​ABD ve Çin’in ticaret savaşı nasıl sonuçlanacak?

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Aralık 2017’deki görüşmesinden
ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Aralık 2017’deki görüşmesinden
TT

​ABD ve Çin’in ticaret savaşı nasıl sonuçlanacak?

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Aralık 2017’deki görüşmesinden
ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Aralık 2017’deki görüşmesinden

ABD’li uzman Dr. David Pollock yükselen ABD-Çin ticaret savaşı ile bunun Ortadoğu’ya olan etkisi hakkında Şarku’l Avsat için yazdı.
“ABD ile Çin arasındaki yükselen ticari gerginlik için gerçek manasıyla savaş hatta ticaret savaşı bile denilemez.  Esasında tüm bu gelişmeler her devletin yurtdışından gelen ürünlere getirmeye başladığı vergi ve cezai tarife silsilesinde yaşanan yükselişten ibarettir. Bu konuda ilk adım ABD’den geldi. ABD Çin’den gelen ürünlere yüzde 25 oranında ek vergi koyarken bu miktar milyarlarca dolarla ölçülüyor. Bu adımın ardından Çin ABD’ye aynı taktikle cevap verdi. Bugün her iki ülke de birbirini bu ucu açık alanda daha sert adımlar atmakla tehdit ediyor.
Bu çeşit bir olumsuz rekabet iki tarafın da ekonomisine zarar veriyor çünkü yeni vergiler ülkeye giren ürünleri daha pahalı hale getiriyor ve bunun sonucunda tüketiciler yüksek fiyat ödeyerek daha az ürün almak zorunda kalıyor. Söz konusu gelişme ticari hareketliliğin azalmasına ve doğal olarak iki ülkenin ekonomik kalkınmasının gerilemesine neden oluyor. Bu sebeple uzmanlar ticaret savaşlarında kazanan tarafın olmadığını ve bu savaşta bir tarafın diğer taraftan daha fazla zarar etmesi mümkün olsa da tüm tarafların kaybettiğini belirtiyor.  Örnek olarak söz konusu gerginliğin ardından ABD’den Çin’e giden tarım ürünlerinde büyük bir azalma oldu. Bunun ardından Trump ülkedeki çiftçilerin yaşadığı zararı azaltmak için hükümet bütçesinden tarım için milyarlarca dolar değerinde ek bütçe tahsis etme zorunda kaldı.
Peki, Trump niçin Çin ile ticaret savaşına girdi? Trump’ın bu adımı, Çin’in bazı önemli ekonomi politikalarını değiştirmesi için yapılmış bir baskı girişimi olarak anlaşılabilir. Çin’in düzeltmesini istediği politikaları arasında sanayi casusluğu, fikri mülkiyet hırsızlığı, teknoloji ile hükümet tarafından belirli endüstriler için ayrılmış dev yardımların zorla nakledilmesi ve çok önemli sektörlerde yurtdışından gelen ürünlere katı kısıtlamalar getirilmesi gibi uygulamalar bulunuyor. Aralarında New York Times’ın ünlü köşe yazarı Thomas Friedman gibi Trump’ı sert bir şekilde eleştiren kimselerin de bulunduğu ABD’li gözlemcilerin birçoğu Çin’in bu alanda 20 sene önce katıldığı Dünya Ticaret Örgütü’nün aldattığını belirtiyor.
Çin’in getirdiği bu ek tarifelerin ülke ekonomisine katkısı noktasında etkin bir faaliyet oynayıp oynamayacağı belli olmasa da bu, Çin’in ABD’ye karşı koz olarak kullanacağı bir seçenek. Bu durum ABD’nin iki tarafından daha büyük zarar almaması için ek tarife gerginliğinin daha ileriye taşımasına engel olabilir. ABD siyasetinin gidişatını belirleyen üst düzey yetkililer bu konuda daha dikkatli olunması gerektiğini söylüyor. ABD ve Çin’in ek tarife gerginliğini daha ileri bir boyuta taşımak yerine yakın bir zamanda bu konuda bir anlaşmaya varacağını düşünüyorum.
Burada şunun belirtilmesi gerekiyor: ABD Başkanları ek tarifeler getirilmesi ve ticari politikalar belirlenmesi noktasında kanuni bir güce sahip.  Başkanın elinde bulundurduğu bu şahsi güç ABD’nin mevcut anayasasından geliyor.  Mevcut ABD anayasasında Acil Olağanüstü Ekonomik Güçler yasası ve benzeri birçok kanun bulunuyor. Şuan yaşanan anlaşmazlık Trump’ın sahip olduğu bu gücü sert ve şaşırtıcı bir şekilde kullanmasından kaynaklanıyor. Çin, Washington ve Ortadoğu’da Çinli uzmanlarla bu konuda yaptığım görüşmelerde onların Trump’ın karar alış şekline çok ihtimam gösterdiklerini gördüm. Çok sert kararlar alan ve ne yapacağı tahmin edilemeyen Trump bazen de çok hassas konularda herkesi şaşırtarak fikrini ani bir şekilde değiştirebiliyor.
Şuan ABD ve Çin dünyanın en büyük ekonomisi (ABD Çin’den daha zengin olsa da) ve birbirlerinin ticari ortakları olmaları nedeniyle ikili arasındaki ticari gerginlik sadece kendilerini değil tüm dünyayı da etkiler. Örnek olarak uluslararası borsadaki hisseler ABD-Çin arasındaki gerginliğin arttığını gösteren haberler çıkmasının ardından değer kaybederken gerginliğin azalması durumunda değer kazanıyor.
Dünyanın iki ekonomi devi arasında çıkan ticari gerginlik uluslararası ekonomik kalkınmayı yavaşlatıyor ve ekonomi borsalarında durgunluk yaşanmasına sebebiyet veriyor. İşte bu gerginlik Ortadoğu ekonomisinin büyümesini engelliyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri de petrol fiyatları. Petrol fiyatları çoğunlukla uluslararası ekonomik imkânlarla doğrudan bağlantılı oluyor. Bu imkânlar azaldığı vakit petrol fiyatları da azalıyor. Ortadoğu’daki birçok ülkenin ekonomisi petrol gelirlerine bağlı olduğundan dolayı yaşanan zarar ikiye katlanıyor. ABD-Çin geriliminin Ortadoğu’ya yaptığı en büyük etkinin bu olduğunu söyleyebiliriz.
Söz konusu gerilim doğrudan olmasa da Ortadoğu’da başka birçok şeyi tetikleyebilir. ABD ve Çin yeni pazarlar ile yeni ekonomi ve yatırım fırsatları aramaya başlayabilir. Bunun sonucunda da Ortadoğu’da belirlenen birçok bölgeye yönelik yabancı yatırımlar artabilir. Örnek olarak Çin, Mısır gibi büyük bir nüfusa sahip olmasının yanı sıra fiyatların kısmi olarak düşük olduğu Arap ülkelerindeki yatırımlarını ve ekonomi faaliyetlerini büyük miktarda artırabilir. ABD’li şirketler de bu doğrultuda bir adım atabilir.
Bu konuda çok önemli bir noktaya dikkat çekilmesi gerekiyor. O da Ortadoğu’daki devletlerin bu konuda güçlü ilişkiler kurulması noktasında iki ekonomi devi arasında seçim yapmak zorunda kalmayacak olmasıdır. Aynı devletler Tahran’a uygulanan yaptırımlar konusunda ABD ile İran arasında seçim yapmak zorunda kalıyor. Bu sebeple Çin ile ABD’nin Ortadoğu’da yeni ticari fırsat arayışına girmesi ABD-Çin ticaret savaşının verdiği ekonomik zararları azaltabilir. ABD ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da kötüye gitmesi durumunda Ortadoğu ülkeleri hayati öneme sahip bazı alanlarda bu iki devlet arasında seçim yapmak zorunda kalabilir. Bu alanlar arasında güvenlik sektörü ve bu sektöre ilişkin yatırımlar bulunuyor. Silah, Siber teknoloji ve hassas hammaddeler bunlardan birkaçı. Örnek olarak Çin merkezli Huawei şirketinin telekomünikasyon teknolojisini artan bir şekilde kullanması ve ABD’nin eskiyen envanterinin satılması gösterilebilir.  ABD ile Çin arasındaki ekonomik gerilim artarsa her iki ülke de zikri geçen hassas ürünlerin ihracatına kısıtlama getirebilir ve diğer ülkeleri bu ürünlerden mahrum bırakabilir. Bu durumda Ortadoğu ülkeleri hiç olmadığı kadar baskı altında kalabilir.
ABD-Çin ticaret savaşının Ortadoğu’yu  etkilemesi muhtemeldir. Ortadoğu’da siyaseti belirleyen yetkililerin iki ekonomi devi arasında yaşanan ticari gerginlik için bir çözüm arayışına girmesi gerekiyor. Bir çözüm bulunması durumunda bu Ortadoğu ekonomisini olumlu etkileyebilir.



Trump, Amerikan petrol devlerini birbirine düşürdü

ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)
ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)
TT

Trump, Amerikan petrol devlerini birbirine düşürdü

ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)
ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)

ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) desteklediği Venezuelalı petrol firması, ülkede Amerikan petrol devi Chevron'un hakimiyetine meydan okuyor.

Pentagon'un yüzde 35 pasif hisse aldığı Venezuelalı petrol şirketi North American Blue Energy Partners (NABEP) ülkedeki üretimini hızla artırıyor.

Venezuelalı iş insanı Alejandro Betancourt'un yönettiği NABEP, geçen ay Donald Trump yönetimiyle yaptığı anlaşmayla 17 petrol sahasının geliştirilmesi hakkını elde etmişti. Yaklaşık 65 milyar varil petrol içerdiği belirtilen bu sahalar, Venezuela'nın toplam rezervlerinin neredeyse beşte birine karşılık geliyor.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre şirket 60 sondaj kulesi, 30 buhar kazanı ve 70 ağır iş makinesi temin etti. İlk iki sondaj kulesinin Houston'dan Venezuela'ya pazartesi günü gönderilmesi planlanıyor.

NABEP günde yaklaşık 220 bin varil üretimle Chevron'un ardından Venezuela'nın en büyük ikinci özel petrol üreticisi. Şirketin, Chevron'un yaklaşık 280 bin varillik günlük üretimini bu yıl sonu veya gelecek yılın başında aşması bekleniyor. NABEP, 2028'in sonuna kadar üretimini günlük 500 bin varile çıkarmayı hedefliyor.

Pentagon ayrıca şirketin üretiminin yüzde 20'sini maliyetine satın almakta öncelikli hakka sahip olacak.

Şirket sözcüsü, "NABEP, vaat ettiğimiz gibi Batı Yarımküre için petrol üretimini artırıyor. Biz yalnızca kendimizle yarışıyoruz" dedi.

Diğer yandan analizde, anlaşmanın açıklanmasının ardından Chevron, ExxonMobil ve ConocoPhillips yöneticilerinin, ABD hükümetiyle bağlantılı bir firmayla rekabete girme ihtimalinden duyduğu rahatsızlığı sektör temsilcilerine aktardığı belirtiliyor.

Sektörden kişilere göre bu, rekabet ortamını zayıflatabileceği gibi diğer firmalara yatırımları da azaltabilir. ExxonMobil ve ConocoPhillips, Venezuela'da faaliyet göstermese de ülkedeki fırsatları değerlendiriyor.

ABD'deki Rice Üniversitesi'nden Francisco Monaldi, "Bu anlaşmanın, Venezuela'ya girecek tüm uluslararası petrol şirketleri açısından siyasi riskleri azaltmak yerine artırma ihtimali endişe verici. Oysa amaç bunun tam tersiydi" diyor.

Trump, Venezuela'yla imzalanan sözleşmeyi "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması" diye nitelemiş, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, ABD'nin askeri operasyonla ocak ayında Nicolas Maduro'yu ülkeden kaçırmasının ardından göreve gelen geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, TeleSUR


EBRD, 41 ekonomi için büyüme tahminini yüzde 2,5’e düşürdü

Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)
Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)
TT

EBRD, 41 ekonomi için büyüme tahminini yüzde 2,5’e düşürdü

Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)
Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), 41 ülkenin ekonomilerine ilişkin 2026 büyüme beklentisini 0,6 puan düşürerek yüzde 2,5’e çekti. Banka, enerji ve gıda fiyatlarındaki artış, borçlanma maliyetlerindeki yükseliş ve çatışmaların Irak, Lübnan, Ukrayna ve Türkiye ekonomileri üzerindeki etkileri nedeniyle büyüme tahminini üst üste ikinci kez aşağı yönlü revize etti.

Revizyon, bankanın haziran ayında söz konusu ekonomiler için daha güçlü bir büyüme öngörmesinin ardından geldi. Bu ekonomiler 2025’te yüzde 3,4 büyümüştü.

Banka, ekonomik faaliyet üzerinde birden fazla baskı kaynağının bulunması nedeniyle tahminlerine yönelik risklerin hâlâ aşağı yönlü olduğunu belirtti.

EBRD Baş Ekonomisti Beata Javorcik, “Dizelden buğdayın maliyetine ve borçlanma maliyetlerine kadar çok sayıda baskı noktası bulunuyor” dedi. Javorcik, baskıların giderek biriktiğini ve büyüme beklentileri açısından önemli aşağı yönlü risklerin bulunduğunu ifade etti.

Irak başı çekiyor

Irak, büyüme tahminlerinde en büyük aşağı yönlü revizyonun yapıldığı ülke oldu. Banka, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması nedeniyle petrol ihracatında yaşanan aksaklıkların etkisiyle Irak ekonomisinin bu yıl yüzde 12 daralmasını bekliyor. İhracattaki kesintilerin yıl sonuna kadar sürmesi halinde ekonomideki daralmanın daha da derinleşebileceği belirtiliyor.

Javorcik, “Irak’taki sorun ihracatın sekteye uğraması” ifadesini kullanırken, ülke ekonomisinin büyük ölçüde petrole dayandığına dikkat çekti. Petrol, Irak bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturuyor.

Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıkların bölgedeki bazı üreticilerin petrol ihracatı yapma kapasitesini sınırladığı bir dönemde Irak ekonomisi üzerindeki baskılar artıyor. Bu durum, ham petrol gelirlerine daha fazla bağımlı ekonomilere doğrudan yansıyor.

Bankanın tahminleri, petrol fiyatlarının varil başına 80 ila 100 dolar aralığında kalacağı varsayımına dayanıyor. Ancak banka, fiyatların bu aralığın üzerine çıkmasının kapsadığı ekonomilerde büyümenin daha da yavaşlamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Ukrayna, Lübnan ve Türkiye

Banka, Rusya’nın özellikle enerji altyapısı ve ulaşım güzergâhlarına yönelik saldırılarının yoğunlaşması nedeniyle Ukrayna ekonomisine ilişkin 2026 büyüme tahminini de 0,7 puan düşürerek yüzde 1,5’e çekti. 2027 yılı büyüme beklentisi ise 1,5 puanlık düşüşle yüzde 2,5’e indirildi.

Banka, Karadeniz bölgesindeki saldırıların Ukrayna’nın ihracatını azalttığını, Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin düşmesi ve demiryolu hatlarının zarar görmesinin ise ülkenin ürünlerini ihraç etmek için alternatif güzergâhlardan yararlanma kapasitesini sınırladığını belirtti.

Javorcik, bu gelişmelerin 2026’da Ukrayna’nın buğday, yağlı tohumlar ve maden ihracatını 5,5 milyar dolara kadar azaltabileceğini tahmin ediyor. Bu tutarın ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 2,5’ine denk geldiği belirtiliyor.

Javorcik ayrıca, tarım ürünlerinin ihracatındaki güçlüklerin gelecek tarım sezonunu da olumsuz etkileyebileceğini belirterek, çiftçilerin gübre alımı için gerekli finansmanı sağlamakta zorlanabileceğine dikkat çekti.

Lübnan’da ise banka, İsrail’le yaşanan çatışmaların etkisiyle ekonominin 2026’da yüzde 5 daralmasını bekliyor. Lübnan ekonomisinin 2027’de ise yüzde 4 büyümeye dönmesi öngörülüyor.

Türkiye için de 2026 büyüme tahminini 0,5 puan düşüren banka, beklentisini yüzde 3’e çekti. Revizyonun, enflasyon baskılarının devam etmesi ve finansman koşullarının sıkı seyretmesiyle bağlantılı olduğu belirtildi.

Gıda ve enerji

Banka büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize ederken, fiyat baskılarının beklenenden daha sınırlı olduğuna dikkat çekti. Bankanın faaliyet gösterdiği bölgelerde ortalama enflasyon yaklaşık yüzde 6 seviyesinde sabit kalırken, enerji fiyatları genel fiyat düzeyindeki artışın yaklaşık dörtte birine katkıda bulundu.

Ancak Javorcik’e göre küresel buğday fiyatları şubattan bu yana yaklaşık yüzde 30 arttı. Karadeniz bölgesindeki saldırılar nedeniyle Ukrayna’nın buğday ihracatı da Nisan 2022’den bu yana en düşük seviyesine geriledi.

Buğday fiyatlarındaki artış, özellikle ekmek ve tahıl fiyatlarını sübvanse eden Mısır gibi gıda ithalatçısı ülkeler üzerinde ek baskı oluşturuyor. Rusya ve Ukrayna, dünya buğday ihracatının yaklaşık dörtte birini gerçekleştiriyor.

Enerji fiyatlarındaki artışın yarattığı riskler ise yalnızca tüketicilerle sınırlı kalmıyor. Akaryakıt maliyetlerindeki yükseliş, üretim ve taşımacılık giderlerini artırırken, bu baskılar finansman maliyetlerindeki artışla aynı döneme denk geliyor.

Kuraklık Avrupa’yı zorluyor

Avrupa’da banka, kuraklık ve Tuna ile Ren nehirlerindeki su seviyelerinin düşmesinin sanayi ürünleri ve enerji taşımacılığını aksattığını, aynı zamanda elektrik üretimini de olumsuz etkilediğini belirtti.

Banka, su seviyelerindeki düşüşün hidroelektrik ve nükleer enerji üretiminin yaklaşık üçte bir oranında gerilemesine yol açtığını bildirdi. Bu durum, hâlihazırda yüksek enerji maliyetleri ve tedarik zincirlerindeki aksaklıklarla karşı karşıya olan ekonomiler üzerindeki baskıyı artırdı.

Banka, petrol fiyatlarının yüksek seyretmeye devam etmesi veya ticaret ve taşımacılıktaki aksaklıkların genişlemesinin büyüme üzerinde ilave baskı oluşturabileceği uyarısında bulundu. Bu durumun özellikle enerji ihracatına veya gıda ithalatına bağımlı ekonomileri daha fazla etkileyebileceği ve önümüzdeki dönemde toparlanma sürecini daha kırılgan hale getirebileceği belirtildi.


Aramco Başkanı: Operasyonlardaki herhangi bir aksaklık birkaç gün içinde aşılabilir

Aramco CEO’su Amin Nasser, basın toplantısında konuşuyor. (Reuters)
Aramco CEO’su Amin Nasser, basın toplantısında konuşuyor. (Reuters)
TT

Aramco Başkanı: Operasyonlardaki herhangi bir aksaklık birkaç gün içinde aşılabilir

Aramco CEO’su Amin Nasser, basın toplantısında konuşuyor. (Reuters)
Aramco CEO’su Amin Nasser, basın toplantısında konuşuyor. (Reuters)

Suudi Arabistan’ın milli petrol şirketi Aramco’nun CEO’su Amin Nasser, şirketin operasyonlarda meydana gelebilecek aksaklıkları birkaç gün içinde gidererek faaliyetlerini yeniden sürdürebilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi.

Nikkei Asia’nın aktardığına göre Nasser, şirketin mühendislik ekibinin mevcut altyapının genişletilmesi için çalışmalar yürüttüğünü belirtti. Nasser ayrıca, petrol ihracatında kullanılabilecek alternatif güzergâhların belirlenmesi üzerinde de çalışıldığını ve bunun tedarik ağının dayanıklılığını artırmayı amaçladığını ifade etti.

Bu adım, bölgedeki geleneksel petrol ihracat güzergâhlarının eş zamanlı olarak aksadığı bir zamanda atıldı. Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin halen kesintiye uğramasının yanı sıra Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı üzerinden gerçekleştirilen deniz taşımacılığı da çeşitli risklerle karşı karşıya bulunuyor.

Aramco, ham petrol ihracatında üç ana güzergâh kullanıyor: Hürmüz Boğazı, Babülmendeb üzerinden Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı ile SUMED boru hattı üzerinden Akdeniz’e uzanan güzergâh.

Nasser, daha önce yaptığı açıklamalarda şirket ekibinin mevcut seçenekleri genişletmek ve kullanılabilecek alternatif güzergâhlar oluşturmak için çalışmalar yürüttüğünü belirtmişti.