaktır. Örneğin, enerji sektöründeki çevre faktörü hakkında konuştuğunuzu düşünün. Bu kapsamda, deniz yakıtlarında bulunan kükürt ölçümlerindeki değişimi dikkate almak zorundayız. Bu durum, yüksek kükürtlü akaryakıtların karşılığında sıvılaştırılmış gaz ve daha çevre dostu yakıtlar için kısmi bir alternatif sağlayacaktır. Öte yandan yenilenebilir enerji kaynakları da hızla gelişiyor. Her ne kadar bu enerji kaynakları hali hazırda petrol ve doğal gazın yerine geçemese de, enerji kaynakları arasında rekabetin artmasına yol açacaktır.
Moskova'nın üretimin azaltılması anlaşmasının süresinin uzatılması konusundaki tutumu nedir? OPEC ile birlikte gelecekte hangi adımları atacaksınız?
- Rusya, anlaşmanın uygulanmasında yüzde 100 seviyesine ulaştı. Haziran ayının sonuna kadar aynı üretim seviyesinde kalmayı planlıyoruz. Nisan ayında OPEC Plus Anlaşması'nca belirlenen kota uygulamasında yaşanan artışla birlikte OPEC ülkeleri ve kuruluşun üyesi olmayan devletlerde yüzde 164’lük bir ortalama uygulama oranına ulaşıldı. Bu yüksek oranın kaydedilmesi, esas olarak Suudi Arabistan’ın anlaşmanın uygulanmasındaki titizliğinden kaynaklanıyor. Bu nedenle, uygulamadaki disiplin seviyesinin çok yüksek olduğu söylenebilir.
Gelecekteki anlaşma ile ilgili olarak öncelikle, petrol piyasasının çok dinamik olduğunu anlamalıyız.Son aylarda yaptırımlar ve kötüleşen ticaret savaşları gibi birçok jeopolitik risk ortaya çıktı. Bu jeopolitik faktörleri ve henüz gerçekleşmemiş riskleri değerlendirmemiz; ayrıca işbirliği bildirgesinin şartlarının korunması veya değiştirilmesi hususunda karar verirken bunları dikkate almalıyız. Bu faktörlerden ‘tüketicilerin durumu ve finansal istikrar’ gibi faktörler bizim için oldukça önemlidir. Arz tarafında, tüm piyasa katılımcılarını olumsuz yönde etkileyen büyük çoklardan kaçınılması gerekiyor. Tüm katılımcı devletlerin görüşlerini dikkate almalıyız ve bunun ardından sözleşmenin geleceği hakkında toplu bir karar vermeliyiz.
Bu anlaşma küresel pazarı nasıl etkiledi? Gerçekten olumlu sonuçları oldu mu?
- Bildiğiniz gibi, OPEC anlaşmasının amacı her zaman küresel olarak petrol piyasasında istikrarı sağlamak olmuştur. Yolun başında fark etmiş olduğumuz piyasa katılımcılarının şüphelerine rağmen bu hedefe ulaştık. OPEC ülkeleri ile bu örgütün üyesi olmayan başlıca petrol üreticisi ülkeler arasında geliştirilen işbirliğinin yalnızca enerji şirketleri için küresel piyasayı dengelemekle kalmayıp, aynı zamanda enerji sektöründeki tüm büyük üreticiler arasında diyaloğun geliştirilmesine de katkıda bulunduğunu belirtmek lazım. Söz konusu işbirliği bütün bunların yanı sıra, karşılıklı güven ve saygı üzerine inşa edilecek işbirliği için de yeni ufuklar açıyor. Bu, tüm ikili işbirlikleri için geçerlidir.
OPEC Plus Anlaşması'nın disiplinli bir şekilde uygulanması, katılımcı ülkelerin 2017 ile 2018 arasında piyasaya yaklaşık bir milyar varil daha az pompalama yapmalarını sağladı. Ayrıca bir dizi ülkedeki üretimin düşüşüne ve küresel pazardaki fazlalığın azalmasına katkıda bulundu. 2016'nın sonundan 2019'un ilk çeyreğine kadar Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ndeki (OECD) petrol ürünleri ve petrol rezervleri150 milyon varil kadar azaldı. Öte yandan 2018 yılının Mart ayında -3,5 yılda ilk kez- seviye 5 yıllık ortalamanın altına düştü.
Biraz geriye gidersek aşırı üretim ve pazarın gelişim ufkunun darlığı nedeniyle 2016 yılının başlarında fiyatın 27 dolara düştüğünü hatırlarız. Bundan dolayı öngörülemezlik ve düşük fiyatlar, dünyadaki petrol endüstrisine yapılan yatırımdaki çöküşe benzer bir düşüşe yol açıyor. İki buçuk yıl içerisinde yatırım projelerinde yaklaşık 1 trilyon dolar kaybedildiği zaman, bu durum yatırım eksikliğinden dolayı gelecekteki üretimde keskin bir çöküşe neden oldu.
Anlaşmanın ardından durum çarpıcı bir şekilde değişti. Üst üste 3 yıl boyunca petrol ve gaz sektöründeki küresel yatırımlarda artış yaşandığına tanık olduk. 2016 yılında yaklaşık 430 milyar dolar olan bu rakam 2019'da 500 milyar dolara ulaştı. Yatırımları teşvik eden ve uzun vadeli büyümeyi sağlayan şey,fiyat değişiminin son zamanlarda çok düşük olmasıdır.
Analizimiz, anlaşmanın imzalanmamış olması durumunda 2018’deki üretim fazlalığının günlük 0.6 milyon varil olacağını gösteriyor. Bundan dolayı söz konusu üretim fazlalığı ile birlikte bir varil petrolün fiyatı 30 ila 50 dolar arasında değişecek ve bu durumun bazı ülkelerde ciddi sosyal ve ekonomik sonuçları olacaktı.
 ABD’deki kaya petrolü üretiminin artması küresel pazarı nasıl etkiler?
- Üretim yapısının analizi, büyümenin orta vadede devam edeceğini gösterse de ABD’deki petrol üretimi devam ediyor. Aynı zamanda, ABD’deki kaya petrolü üretiminin petrol fiyatına tamamen duyarlı olduğunu unutmamalıyız. Kaya petrolü üretimindeki verimin ve artışına ve teknolojinin gelişmesine rağmen üretim önemli ölçüde azalmıştır.
Sizce, Venezuela’daki durum ve ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları küresel piyasayı nasıl etkiledi? Piyasa bu faktörlerin etkisini nasıl en aza indirebilir?
- Yaptırımlar ve diğer jeopolitik faktörler,petrol rafinerisi sektörünün ağır bir kıtlık sıkıntısı çekmesine neden olmuştur. 2019 yılının ikinci yarısının İran'ın üretim ve ihracatının hangi seviyeye geleceği konusunda belirleyici olacağını düşünüyorum. Venezuela’daki üretim durumu ise hala belirsiz. Bununla birlikte 2019 yılının üçüncü ve dördüncü çeyreğinde, Permiyen havzasındaki altyapı kısıtlamaları süresinin bitiminden sonra ABD'de üretim artışı bekliyoruz.
ABD Başkanı Donald Trump'ın petrol üretimi ve fiyatları hakkındaki görüşleri piyasayı nasıl etkiledi?
- Herhangi bir açıklamanın etkisi oldukça sınırlıdır. Bunlardan en önemlisi piyasayı sadece geçici olarak etkileyebilir. Her şeyden önce piyasaları etkileyen ana faktör arz ve talep dengesidir.Arz talebi aşarsa, üretim fazlası oluşur ve piyasadaki kalıntılarda artış olur. Bugün piyasada daha istikrarlı veya sakin bir durum gözlemliyoruz. Bu istikrarın, OPEC'in üretimi azaltma anlaşması sayesinde sağlandığına inanıyoruz.



Moskova Esed sonrası Suriye’de kaybetti mi? Rusya’nın Suriye’deki yeni oyun planı nasıl olacak?

Putin ve Esed, Aralık 2017'de Lazkiye yakınlarındaki Hmeymim Hava Üssü’nde düzenlenen askerî geçit törenine katıldı. (AFP)
Putin ve Esed, Aralık 2017'de Lazkiye yakınlarındaki Hmeymim Hava Üssü’nde düzenlenen askerî geçit törenine katıldı. (AFP)
TT

Moskova Esed sonrası Suriye’de kaybetti mi? Rusya’nın Suriye’deki yeni oyun planı nasıl olacak?

Putin ve Esed, Aralık 2017'de Lazkiye yakınlarındaki Hmeymim Hava Üssü’nde düzenlenen askerî geçit törenine katıldı. (AFP)
Putin ve Esed, Aralık 2017'de Lazkiye yakınlarındaki Hmeymim Hava Üssü’nde düzenlenen askerî geçit törenine katıldı. (AFP)

Suriye’de 8 Aralık sabahı yaşanan büyük dönüşümün hemen ardından, özellikle Batı’da Rusya’nın son on yılda ülke içinde elde ettiği kazanımları zayıflatacak ağır bir darbeyle karşı karşıya kaldığı yönünde yorumlar hızla çoğaldı. Analizlerde, Rusya’nın doğrudan askeri müdahalesiyle inşa ettiği etki alanının çökmeye başladığı ve bunun Moskova için ciddi sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.

Değerlendirmeler; siyasi, askeri ve ekonomik birçok boyutu içerirken, bazı çevreler Rusya’nın Suriye projesinin ‘yenilgiyle sonuçlandığını’ öne sürerek olası etkilerini tartışmaya açtı.

Ekonomik açıdan bakıldığında, Rus yatırımlarının Suriye’de çok büyük bir ağırlığı bulunmuyor. Ülke uzun yıllar Kremlin’in önemli bir müttefiki olsa da hiçbir zaman Moskova için öncelikli bir yatırım merkezi olmadı. Sovyetler Birliği döneminden başlayarak Rusya’nın enerji gibi bazı sektörlerde altyapı katkısı bulunsa da bu yatırımlar sınırlı kaldı.

Siyasi açıdan ise Suriye’deki hızlı gelişmeler, Rusya’nın Ortadoğu’daki müttefikleriyle kurduğu ilişkiler modelinin zayıf noktalarını açığa çıkardı. Bu durum, Rusya'nın müttefiki İran'ın ağır darbeler alması ve Moskova'nın “Onu asla yalnız bırakmayacağız” demesine rağmen Beşşar Esed’den hızla vazgeçmek zorunda kalmasıyla ortaya çıkan kafa karışıklığı ve çaresizlikle sınırlı değil.

sdfvgrt
Hmeymim kasabasında Esed destekçilerine ait hasarlı bir askeri aracın yanında duran Suriye güvenlik güçleri (AFP)

Bu çerçevede Rusya’nın, Suriye projesinin başarısız olduğu değerlendiriliyor. Bu durum, Kremlin’in yıllardır Suriye’deki başarılarını ‘NATO’nun girdiği her yerde başarısız olduğu’ söylemiyle karşılaştırarak övünmesi açısından da ayrı bir önem taşıyor. 8 Aralık 2024 sabahı, Moskova’nın Suriye’ye sunduğu çözüm modelinin tıkandığı ve büyük bir yenilgiyle sonuçlandığı yönündeki kanaat pekişti.

Diğer yandan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin daha sonra yaptığı açıklamalar, Halep sürecinden sonraki askeri çözüm aşamasının en kritik bölümünün, Rusya’nın tarafsızlığını güvence altına almak amacıyla Moskova ile koordineli biçimde yürütüldüğünü ortaya koydu.

Esed'i terk etmek

Ukrayna’daki çatışmaya ağırlık veren ve Suriye’de riskleri azaltmaya yönelik planlarında Beşşar Esed’in oyalamasından defalarca rahatsızlığını dile getiren Moskova’nın, kritik bir anda Esed’i artık ‘yük’ olarak görerek sahneden çekilmesine karar verdiği anlaşılıyor. Bu tercihte, muhalefetin Şam’a ilerleyişi sırasında verdiği ve Dışişleri Bakanı Şeybani’nin açıkladığı ‘Esed’in gitmesinin Rusya’nın Suriye’den çıkması anlamına gelmediği’ yönündeki güvencelerin etkili olduğu belirtiliyor.

Bu durum, Rusya’nın Esed’i hızlı şekilde devre dışı bırakırken ona kişisel güvenceler vermesini, rejim güçlerinden çatışmaya girmemelerini ve silah bırakmalarını istemesini açıklıyor. Aynı zamanda yeni Suriye yönetiminin Rus üslerini ve askerlerini koruma taahhüdünde bulunması, Moskova’nın ilişkileri yeniden düzenlemesine ve kayıplarını asgariye indirmesine zemin hazırladı.

Askeri boyutta ise Rusya, Suriye’deki varlığını güvenceye almak amacıyla hem açık hem de kapalı kanallarda tartışmalar yürütüyor. Tartışmalar, özellikle Hmeymim ve Tartus üslerindeki konumun güçlendirilmesine ve Suriye’deki değişimlerden sonra Rusya’nın askeri merkezine dönüşen Kamışlı Havalimanı üzerindeki etkinliğin pekiştirilmesine odaklanıyor.

Ayrıca Rusya ile Suriye arasında, yeniden devriye faaliyetlerinin başlatılması için çeşitli bölgeler üzerinde yoğun görüşmeler yapıldığı biliniyor. Özellikle güneyde, İsrail’in sınıra yönelik operasyonlarını frenlemek amacıyla Rusya’nın yeniden arabuluculuk rolü üstlenmesi ve iki taraf için karşılıklı güvence mekanizmaları geliştirilmesi hedefleniyor. Bu çabalar, geçmişte Suriye’de uygulanan Rusya-İsrail koordinasyon modelinin yeni koşullara uyarlanmış bir versiyonu olarak değerlendiriliyor.

fgthy
Suriye'nin güneyinde ilerleyen bir Rus devriyesi (Arşiv)

İki ay önce Kamışlı’da Rusya ile Suriye makamlarının koordinasyonunda gerçekleştirilen ortak devriye, Moskova’nın ülkenin kuzeydoğusunda gerginliği azaltmada rol oynayabileceğine işaret etti. Bu adımın, hem Türkiye ile hem de bölgede sınırlı askeri varlığını sürdüren ABD ile uyumlu bir çerçevede gerçekleştiği değerlendiriliyor.

Rusya’nın kuzeydoğu ve güney bölgelerinde üstlenebileceği bu yeni faaliyet alanı, Şam’ın orduyu yeniden yapılandırma ve silahlandırma konusunda yardım talep ettiğine ilişkin yoğun raporlarla birlikte, taraflar arasında ilişkilerin yeniden düzenlenmesine yönelik pratik bir zemin oluşturuyor. Bu süreç, Moskova’nın Akdeniz’deki askeri varlığını korumasını güvence altına almayı hedefliyor. Rus tarafı için özel önem taşıyan bu varlığın kapsamı ve süresine ilişkin önceki anlaşmaların her iki tarafın çıkarlarına uygun biçimde revize edilmesi de gündemde.

Bu genel çerçeve belirginleşirken, Rusya’nın Suriye’de jeopolitik ya da askeri bir yenilgiye uğradığı yönündeki tahminlerin giderek zayıfladığı görülüyor.

Askeri kayıplar ve kazanımlar

Doğrudan askeri kayıplara ilişkin değerlendirmeler, Moskova’nın sahadan ‘hesaba değer’ bir kazançla çıktığını gösteren bir başka boyutu ortaya koyuyor. Resmi veriler ve Suriyeli kaynakların yaptığı bağımsız tespitlere göre, Rusya’nın son on yılda dünyanın en kanlı çatışmalarından birine sahne olan Suriye’deki askeri kayıpları son derece sınırlı kaldı. Çeşitli tahminler, toplam kaybın birkaç yüz asker ile onlarca tank, zırhlı araç ve bazı helikopterlerle sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Moskova, geleneksel olarak bu tür kayıpları resmen açıklamasa da, Rusya’daki bazı sivil kurumlar ve muhalif çevreler tarafından yayımlanan veriler de kayıpların büyük boyutlara ulaşmadığını doğruluyor. Kıyaslamak gerekirse, yalnızca 5 gün süren 2008 Gürcistan Savaşı, Rusya için çok daha ağır teçhizat kayıplarıyla sonuçlanmıştı. Yıllar önce yayımlanan bir rapor, kesin Rus zaferiyle sonuçlanan o savaşta dahi Rus ordusunun ciddi sürprizlerle karşılaştığını aktarıyordu. Rapora göre, nispeten eski bir Gürcü hava savunma sistemi, merkezi bir savunma ağı bulunmamasına rağmen, dokuz modern Su-25 savaş uçağını düşürmeyi başarmıştı. Bu durum, Rus pilotlarının yetersiz eğitimine ve bakım-hazırlık süreçlerindeki aksaklıklara işaret ediyordu. Zafiyetler bununla da sınırlı kalmadı. Gürcü güçleri bir Rus tank konvoyuna da zarar verebildi; bu ise istihbarat kapasitesindeki eksikliklerin altını çizdi. Genel olarak savaş, operasyon yönetimi, silah sistemlerinin performansı ve genel askeri etkinlik bakımından ciddi açıklar ortaya koymuş, Rusya’nın devasa savunma bütçeleri düşünüldüğünde büyük bir şok etkisi yaratmıştı.

Suriye tecrübe sahası

Suriye savaşı, Rus ordusunun sahadaki kapasitesini ilk kez bu denli kapsamlı ve doğrudan test etme imkânı sundu. Bu noktada, ordunun modernizasyon programını yöneten eski Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun 2018’de yaptığı açıklama dikkat çekiciydi. Şoygu, Suriye’deki doğrudan müdahalenin başlamasından üç yıl sonra ve aktif operasyonların büyük ölçüde tamamlanmasının ardından, Rusya’nın savaş boyunca 350’den fazla modern silah sistemini sahada test ettiğini duyurdu. Ayrıca Suriye operasyonu sayesinde saldırı helikopterlerinin silahlandırılması, erken uyarı sistemleri ve radarlar dâhil birçok alanda kritik hataların giderildiğini vurguladı.

sdfrgt
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 12 Aralık 2017'de Suriye'deki Hmeymim Hava Üssü’nü ziyaret etti. (Getty Images)

Hava-hava silahlarının geliştirilmesine ilişkin değerlendirmesinde ise Şoygu, özellikle helikopter ve diğer hava unsurlarının korunması için, menzili kara konuşlu savunma sistemlerini aşan yeni mühimmata ihtiyaç duyduklarını belirtti. Şoygu, “Bugün elimizde bu tür silahlar var; bu, tamamen Suriye operasyonu sayesinde mümkün oldu” dedi. Benzer şekilde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de birçok kez, gerçek çatışma koşullarında yapılan bu testlerin, Rusya’ya tatbikat alanlarında sağlanamayacak ölçekte benzersiz bir deneyim kazandırdığını ifade etti. Temmuz 2020’de Rusya’nın RIA Novosti haber ajansı tarafından yayımlanan kapsamlı bir rapor da bu değerlendirmeleri doğruladı. Rapora göre Moskova, Suriye’de ilk kez Kalibr tipi denizden fırlatılan seyir füzelerinin gerçek operasyonel kullanımını gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat’ın RIA Novosti’den aktardığına göre o tarihten itibaren Rus donanması -denizaltılar dahil- seyir füzelerini düzenli olarak kullandı. Bu deneyimler, Suriye’nin Rusya için yalnızca bir dış politika müdahalesi değil, aynı zamanda ordunun modernizasyonu ve silah teknolojilerinin gerçek savaş ortamında doğrulanması açısından da stratejik bir laboratuvar işlevi gördüğünü ortaya koyuyor.

Rus haber ajansları, Rus Hava-Uzay Kuvvetleri envanterindeki neredeyse tüm uçak türlerinin Suriye savaşında görev aldığını bildirdi. Rusya, eski nesil taktik bombardıman uçakları ile taarruz helikopterlerinin yanı sıra, stratejik bombardıman uçaklarının kabiliyetlerini de sahada ilk kez bu ölçekte test etti.

Ayrıca Suriye, Rus ordusunun İsrail lisansı altında üretilen insansız hava araçlarını (İHA) geniş çapta kullandığı ilk savaş alanı oldu. Bu İHA’lar hem bombardıman görevlerinde, hem füze isabetlerinin tespitinde, hem de topçu atışlarının yönlendirilmesinde kritik rol oynadı.

Modern tank modelleri ile daha önce gerçek savaşta test edilmemiş olan Pantsir ve İskender tipi füze sistemleri de ilk kez Suriye’de kapsamlı biçimde denenmiş oldu. Moskova, bu sistemlerin bazı versiyonlarını Kaliningrad’da Avrupa sınırına yakın konuşlandırmış olsa da, fiilen savaş koşullarında kullanılmaları Suriye’de gerçekleşti.

Uzmanlar, Rusya’nın Suriye’deki askeri katılımının, ülkenin savunma sanayiini, üretim kapasitesini ve ordunun genel savaş hazırlığını yeniden inşa etmede belirleyici rol oynadığını belirtiyor. Bu tecrübenin, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’da başlattığı operasyon için önceki dönemlere kıyasla çok daha yüksek hazırlık seviyesine ulaşmasında etkili olduğu değerlendiriliyor.


Şara ve Putin ilişkilerde yeni bir aşamaya geçiyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'yı ağırladı (DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'yı ağırladı (DPA)
TT

Şara ve Putin ilişkilerde yeni bir aşamaya geçiyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'yı ağırladı (DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'yı ağırladı (DPA)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı Kremlin’de sıcak bir şekilde karşıladı. Bu ziyaret, geçmişi geride bırakıp, iki liderin ‘köklü ilişkiler’ olarak nitelendirdiği iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden tesis edecek yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülüyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Şara, ülkesinin Rusya ile ilişkilerini yenilemek için çaba göstereceğini vurgularken Moskova'da kendisine gösterilen ‘sıcak karşılamadan’ dolayı Rusya Devlet Başkanı Putin'e teşekkür etti.

Putin’in Moskova’nın Suriye yönetimiyle düzenli istişareler yapmayı istediğini teyit etmesiyle ilgili olarak Şara, Suriye'nin önceki tüm anlaşmalara saygı duyduğunu ve Suriye'nin durumunun bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve birliği ile bölgesel ve küresel istikrarla bağlantılı güvenlik istikrarının sağlanması gerektiğini söyledi.

Kapalı kapılar ardında yaklaşık iki buçuk saat süren toplantının ardından, özellikle Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı (Lazkiye ve Tartus'taki hava ve deniz üsleri dahil) ile ilgili olarak varılan anlaşmaların içeriği hakkında çok az bilgi verildi. Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak görüşmelerin sonunda yaptığı açıklamada, ortak hükümet komitesinin yeniden başlatılması konusunda bir anlaşmaya varıldığını duyurdu. Ayrıca, görüşmelerin odak noktası olduğu görünen Suriye enerji sektörüne de değindi.


Medvedev: Başarısız müzakereler daha korkunç bir savaşa yol açabilir

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
TT

Medvedev: Başarısız müzakereler daha korkunç bir savaşa yol açabilir

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev, “X” platformu üzerinden yaptığı açıklamada, başarısız müzakerelerin daha şiddetli ve ölümcül bir savaşa yol açabileceğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın RT kanalından aktardığına göre Medvedev, “Rusya'ya son müzakere uyarılarını yöneltenlerin, müzakerelerin mutlaka düşmanlıkların durdurulmasına yol açmayacağını anlamaları gerektiğini” söyledi.

gtrhyju
Ukrayna ile savaşın ön cephesindeki Rus askerleri (Arşiv- AP)

Medvedev, "Rusya'ya ültimatom veren düşmanlar çok basit bir şeyi hatırlamalılar: Müzakereler kendi başlarına bir çözüme yol açmaz" diye yazdı.

Medvedev, “Çatışmaları durdurmak için” diye ekleyerek, ‘başarısız müzakereler, daha şiddetli bir savaş dönemine, daha güçlü silahlara ve yeni katılımcılara yol açabilir’ ifadelerini kullandı.

Daha önce İsviçreli tarihçi Roland Popp, Berliner Zeitung gazetesine verdiği röportajda Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in verdiği ültimatomu anlattı.

RT'nin haberine göre Rusya, Ukrayna'yı "yetersizliğin kanıtı" olarak görüyor.