Boykot üçüncü yılına girerken Katar ekonomisi ne durumda?

Boykot üçüncü yılına girerken Katar ekonomisi ne durumda?
TT

Boykot üçüncü yılına girerken Katar ekonomisi ne durumda?

Boykot üçüncü yılına girerken Katar ekonomisi ne durumda?

Siyasi ve ekonomi alanlarında değişimler yaşanırken dört Arap ülkesinin (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır), Katar ekonomisi üzerinde bankaların likidite oranlarının düşüşü ve eksikliğinin yanı sıra hem yurt içi hem de yurt dışında borç oranlarının artması gibi büyük etkisi olan boykotu da üçüncü yılına giriyor. Ancak Doha, boykotun zor geçen iki yılını aşarak ekonomisini toparlamaya başlama konusunda ısrarcı.
Dört Arap ülkesi, 5 Haziran 2017’de terör örgütlerini desteklediği ve güvenliklerini istikrarsızlaştırmaya çalıştığı suçlamasıyla Katar’ı boykot kararı aldılar. Buna karşılık Doha, “egemenliğine müdahale girişimi” olarak nitelendirdiği boykota karşı çıktı. Ancak boykot Doha’yı olumsuz olarak etkilerken söz konusu ülkelerle hava ve kara ulaşımının yasaklanmasına neden oldu.
Resmi veriler, Katar bankalarındaki yabancı döviz likiditesinin ülkedeki büyük projeler için gerekli fonları sağlayacak yeterlilikte olmadığına işaret ederken Doha'nın büyük rezervlerinin, gerekli taahhütleri yerine getirmek için gereken fonun ancak bir kısmını karşılayabildiğini gösterdi.
Independent Arabia'dan Galib Derviş'e göre Katar’a yönelik iki yıldır süren boykot, ulaşım sektörünü de etkilediği için tüm ihtiyaçlarını yurt dışından ithal eden Katar’a ürünler ancak yüksek maliyetlerle taşınabiliyor. Buna karşın devletin müdahalesi, iç piyasada fiyatların artmasını engellerken enflasyonun istikrarını korumasını sağladı.
Katar ekonomisine yönelik güven eksiliği sonucu ülkeden bir miktar sermayenin çıkışının ardından yabancı döviz likidite akışındaki krizin etkileri, 2022 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapmak için 24 milyar dolar değerinde uzun vadeli tahvil ihraç edip küresel piyasalardan borç alarak büyük harcamalar yapan Doha’yı benzeri görülmemiş bir şekilde güç durumda bıraktı.
 Katar Merkez Bankası verilerine göre, dış borcun artması nedeniyle 2017 yılında 31,7 milyar dolar olan dış borç, 2018 sonunda yüzde 37 artışla 43,5 milyar dolara yükseldi.
Bununla birlikte Doha, bankalardan kamu borçlanma araçları ihraç ederek iç borçlanma oranını da artırdı. Merkez Bankası verileri, devlete ödenecek kamu tahvilleri değerinin geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda 19,3 milyar dolara ulaştığını gösterdi. Ödemeler bu ay itibariyle 2,7 milyar dolarlık ilk ödemeyle başlıyor. Katar devletine ödenecek toplam tahvillerin değeri yaklaşık 824 milyon dolar. Bu rakama, bu ay yapılacak 82 milyon dolarlık bir başka ödeme de dahil. Buna ek olarak geri ödemesi 2021 yılında başlayacak olan 11,5 milyar dolarlık devlet tahvili bulunuyor.
Independent Arabia’nın gözlemlerine göre devlet kamu borçlanma araçlarının değeri, bu yılın ilk çeyreğinde 2018 yılının aynı çeyreğindeki 1,12 milyar dolara kıyasla yüzde 164 artarak 2,9 milyar dolara ulaştı. Katar'ın yabancı döviz likidite krizi, hükümeti 2018 ve 2019 yıllarında küresel pazarlara iki yıl içinde 12+12 milyar dolar şeklinde geri ödemeli 24 milyar dolarlık tahvil ihraç etmeye itti.
Katar bankalarındaki döviz rezervlerinde düşüş devam ettiği için hükümet yerel para birimi riyalin değerini korumaya çalışıyor.
Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Moody’s’in bir raporuna göre Katar, Arap dörtlüsünün boykotunun etkisini absorbe edebilmek için 340 milyar dolar olan Merkez Bankası rezervlerindeki 38,5 milyarı piyasalara pompaladı.
Katar Yatırım Otoritesi (QIA), Arap dörtlüsünün Katar’ı boykot ettiklerini duyurmasının ardından bankaların fon sıkıntısı çekmemesi için Katar bankalarına milyarlarca dolar enjekte etti.
Katar hükümetinin likidite krizi
Katar Merkez Bankası'nın aylık bültenine göre yerel bankaların varlıklarının Nisan ayında yüzde 3 düşüşle Mart ayındaki 401,4 milyar dolarlık varlık oranının 389,4 milyar dolara gerilemesi, Katar hükümetinin likidite krizi içinde olduğunun açık ve yeni bir göstergesi olarak ortaya çıktı.
Finansal analistleri, Katar bankacılık sektörünün düşen gelirler nedeniyle özellikle yabancı döviz açısından olmak üzere hala likidite kriziyle karşı karşıya olduğunu belirttiler. Arap dörtlüsünün boykot kararından bu yana, Katar hükümetinin, bankaların likiditesini karşılamak için ağır bir şekilde borçlanmasının yanı sıra yerel harcamalar ve 2022 Dünya Kupası ile ilgili projeler için yapılan harcamaları da arttı.
Mart 2018’de Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yayınlanan resmi bir rapor, boykot kararından bu yana Katar piyasalarında faaliyet gösteren bankalardan yerli ve yabancıların mevduatlarından yaklaşık 40 milyar dolarlık bir çıkış yaşandığına işaret etti. Öte yandan devletin müdahalesi, doğalgaz zengini ülkenin bankacılık sistemindeki istikrarın korunması ve boykotun etkilerinin azaltılmasına katkıda bulundu.
Bununla birlikte Katar bankalarındaki likidite krizi, yurt dışından alınan borçların artmasına neden oldu. Borç veren bir banka olan ülkedeki en büyük devlet bankası Katar Ulusal Bankası, Nisan ayında tahvil ihracı yoluyla 850 milyon dolar borç aldı.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings yayınladığı son raporunda Katar bankalarının, 2022 Dünya Kupası ile ilgili artan arzın etkisiyle düşüş gösteren gayrimenkul piyasasının baskısı altında olduğuna işaret etti.
Reuters’ın haberinde yer alan Fitch raporunda, “Kira ücretlerinde son yıllardaki düşüş yüzde 20'lere ulaşırken önümüzdeki yıllarda Dünya Kupası ile ilgili projeler nedeniyle bu fiyatların daha da düşmesi bekleniyor” ifadeleri yer aldı.
Gayrimenkul fiyatlarındaki gerilemenin, özellikle likidite eksikliğine dair bir tehdit haline geldiğine dikkat çeken Fitch, bu durumun gayrimenkullerin kalitesi için bir risk oluşturduğuna ve bankaların daha fazla baskıya maruz kalabileceğine işaret etti.
“Boykot, ekonomiyi etkileyen bir cezadan ziyade siyasi bir mesajdır”
Kuveytli ekonomist Muhammed Ramazan konuya ilişkin değerlendirmesinde, boykotun Katar ekonomisini etkileyen bir cezadan ziyade ülkenin davranışlarından duyulan memnuniyetsizliğini ifade eden siyasi bir mesaj olduğunu söyledi. Körfez ülkeleri arasındaki ticaretin düşük olduğuna ve Katar’ın, tamamen petrol ihracatına bağımlı, tüm ihtiyaçlarını yurtdışından ithal eden bir ülke olduğuna dikkati çeken Ramazan, “Boykotun ardından Katar’ın elinde sadece sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ekonomisi ve yaklaşık 320 milyar dolarlık devlet rezervi kaldı” dedi.
Bölgedeki ülkeler arasında bir takım anlaşmazlıklar olduğunun bilindiğini belirten Ramazan, ancak boykotla birlikte siyasi ve ekonomik pozisyonların net olarak ortaya çıktığını vurguladı. Krizin uzun sürmesinin hiçbir ülkenin ekonomisi üzerinde tam bir etkisi olmayacağını ifade eden Ramazan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ülkesinin güçlü ekonomisine ve büyümesine katkı sağlama çabalarına övgüde bulunarak, “Dünyanın Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) üyelerine karşı bakışı değişirken her ülke ayrı bir siyasi ve ekonomik işbirliği platformu haline geldi” diye konuştu.
Katar, para birimi riyalin son iki yılda küresel para piyasalarındaki iniş çıkışlarının ardından istikrarını sağlamak için yabancı yatırımlarından on milyarlarca doları geri çekmek zorunda kaldı. Bununla birlikte Doha, 1 ay önce “ulusal ekonomisine milyarlarca dolar zarar verdikleri” suçlamasıyla üç Arap ve 1 uluslararası bankaya dava açtı.
Dava tutanaklarında, üç bankanın, Haziran 2017’de Arap dörtlüsünün Katar'a yönelik boykotunun ardından Katar riyalini zayıflatmak için yabancı döviz cinsinden spekülasyonlar yaptığı belirtildi.
Burada Katar Merkez Bankası rezervlerinin ülke için bir nevi güvence sağladığını belirtmekte fayda var.
İlgili bağlamda Katar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şeyh Halife bin Casim Al Sani yaptığı bir açıklamada, ülkesinin, devletin aldığı hızlı önlemler ve yerli özel sektörün dinamizmi sayesinde boykotun etkilerini bertaraf edebilmeyi başardığını söyledi.
Casim Al-i Sani yaptığı basın açıklamasında, ekonomi çevreleri, yasalar, planlar ve dengeli stratejilerin yanı sıra devlet içindeki işbirliği ve dost ülkelerle olan ticari ilişkilerin, boykotun etkisiz hale getirilmesi ve tepkilerinin pozitife dönüştürülmesine katkıda bulunduğunu söyledi.
Katar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı şöyle devam etti;
“Boykotun artık ekonomi üzerinde herhangi bir etkisi bulunmuyor. Başlangıçta ani bir gelişme olması nedeniyle hafif bir etkisi olmuştu. Fakat Katar ekonomisi çevrelerinin ortak çabası ve gücü nedeniyle bu etki de kısa süre içerisinde ortadan kayboldu.”



Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arap-Sloven görüşmelerinde barış planının başarısını sağlamaya yönelik çabalar ele alındı

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün düzenlenen genişletilmiş görüşmelere katılan bakanların toplu fotoğrafı (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Ljubljana'da dün yapılan Arap-Sloven görüşmelerinde, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan barış planının ilerletilmesi ve 1967 sınırları içinde, Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu, iki devletli çözüme dayalı bağımsız ve egemen Filistin devletini içeren net bir siyasi ufka doğru ilerleme çabaları ele alındı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısırlı mevkidaşı Bedr Abdulati, Bahreynli mevkidaşı Abdullatif el-Zayani, Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ve Katar Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sultan Al-Muraikhi ile birlikte Slovenya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanı Tanja Fajon ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi.

Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Slovenya'nın Ljubljana kentinde dün yapılan genişletilmiş görüşmelerden (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı, özellikle de Gazze'deki durumu iyileştirmenin yollarını görüştüler. Ateşkes anlaşmasına uyulması ve hükümlerinin tam olarak uygulanmasının yanı sıra Gazze Şeridi'ne yeterli ve sürekli insani yardımın ulaştırılmasının sağlanmasının gerekliliğini vurguladılar.

Bakanlar ayrıca işgal altında bulunan Batı Şeridi'ndeki durumu da ele aldılar; İsrail'in oradaki yasadışı tek taraflı önlemlerinin ve işgal altındaki Kudüs'te İslami ve Hristiyan kutsal yerlerine yönelik ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğini vurguladılar; bu ihlaller gerilimi artırdığını ve gerilimi azaltma çabalarını baltaladığını belirttiler.

Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)Prens Faysal bin Ferhan, dün Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da düzenlenen genişletilmiş görüşmeler oturumunda (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Bakanlar ayrıca Slovenya'nın Filistin halkının meşru haklarına verdiği desteği ve iki devletli çözüm temelinde Filistin Devleti'ni tanımasını da takdir ettiler.

Görüşmelerde bölgedeki gelişmeler, müzakere ve diyalog yoluyla gerilimlerin azaltılması yolları ve Rusya-Ukrayna krizinin çözümüne yönelik çabalar da ele alındı.


Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.


Suudi Arabistan-Almanya görüşmelerinde ilişkiler ve son gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
TT

Suudi Arabistan-Almanya görüşmelerinde ilişkiler ve son gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile resmi bir görüşme gerçekleştirdi. (SPA)

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün akşam Riyad’da Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ve bu konularda yürütülen çabaları ele aldı.

Görüşme, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Merz’i el-Yemame Sarayı’nda kabul etmesinin ardından gerçekleşti. Resmi karşılama töreninin düzenlendiği ziyarette, iki taraf ayrıca ikili ilişkilerin genel durumu ile farklı sektörlerde iş birliği ve geliştirme fırsatlarını değerlendirdi.

drfgt
Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz için düzenlenen resmi karşılama töreninden, 4 Şubat 2026 (SPA)

Görüşmeye Suudi tarafından; Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Devlet Bakanı Prens Turki bin Muhammed bin Fahd, Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman, Ulusal Muhafızlar Bakanı Prens Abdullah bin Bender, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Ulusal Güvenlik Danışmanı Dr. Musaid el-Ayban, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasabi, Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, Yatırım Bakanı Mühendis Halid el-Falih ve Almanya Büyükelçisi Fahd el-Hazal katıldı.

sfrg
Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda gerçekleşen resmi görüşmeden, 4 Şubat 2026 (SPA)

Alman tarafından ise görüşmeye; Hükümet Sözcüsü Stefan Cornelius, Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Kindsgrab, Başbakan’ın dışişleri ve güvenlik politikası danışmanı Dr. Günter Sautter, Başbakan’ın ekonomi-finans politikaları danışmanı Dr. Levin Holle ile çok sayıda üst düzey yetkili katıldı.

Merz dün Suudi Arabistan’a resmi ziyarette bulunmak üzere Riyad’a geldi. Bu, Merz’in Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret oldu. Ziyareti sırasında kendisine eşlik eden geniş bir Alman iş insanları heyeti yer aldı. Merz, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman, Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, her iki ülkenin büyükelçileri ve çok sayıda yetkili tarafından karşılandı.

fgt
Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdurrahman dün Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’i karşıladı. (Riyad Bölgesi Valiliği)

Almanya, Ortadoğu’da etkili bir ülke olarak gördüğü Suudi Arabistan ile stratejik ortaklığı güçlendirmeyi hedefliyor. Hükümet Sözcüsü Stefan Cornelius, Riyad’ın ‘bölgenin istikrarı ve güvenliğinde kilit bir aktör’ olduğunu belirterek, bunun, Berlin’in bölgesel politika alanında Suudi Arabistan ile iş birliğine yönelmesine neden olduğunu vurguladı.

Alman hükümeti kaynaklarına göre Riyad’daki görüşmelerde İran meselesi, bölgedeki gerilimi azaltmaya yönelik iş birliği ve savunma alanındaki ortak çalışmalar ele alınacak.

Kaynaklar, Almanya’nın Suudi Arabistan ile ‘ikili stratejik ilişkileri ve stratejik diyaloğu genişletmeyi’ amaçladığını ve özellikle enerji sektöründe olmak üzere bir dizi ekonomik anlaşmaya varmayı hedeflediğini ifade etti.

vgthy
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman dün Riyad’daki el-Yemame Sarayı’nda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz'i kabul etti. (SPA)

Almanya’dan son günlerde Suudi Arabistan’ı ziyaret eden yetkililer arasında Ekonomi ve Enerji Bakanı Katarina Reiche de yer aldı. Reiche, Riyad’da Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ile enerji alanında iş birliğini artırmayı hedefleyen anlaşmalar imzaladı.

Reiche, Riyad’dan yaptığı açıklamada, “Anlaşmalar enerji, yapay zekâ, hidrojen, sanayi değer zincirleri ve inovasyon gibi geleceğe dönük çok kritik alanları kapsıyor” dedi. Anlaşmalar kapsamında, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e kıyısı olan Yanbu Limanı’ndan Almanya’daki Rostock Limanı’na amonyak sevkiyatı gerçekleştirilecek.

frgthy
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ve Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Katarina Reiche, geçtiğimiz pazar günü mutabakat zaptını imzaladıktan sonra (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)

Alman hükümeti, hidrojen alanında somut sonuçlar elde etmeyi hedefliyor; bu konu hükümet stratejisinin önemli bir parçası olsa da henüz hedeflerine ulaşabilmiş değil. Almanya, Suudi Arabistan’ın yeşil hidrojen üretimi için elverişli ortamı sayesinde bu alanda merkezi bir rol oynayabileceğini değerlendiriyor.

Reiche, Suudi Arabistan-Almanya Ortak Ekonomik ve Teknik İşbirliği Komitesi’nin 21. toplantısına da katıldı. Toplantıda, enerji, sanayi ve yatırım alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji, hidrojen, teknoloji ve sağlık sektörlerindeki fırsatlar ele alındı.

Geçtiğimiz pazartesi günü düzenlenen Suudi Arabistan-Almanya İş Konseyi toplantısında ise enerji alanında genel bir iş birliği çerçevesi oluşturmayı amaçlayan bir niyet mektubu imzalandı. Ayrıca, iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında çeşitli anlaşmalar yapılmasıyla ikili ekonomik ilişkilerin sağlam temelleri bir kez daha ortaya kondu.