Kaçakçılık yolları: Mısır ve Libya arasındaki terörizm haritası

Kaçakçılık yolları: Mısır ve Libya arasındaki terörizm haritası
TT

Kaçakçılık yolları: Mısır ve Libya arasındaki terörizm haritası

Kaçakçılık yolları: Mısır ve Libya arasındaki terörizm haritası

Mısır güvenlik güçlerinin kaçakçılık oranlarını azaltma konusunda son iki yıl boyunca elde ettiği başarılara rağmen, her türlü aktif silah kaçakçılığının yapıldığı Mısır ve Libya arasındaki yaklaşık 1100 kilometrelik sınırda, Mısır devletini her zaman rahatsız eden sorunlardan biri olmaya devam ediyor.
Verimli bölge ve güvenlik kaosu
Mısır ve Libya arasındaki geniş coğrafi sınırların doğası ve bu sınırlar içerisinde bulunan dağlar, mağaralar ve kum tepeleri, kaçakçılık olayları için oldukça verimli bir zemin oluşturuyor. Bu olaylar, 2011'de Kahire'de Hüsnü Mübarek ve Libya'da Muammer Kaddafi rejimlerinin yıkılmasıyla sonuçlanan hadiselerin ardından daha da arttı.
O zamandan bu yana iki komşu ülkede yaşanan güvenlik kaosu, silahların kontrolsüz bir şekilde yayılması ve kaçakçı çetelerin sınırda çoğalması, her iki ülkenin de ulusal güvenliğini tehlikeye atıyor.


2011'den sonra Mısır ve Libya sınırları arasındaki kaçakçılık operasyonlarında artış gözlendi (Mısır Silahlı KuvvetleriSözcüsü’nün resmi Facebook sayfası)

6 milyon silah
Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011 yılı tahminlerine göre, Libya'da devletin kontrolü dışında 6 milyon kadar silah bulunuyor. Bu durum iki ülke arasındaki güvenlik hattı risklerini bütün bölgenin güvenliğini tehdit edecek şekilde genişletiyor. Bu hususta Mısır resmi makamlarından ardı sıra uyarılarda bulunuldu ve Mısır silahlı kuvvetleri tarafından bir dizi geniş çaplı operasyon gerçekleştirildi.
Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Chatham House) tarafından 2017 yılında yayınlanan bir araştırmaya göre silahlı gruplar ve kaçakçılar,iki ülkenin sınırlarının tanık olduğu güvenlik kaosu dönemlerinde, Kahire'nin batı sınırındaki sızıntıları önlemeye yönelik güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasına rağmen Mısır topraklarına ulaşmak için yeni yollar bulabildiler.

3 kaçakçılık güzergahı
Araştırmaya göre, bu bölgede kullanılan 3 adet kaçakçılık rotası bulunuyor. Bu yollardan birincisi, kuzey tarafından Libya’daki İmsaad ile Mısır’daki Sallum şehri arasında yer alıyor. İkinci yol, Libya’daki Jaghbub Vahası sınırından Mısır’ın Vadi Cedid iline doğru uzanıyor. Bu rotalardan üçüncüsü ise batı sınırının güneyinde Mısır, Libya ve Sudan arasındaki Uveynat Dağı’nda yer alıyor.
Ticaretten kaçakçılığa
Britannica Ansiklopedisi’ne göre, Mısır-Libya sınırının sarp yollar üzerinden kat edilmesi her iki bölge sakinleri için yeni bir şey değil. Mısır sınırlarının çok eski zamanlara uzanan derin bir tarihi bulunuyor. Sınırın iki tarafında çağlar boyunca Libyalı kabileler ve Mısır hükümdarları bulundular. Ayrıca coğrafyanın dayattığı uzun göç dönemleri boyunca karşılıklı hareketliliğinin etkileri kristalleşti.
Ansiklopediye göre, iki ülkenin sınırları arasındaki hareketin doğal bir şekilde iç içe geçmesi kabilelerin yayılmasına yol açtı. 1920'lerden önce doğu Libya ile e batı Mısır halkı arasında hiçbir engel veya ayrım bulunmuyordu; bilakis bölge yalnızca coğrafi olarak değil, aynı zamanda demografik olarak da doğal bir uzanımdı. Bölge, birçok Arap kabilesine ev sahipliği yapmanın yanı sıra,ticari konvoylar ve hacı kafileleri için de kullanılan bir geçiş olarak kaldı.
1920 yılının Nisan ayında sırasıyla Mısır ve Libya’yı sömürgeleştiren İngiltere ile İtalya arasında Milner-Scialoja Anlaşması imzalandı. Anlaşmayı, İngiliz Sömürge Bakanı Vikont Milner ve İtalya Dışişleri Bakanı Vittorio Scialoja imzaladılar. Bu anlaşma, Libya ile Mısır arasında hayali sınırların kurulmasına neden oldu. Nitekim İtalya ve İngiltere  vardıkları anlaşmada, Mısır'ın kuzey sınırının başlangıç ​​noktasının Sallum’un batısında bulunan Burka olarak belirlenmesini kabul etti. Bunun ardından Jaghbub vahası İtalyan topraklarına dahil oldu ve böylece iki ülke arasındaki sınır bin kilometreden daha fazla bir mesafeye uzandı.
İki ülkenin halkı arasında demografik iç içe geçişlik ve doğal uzanım göz önüne alındığında,ülkeler arasındaki göç ve ticareti hareketlilik devam etti. Bu durum, 1931 yılının Eylül ayında Ömer el-Muhtar’ın idam edilmesine dek böyle devam etti. Nitekim İtalyan savaş arşivleri, Libyalı direnişçilerin ve mücahitlerin, İtalyan sömürüsüne karşıt direniş dönemlerinde Mısır derinliğine dayandıklarını ve Mısır sınırı yoluyla üç binden fazla silah temin ettiklerini ve destek aldıklarını kaydediyor.


Batı Sahra'daki operasyonlar sırasında yoğun bir şekilde konuşlandırılan Mısır kuvvetleri (Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü’nün resmi Facebook sayfası)

50’li ve 60’lı yıllar boyunca bölgede tanık olunan bağımsızlık dalgasının ardından, Libya ve Mısır arasındaki ilişkiler işgal güçlerinin vesayetinden uzak bir şekilde düzene girdi. Öte yandan, sınırın her iki yakası arasında mal kaçakçılığından uyuşturucu, insan ve silah kaçakçılığına kadar çeşitli kaçakçılık operasyonları yapıldı.
Libya sınırındaki yerel ve uluslararası kaçakçılık çeteleri 2011 yılında Muammer Kaddafi rejiminin düşmesiyle birlikte, komşu ülkelerle faaliyetlere başladılar. Kaddafi rejiminin sembol isimlerinden biri olan Ahmed Kaddafi el-Dem Independent Arabia'ya verdiği bir röportajında, Libya’nın komşusu olan bütün devletlerin sınırlarının istisnasız bir şekilde açık bir dosya ve canlı bir mesele olduğunu söylemişti. Bu durum, uzun yıllar boyunca bu alanlardan yapılan silah kaçakçılığı, militan sızıntıları dolayısıyla terör operasyonlarının artmasına sebep oldu ve ülkenin ulusal güvenliğini tehdit eden en önde gelen meseleler arasında yer aldı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettahes-Sisi’nin Mayıs 2017'de bir Kıpti otobüsüne yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı sonrasında yaptığı açıklamaya göre, 2016 ve 2017 yılları arasında  Libya'dan Mısır şehirlerine sızmaya çalışan binden fazla arazi aracı imha edildi.
Röportajında, Libya krizinden en çok etkilenen ülkelerden birinin Mısır olduğunu belirten Kaddafi el-Dem, “Çünkü hala Libya içlerinden silah ve militan kaçakçılığı devam ediyor. Mısır hükümeti, Libya halkını birleştirmek, ülkenin silahlı kuvvetlerini desteklemek ve terörizm ve aşırılıkçılıkla mücadele etmek için Libyalı taraflar arasında yoğun diyalog oturumları düzenlemeye çalışıyor. Bununla birlikte hala her taraftan silah, militan ve paralı asker akını var” ifadelerini kullandı.
Kaçakçılık rotaları
Üst düzey bir güvenlik yetkilisine göre kaçakçılar, çeşitli faaliyetlerini arazi araçları ile gerçekleştiriyor ve bazen şifreli olmak üzere özel iletişim araçları kullanıyorlar. Batı Sahra'daki çöl yolları boyunca yürüyen kaçakçılar, Libya’nın Kufra ve Tobruk bölgelerinden güneye ve Jagboub vahasına doğru yol alıyorlar. Kaçakçılar bundan sonra vahaları aşıyor ve petrol şirketlerinin yollarından geçerek ya Asyut ve Minye şehirlerinin kuzeydoğusuna ya da güneye doğru devam ediyorlar.
Mısır-Libya sınırındaki herhangi bir kaçakçıyla temaslarda bulunmak oldukça zor olsa da, isminin açıklanmamasını isteyen bir kabile kaynağı bize, şu anda en tehlikeli kaçakçılık koridorlarının, ülkede aranan haydutlar tarafından idare edilenler olduğunu söyledi.
Batı Sahra'nın uzunluğu, güneyden kuzeye yaklaşık bin kilometreyi, batıdan doğuya ise 600 kilometreyi buluyor. Bu bölge, toplam alanı bir milyon kilometrekareyi geçen Mısır’ın yaklaşık 681 bin kilometrekaresini oluşturuyor. Mısır-Libya sınır çizgileri üzerinde, Sallum ve Siwa dışında herhangi bir yerleşim bölgesi bulunmuyor. Libya ile olan sınırıyla birlikte kum denizi olarak adlandırılan ve ayrıca 150 kilometre uzunluğunda ve 75 kilometre genişliğinde olan bu bölgeler Mısır'a geçin en zor olduğu yerler olarak kabul ediliyor.
Güvenlik kaynağı, son yıllarda Libya ve Mısır arasında karşılıklı olarak gerçekleşen en önde gelen kaçakçılık faaliyetlerinin silahlar ve terörist militanlar üzerinden yürütüldüğünü dile getirerek, Mısır resmi makamlarının bazı yıllarda ülkeye gelen kaçak silahların yüzde 80’den fazlasının Libya’dan geldiğini tahmin ettiklerini ifade etti. İki ülke arasındaki kaçakçılık faaliyetleri arasında insan kaçakçılığının da önemli bir yer tuttuğunu dile getiren güvenlik kaynağı, bunun en bariz örneğinin yasadığı göçmen kaçakçılığı faaliyetleri olduğunu söyledi. Ayrıca silah ve insan kaçakçılığının yanı sıra, Libya'dan çeşitli komşu ülkelere nakledilen uyuşturucu kaçakçılığı gibi geleneksel kaçakçılık faaliyetlerinin de bulunduğunu belirtti.
Bir başka güvenlik kaynağı, yaklaşık 2015 yılına kadar devam eden söz konusu kaçakçılık faaliyetlerinin çoğunlukla Mısır sınırına yaklaşık 700 km mesafedeki Bingazi kentinden başlayarak, Akdeniz kıyısında bulunan Sallum limanının güneyine ve 200 kilometre uzunluğunda olan Siwa vahasının güneyine ulaştığını dile getirdi. Bu mesafede 45'den fazla çöl yolu bulunduğuna işaret eden güvenlik kaynağı, bu yollar aracılığıyla silah ve uyuşturucu madde kaçakçılığı yapıldığını kaydetti. Son yıllarda bölgede süregelen güvenlik kısıtlamaları ile birlikte kaçakçıların her zaman alternatif rotalara başvurduklarını belirten güvenlik kaynağı, 2013 ve 2017 yılları arasında bu bölgede gerçekleştirilen terör olayların genişlemesinin ardından güvenlik güçlerinin çalışmalarını yoğunlaştırdığını ifade etti.


Silahlı kuvvetler Batı Sahra’da bir kaçakçılık operasyonunu hedef aldığı sırada (Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü’nün resmi Facebook sayfası)

Öte yandan güvenlik ve strateji uzmanı General Cemal Mazlum, “Bu bölgelerde kampların veya terörist grupların bulunmasına rağmen, ülkenin toplam alanının yüzde 80’den fazlasını oluşturan bu geniş alanın coğrafi niteliği, zaman zaman Mısır valiliklerinin çoğunda çeşitli terörist operasyonların düzenlenmesi için uygun bir başlangıç noktası teşkil ediyor. Bu bölgenin tehlikesi temelde birkaç yıldır güvenlik ve siyasi çatışmalara tanık olan Libya ile Mısır sınırlarına yakın olmasından kaynaklanıyor. Bu durum, terörist grupların buralarda yoğun bir şekilde konuşlanmalarına ve Mısır'a geçip çeşitli silah kaçakçılığı yapmalarına izin veriyor. 30 Haziran 2013'ten sonra Mısır makamları tarafından güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasına ve Müslüman Kardeşler'in devrilmesine rağmen sınırlara bağlı kaçakçılık faaliyetleri devam ediyor” açıklamasında bulundu.
Gerçekleştirilen başlıca terörist saldırılar, dikkatlerin yeniden Mısır-Libya sınırları arasında yapılan kaçakçılık faaliyetlerinin (silah ve terörist transferi) tehlikesine dönmesine yol açtı. Nitekim Mısır, 2014-2017 yılları arasında 8 büyük terör operasyonuna tanık oldu. Mısır güvenlik yetkililerine göre, Mısır silahlı kuvvetleri Şubat 2018’de hava, deniz, kara ve polis müdahaleleri ile kapsamlı bir operasyona başladı.
Mısır Bilgi Servisi, 2014 yılında gerçekleştirilen 222 terör operasyonuna kıyasla 2018 yılı içerisinde 8 zayıf operasyonun gerçekleştirildiğine işaret ederek, 2018 yılını ‘terörizmin ölüm yılı’ olarak nitelendirdi. Cumhurbaşkanlığı kurumu tarafından yayınlanan raporda, 2018 yılı içerisindeki terörist operasyonların neticesinin geçen 5 yıl boyunca kaydedilenden az olduğuna işaret edildi. Ayrıca raporda, 2018 yılı içerisinde ülke genelinde sadece 8 terör eylemin gerçekleştirildiği; 2014 yılında bu sayının 222, 2016'da 199 ve 2017'de ise 50 olduğu kaydedildi.
Sınır sızıntıları
Mısır silahlı kuvvetlerinden ayrılan subay Hişam Ali Haşmavi’nin önderliğini yaptığı, radikal İslamcı Ensar Beyt el-Makdis örgütüne bağlı Güney Giza adlı bir terörist hücrenin ortaya çıkmasıyla birlikte uluslararası ve bölgesel dikkatler ‘gerginlik ve terör olaylarının odağındaki’ Batı Sahra'ya çevrildi. Bu hücre, 19 Temmuz 2014 tarihinde Farafra şehrinin 100 kilometre mesafesinde bulunan Yeni Vadi Valiliği'ndeki Farafra Oasis Yolu'ndaki çöl kontrol noktasına gerçekleştirdiği baskınla aralarından subay ve erlerin yer aldığı 21 kişinin hayatını kaybetmesine sebep olmuştu. Ağustos 2015'te ise saldırganları takip eden hava kuvvetlerine ait bir uçak, Siwa vahasının güneydoğusunda düşürüldü. Yapılan resmi açıklamada, kazanın teknik bir arızdan kaynaklandığı bildirildi. Olayda 4 hava kuvvetleri personeli hayatını kaybetti ve diğer 2 kişi yaralandı. Daha sonra ordu tarafından yapılan bir açıklamada, söz konusu saldırganlara ait 4 aracın imha edildiği bildirildi.
Aynı ay içerisinde Sina vilayeti terör örgütü tarafından yapılan açıklamada, Tomislav Salopek adlı bir Hırvat rehinenin katledildiği bildirildi. Salopek 6 Ekim tarihinde, çalıştığı petrol sahalarının birine doğru giderken silahlı kimseler tarafından kaçırılmıştı. Mısır İçişleri Bakanlığı 2015 yılının Ekim ayında, Asyut çölünde 48 saatlik bir askeri operasyon sırasında 20 silahlı unsurun öldürüldüğünü ve 22 kişinin tutuklandığını açıkladı. 2016 yılına girilmesiyle birlikte Batı Sahra’daki tansiyon dinmeye başladı.
Mayıs 2017'nin sonunda DEAŞ terör örgütüne bağlı unsurlar tarafından Hristiyan vatandaşları taşıyan bir otobüsün hedef alınmasıyla en kanlı saldırılardan biri gerçekleşti. Saldırı sırasında 28 Kıpti hayatını kaybetti. Bunu takiben Mısır ordusu, Minya terör olayının planlamasına ve uygulamasına katılan Libya topraklarındaki terörist topluluklara yönelik hava saldırıları gerçekleştirdi. Saldırılar çoğunlukla Derne ve Cufra şehirlerini hedef aldı. 20 Ekim 2017'de ‘vahalar saldırısı’ olarak da bilinen yılın en büyük terör eylemlerinden biri gerçekleştirildi. Saldırı sırasında 11 subay, 4 asker ve bir polis memuru hayatını kaybederken, aralarından subay ve erlerin yer aldığı 13 kişi yaralandı. Ayrıca Giza'nın güneyinde bulunan bir terör hücresine yönelik gerçekleştirilen baskında bir subay hayatını kaybetti. Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklama, baskın sırasında 15 militanın öldürüldüğü bildirildi.
Geçtiğimiz 2 yıl içerisinde, Halife Hafter'in liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu'nun Mısır yakınlarında elde etiği başarılar ve kaydettiği ilerlemelerle eş zamanlı olarak bölgedeki terör eylemlerinde bir düşüş yaşandı. Bununla birlikte Mısır makamları, bölgede gerçekleştirilen tarama operasyonları ve baskınların yanı sıra çok sayıda  silah kaçakçılığı operasyonuna engel olunduğunu kaydediyorlar.
Mısır’ın kaçakçılığı ortadan kaldırmaya yönelik çabaları başarılı oldu mu?
Mısırlı bir güvenlik kaynağı, 2018 yılında Libya sınırındaki her tür kaçakçılık operasyonunun yaklaşık yüzde 70’in durdurulduğuna ve bu oranın 2017 yılında yüzde 25 olduğuna işaret ederek, silahlı kuvvetler ve polis gücü tarafından sarf edilen çabaların yanı sıra Libya ile olan işbirliğinin güçlendirilmesinin kaçakçılık risklerini oldukça azalttığını söyledi. Ayrıca içinde bulunduğumuz yılda kaydedilen oranın fazlalığına dikkat çeken güvenlik kaynağı, çoğu kaçakçılık operasyonunun fiili olarak boşa çıkarıldığını ve güvenlik güçlerinin sınır muhafızları ile koordineli hareket ederek binlerce yasadışı göçmenin ülkeye sızmasını engellendiklerini belirtti.
Yerli ve yabancı basında çıkan haberlere göre Kahire, son yıllarda bir dizi Batı ülkesiyle modern ve sofistike izleme cihazları ithal etmek üzere büyük askeri anlaşmalar imzaladı. Kahire’deki bir Batılı diplomat, Mısır’ın kaçakçılık çeteleriyle ve son yıllarda her türlü kaçakçıyla mücadele etme kabiliyetinde bir artış yaşandığını belirtiyor. Almanya'nın Kahire Büyükelçisi Julius Georg Luy, Batılı diplomatın ifadelerini destekler bir şekilde, terörle mücadele konusunda Mısır’ın yanında olduklarını ve iki ülke arasında eğitim, işbirliği ve bilgi alışverişine alanlarında programlar bulunduğunu belirterek, Mısır’ın son olarak insanları bütünüyle tespit eden ve patlayıcı cihazları açığa çıkaran cihazlar aldığını söyledi. Julius, Kahire'deki görevinin sona yaklaşması münasebetiyle düzenlediği basın toplantında, teknik elemanlar için eğitim kurslarının bulunduğuna dikkat çekerek, hava limanlarındaki ve limanlardaki terör eylemi planlarını tespit etmek ve engellemeye yönelik programların olduğunu kaydetti.
Kaçakçılığın bu bölgede aktif olmasının sebebi nedir?
Gözlemciler, tüm çeşitleriyle birlikte kaçakçılığın Mısır-Libya sınırında revaç bulmasını, bazı grupların tekfirci fikirlerinin yayılması, bölgede tanık olunan güvensizlik hali ve iki ülke gençlerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılarla ilişkilendiriyorlar.
Ekonomik zorluklar
Sevhac ilinin bir köyünde yaşayan bir genç olan AhmedAbdülalim, şu açıklamalarda bulunuyor:

  • “Özellikle –halihazırdaki durumun aksine yasadışı yollara erişimin kolay olduğu- eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek döneminde yaşanan tecrübenin ardından pek çok kişi inşaat alanında çalışmak üzere tekrar Libya'ya dönmeyi düşünüyor. 2010 yılında iş aramak için yasadışı yollardan Libya’ya gittim. Daha önce birkaç arkadaşım böyle yapmış ve gerek evlilikleri için gerekse de ailelerin iyi bir yaşam sürmesi için gerekli olan parayı kazanmıştı. 2010'dan 2015'e kadar Bingazi'de bir inşaatta çalıştım. Bir dizi kaçakçı, Libya sınırının yakınlarında bulunan Sidi Barrani kasabasından Libya’ya girmeme yardımcı oldu. O sıra kaçakçılara bunun için 5 bin cüneyh (şu anda yaklaşık bin dolar) ödeme yapmıştım. İki ülke arasındaki çöl yolu boyunca resmi limanlara ihtiyaç duymaksızın arazi araçlarıyla yolu tamamladık.”

Yirmili yaşlarının sonlarında olan bir diğer genç Muhammed Abdürrazık ise Buhayre ilinde bulunan köyündeki yaşam şartlarının kötüye gitmesiyle birlikte 2014 yılında inşaatta çalışmak için yasadışı yollardan Libya'ya gittiğini söylüyor. Libya'ya nasıl girdiğini anlatan Abdürrazık, köylerine sık sık gelip giden bir kaçakçıya 10 bin cüneyh (şu anda yaklaşık 2 bin dolar) ödediğini kaydediyor. Kaçakçıların arazi araçlarıyla çölden geçen yasadışı yollardan Libya'ya girişlerini kolaylaştırdıklarını ifade eden Abdürrazık, bu şekilde Tobruk şehrine ulaştıklarını dile getiriyor. Ayrıca Abdürrezzak Mısırlı kaçakçılar ile Libyalıların koordineli bir şekilde hareket ettiklerini belirterek, bu kişilerin Libya topraklarına girişi kolaylaştırdığını kaydediyor. DEAŞ örgütünün Mısırlıları katletmesinin ardından ülkeye döndüğünü belirten Abdürrezzak, ülkedeki durumun düzelmesiyle birlikte tekrar Libya'ya dönmeyi düşündüğünü söylüyor.
Ahmed Abdülhekim - ​Independent Arabia



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.