İslam Zirvesi’nin ana gündem maddesi Filistin oldu

Mekke’deki İslam Zirvesi’ne çektirilen hatıra fotoğrafı. (AFP)
Mekke’deki İslam Zirvesi’ne çektirilen hatıra fotoğrafı. (AFP)
TT

İslam Zirvesi’nin ana gündem maddesi Filistin oldu

Mekke’deki İslam Zirvesi’ne çektirilen hatıra fotoğrafı. (AFP)
Mekke’deki İslam Zirvesi’ne çektirilen hatıra fotoğrafı. (AFP)

Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde cuma gecesi başlayıp cumartesi sabahına kadar süren İslam Zirvesi’nin sonuç bildirgesinin merkezinde Filistin meselesi ve Filistin halkının hakları vardı.
Sonuç bildirgesinde Filistin meselesinin önemi vurgulanırken Filistin halkının devredilemez ulusal haklarına kavuşması için her düzeyde ilkelere ve sürekliliğe sahip olan destek yinelendi. Söz konusu hakların Filistin halkının kendi kaderini belirleme, 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması, 194 sayılı karar uyarınca mültecilere verilen geri dönüş hakkının korunması ve bu hakkın inkâr edilmesine şiddetle karşı duruş olduğu vurgulandı.
Açıklamada, İsrail’in iddiasına göre Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğuna karşı çıkıldı, söz konusu kararın sorumsuz ve yasa dışı olduğu belirtildi. Kararın Filistin halkı ve İslam ümmetinin tarihi, yasal ve ulusal haklarına bir saldırı olduğu ifade edildi.
Sonuç bildirgesinde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 20 Şubat 2018’de BMGK’da yaptığı konuşmasında, uluslararası tarafları barış sürecinin başlatılması için çok taraflı siyasi çözümün sağlanması gerektiği vurgusu kabul edildi.
Yine açıklamada işgal güçlerinin Filistin’in vergi gelirlerine el koyması ve bazı devletlerin siyasi provokasyon amacıyla desteklerini çekmeleri kınandı. Filistin halkı için ekonomik güçlendirme programının desteklenmesi ve genişletilmesi de dahil olmak üzere üye devletlere ilgili tüm kararların harekete geçirilmesi çağrısı yapıldı.
Zirvenin sonuç bildirgesinde şu maddeler yer aldı:
1- Suudi Arabistan’ın Mekke kentinde düzenlenen “Mekke zirvesi: Gelecek İçin El Ele” başlıklı zirve, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz Al-Suud başkanlığında devlet liderleri ve İslami yardımlaşma örgütlerinin katılımıyla 14’üncü oturumunu gerçekleştirdi. 
2- Zirvede, Müslümanlara ve İslam dinine hizmet eden İslami dayanışma örgütlerinin hedeflerine olan bağlılık vurgulanırken, İslam Zirvesi ve Bakanlar düzeyinde yapılan toplantılarda kabul edilen kararların uygulanmasına yönelik taahhüt teyit edildi. Bu toplantı ve oturumların yanı sıra İcra Kurulu’nun kabul ettiği kararlar ile sonuç bildirgelerine verilen destek de bir kez daha vurgulandı. 
3- Konferansta, 13’üncü oturumun Türkiye’de gerçekleştirilmesine ilişkin konferansa başkanlık eden Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, İslam’ın iki değeri, Filistin davası ve Kudüs meselesi konusunda düzenlediği oturumdan dolayı teşekkür sunuldu. 
4- Oturumda Filistin meselesinin merkeziliği vurgulanırken Filistin halkının devredilemez ulusal haklara sahip olması için her düzeyde ilkeli ve sürekli destek yinelendi. Bu haklar, Filistin halkının kendi kaderini belirleme, 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması, 194 sayılı karar uyarınca mültecilere verilen geri dönüş hakkının korunması ve bu hakkın inkar edilmesine şiddetle karşı duruş olması gerektiği vurgulandı. 
5- Konferansta, yasa dışı ve sorumsuz olarak verilen Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğu kararının boş ve geçersiz kabul edilerek kınandı. Bu kararların, Filistin halkının ve İslam ümmetinin tarihi, yasal ve ulusal haklarına bir saldırı oluşturduğu ifade edildi. Elçiliklerini taşıyan ya da Kudüs’te ticari ofisler açan devletlerin bu adımlarının Ortadoğu’daki barış sürecinin geleceğine kasıtlı bir şekilde zarar verdiği, terörizm ve aşırılığa prim sağladığı ayrıca uluslararası barışı ve güvenliği tehdit ettiği belirtildi. Üye Devletler, 18 Mayıs 2018'de İstanbul'da düzenlenen İslami Zirve Konferansı'nın sonuç bildirgesinin 15’inci fıkrası uyarınca sekretaryanın önerdiği ekonomik ve politik önlemleri dikkate alarak, bu bildirimi yapan devletlere karşı uygun önlem almaya davet etti. 
6- Konferansta Filistin halkının uluslararası alanda tanınan meşru ve devredilemez haklarına saymayan ve BM kararları ile uluslararası kabul görmüş barış sürecine uymayan çözüm önerilerini reddettiğini duyurdu. ABD'nin Kudüs’ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve Filistinli mültecilerin haklarını baltalama girişimleri de dahil Filistin halkının meşru hakları pahasına işgali uzatan ve yerleşimcilik projelerini desteklemek üzere alınmış her türlü karar kınandı. 
7- Konferansta Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 20 Şubat 2018’de BMGK’da yaptığı konuşmasındaki uluslararası tarafları barış sürecinin başlatılması için çok taraflı siyasi çözümün sağlanması gerektiği vurgusu kabul edildi. 2002’deki Arap Barış Girişimi ilkelerine uygun olarak 1967 sınırları dahilinde iki devletli çözümün benimsenerek İsrail işgalinin sona ermesinin gerekliliği vurgulandı. 
8- Konferansta işgal altındaki Filistin topraklarında iki devletli çözüm gerçekliğini değiştirmeye çalışan İsrail’in her türlü icraatlarının reddedildiği kaydedildi. BM ve uluslararası toplumdan, İsrail’in zulmünden Filistin halkını korumak için BMGK’nın 2334 numaralı kararını uygulamaya geçirmesi talep edildi. 
9- Üye devletlerin Filistin meselesinin merkeziliğini kabul ederek Filistin davasını desteklediğini açıklarken bu tutuma uyma çağrısı yapıldı. Bu ilkelere aykırı olan herhangi bir adımın esastan ve ilkelerden sapma anlama geleceği belirtilirken henüz Filistin Devleti’ni tanımayan devletlere 1988’de Cezayir’de ilan edilen Filistin Devleti’ni tanımaya ve kendi kaderini tayin etme hakkını somutlaştırmaya çağrısı yapıldı. 
10- Konferansta, çalışmalarını sürdüren Filistin hükümetinin bütçe çalışmalarının desteklenmesinin önemine vurgu yapılarak Filistin’in vergi fonları üzerindeki İsrail korsanlığını kınandı ve aynı zamanda siyasi provokasyon amacıyla bazı devletlerin mali desteğini kesmesi eleştirildi. Bütün üye devletlere, Filistin halkının ekonomik sıkıntılarını giderecek kararlarda aktif halde bulunma çağrısı yapıldı. Yine mültecilerle ilgilenen UNRWA’ya maddi destek vererek görevlerinin sürdürülmesine destek verme çağrısında bulunuldu.
11- Konferansta ayrıca Suud Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz Al Suud’un Filistin davasında öne çıkan rolü ile Suudi Arabistan’ın başkenti Kudüs olan iki devletli çözüme ulaşma çabalarındaki rolüne övgüde bulunuldu. Kudüs halkı ve kurumlarına ve Mescid-i Aksa fonunu desteklemede cömert katkılarına dikket çekildi. Suudi Arabistan’ın Amman’daki zirvede fona 320 milyon dolar ödenecek tutarın 70 milyon dolarını karşılayacağı kaydedildi. 
12- Konferansta Kudüs Komitesi Başkanı Kral 6. Muhammed’in Filistin ve Kudüs’ü koruma ve İsrail işgaline karşı koyma noktasında gösterdiği çabalara övgüde bulunuldu. Kutsal Kudüs halkı yararına ve Kudüs için geliştirilen projelerin desteklenmesindeki rolüne dikkat çekilerek Kral 6. Muhammed ile Papa Francis tarafından Kudüs’teki üç büyük dinin bir araya gelmesini sağlayan, Rabat’ta 30 Mart 2019 tarihinde imzalanan “Kudüs Çağrısı”na da övgüde bulunuldu. 
13- Konferansta Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın Kudüs şehrindeki Müslüman ve Hristiyanların kutsal yerlerini koruma çabasına övgüde bulunuldu. Ayrıca İsrail’in Arap nüfusunu Yahudileştirme çabalarına karşı duruşu da takdirle karşılandı. UNESCO’nun Mağrib Kapısı’nın Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz bir parçası olduğuna karar verdiği belirterek Mescid-i Aksa’nın bakımı ve korunmasının yalnızca Mescid-i Aksa ve Kudüs Vakıflar İdaresi’nin hakkı olduğu belirtildi. 
14- Devlet Başkanı Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Filistin halkının tek meşru temsilcisi olarak görüldüğünün belirtildiği konferansta 2011 ve 2017 yıllarında imzalanan Kahire Konferansı’ndaki anlaşma gereğince tüm Filistinli örgütler ulusal birliklerini tamamlamaya çağrıldı. Söz konusu anlaşmalara göre Filistin hükümetinin Gazze’deki sorumluluklarını tam olarak üstlenmesi, ayrıca mümkün olan en kısa sürede genel seçimlerin yapılması gerektiği vurgulandı. 
15- Konferansta, BM’nin daimi olmayan üyeleri olarak Güvenlik Konseyi’nde Filistin davasına destek veren ve Filistinli sivillerin korunmasını hedefleyen girişimlerinden dolayı Kuveyt ve Endonezya takdir edildi. 
16- Lübnan’ın siyasi ve iktisadi olarak kalkınmasına desteğin yinelendiği konferansta, Lübnan’ın tüm toprakları üzerinde egemenlik haklarının ve ekonomik refahın sağlanması için desteğin sürdürüleceği açıklandı. Lübnan’ın desteklenmesi için ardı ardına düzenlenen iki toplantıda alınan kararlara destek olunduğunun altı çizildi. Bu toplantıların 2018 yılının mart ayında düzenlenen Roma Konferansı ile yine aynı yıl gerçekleştirilen Sedir Konferansı olduğu kaydedildi. Terör saldırılarına karşı koymanın önemine dikkat çekilen konferansta İsrail’e karşı meşru direnişin haklılığı vurgulandı. BM’nin 1701 sayılı kararının uygulanılması için çağrıda bulunuldu. Kara, hava ve deniz sahasında İsrail’in Lübnan topraklarında sürdürdüğü faaliyetleri kınayan konferansta Lübnan’ın bölgesinde petrol ve doğal gaz arama hakkına vurgu yapıldı. Ayrıca Lübnan’ın sınırlı imkânlarına rağmen Suriyeli mültecilere yaptığı yardımlar takdir edilerek bu konudaki yükün paylaşılmasına karar verildi.
17- İsrail’in işgal ettiği Suriye’deki Golan Tepeleri’nden 1967 sınırlarına doğru çekilmesi istenirken BMGK’nın 242 ve 338 sayılı kararlarına atıfta bulunuldu. Özellikle ABD’nin Golan’ı İsrail’in topraklarına ilhak etme kararı kınanarak bu durumun yasal olmadığı belirtildi. 
18- Konferansta, Suriye’nin birlik ve bütünlüğünün sağlanmasını ve BM kararlarıyla uyumlu olarak geçici bir yönetim oluşturulmasını hedefleyen Cenevre Konferansı’na verilen destek vurguladı. Demokratik ve sivil çoğulculuk ilkeleri ile hukukun üstünlüğüne dayalı yeni bir Suriye devletinin kurulması gerektiğine dikkat çekildi. Bu konudaki uluslararası çabaların desteklenmesinin önemi vurgulandı. 
19- Konferansta Suriye krizindeki insani zorluklar ile mücadele etmede uluslararası toplumun, özellikle de BM’nin çabalarına daha fazla katkıda bulunma taahhüdü yinelendi.
20- Konferans kapsamında, Kuveyt’in 3 bağış konferansına ev sahipliği yaparak, Suriye'deki insani durumu destekleme çabalarına ve ayrıca diğer iki konferansa katılmasının yanı sıra iki konferansa da başkanlık etmesinden dolayı övgüde bulunuldu. Kuveyt, Brüksel'deki en son bağış konferansında 2019-2021 dönemi için yapılan 1 milyar 900 milyon dolarlık bağış çağrısı kapsamında, 300 milyon dolar tutarında katkıda bulunmuştu.
21- Konferans’ta Yemen Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi tarafından temsil edilen Yemen'deki anayasal meşruiyetin ve ülkede güvenlik, siyasi ve ekonomik istikrarı sağlama konusundaki ulusal çabaların desteklendiği vurgulandı. Ayrıca Yemen Parlamentosu oturumlarının tekrar başlatılmasına, devlet kurumlarının güçlendirilmesine yönelik atılan bir adım olarak, parlamento için yeni bir başkanlık kurumunun seçilmesine övgüde bulunuldu. Bunun yanı sıra, Körfez Girişimi ve Yürütme Mekanizması, Ulusal Diyalog Konferansı sonuçları ve Birleşmiş Milletler M Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2216 kararına dayanan barışçıl ve politik bir çözüme yönelik verilen destek yinelendi.
22- Konferans’ta Yemen'deki kapsamlı insani yardım planı kapsamında üye devletler tarafından yapılan yardımlardan ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Ramazan ayı yardımları kapsamında Yemen'deki Birleşmiş Milletler (BM) kuruluşlarına 1,5 milyar dolar tutarındaki katkılarından övgüyle söz edildi. Ayrıca insani yardım ofisi çalışmalarının yeniden başlatılması ve geçici başkent Aden’deki insani yardım faaliyetinin etkinleştirilmesi aracılığıyla İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) Yemen'deki insani çalışmalardaki rolünün güçlendirilmesi vurgulandı. Bunun yanı sıra Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi’ne arlarında yaklaşık 40 kadar İslam ülkesinin de bulunduğu Müslüman ülkeler, gruplar ve topluluklara yönelik yardımlarından dolayı övgüde bulunuldu.
23- Konferans’ta üç aydan fazla bir süredir Yemenli taraflar arasında gerçekleştirilen müzakerelere ev sahipliği yapan Kuveyt’in ‘Yemen meselesi kapsamında sürekli bir şekilde çaba sarf etmesi, Yemen'deki insani durumu desteklemek üzere 600 milyon dolarlık katkıda bulunması ve bir çözüme ulaşılması için gerçekleştirilen barışçıl müzakereler konusundaki çalışmaları’ takdir edildi.
24- Konferans’ta tüm Libyalı tarafların yüksek çıkarları göz önünde bulundurmaları, halkın daha fazla acı çekmesinin önüne geçilmesi ve imzalanan siyasi anlaşma çerçevesinde tarafların tekrar siyasi bir sürece girmeleri gerektiği dile getirildi. Ayrıca ülkedeki durumu daha da güçleştirebilecek her türlü dış müdahaleye son verilmesi ve terörle mücadele çabalarının artırılması çağrısında bulunuldu. Bunun yanı sıra halkın, güvenlik, barış ve istikrar bağlamındaki beklentilerini gerçekleştirmesini sağlamak amacıyla komşu ülkelerin verdiği desteğe yönelik övgüde bulunuldu.
25- Sudan halkının tercihlerinin ve halkın ülkenin geleceğine ilişkin verdiği kararların desteklendiği dile getirildi. Ayrıca halkın faydasını gözeten ve devlet kurumlarını muhafaza etmek amaçlı verilen kararlar ve alınan önlemler övgüyle karşılandı. Tüm Sudanlı taraflara, halkın beklentilerinin karşılanması amacıyla ülkedeki barış ve sosyal uyumun korunması için yapıcı diyaloğu sürdürmeleri çağrısında bulunuldu. Öte yandan ülkenin dış borçlarının silinmesi ve ülkeye uygulanan tek taraflı ekonomik yaptırımların ortadan kaldırılması için uluslararası topluma çağrıda bulunuldu. Ülkenin yaşadığı kritik ekonomik durumun üstesinden gelmesini sağlamak amacıyla üye devletlerden ve mali kuruluşlardan Sudan’a her türlü destek ve yardımı sağlamaları talep edildi. Ayrıca Sudan’ın ABD’nin terörizmi destekleyen ülkeler listesinden çıkarılması çağrısında bulunuldu. Bunun yanı sıra Sudan'ın artırma çabalarına övgüde bulunuldu.
26- Devlet Başkanı Muhammed Abdullah Muhammed başkanlığındaki Somali hükümeti tarafından kaydedilen ilerlemelerden duyulan memnuniyet dile getirildi. Ayrıca Somali hükümetinin ülkede barışı sağlamaya yönelik çabalarının bütünüyle desteklendiği vurgulandı. Bununla birlikte, Mogadişu'daki İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) İnsani İşler Ofisi'nin tam teşekküllü bir bölgesel misyonuna dönüştürülmesi memnuniyetle karşılanırken, El Kaide terör örgütüne bağlı Eş-Şebab ve diğer örgütlerin, Somali’deki masum sivillere yönelik tüm terör eylemleri kınandı. Ayrıca 29 ve 30 Nisan 2019 tarihinde Somali Dışişleri Bakanlığı ve İİT Genel Sekreterliği ortaklığında Mogadişu'da düzenlenen Güvenlik ve Aşırılığa Karşı Mücadele Konferansı’na yönelik övgüde bulunuldu.
27- Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Başbakanı ile Eritre Devlet Başkanı, 16-17 Aralık 2018 tarihlerinde nihai bir anlaşmanın imzalanması ile Afrika Boynuzu bölgesindeki uzlaşılarda oynadıkları rollere övgüde bulunuldu.
28- Mali’de barış ve uzlaşma anlaşmasının imzalanmasından bu yana kaydedilen ilerlemeler dolayıyla duyulan memnuniyet dile getirildi. Anlaşmanın uygulanmasının sağlanması ve Mali’nin gelişmesine katkıda bulunulması için üye devletlerden ve İİT’nin finansal kuruluşlarından talepte bulunuldu. Ayrıca görevi anlaşmanın uygulanmasının devamlılığını sağlamak ve kapsamlı bir siyasi diyalog bağlamında gerekli reformları yapmak olan bir hükümetin kurulmasını sağlayacak, 2 Mayıs 2019’da imzalanan siyasi anlaşmaya yönelik övgüde bulunuldu. Bununla birlikte kuzey ve orta bölgelerin yeniden inşaları ve sosyal ve ekonomik kalkınmalarının sağlanması için yardımların yoğunlaştırılması çağrısında bulundu. Bu bağlamda genel sekreter, kuruluşun ilgili kararlarına göre gerekenleri yapması yönünde görevlendirildi.
29- Mali yetkili makamları tarafından ülkenin merkez bölgesinin tanık olduğu krizi yönetmek üzere siyasi bir çerçevenin oluşturulması ve buradan hareketle gerginliğin azaltılarak krize yönelik kalıcı bir çözüm bulunması için tüm yolların araştırılması övgüyle karşılandı. Ayrıca üye devletlere ve özellikle de İİT’ye bağlı mali kuruluşlara, bu çerçevedeki acil projeleri hayata geçirmelerini sağlamak için Mali hükümetini desteklemeleri çağrısında bulunuldu.
30- Bölge ülkelerinin savunma ve güvenlik kapasitelerinin artırılması ve terör ve organize suçlarla mücadeledeki çabalarına destek olunması gibi bir dizi tedbirlerle Sahel bölgesi ülkelerine destek olunduğu vurgulandı. Ayrıca üye devletlere, Sahel bölgesindeki 5 ülkeye terörle mücadele çabalarında destek olmaları ve ülkedeki kalkınmanın gerçekleştirilmesi için katkıda bulunmaları çağrısı yapıldı.
31- Konferansta, büyük güvenlik zorluklarıyla karşı karşıya kalmaya devam eden Nijerya, Nijer, Kamerun ve Çad gibi Çad Gölü Havzası ülkeleriyle tam bir dayanışma içerisinde olunduğu dile getirildi. Ayrıca Dışişleri Bakanları Konseyi'nden Niamey'deki Bölgesel İnsani Yardım Ofisini’nin tam bir bölgesel misyon pozisyonuna getirilmesi talep edildi.
32- Üye devletlere ve aralarında İslami Kalkınma Bankası ve İslami Dayanışma Fonu’nun da bulunduğu kuruluşlara, Komorlar Birliği, Gine Cumhuriyeti, Fildişi Sahili ve Sierra Leone'ye sürdürülebilir kalkınma programlarında yardımcı olmaları çağrısında bulunuldu.
33- Konferansta, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde hükümet ile silahlı gruplar arasında imzalanan barış anlaşmasından dolayı duyulan memnuniyet dile getirildi ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması ve uzun vadeli bir barışın temin edilmesi için hükümete maddi ve parasal destek sağlamaları için üye devletlere ve İslami finans kuruluşlarına çağrıda bulunuldu. Ayrıca Orta Afrika’da yerinden edilen kişilerin ve komşu ülkelerden gelen mültecilerin çektiği acıların hafifletilmesi yönünde çalışmalarda bulunulması talep edildi.
34- Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik saldırgan tavırlarını kınayan ilkeli tutum yinelendi ve Birleşmiş Milletler  (BM) Bildirgesi ve uluslararası yasalar uyarınca toprakların zorla istila edilmesinin kabul edilemez olduğu vurgulandı. Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 822(1993), 853(1993), 874(1993) ve 884(1993) sayılı kararlarının sıkı bir şekilde uygulanması ve Ermenistan’ın silahlı kuvvetlerinin işgal ettiği bölgelerden derhal, tam ve koşulsuz olarak geri çekilmesi talep edildi. Bunun yanı sıra, ülkeler arasındaki çatışmanın Azerbaycan’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve uluslararası kabul görmüş sınırlarının dokunulmazlığı çerçevesinde çözülmesi çağrısında bulunuldu. Öte yandan, saldırganlara yönelik devam eden silah tedariki ve işgal altındaki bölgelerin demografik, kültürel ve maddi karakterini değiştirmeyi amaçlayan yasadışı eylemler karşısında duyulan endişeler dile getirildi. Endişe verici bu eylemler arasında, kültürel mirasın ve kutsal alanların yıkılması ve yağmalanması ile yasadışı ekonomik faaliyetler de bulunuyor. Bu bağlamda, üye devletlere, silahların saldırganlara ulaşmasının önlenmesi ve Azerbaycan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne karşı herhangi bir faaliyetin engellenmesi için gerekli tedbirleri almaları çağrısında bulunuldu. Ayrıca ülkenin toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin yeninden sağlanması için Azerbaycan Cumhuriyeti tarafından sarf edilen çabaların desteklendiği ifade edildi.
35- Konferansta, ilgili temas grubunun Ermenistan’ın Azerbaycan Cumhuriyeti’ne yönelik saldırılarına ilişkin gerçekleştirdiği toplantılar övüldü ve grubun çalışmalarının bütünüyle desteklendiği ifade edildi. Ayrıca 24 Eylül 2018 tarihinde New York'ta yapılan toplantı raporunda, temas grubunun genel sektere yönelik çağrısı yinelendi ve üye devletlere, Ermenistan'ın BMGK’nın 822(1993), 853(1993), 874(1993) ve 884(1993) sayılı kararlarına uyması için gerekli önlemleri almaları çağrısında bulunuldu.
36- Afganistan'daki ulusal birlik hükümetine verilen destek bir kez daha dile getirildi ve uzlaşma çabalarına önderlik eden Afganistan’ın bölgede kalıcı barışın ve istikrarın sağlanması için çaba göstermesi memnuniyetle karşılandı. Ayrıca üye devletlere ve uluslararası topluma, ülkenin terörle mücadele kapsamındaki çabalarına destek olmaları çağrısında bulunulurken, silahlı muhalefetten ulusal birlik hükümeti tarafından ilan edilen ateşkes çağrısına karşılık vermesi talep edildi.
37- 10-11 Temmuz 2018 tarihlerinde Cidde ve Mekke'de düzenlenen Afganistan'da Barış ve Güvenlik konulu uluslararası konferansının, 11 Mayıs 2018’de Bogor’da düzenlenen İlk Üçlü Bilim İnsanları Konferansı’nın sonuçları ve 11 Eylül 2018’de daimi temsilciler düzeyinde gerçekleştirilen Afganistan konulu İİT toplantısının sonuç bildirgesinden duyulan memnuniyet dile getirildi. Ayrıca İİT Genel Sekreteryası’ndan Uluslararası Barış ve Güvenlik Konferansı'nın sonuçlarının bölge genelinde uygulanmasının takibi yapması ve 019'da bölgesel bilim toplantıları düzenlemesi talep edildi.
38- Taliban ile barış görüşmeleri başlatarak, istikrarı ve uzun süreli güvenliği sağlamak için kapsamlı bir barış anlaşmasına varmak isteyen Afgan hükümetinin ulusal uzlaşı ve barış sürecine dayanarak sarf ettiği çabalara tam destek verildiği belirtildi.
39- Konferansta, 2019 yılıyla birlikte Pakistan'daki Afgan mültecilerin varlığının 40’ıncı yılına girildiği hatırlatıldı ve bu bağlamda geçen süre boyunca Afgan mültecilerini ağırlayan Pakistan hükümeti ve halkına göstermiş oldukları misafirperverlikten dolayı övgüde bulunuldu.
40- Konferansta, ilgili BMGK kararları uyarınca Jammu ve Keşmir halklarının kendi kaderini tayin etme hakları konusunda verilen destek yinelendi ve bölgede yaşanan son şiddet olayları kınanarak, Hindistan'a komşusuyla uzun süredir devam eden anlaşmazlığını gidermesi için ilgili BMGK kararlarını uygulaması çağrısında bulunuldu. Ayrıca Haziran 2018’de yayınlanan Keşmir’e ilişkin Birleşmiş Milletler (BM) raporunda yer alan öneriler memnuniyetle karşılandı. Öte yandan BM’den Keşmir'deki ağır insan hakları ihlallerinin soruşturulması için olan en kısa zamanda bir soruşturma komisyonu oluşturması talep edilirken, Hindistan’a bu komitenin yanı sıra uluslararası insan hakları kuruluşlarının Keşmir'e ulaşmalarına izin vermesi çağrısında bulunuldu.
41- Kıbrıs meselesi konulu İslami konferanslardan çıkan önceki tüm kararlar yeniden teyit edildi. Ayrıca Kıbrıslı Türk Müslümanların haklı davalarına ve adil ve karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çözüm için sarf edilen çabalara verilen destek dile getirildi. Öte yandan tüm üye devletlere, maddi ve politik olarak onlara uygulanan insanlık dışı izolasyonun üstesinden gelmelerine yardımcı olmak için Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’yle dayanışma halinde olmaları çağrısında bulunuldu.
42- Konferans’ta Bosna Hersek hükümeti ve halkıyla dayanışma içerisinde olunduğu yinelendi ve ülkedeki siyasi liderlere, daha iyi bir gelecek oluşturmak amacıyla ortaya konulan reform sürecinin uygulanmasını hızlandırmak için çabalarını birleştirmeleri çağrısında bulunuldu. Ayrıca üye devletlere, ülke halkının refahının sağlanması için ekonomik ilişkiler başta olmak üzere işbirliğini güçlendirmeleri çağrısında bulunuldu.
43- İİT’nin Kosova’yla ve halkıyla olan işbirliği ve desteği yeniden teyit edildi. Ayrıca üye ülkelere, Kosova'nın bağımsızlığının tanınması konusunu dikkate almaları ve ülkeye çeşitli uluslararası forumlarda destek olmaları çağrısında bulunuldu.
44- Konferansta, İİT’nin üye olmayan devletlerdeki Müslüman toplulukların sorunlarına adil ve barışçıl çözümler bulunması konusundaki sarf edilen çabalara ve güzel çalışmalara destek olunduğu bir kez daha ifade edildi. Ayrıca kuruluşun, bu grupların kimliklerini, kültürlerini ve onurlarını koruma konusundaki rolüne övgüde bulunuldu.
45- Konferansta, azınlık Arakan (Rohingya) Müslümanlarının yaşadığı insanlık dışı durum kınanarak, şiddetin ve bu azınlığı hedef alan tüm vahşice uygulamaların durdurulması için acil eylem çağrısında bulunuldu. Bunun yanı sıra, Myanmar hükümetinin bu vatandaşların korunması konusunda bütünüyle sorumlu olduğu dile getirilerek, Arakan’daki askeri güç kullanımının derhal durdurulması gerektiği vurgulandı.
46- Konferansta Myanmar hükümeti, tüm haklarından mahrum bırakılmış Müslüman Rohingya azınlığı içerisinde yerlerinden edilmişlere haklarını geri kazandırmak, Bangladeş’e kaçmak zorunda kalanlar da dahil olmak üzere ülke içindeki ve dışındaki tüm Rohingyalı mülteciler ve yerlerinden edilmişler için güvenli ve onurlu bir dönüşü kolaylaştırmak için pratik ve somut adımlar atmaya çağrıldı.
47- Konferansta, cinsel istismar ve çocuklara karşı şiddet de dahil Myanmar’daki insan hakları ihlalleri ve söz konusu vahşetin sorumlularının hesap verebilirliği konusunda uluslararası bağımsız ve şeffaf uygulamaların ortaya koyulmasını gerektiğini belirtildi. Ayrıca Myanmar’daki Müslüman Rohingyalılara karşı insan hakları ihlallerini göz önünde bulundurmak için özel bakanlar komitesine olan destek ifade edildi. Aynı şekilde konferansta, Gambiya önderliğindeki özel bakanlar komitesini, İslam İşbirliği Teşkilatı adına Ulusal Adalet Divanı’nda dava açmak için derhal harekete geçmeye çağırıldı. İnsani yardımlara serbestçe ve sınırsız erişim sağlanması, zarar gören bireylerin ve grupların bu tür yardımların tam erişimine izin verilmesi istendi.
48- Konferansta Bangladeş halkından ve Başbakanı Şeyh Hasina Vecid hükümetinden yerlerinden edilen Rohingyalılar için kalplerini ve sınırları açması, Bangladeş’te sığınak sağlaması, Bangladeş’teki kaynakların yetersizliğine rağmen Rohingyalı mağdurlara desteklerini sürdürmesi konusundaki takdir yinelendi. Teşkilatın üye devletlerine cömert olma ve Bangladeş’in üstlendiği artan yükü paylaşma çağrısı yapıldı.
49- Konferansta mültecilerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönüşlerini sağlamak amacıyla iş birliği alanlarının belirlenme ihtiyacı çerçevesinde Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) başta olmak üzere Myanmar’daki Arakan (Rakhine) eyaletinin durumunu iyileştirmek için uluslararası düzeyde kurulan çeşitli mekanizmaların memnuniyetle karşıladığı vurgulandı. Bölgesel mekanizmalara olan destek yinelendi.
50- Konferansta Filipinler’in güneyinde barışa ve istikrara doğru atılan olumlu bir adım olarak Bangsamoro Özerk Bölgesi’nin Geçiş Hükümeti otoritesinin kurulmasının memnuniyetle karşılandığı kaydedildi. Aynı şekilde Filipinler hükümeti, Bangsamoro’daki ekonomik ve sosyal kalkınma da dahil olmak üzere uygulama dönemi boyunca kabul edilen tüm programları yerine getirmeye çağırıldı.
51- Konferans, Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin ve Moro İslami Kurtuluş Cephesi’nin tüm liderlerine de koordinasyon ve işbirliği çağrısında bulundu. Aynı şekilde liderler, Güney Filipinler’de kapsamlı bir barışın sağlanmasının ortak nedeni olarak barışçıl mücadelelerinde işbirliğini güçlendirmek ve birleşik bir tutum sergilemek için diğer ilgili taraflarla birlikte çalışmaya çağırıldı.
52- Konferansta teşkilata üye devletlere, yan kollara ayrılmış organlara ve İİT’ye bağlı kuruluşlara, ekonomik ve sosyal kalkınmayı hızlandırmak amacıyla Bangsamoro Özerk Bölgesi’nin gelişmesi için tıbbi, insani, ekonomik ve toplumsal yardım hacmini artırma çağrısı yapıldı. Bu bağlamda Bongsamoro bölgesi için gerekli kalkınma yardımı ve finansman için uygulanabilir bir mekanizma geliştirerek bölgenin kalkınmasını sağlamak amacıyla Filipinler hükümetinden, üye devletlerin, genel sekreterlik heyetinin ve İslami Kalkınma Bankası temsilcilerinin ziyaretini kolaylaştırması istendi.
53- Konferansta Tayland hükümetinin Müslüman toplumun koşullarını iyileştirme yönündeki samimi çabalarına da övgüde bulunuldu. Ülkedeki Müslüman toplumun ilerlemesi için 2018’in şubat ayında İİT heyetine yapılan davet takdirle karşılandı. Konferansta bu çerçevede Müslüman toplumun dini uygulamalarında özgürlüğü sağlama ve hükümetin bölgede sosyal, eğitimsel ve ekonomik fırsatlar oluşturma çabaları kaydedildiği belirtildi. Konferansta hükümetin, durumu iyileştirmek için tüm girişimlerini tamamen gönüllü, saygın ve yerel gelenekler uyarınca yürütmesi gerektiği vurguladı. Tayland hükümeti ile ülkenin güneyindeki Müslüman toplumun temsilcileri arasındaki barışçıl diyalog sürecinin sürdürülmesine olan destek yinelendi. Her iki tarafa da önemli konularda güven ve diyalog kurmak için gerekli önlemleri almayı sürdürme çağrısı yapıldı.
54- Konferansta Genel Sekreter’e başta Batı Trakya’daki ve On İki Ada’dakiler olmak üzere Yunanistan’daki Müslümanların refah düzeyini artırmak amacıyla Atina hükümeti ile diyalogu ve iş birliğini sürdürme çağrısı yapıldı.
55- Konferansta Kırım Tatarlarının durumuna ve güvenliklerine etkin bir şekilde müdahale edilmesinin, dini, kültürel, eğitim ve mülkiyet haklarına erişimlerinin sağlamasının gerekli olduğu belirtildi. Konferansta Genel Sekreter de son gelişmelerin ardından Kırım Tatarlarının durumu hakkında gerekli temasları sağlamaya çağrıldı.
56- Konferansta Sri Lanka’daki Müslümanlara yönelik son şiddet eylemlerinden derin endişe duyulduğu belirtilerek söz konusu eylemler sert bir şekilde kınandı. Hükümete faillerin hesap verebilirliğini sağlama, adalete teslim etme, nefret içerikli konuşmaların ve hoşgörüsüzlüğün yayılmasını kararlı şekilde engelleme, Sri Lanka’daki Müslüman azınlığın güvenliğini ve emniyetini sağlama çağrısı yapıldı.
57- Konferansta İİT ve BM de dahil uluslararası ve bölgesel kuruluşlar arasındaki artan iş birliğinin, ayrıca İİT Genel Sekreterliği’nin çeşitli bölgesel ve uluslararası kuruluşlarla ilişkileri güçlendirme çabalarının memnuniyetle karşılandığı belirtildi. Konferans, Türkçe Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi de dahil bazı devletlerden ve uluslararası kuruluşlardan gelen taleplerle olumlu şekilde etkileşim sağlamak için Genel Sekreterliğe İİT’de gözlemci statüsü verilmesi konusunda üye devletlerle istişareleri tamamlama çağrısında bulunuldu.
58- Konferansta insani krizlerin temel nedenlerini ele almak, afet ve felaketlerden etkilenen üye devletlerde mağdurların acılarını hafifletmek için teşkilatın insani eylemlerdeki rolünü güçlendirme çağrısı yapıldı. Üye devletler de insani krizlerden etkilenen ülkelere acil insani yardım ve ortak İslami eylemi teşvik etmek amacıyla İİT aracılığıyla cömert insani yardımlarının bir kısmını sağlama çağrıldı. Konferansta Genel Sekreterlik’ten uluslararası ortaklarla koordinasyon sağlanması ve çatışmalardan çıkan üye devletlerde barışın inşasına katkıda bulunması istendi.
59- Konferansta üye devletlerin terörizm karşısındaki tutumunu, şeklini ve tezahürlerini yinelerken, radikalizm ve aşırıcılığa karşı hoşgörülü ılımlı İslam’ın ortaya koyulması gerektiği vurgulandı. Ayrıca radikal ideolojileri ortadan kaldırmak, terör kaynaklarını kurutmak ve bu olguya karşı koymak için uluslararası ve ulusal yasal araçları güçlendirmek üzere radikalizm ve terörizmle mücadele amacıyla kapsamlı bir yaklaşım benimseme çağrısında bulunuldu. Bu çerçevede konferansta terörizmin yeni belirtilerini, bunlarla mücadele yollarını ve teşkilatın üye devletleri arasındaki iş birliğini dikkate alarak 1999 tarihli Uluslararası Terörizmle Mücadele için İslam İşbirliği Sözleşmesi’ne ek bir protokol geliştirmek üzere Genel Sekreterliğin attığı adımlara da değinildi. Ayrıca taslak protokolünü tamamlamak ve Dışişleri Bakanları Konseyi’ne sunmak için çalışmaları sürdürme çağrısı yapıldı.
60-Konferansta terörle mücadelenin tüm üye devletler açısından yüksek bir önceliğe sahip olduğu da vurgulandı. BM’nin merkezi rolünü tam olarak kabul ederek, uluslararası dayanışma ve iş birliğini artırarak terör eylemlerini önlemek ve bastırmak için birlikte çalışma konusundaki kararlılık yinelendi. BM tüzüğü ve uluslararası hukuk yükümlülükleri uyarınca üye devletlere yönelik tüm terör eylemleri kınandı.
61- Konferansta İİT’de diyalog, barış ve anlayış için bilgelik merkezinin, terör gruplarının başta sosyal paylaşım siteleri olmak üzere medya aracılığıyla yaydığı radikal söylem yapısını sökmeyi amaçlayan önemli bir adım olarak başlatması memnuniyetle karşılandı. Ayrıca üye devletlere, merkeze gerekli desteği sağlamaları ve merkez ile üye devletlerdeki ilgili kurumlar arasında ortaklığı ve iş birliğini güçlendirme çağrısı yapıldı.
62. Konferansta Suudi Arabistan’daki Duvedmi ve Afif şehirlerinde, ülkenin çıkarlarını ve uluslararası petrol kaynaklarını hedef alan petrol istasyonlarına yönelik saldırılar şiddetle kınandı. Suudi Arabistan ile olan dayanışmaya, ulusal güvenliğe ve petrol kaynaklarını korumak için alınan tüm önlemlere sınırsız destek verildiği dile getirdi. Uluslararası toplum da bölgede barış ve güvenliği sağlama konusundaki sorumluluklarını yerine getirmeye çağrıldı. Konferansta ayrıca Suudi Arabistan’ın söz konusu tehditlerle mücadele etmek ve yerel ve uluslararası düzeyde bir dizi mekanizma oluşturmak için ortaya koyduğu yasa ve düzenlemelerle teröre ve radikalizme karşı mücadeledeki sürekli çabaları ve benzersiz tecrübeleri takdir edildi.
63- Konferansta Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Umman Denizi’ndeki ekonomik sularda uluslararası ticaret trafiğinin güvenliğini ve emniyetini tehdit eden, bir suç eylemi olarak dört ticaret gemisine yönelik gerçekleştirilen sabotaj eylemi şiddetle kınandı. Uluslararası topluma deniz trafiğini ile güvenliğini ve bölge güvenliğinin istikrarını sağlama sorumluluklarını yerine getirme çağrısında bulunuldu.
64- Konferansta Irak hükümetine terörle mücadeledeki çabalarında tam destek verildiği kaydedildi. Irak şehirlerinin DEAŞ suç şebekesinden kurtulması yolunda kapsamlı zafer kazanılmasını sağlayan çabalarına övgüde bulunulurken Irak’ın birliği ve toprak bütünlüğü konusundaki kaygılar dile getirildi. Konferansta Irak hükümetinin yerinden edilen insanları evlerine geri döndürme ve kurtarılan alanları yeniden inşa etme çabalarından övgüyle bahsedildi. Irak’ın terörle mücadelede ve bölgeye barış ve istikrar getirmedeki rolüne dikkat çekildi.
65- Konferans, ırkçılığın ve dini ayrımcılığın bir biçimi olan İslamofobinin dünyanın birçok yerinde geniş şekilde yayılmasına dair endişe dile getirildi. Konferansta bu çerçevede BM ile diğer uluslararası ve bölgesel kuruluşlar, 15 Mart’ı İslamofobiye karşı ulusal gün ilan etmeye çağrıldı. 15 Mart 2019 tarihinde Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrindeki Nur Camii ve Linwood İslam Merkezi’nde ibadet eden masum insanları hedef alan korkunç terör saldırısı da kınandı. Aynı zamanda konferansta terör saldırılarını açıkça kınayan Yeni Zelanda hükümeti, özellikle Yeni Zelanda Başbakanı tarafından Müslüman toplumu kucaklayan kesin ve net duruş takdir edildi. Ayrıca Yeni Zelanda toplumunun tüm kesimlerinin ortaya koyduğu sempatiye ve dayanışmaya da övgüde bulunuldu.
66- Konferansta Müslüman toplumun, azınlıkların ve göçmenlerin bulunduğu tüm ülkeler, terörizm, radikalizm ve topluma yönelik tehdit içerikli tüm politika, beyan ve uygulamalardan kaçınmaya çağrıldı.
67- Konferansta üye devletlere din ve inanca dayalı hoşgörüsüzlük, ayrımcılık ve nefret gelişimini önlemek amacıyla bağlayıcı bir uluslararası yasal mekanizma oluşturarak koordineli şekilde İslamofobi ile mücadele için kapsamlı bir strateji benimseme çağrısı yapıldı.
68- Konferansta Barış ve Diyalog Temas Grubu’nun kurulmasına dair memnuniyet dile getirildi. Eylül 2019’da BM Genel Kurulu’nun çalışmaları kapsamında bakanlar düzeyinde bir toplantıya hazırlanarak İslamofobi ile mücadele için bir eylem programı ortaya koyulması çağrısında bulunuldu.
69. Konferansta 2025 yılı için İİT Eylem Programı’nın belirli bir aşamaya ulaşmasından duyulan memnuniyet ifade edildi. Teşkilatın program ve faaliyetlerini ulusal önceliklere dahil ederek üye devletlerin programı uygulaması gerektiği belirtildi. Konferansta Genel Sekreterlik ve teşkilatın diğer organları tarafından Eylem Programı’nın etkili şekilde uygulanmasını sağlamak için yürütülen çabalara dikkat çekildi. Program ve faaliyetlerin belirtilen amaca ulaşması için 2020 yılında Eylem Programı’nın orta dönemli incelemesinin yapılması yönündeki karar memnuniyetle karşılandı.
70- Konferansta çeşitli programları uygulamak, İslam coğrafyalarındaki ticareti güçlendirmek ve İİT’ye üye devletlerarasındaki ticaret düzeyini 2025 yılına kadar yüzde 25’e çıkarma hedefine ulaşmak için kurumsal mekanizmaların kurulmasına övgüde bulunuldu. Bu çerçevede konferansta yatırım anlaşmazlıklarının çözümü için mevcut İİT mekanizmasının devam eden incelemesi, teşkilatın üye devletler arasında iş yapma kolaylığını artırmak için gerekli önemlerin alınması da dahil Ticaret Tercihli Sistem’in ve diğer ticareti kolaylaştırma mekanizmalarının etkili bir şekilde uygulanması çağrısı yapıldı.
71- Konferansta Dakar- Port Sudan demiryolu projesinin ve çok yönlü taşımacılık koridorunun geliştirilmesine yönelik diğer bölgesel projelerin hızlı bir şekilde uygulanması çağrısında bulunuldu. Küçük ve orta ölçekli işletmeleri teşvik etme ve İİT üyesi ülkelerde özel sektörün rolünü yayma gereğine dikkat çekildi. Bu bağlamda teşkilata üye devletlerin vatandaşları arasında turizm faaliyetlerini artırmaya yönelik çabalarına da övgüde bulunuldu.
72- Konferansta İslam Gıda Güvenliği Teşkilatı yapılarının güçlendirilmesi, tarım, kırsal kalkınma ve gıda güvenliği alanındaki ana zorlukların ele alınmasına yönelik kapsamlı tarımsal eylem planının uygulanması da memnuniyetle karşılandı. Konferansta yenilenebilir enerji alanında iş birliğine yönelik İİT için bir çerçeve oluşturma gereğine değinilirken enerji üretimi erişimi ve dağıtım alanında, İslam coğrafyasında iş birliğini artırmaya dair devam eden önlemlerin güçlendirildiği vurgulandı.
73- Konferansta İslam Kalkınma Bankası grubunun İİT’ye üye devletlerin kapsamlı gelişimi, aralarındaki iş birliği ve İslami finans, altyapı ile özel sektörün gelişmesi hususundaki rolüne övgüde bulunuldu. Bankanın, bağlantılarını küresel değer zincirine bağlayarak, ihracatlarına değer katarak ve iş fırsatı sağlayarak üye devletlerdeki rekabeti artırmaya dayalı yeni kalkınma modeline de değinildi. Bu çerçevede konferansta özellikle içteki, bölgedeki ve küresel çaptaki çatışmalar sonucunda söz konusu ülkelerin bazılarının yaşadığı kırılgan koşullara dikkat çekildi. Üye devletler, artan ihtiyaçları karşılamayı sağlamak amacıyla banka sermayesini önemli ölçüde artırmaya çağrıldı. Bu durumun yeniden yapılanma ve sosyal gelişim gereksinimlerinin karşılanması için bankanın finansal kaynaklara sahip olmasını gerektirdiği belirtildi. Konferansta Banka Yönetim Kurulu’na gerekli artışla ilgili karar alması için talimat verilmesi kararı da alındı.
74- Kalkınma için İslami Dayanışma Fonu'nun İslam Kalkınma Bankası Grubu üyelerinden biri olması nedeniyle üye ülkelerde insani ve yoksul yanlısı kalkınma sonucunda, fakirliğin baskısının azaltmada oynadığı rolün önemine vurgu yapıldı. Fon'un amaçları ve hedef sermayesine ulaşmasını sağlamak için konferansta, henüz katkıda bulunmayan üye devletlere bu konuda acele edilmesi için çağrıda bulunuldu. Ekonomik gerçekliğe yansımayan katkılarda bulunan devletlerin katkılarını yeniden gözden geçirmeleri istendi. Bu bağlamda, Çad Gölü Havzası boyunca yer alan İslam Konferansı Örgütü'nün yedi üyesinin de sosyal ve ekonomik olarak yenilenmesinde önemi göz önüne alındığında devam eden Çad Gölü’nü Yeniden Besleme Projesi’ni destekleme kararını doğrulandı.
75- Konferans’ta ayrıca Türkiye’nin daimi başkanlığını yaptığı İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi’nin (İSEDAK) oynadığı rol ve ekonomik alanda İİT’nin amaçlarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmasına övgüde bulunuldu.
76- İİT konferansında, İSEDAK’ın 4. Olağanüstü İslam Zirvesi tarafından kabul edilen ve düzeltmeler yapılan temel sisteminin başarılı bir şekilde uygulanması takdir edildi. Üye ülkelere İSEDAK’ın düzeltmeler yapılan temel sisteminin uygulama sürecini ve stratejisini güçlendirme çağrısında bulunuldu. Bunun İİT genel sekreterliği ile sıkı bir koordinasyon içinde teşkilat şartlarına uygun olarak gerçekleştirilmesi gerektiği belirtildi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında olan İSEDAK’ın çalışmalarına aktif katılımda bulunulması talep edildi.
77- Üye devletlerin ekonomik ve kalkınma zorluklarını çözmelerine yardım etmeyi amaçlayan ekonomik yardım programlarının geliştirilmesi yoluyla gerçekleştirdiği dayanışmaya övgüde bulunuldu.
78- Konferansta, İİT Genel Sekreteri’nin kadınları güçlendirme ve toplumdaki rollerini artırma konusundaki çabaları övüldü. Kadınların kalkınması için düzenlenmiş İİT planının kabul edilmesi, bunun uygulanmasına yönelik mekanizmalar ve Kadın Danışma Konseyi kurulması, Kadın Başarı Ödülü verilmeye başlanması ve Birleşmiş Milletler Kadın Örgütü ile Mutabakat Muhtırası imzalanması takdirle karşılandı. İİT Kadın Danışma Konseyi’nin başkanlığını başarıyla sürdürdüğü için Esra Albayrak kutlandı. Ayrıca Eski Fas Kralı 2.Hasan’ın kızı Prenses Lala Meryem’in evlilik ve aile kurumları ile küçük yaştaki kız çocuklarının evliliğiyle mücadele konusunda İyi Niyet Elçisi olarak atanması memnuniyetle karşılandı. Prenses Lala Meryem’in bu görevi üstenmesini onaylamasından ötürü Fas Kralı 6. Muhammed’e teşekkür edildi. İİT üye ülkelerinde, kadının gelişimi konusundaki temel sistemi hala onaylamayan üyelere, sitemin doğrudan aktive edilmesi için onay sürecindeki prosedürlerin yürürlüğe girinceye kadar tamamlama faaliyetlerinin hızlandırılması için çağrıda bulunuldu.
79- Dışişleri Bakanları Kurulu’nda alınan İİT Genel Sekreterliği’ne bağlı gençlerin sorunları ile ilgilenen bir birim kurulması kararı memnuniyetle karşılandı. Bunun, İİT’nin gençliğin ilerlemesine, kapasitelerinin geliştirilmesine ve barış, güvenlik ve uyum toplumunun oluşturulmasında rollerinin güçlendirilmesine verdiği önemi vurguladığı belirtildi. Konferansta, ayrıca Teşkilat’ın üye devletlerde sporu geliştirme ve gençlik stratejilerinin kabul edilmesi takdir edildi.
80- Genel Sekreterliğin, ailenin refahını, aile ve evlilik kurumunun değerlerini güçlendirme çabalarına övgüde bulunuldu. Evlilik ve aile kurumunu etkinleştirme ve sürdürme stratejisinin hazırlanması ve uygulanması memnuniyetle karşılandı. Ayrıca sosyal boyutun sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesi için gerekli olduğu vurgulandı. Bazı cihetlerin, eşcinsellik ve cinsel yönelim gibi BM gündemindeki politika ve stratejileri aktarmak için uluslararası toplantılardan ve kanallardan yararlanma girişimleri ile mücadele etmek için eylem çağrısında bulunuldu.
81- İslam dünyasında yaşlı ve özel ihtiyaçları olan kişilerin refahını ve sosyal güvenliğini sağlama çabalarına övgüde bulunuldu. İİT’nin yaşlıların ve özel ihtiyaçları olan insanların iyiliği için bir strateji ve eylem planı hazırlanması memnuniyetle karşılandı.
82- İİT üyesi devletlerde aile ve evlilik kurumunun güçlendirilmesi ve değerlenin korunması, çocuklar ve İslam dünyasındaki yaşlılar ve özel ihtiyaçları olan kişiler için sosyal refahın korunmasına ilişkin alanlardaki bakanlık konferanslarının birleştirilmesi takdir edildi.
83- Kültürü İslami değerler doğrultusunda sürdürülebilir ve kapsamlı bir gelişim ve İİT’nin amaçlarına ulaşması için stratejik bir araç olarak kullanma gerekliliği vurgulandı. Genel Sekreterliğin, kutsal yerlerin tarihi ve Müslüman karakterinin korunması, İslami kültürel ve medeniyet mirasının muhafaza edilmesi gibi önemli konular üzerinde ortak bir tutum sergileme ve koruma çabalarına övgüde bulunuldu. Üye devletlerin bu konudaki girişim ve çabaları takdirle karşılandı. Ayrıca Genel Sekreterliği’nden ilgili İTT kurumlarını, İslam kültürünün, medeniyetler arasındaki kimlik ve diyalog imajına destek olacak program ve faaliyetler geliştirmeye çağırması talep edildi. İİT kurumları ile uluslararası müttefiklerinin işbirliği ile küresel katılımın artırılması için çağrıda bulunuldu.
84- Suriye, Irak, Mali, Libya ve diğer üye devletlerde hem maddi hem de manevi her türlü kültürel mirasa karşı işlenen suçlar şiddetle kınandı. Konferansta, İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu (ISESCO) ve İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’ne (IRCICA) üye devletlerle çeşitli düzeylerde tüm ilgili ortaklarla koordineli olarak Müslümanların kültürel ve dini mirasını izlemek için ilgili kurumlarla işbirliğinin atırılması için çağırı yapıldı. Ayrıca İslam dünyasında kültürel mirası korumak için bir İİT platformu oluşturulması ve mirasın korunması için özel bir fon kurulması olasılığını göz önünde bulundurarak miras simgelerine karşı işlenen sabotaj ve tahribatı ile mücadele çalışmalarına katılmaları talep edildi.
85- Genel Sekreterliğin, film prodüksiyonunu desteklemek için üye devletler ile işbirliğindeki çabalarına övgüde bulundu. Bunlar arasında kültürel bağları güçlendirmek için Teşkilat’ın bir film festivali düzenlemesi, 23-27 Şubat 2019 tarihlerinde Burkina Faso’nun başkenti Ouagadougou’da gerçekleştirilen 26. Film ve Televizyon Festivali’ne barış ve birlikte yaşama sinema ödülü verilmesi gibi girişimler takdir edildi. Ayrıca kültürel alanda üye devletler arasında işbirliği teşvikinde bulunuldu.
86- Senegal Devlet Başkanı Macky Sall’in başkanlık ettiği İİT Bilgi ve Kültürel İşler Daimi Komitesi’nin (COMIAC) oynadığı role övgüde bulunuldu. Üye devletlere tüm alanlarındaki başarı öykülerine ilişkin bilgileri vurgulamak ve yaymak için ellerindeki enformasyon araçlarının kullanmaya ve İİT’nin barış, kalkınma ve diğer küresel konulara katkıları hakkındaki bilgileri yayma çağrısında bulunuldu.
87-  Konferansta, sosyal medyanın da dahil olduğu iletişim araçlarının, bilgiyi yayma ve kamuoyunu şekillendirmek için en etkili araç ve kaynak olduğu vurgulandı. İslam dininin hoşgörüsünün, İİT ile üye devletlerin İslami dayanışma hedeflerine ulaşılmasındaki katkıları güçlendireceğine işret edildi.
88- Daimi Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu’nun önemli rolü vurgulandı. Üye ülkeler ve ilgili kuruluşlar, Komisyon’un danışmanlık uzmanlığından yararlanmaya teşvik edildi. Ayrıca Komisyon’un İsrail’in işgal altındaki Filistin, Hindistan’ın Cemmu ve Keşmir topraklarındaki insan hakları ihlallerinin yanı sıra Myanmar’daki Rohingya (Arakan) azınlığı ile ilgili raporlara da değinildi. Ayrıca İslam'da İnsan Hakları Kahire Deklarasyonu'nu İslam'da Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni ve İslamofobi ile mücadele çabalarına övgüde bulunuldu.
89- Üye devletlerin çevre, iklim değişikliği, insan sağlığı, enerji kaynakları ve su kaynakları ile ilgili küresel zorluklarla mücadele çabalarında bilim, teknoloji ve inovasyonun asıl rolüne vurgu yapıldı. Pakistan Devlet Başkanı Arif Alvi’nin başkanlığındaki İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Daimi Komitesi’nin (COMSTECH) rolüne övgüde bulunuldu.
90- Konferans, su kıtlığı ve çevre eğitiminin olmaması da dahil çevresel bozulmanın üye devletlerde sağlık standartlarını daha da kötüleştirdiğini kabul etti.
Konferans, İİT’nin sağlık alanındaki özellikle anne ve çocuk sağlığı, aşılama, ilaçların üretiminde güveni arttırma ve sağlık hizmetlerinde sektörler arası işbirliğinin gelişimi gibi stratejik çalışma programı ve su alanındaki vizyonunun uygulanmasında kaydedilen ilerlemeyi takdir etti.
Bilginin yayılmasında, İİT’ye bağlı üniversiteleri rolünü kabul ederek, bu üniversitelerdeki kaliteli eğitimi güçlendirme, insan kaynaklarını ve fiziksel altyapıyı geliştirme konularında yardımcı olmaları için üye devletler ve finansal kuruluşlara çağrıda bulundu.
91-Konferans, 23-25 ​​Ekim 2018 tarihlerinde Cidde’de gerçekleştirilen İİT konferansı kapsamında öngörülen genel reform konusundaki oturumunun sonuçları hakkında 1-2 Mart 2019 tarihinde Abu Dabi'de yapılan 46. oturumda kabul edilen 8/46 sayılı Dışişleri Bakanları Konseyi'nin kararını memnuniyetle karşıladı.
İİT’nin yapıları ve prosedürlerini güçlendirmenin etkili, gerçekçi ve ciddi yolları hakkında yapılan oturum esnasında devletler, sekreterya ve İİT organizasyonlarının öne sürdüğü fikirler, görüş ve önerileri not aldı.
Ayrıca,İİT’nin etkinliği, faaliyeti ve organlarının uygun şekilde çalışmasını sağlamayı amaçlayan beyin fırtınası oturumların sonuçları ve önerileri dikkate alınarak istenen reformların başlatılması çağrısında bulundu. 2019'da beyin fırtınası oturumunun ikincisine ev sahipliği yapmayı kabul ettiği için Bangladeş’e teşekkür etti. İstenen reformu gerçekleştirmek için üye devlet ve İİT kurumlarını bu toplantılara katkıda bulunmaya davet etti.
92-Konferans tüm üye ülkelere, İİT’nin organ ve kuruluşlarının tüzükleri hakkında üye ülkeler arasındaki sözleşmelerin imzalanması ve onaylanması için prosedürlerinhızlandırılması çağrısında bulundu.
93-Konferans, İİT’nin kuruluşunun 50. yıldönümünü ölümsüzleştirmek için 2016 Altın Jübile tahsis edilmesini memnuniyetle karşılarken, üye devletler, sekreterya ve İİT kurumlarını merkezdeki ana kutlamadan sonra bu yıldönümünü canlı tutma çağrısında bulundu.
94-Konferans, Endonezya’nın Nisan 2019’da adil ve şeffaf demokratik genel seçim düzenlemedeki başarısını takdir etti. Endonezya Cumhurbaşkanı Joko Widodo'yu tekrar seçilmesinden dolayı tebrik etti ve bir sonraki dönem için başarılar diledi.
95- Konferans, Kazakistan’ın ilk cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in, İslam ümmetinin idealleri, ilkeleri ve amaçlarını desteklemedeki kişisel rolünü takdir etti.
Ayrıca, İslami yakınlaşma,  İslam Gıda Güvenliği Teşkilatı, altyapı alanındaki İslami entegrasyon ve İİT platformu 15.dialoğu konusundaki girişimleriyle, İslam ülkelerinin entegrasyonuna gösterdiği olağanüstü katkılarından dolayı teşekkürlerini dile getirdi.
96-Konferans, Cezayir’in sekreterya düzeyinde bir seçim gözlem biriminin kurulmasına neden olan girişimine övgüde bulundu. Ayrıca üye devletlere,İİT’nin seçim gözlem alanındaki faaliyetlerinin finanse edilmesine katkıda bulunma çağrısı yaptı.
97-Konferans, Nijer eski Dışişleri Bakanı D. Aishtu Mindaudo Solomon’un Afrika Özel Elçisi olarak, Malezya Büyükelçisi Datuk İbrahim bin Abdullah'ın Güney Filipinler Barış Süreci Özel Elçisi olarak, Mısır Büyükelçisi İbrahim Hayrat’ın Myanmar Özel Elçisi olarak ve Suudi Arabistan’dan Yusuf el-Dabiyi’nin Cammu ve Keşmir Özel Temsilcisi olarak atanmasını onayladı.
98-Konferans, İslam Zirvesi Konferansı’nın 15. toplantısını, İİT’nin Genel Sekreterliği ile koordineli olarak belirlenecek 2020 yılı içerisindeki bir tarihte Gambiya Cumhuriyeti'nde yapmaya karar verdi. Ayrıca, üye ülkeler ve ilgili organlara  sekretarya ile işbirliği yapma, ev sahibi ülkeyi destekleme ve Gambiya’nın başkenti Banjul'daki İslam Zirvesi'nin başarısı için çaba gösterme çağrısında bulundu.
99- Konferans, Endonezya hükümeti tarafından gelen Asya Grubu'nu temsil eden İslam Zirvesi Konferansı oturumuna ev sahipliği yapma teklifini memnuniyetle karşıladı.
100-Konferans, Dışişleri Bakanları Konseyi’nin 47.oturumunun Nijer’de düzenlenmesinin yanı sıra Pakistan’ın 48. oturuma İslamabad’ta ev sahipliği yapma teklifini memnuniyetle karşıladı.
101-Konferans, Dışişleri Bakanları Konseyi ve İslam Zirvesi Konferansı tarafından kendisine verilen görev ve sorumlulukları yerine getirebilmesi için üye ülkelere mali katkılarını zamanında ödeme çağrısında bulundu.
102-Konferans, İslami dayanışmayı teşvik etmek amacıyla İslam Zirvesi Konferansı'nın 14. oturumuna ev sahipliği yapması nedeniyle Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’e şükran ve minnettarlığını dile getirirken, Suudi hükümeti ve halkına da cömert misafirperverliği ve destekleri sebebiyle teşekkürlerini sundu.



İsrail, “7 Ekim” öncesinde doğrudan ve net uyarılar aldı mı?

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
TT

İsrail, “7 Ekim” öncesinde doğrudan ve net uyarılar aldı mı?

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve seçim kampanyası ekibi, 7 Ekim 2023 saldırısı öncesinde yapılan “uyarı hikâyesini” gölgede bırakmak için yoğun çaba harcıyor. Netanyahu, muhalifleri tarafından söz konusu uyarıları görmezden gelmekle suçlanıyor.

Buna karşın, İbranice ve ABD medyasında Netanyahu'nun saldırı öncesinde uyarıldığına ilişkin bilgiler peş peşe gündeme geliyor. Konu artık Netanyahu'nun üzerinde adeta bir suçlama olarak dolaşırken, başbakanın çevresinde büyük bir öfkeye yol açıyor. Netanyahu'ya yakın çevrelerde, “Arap ve Batı dünyasında hükümetini devirmek isteyen çok sayıda güç bulunduğu” yönündeki kaygı da giderek artıyor.

Söz konusu iddialar, yaklaşık bin 200 İsraillinin hayatını kaybettiği Hamas saldırısıyla ilgili.

Filistinliler, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail ile Gazze'yi ayıran duvarın yanında ele geçirdikleri bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor. (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail ile Gazze'yi ayıran duvarın yanında ele geçirdikleri bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor. (AP)

Son dönemde İsrailli gazetecilerin kaleme aldığı bir kitapta da benzer bilgiler yeniden gündeme geldi. Buna göre, saldırıdan birkaç hafta önce İsrail ile Hamas arasında imzalanmaya hazır bir anlaşma bulunuyordu. Anlaşma, esir takası ve uzun süreli bir güvenlik ateşkesini öngörüyordu. Ancak Netanyahu anlaşmadan geri adım attı ve onay sürecini geciktirmeye başladı.

İddiaya göre bu tutum, Hamas'ın önde gelen isimlerinden ve 7 Ekim saldırısının başlıca planlayıcısı olarak gösterilen Yahya Sinvar'ı öfkelendirdi. Sinvar bunun üzerine saldırı kararı aldı, ancak öncesinde İsrail hükümetine “deprem etkisi yaratacak bir karşılık” verileceği yönünde uyarıda bulundu.

Mısır, uyarı iddialarına ilişkin sessizliğini koruyor

Son iki hafta içinde İsrail, ABD ve Avrupa medyasında, Hamas'tan geldiği öne sürülen uyarının farklı kanallar üzerinden Tel Aviv'e ve bizzat Netanyahu'ya birkaç kez ulaştırıldığına ilişkin kapsamlı haberler yayımlandı.

Bu konudaki son iddialardan biri ABD merkezli The Atlantic dergisinden geldi. Dergi, 7 Ekim saldırısı sırasında Mısır İstihbarat Teşkilatı'nın başında bulunan General Abbas Kâmil’in bizzat Tel Aviv'e gittiğini öne sürdü. İddiaya göre Kâmil, yalnızca 40 dakika süren ziyaretinde havaalanında üst düzey bir yetkiliyle uçağında görüştü ve ardından ülkesine döndü.

Netanyahu'nun ofisi kısa süre içinde derginin haberini yalanladı. Ofis, haberi seçim döneminde kamuoyunu “manipüle etmeyi” amaçlayan karşı propaganda faaliyetlerinin bir devamı olarak nitelendirdi.

Yedioth Ahronoth gazetesinin Arap dünyası muhabiri Sima Kadmon da bu uyarılar hakkında kendisinin de Mısır kaynaklı bilgiler aldığını yazdı. Kadmon, dün yayımlanan yazısında, “Kahire'den gelen mesaj güçlü ve etkiliydi, ancak Sinvar buradaki yetkililerin gözünü kör etti. Başka uyarılar da vardı” ifadelerini kullandı.

Kadmon ayrıca Mısır eski istihbarat başkanının İsrail'e yaptığı gizli ziyaretin 7 Ekim'den 11 gün önce gerçekleştiğini belirtti.

İsrailli gazeteci, 26 Eylül'de Mısır'dan Gazze'de “korkunç bir şey” planlandığına ilişkin ilk uyarının geldiğini öne sürdü. Kadmon, 7 Ekim'den üç gün sonra kendisini “üst düzey Mısırlı kaynak” olarak tanımlayan bir kişinin kendisini aradığını ve şu ifadeleri kullandığını aktardı:

“Netanyahu'ya Gazze tarafından korkunç bir şeyin olmak üzere olduğu konusunda uyarı ilettik. İsrail politikasını değiştirmezse Gazze'nin İsrail'in yüzünde patlaması bekleniyor.”

Mısır ise söz konusu uyarı iddiaları hakkında yorum yapmadı. Şarku'l Avsat, Mısır Bakanlar Kurulu, Dışişleri Bakanlığı, Devlet Enformasyon Servisi ve Enformasyon Bakanlığı dahil olmak üzere ilgili kurumlarla temasa geçerek açıklama istedi ancak cevap alamadı. Dün akşama kadar Mısır tarafından konuya ilişkin herhangi bir resmî açıklama da yapılmadı.

Mısırlı diplomat ve parlamenterler ise The Atlantic haberinin doğruluğuna şüpheyle yaklaştı. Haberin “Kahire'nin Filistin meselesine ilişkin tutumunu sorgulatmayı ve tartışma yaratmayı amaçladığını” savunan yetkililer, haberin İsrail'deki mevcut seçim kampanyaları sırasında gündeme gelmesine dikkat çekti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Büyükelçi Rıza Ahmed, söz konusu haberlerin doğru olmadığına inandığını belirterek, “Bilgilerin doğru olduğunu varsayarsak, Hamas'ın saldırısı neden o sırada durdurulmadı?” diye sordu.

Ahmed, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu haberlerin “İsrail'deki mevcut iç seçim kampanyalarının bir devamı” olduğunu söyledi. Ahmed'e göre muhalefet ittifakı, başbakanı 7 Ekim'de yaşananlardan haberdar olmakla suçluyor.

Ahmed, haberlerin bu dönemde gündeme getirilmesinin bir başka amacının da Kahire'nin tutumuna ilişkin şüphe yaratmak ve Mısır'ın Hamas'la ilişkilerini hedef almak olduğunu belirtti. Mısırlı yetkili, özellikle Mısır'ın Filistin meselesindeki tutumunun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında açık biçimde ortaya konulduğunu vurguladı.

Netanyahu

The Atlantic haberinde, Mısır eski istihbarat başkanının ziyareti sırasında hangi İsrailli yetkililerle görüştüğü belirtilmedi. Dergi, ziyaretin yaklaşık bir saat sürdüğünü öne sürerken, eski bir İsrailli hükümet yetkilisinin, “Netanyahu'nun Kâmil’in ziyaretinden veya İsrail istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmelerden haberdar olmaması akla yatkın değil” değerlendirmesine yer verdi.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Eymen Mahsab ise bu tür haberlerin “Mısır'ın imajını zedelemeye yönelik sistematik bir planın parçası” olduğunu savundu. Mahsab Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kahire'nin bu tür haberlerin ortaya atılmasının ardındaki amaçların farkında olduğunu belirtti.

Mısırlı milletvekili, resmi olarak cavap verilmemesinin bu uygulamalara karşı uyarıda bulunulmadığı anlamına gelmediğini ve bunların genç nesiller üzerindeki etkisine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Mahsab, Mısır'ın Gazze ve genel olarak Filistin meselesindeki tutumunun “açık ve değişmez” olduğunu belirterek, Kahire'nin savaşın ve Gazze Şeridi'ndeki İsrail saldırılarının ilk günden itibaren sona erdirilmesi çağrısında bulunduğunu ifade etti.

Ortam benzin kokusuyla doluydu

Aynı konuya ilişkin bir başka yayın ise gazeteciler Şlomi Eldar ve Rut Yuval'ın 8 Eylül'de Haaretz gazetesinde yayımlanan araştırmasında ve kısa süre önce yayımlanan Kaçırılanlar – 843 Günlük İsraf başlıklı kitaplarında yer aldı.

İki gazeteci, Sinvar'ın saldırı öncesinde İsrail'e bir uyarı göndermeye çalıştığını öne sürdü.

Eldar ve Yuval, araştırmalarında şu değerlendirmeye yer verdi:

“Eylül 2023'ün son günleriydi. Batı Şeria'da (terör) operasyonları yoğunlaşıyor, Gazze sakinlerinden oluşan kalabalıklar sınır duvarının önünde düzenli olarak gösteriler yapıyor, İsrail ise yargı reformu yasaları nedeniyle yaşanan iç çatışmalarla sarsılıyordu. Ortam benzin buharıyla doluydu ve gelişmeleri yakından takip eden herkes, ateşin her köşede pusuya yatmış olduğunun tamamen farkındaydı.”

Eldar ve Yuval, Sinvar'ın İsrail'e gönderdiği mesajların, eski Filistin hükümetinde bakanlık yapmış ve Fetih hareketinin önde gelen isimlerinden Muhammed Dahlan'a yakın olan Dr. Süfyan Ebu Zeyde aracılığıyla iletildiğini açıkladı.

Yahya Sinvar, Ekim 2022'de Gazze'de İsrail karşıtı bir gösteride. (Reuters)
Yahya Sinvar, Ekim 2022'de Gazze'de İsrail karşıtı bir gösteride. (Reuters)

İki gazeteciye göre Dahlan, endişelerini üst düzey Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerine aktardı. Bu yetkililer de Netanyahu ile temasa geçerek savaşın yalnızca kan dökülmesine yol açmakla kalmayacağı, bütün bölgeyi sarsacağı ve İbrahim Anlaşmaları'na zarar vereceği yönündeki kaygılarını dile getirdi.

Gazeteciler, görüşmelerin içeriği konusunda aralarında dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkanı William Burns'ün de bulunduğu üç üst düzey yabancı kaynağın bilgilendirildiğini belirtti.

Eldar ve Yuval, söz konusu bilgileri İsrail ve yurtdışında bulunan onlarca kaynakla, bunların arasında üst düzey yetkililerle yapılan kapsamlı bir araştırmaya; ayrıca kayıtlar, belgeler ve kurum içi yazışmalara dayandırdıklarını belirtti.

Dahlan'ın değerlendirmesine göre görüşmenin ve uyarının amacı, Netanyahu'nun mesajı ciddiye almasını ve harekete geçmesini sağlamaktı. Dahlan, “Hiç kimse başbakanın bu sözleri duyduktan sonra güvenlik teşkilatının başkanlarını; Şin Bet ve Mossad başkanları ile genelkurmay başkanını bilgilendirmeyeceğini düşünmedi. Ancak bunların hiçbiri Abu Dabi'den gelen uyarıdan haberdar değildi” ifadelerini kullandı.

Sinvar ortadan kayboldu: Bir deprem bekleyin

Gazeteciler, Eylül 2023'ün başında Sinvar'ın müzakereleri yürüten ekiple tüm iletişimini aniden kestiğini belirtti.

Bir Şin Bet yetkilisi, “Radarımızdan tamamen kayboldu, buharlaştı” dedi.

Hamas'tan bir kaynak ise Sinvar'ın İsraillilerin müzakerelerdeki yavaş ilerleyişinden sabrının tükendiğini belirtti. Bunun üzerine, Netanyahu'nun onayıyla kurulan ve Şin Bet ajanı İdi Rotem ile Hamas yetkilisi Gazi Hamad arasında doğrudan iletişimi sağlayan kanal kesildi.

Dikkat çekici biçimde, İsrail basınında yer alan haberlerde, bu iletişim kanalının 7 Ekim'den bir yıl sonra, rehineler konusunda çıkmaza giren anlaşmanın kurtarılmasına yönelik ihtiyacın arttığı Eylül 2024'te yeniden tam kapasiteyle devreye sokulduğu ifade edildi.

Hamas'ın askeri medya biriminin yayımladığı bir videodan, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları mensubu bir savaşçı, (Reuters)
Hamas'ın askeri medya biriminin yayımladığı bir videodan, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları mensubu bir savaşçı, (Reuters)

7 Ekim öncesine dönüldüğünde, özellikle 23 Eylül'de Sinvar'ın Ebu Zeyde ile özel bir görüşme gerçekleştirdiği belirtiliyor. Sinvar'ın burada kesin bir dille, “İsraillilere, müzakerelerde (ateşkes konusunda) ilerleme sağlanmazsa onlara büyük bir sürpriz hazırlayacağımı söyle” dediği öne sürülüyor.

İddiaya göre Sinvar'ın kullandığı “büyük sürpriz” ifadesi, İsrail tarafı için alarm niteliğinde olmalıydı. Ardından mesajını daha da açık hale getirerek, “Onlara bir deprem beklemelerini söyle” dedi.


Cibuti, "komşu coğrafyadaki çalkantıların" baskısı altında

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
TT

Cibuti, "komşu coğrafyadaki çalkantıların" baskısı altında

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)

Cibuti, komşu ülkelerde yaşanan krizlerin artması, özellikle de Etiyopya ve Yemen'deki çatışmalar nedeniyle binlerce kişinin ülkeye sığınmasıyla artan bir baskıyla karşı karşıya.

Doğu Afrika'da, Bab el-Mendeb Boğazı'nın batı kıyısında yer alan Cibuti; kuzeyde Eritre, batı ve güneyde Etiyopya, güneydoğuda Somali ile sınır komşusu. Ülke doğuda Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılırken, Kızıldeniz'in karşı kıyısında yer alan Yemen'in sahilleri Cibuti'ye yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunuyor.

Bölgedeki çalkantılı ortamın ortasında, Afrika meseleleri uzmanı bir analist, Cibuti'nin uluslararası toplumun çağrılarına karşılık vermemesi halinde, maliyet ve istikrar açısından giderek artan baskılarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Uzman ayrıca Cibuti'nin komşu ülkelerle dengeli ilişkileri sayesinde arabuluculuk rolü üstlenebileceğini öngörüyor.

Uluslararası destek çağrısı

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Yemen'deki şiddet nedeniyle binlerce kişinin ülkesine sığındığını açıkladı. Bu durumun Obuk bölgesindeki ev sahibi topluluklar ile "Mərkəzi" olarak bilinen mülteci kampının kapasitesi üzerinde ciddi baskı oluşturduğu belirtildi. Birleşmiş Milletler tahminlerine göre ülkeye gelenlerin sayısı 10 bin kişiye ulaştı.

Ömer, cumartesi akşamı New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Cibuti'nin artan barınma, gıda ve temel hizmet ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacağını söyledi. Bakan, hükümetin bu göç dalgasına uygun şekilde karşılık verebilmesi için uluslararası toplumdan desteğini artırmasını istedi.

Yemen'den kaçış, haftalardır artan silahlı çatışmalarla mücadele eden Cibuti açısından tek önemli sorun değil. Komşu Etiyopya'da da çatışmalar yeniden tartıyor. Tigray güçlerinin bölgedeki üç havalimanını ele geçirmesi ve müttefikleriyle birlikte Afar ve Amhara bölgelerinde saldırılar düzenlemesi, hükümet güçleriyle 2020-2022 yılları arasında yaşanan yıkıcı savaşın ardından en ciddi gerilim olarak değerlendiriliyor.

 Yemenli bir kadın, Husilerin köyünü ele geçirmesinin ardından yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta çamaşırları asıyor. (AFP)
Yemenli bir kadın, Husilerin köyünü ele geçirmesinin ardından yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta çamaşırları asıyor. (AFP)

Afrika meseleleri uzmanı Çadlı siyasi analist Salih İshak İsa, Cibuti'nin önümüzdeki dönemde de komşu ülkelerdeki istikrarsızlıkların baskısı altında kalacağını değerlendiriyor. İsa'ya göre özellikle Yemen'deki savaşın devam etmesi ve Etiyopya'daki gerilimlerin artması, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'e doğrudan bağlantısı bulunan Cibuti üzerindeki baskıyı artıracak.

İnsani ve güvenlik yükü

Cibuti, mülteci ve sığınmacı akınıyla giderek büyüyen bir insani ve güvenlik yüküyle karşı karşıya. Ülkenin ekonomik kapasitesi ve altyapısı ise çevresindeki risklerin boyutuyla kıyaslandığında sınırlı kalıyor.

İsa Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Cibuti'nin stratejik konumunun, bölgedeki insani, ekonomik ve güvenlik sorunlarının sonuçlarıyla mücadele etmek için ihtiyaç duyduğu desteği otomatik olarak alacağı anlamına gelmediğini belirtiyor.

İsa, söz konusu baskıların uzun süre devam etmesinin istikrarın maliyetini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle sığınmacı sayısının artması, Etiyopya'daki çatışmaların genişlemesi, hizmet ve barınma maliyetlerinin yükselmesi ve Kızıldeniz'deki ticaret ile deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıkların etkisinin büyümesi halinde, Cibuti üzerindeki yükün daha da ağırlaşabileceğini ifade ediyor.

İsa'ya göre uluslararası ve bölgesel destek, karşı karşıya olunan sorunların boyutuyla orantılı bir seviyeye çıkarılırsa Cibuti, istikrarını koruma ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu'nun güvenliğinde üstlendiği merkezi rolü sürdürme konusunda daha güçlü bir konuma gelebilir.

Arabuluculuk ihtimali

Cibuti Dışişleri Bakanlığı, çevresindeki krizlerin ortasında, resmi haber ajansı tarafından pazar günü aktarılan açıklamasında Etiyopya'da gerilimin düşürülmesi ve anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulundu.

İsa, Cibuti'nin bölgedeki bazı krizlerde arabulucu veya kolaylaştırıcı rol üstlenerek diplomatik varlığını güçlendirebileceğini düşünüyor. Buna gerekçe olarak da ülkenin farklı taraflarla iletişim kurma konusunda deneyimli olmasını ve çeşitli bölgesel ve uluslararası aktörlerle görece dengeli ilişkiler yürütmesini gösteriyor.

İsa'ya göre Yemen dosyası böyle bir girişim için elverişli görünürken, Etiyopya meselesi daha hassas bir nitelik taşıyor. Bu nedenle Cibuti'nin, iç sorunlarını azaltacak şekilde istişare ve güven inşasına dayalı, kademeli bir yaklaşım benimsemesi bekleniyor.


Hava ve kara saldırıları Taiz’de Husileri yıpratıyor

Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)
Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)
TT

Hava ve kara saldırıları Taiz’de Husileri yıpratıyor

Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)
Taiz'de Husi hedefine düzenlenen saldırının ardından binaların yakınından dumanlar yükseldi (Reuters)

Yemen’in güneybatısındaki Taiz eyaletinde bulunan cepheler, hükümet güçlerinin saldırılarını temas hatlarından Husi askerî hareketliliğinin derinliklerine taşımasıyla yoğun çatışmaların yaşandığı yeni bir aşamaya girdi. Hükümet kuvvetleri eyaletin farklı bölgelerindeki takviye birlikleri, askerî mevzileri ve mühimmat depolarını doğrudan hedef alırken, sahada sıcak temaslar ve Husilerin engellenen sızma girişimleri yaşandı.

Savaş uçakları; El-Huban, Mafrak Maviye, Ez-Zikre, El-Akbuş ve Hayfan’daki Husi mevzileri ile toplanma alanlarına hava harekâtı düzenledi. Harekâtta ayrıca Taiz kentinin kuzeyindeki Et-Sittin Caddesi’nde bir ikmal konvoyu ile batıdaki El-Vazi'iyye bölgesinde yer alan takviye güçler vuruldu. İnsansız hava araçları (İHA) ve topçu birlikleri de eş zamanlı olarak birden fazla cephede askerî araç ve toplanma alanlarını ateş altına aldı.

Hükümet güçleri; Cebel Habaşi’ye bağlı El-Ahtub bölgesindeki bir sızma girişiminin püskürtüldüğünü, El-Kadaha’da bir Husi aracının ve El-Akrud’daki toplanma alanlarının vurulduğunu duyurdu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Cebel Numan, Kahbub, El-Algame ve Rasen çevresindeki çatışmalar sürerken, kontrol haritasında henüz kayda değer bir değişim yaşanmadı.

Askerî gerilimle birlikte Husi kanadındaki kayıpların da arttığı gözlendi. Yemen merkezli takip ve gözlem verilerine göre, kesin nihai rakam olarak doğrulanması zor olmakla birlikte, bu ay içinde aralarında üst düzey yöneticiler ve subayların da bulunduğu 422 Husi mensubu için cenaze töreni düzenlendi.