İngiltere hükümeti Körfez’deki İran gerginliği için acil toplanacak

İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt dün BBC’ye röportaj verdi. (Reuters)
İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt dün BBC’ye röportaj verdi. (Reuters)
TT

İngiltere hükümeti Körfez’deki İran gerginliği için acil toplanacak

İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt dün BBC’ye röportaj verdi. (Reuters)
İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt dün BBC’ye röportaj verdi. (Reuters)

İngiliz hükümeti, bugün, Umman Körfezi’nde iki petrol tankerini hedef alan ve Londra, Washington ve Riyad’ın İran’ı sorumlu tuttuğu saldırı sonrası yaşanan gerginliği ele almak için acil bir toplantı yapacak. İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt dün yaptığı açıklamada İran’ın saldırıya katılımının “neredeyse kesin” olduğuna dair istihbarat değerlendirmesi olduğunu söyledi. Askeri ve güvenlik yetkilileri bugün, “Kobra” olarak adlandırılan İngiltere’nin en üst güvenlik kurulunda bir araya gelerek ülkenin mevcut krizdeki rolünü tartışacaklar.
The Sunday Times: 100 seçkin asker Körfez’e gönderilecek
Kraliyet Donanması’nın özel kuvvetleri, Körfez’e gitmeye hazırlanıyor. The Sunday Times gazetesinin dün aktardığı habere göre İngiltere, Kraliyet Donanması’ndan 100 seçkin askeri İngiliz gemilerinin korunmasına yardımcı olmak için Körfez’e gönderecek. Gazete, kimliği açıklanmayan askeri bir kaynaktan aktardığı bilgilere dayandırdığı haberinde, söz konusu askerlerin acil müdahale gücü olarak görevlendirileceğini ve Bahreyn’deki yeni İngiliz deniz üssündeki, bölgede devriye gezen gemilerde faaliyet göstereceklerini belirtti.
İngiltere Savunma Bakanlığı Sözcüsü, Şarku’l Avsat gazetesinin sorularına karşın detay vermeyerek yaptığı açıklamada, Kraliyet Donanması’nın yaklaşık 20 üyesinin, önceden planlanmış ‘rutin’ bir eğitim görevi için Körfez’e gideceğini bildirdi.
Ancak yapılan değerlendirmeler Kobra toplantısında söz konusu askerlerin görevlerinin, Batı ile İran arasında yaşanabilecek askeri çatışma olasılığı ve artan gerilimler karşısında İngiliz çıkarlarını koruyacak şekilde değiştirilmesinin tavsiye edilebileceği yönünde.
Hunt: Başkasının yapabileceğini düşünmüyoruz
Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt da dün, BBC’ye verdiği röportajda, İngiltere’nin Umman Körfezi’ndeki petrol tankerlerine yönelik saldırıların arkasında İran’ın olduğuna ‘neredeyse kesin’ gözüyle baktığını söyledi. Londra’nın bu saldırıyı başkasının yapmış olabileceğini düşünmediğini ifade eden Hunt, “Kendi istihbarat değerlendirmemizi yaptık ve kullandığımız ifade ‘neredeyse kesin’ oldu. Bunu başkasının yapabileceğini düşünmüyoruz” dedi. Hunt, tüm tarafları gerginliği durdurmaya çağırdıklarını da sözlerine ekledi.
Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre Bakan Hunt, gerginliğin daha da artması riskiyle ilgili olarak da diğer tarafın savaş istediğini gösterdiğine inandığını belirtti. Açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Tüm tarafları gerginliği azaltmaya çağırıyoruz. ABD Başkanı Donald Trump ile görüştüm ve bana ABD’nin bu gerginliğin müzakere yoluyla sona ermesini istediğini söyledi. İran, Lübnan’da Hizbullah’ı desteklemek, Yemen topraklarından Suudi Arabistan’a atılan füzeleri temin etmek gibi tanık olduğumuz, bölgenin istikrarını sarsan faaliyetlerini durdurmalı. Böylece uzun vadeli bir çözüm mümkün olabilir.”
Öte yandan İngiltere Savunma Bakanı Tobias Ellwood da Körfez bölgesindeki İran gerginliğinin ülkesi için endişe kaynağı haline geldiğini söyledi. Bakan Ellwood, Sky News’e verdiği demeçte, “İngiltere bölgedeki çıkarlarını korumaya kararlı” ifadesini kullandı.
Tüm dünyaya dağıtılan petrolün beşte birinin geçtiği, stratejik bir nokta olan Hürmüz Boğazı yakınlarında yaşanan son gerginlik, uluslararası arenada İran’ın ‘umursamaz’ tavırlarına ve istikrarı bozan politikalarına yönelik sert eleştirilerin yapılmasına neden oldu. Ancak Londra’da, İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn’nin gelişmelere yönelik yorumlarına ilişkin iç tartışmalar yaşandı.
Corby’den uyarı
Ana muhalefet partisi lideri Corbyn, Twitter hesabından paylaştığı mesajda İngiliz hükümetinin elinde Körfez’de iki petrol tankerine yapılan saldırıdan sorumlu tuttuğu tarafa yönelik suçlamalarını destekleyici kanıt olup olmadığını sorgulayarak gerilimi artırmanın sonuçlarına karşı uyardı. Corbyn, cuma akşamı Twitter üzerinden yayınladığı mesajlarda iki tankerin hedef alındığı saldırılara ilişkin güvenilir kanıtlar olmadan yapılan hükümet açıklamalarının yalnızca savaş riskini artıracağını söyledi. İşçi Partisi lideri, Washington’ın 2015’te İran ve dünya güçleri arasında Tahran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırmak üzere imzalanan anlaşmadan çekilmesine işaret ederek “İngiltere Körfez’deki gerilimi düşürmek için gayret etmeli. ABD’nin İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başlayan askeri gerilimi körüklemek için değil” ifadelerini kullandı.
Ancak Corbyn’nin mesajına hem resmi hem de gayri resmi çok sayıda tepkinin gelmesi gecikmedi. Dışişleri Bakanı Hunt, Corbyn’nin ifadelerini “acıklı ve beklenen” olarak nitelendirdi. İngiltere Başbakanı Theresa May’in istifasını açıklamasının ardından yerine geçebilecek güçlü adaylardan biri gözüyle bakılan Bakan Hunt, “Corbyn neden hiçbir zaman İngiltere’nin müttefiklerini, İngiliz istihbaratını veya İngiliz çıkarlarını desteklemiyor?” diye sordu.
Yine May’in koltuğuna aday isimlerden olan İngiltere İçişleri Bakanı Sacid Cavid da şunları söyledi:
“Jeremy Corbyn neden liderliğini yapmak istediği ülkesinin yanında olmuyor? Noviçok saldırısı ve Hizbullah’ın yasaklanması gibi konularda zaman zaman ulusal güvenliğimizi tehdit edenler için şüpheli bir ayrıcalık sunuyor. Bırakın büyük ülkemizin başbakanı olmayı, Corbyn’in yalnızca eski ilişkilerine dayanarak İçişleri Bakanlığı'na giriş izni almaya dahi hakkı yok.”
Cavid, Noviçok saldırısı ile İngiliz hükümetinin, Salisbury’de eski bir Rus ajanına yapılan kimyasal saldırı nedeniyle Rusya’yı suçlama kararını sorgulayan Corbyn’nin geçen yıl karşılaştığı sert eleştirilere işaret etti.
Theresa May liderliğindeki Muhafazakâr Parti’nin başına geçebilecek isimler arasında gösterilen Dominic Raab da Corbyn'nin açıklamalarını, onun ülkeyi yönetmeye uygun olmadığının göstergesi olarak nitelendirdi. Raab, “Corbyn’nin Amerikan karşıtı önyargısı, ahlaki bağı ve siyasi yargılarını etkiliyor” dedi.
May’in koltuğuna aday bir diğer isim olan Kalkınma Bakanı Rory Stewart da Twitter hesabından hatalı olarak nitelediği Jeremy Corbyn’e yönelik şunları söyledi:
“İki tankerin hedef alındığı saldırı, neredeyse kesin olarak Yemen ve Suriye’deki saldırılarla ilişkisi bulunan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) dış faaliyetlerini yürüten Kudüs Gücü tarafından gerçekleştirildi. Kimse bölgedeki ve dışındaki istikrarı bozacak davranışlarda bulunmamalı.”
İngiltere’de başbakanlığa gelebilecek adaylar arasında ön plana çıkan Boris Johnson da konuya ilişkin açıklamasında, “Jeremy Corbyn, birinci müttefikimiz olan ABD’nin DMO aleyhine olan tutumunu desteklemeyi reddediyor” dedi.
Corbyn’nin İran rejimine yönelik tutumuna dikkat çekilen tartışmada İşçi Partisi liderinin Tahran’dan para aldığı da iddia edildi. Muhafazakar Parti milletvekili Tom Tugendhat da Twitter üzerinden yayınladığı mesajda şu ifadeleri kullandı:
“İranlıların sana yıllarca para ödediğini biliyorum. Fakat bu propagandayı (Tahran) desteklemeye devam etmek zorunda mısın?”
Tugendhat, İngiliz Avam Kamarası’ndan alınan verilere göre Corbyn’in 2009-2012 yılları arasında İran Radyo Televizyon Kurumu’na bağlı Press TV kanalından 20 bin euro aldığını belirtti.
İlgili bağlamda İngiltere'nin Tahran Büyükelçisi Rob Macaire de dün İran Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığı yönündeki açıklamayı yalanladı. Büyükelçi Macaire, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Benim için ilginç ve yeni bir haberdi” dedi. İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan dünkü yazılı açıklamada İngiltere Dışişleri Bakanı Hunt’ın Umman Körfezi’ndeki iki tankere yönelik saldırının sorumlusu olarak İran’ı işaret etmesiyle ilgili olarak Macaire'in bakanlığa çağrıldığı ve “İngiliz hükümetinin İran’a yönelik tutumlarını kabul edilemez olduğu söylenerek şiddetle protesto edildiği” belirtilmişti. Ancak Büyükelçi, İran Dışişleri Bakanlığı’na acil toplantı talebinde bulunduğunu, talebinin kabulü üzerine kendisinin bakanlığa gittiğini fakat “çağrılmadığını” kaydetti. Macaire, “Tabii ki resmi olarak çağrılırsam buna tüm büyükelçiler gibi cevap veririm” dedi.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.