Sincan'da terörle mücadele mi yoksa Müslümanlara karşı zulüm mü var?

Çin’in Sincan özerk bölgesinde silahlı bir polis (Reuters)
Çin’in Sincan özerk bölgesinde silahlı bir polis (Reuters)
TT

Sincan'da terörle mücadele mi yoksa Müslümanlara karşı zulüm mü var?

Çin’in Sincan özerk bölgesinde silahlı bir polis (Reuters)
Çin’in Sincan özerk bölgesinde silahlı bir polis (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, geçtiğimiz Mart ayında, Çin’in uzak batısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Müslümanlarla bir araya gelerek ABD’nin, Türkçe konuşan bu bölgeye ve Çinli komünist yetkililerden gördükleri zulümden şikâyet eden başka dinî azınlıklara olan desteğini ifade etti. 
ABD Dışişleri o esnada Twitter hesabı üzerinden bir mesaj yayınlayarak Müslümanların, bu bölgede yer alan Çinli bir ‘kontrol merkezinde’ uğradıkları ihlallere ve ürkütücü koşullara işaret etti.
Çin ne Müslümanlara ne de başkalarına zulüm yaptığını kabul etmeyip ‘radikal tutumları ortadan kaldırmak ve insanlara yeni beceriler kazandırmak için eğitim-öğretim merkezlerine sahip olduğunu’ iddia ediyor. Buna karşılık ABD medyasında, Uygurların Çinli yetkililer tarafından uğradıkları hak ihlallerine ve bu kontrol merkezlerine yönelik uluslararası kınamaya dair haberler artış gösteriyor.
Independent Arabia'dan İnci Atvan'ın haberine göre Haziran ayının başında 30 Uygur eylemci, ABD yetkililerini Sincan bölgesinin iki milyonluk nüfusuna yardım etmeye teşvik etmek üzere Washington’u ziyaret etti.
Zulme dair şikâyetler ve haberler
Amerika’nın Sesi (VOA) Radyosu’nda daha önce yayınlanan bir habere göre “Eylemci grup, Kongre’den 2019 Uygur İnsan Hakları Politikası yasasını onaylamasını talep etti. Cumhuriyetçi Senatör Marko Rubio ile Demokrat Senatör (Robert) Bob Menendez’in sunduğu bu yasa tasarısı, Çinli yetkililerin azınlıklara karşı iddia edilen ihlallerden ötürü sorgulanmasını hedefliyor. Yasa tasarısı metninde ayrıca, Dışişleri Bakanlığı ve ABD İstihbarat Teşkilâtı içerisinde Çin’de devam eden gözaltı programını izlemek ve Uygurları gözetmek için bir görev alanı oluşturulmasına’ dair de bir madde yer alıyor.
Söz konusu eylemcilerden bir kısmı akrabalarının bu kamplarda alıkonduğundan bahsetti. Bu bağlamda grubun kurucusu olan Bahran Sintaş, babasının 2018 yılında, Sincan Medeniyeti adlı derginin editörlüğünü yaptığı esnada tutuklandığını ifade etti.
Küresel Barış Örgütü’nün internet sitesinde yayınlanan habere göre “Uygur etnik topluluğu, (rehabilitasyon) kamplarında keyfî alıkonmalarla karşı karşıya kalıyor”. Tahmin rakamları değişiklik göstermekle birlikte “bu eğitim kamplarında 1 ila 3 milyon arasında kişinin bulunduğu düşünülüyor”. Örgüt, bu kampları ‘beyin yıkama merkezleri’ olarak nitelerken Sincan’dan gelen haberler, bunların aslında gözaltı merkezleri olduğuna işaret ediyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) geçtiğimiz mayıs ayı başında yayımladığı rapora göre ise “Çinli yetkililer, Sincan’da cep telefonu kullanıcılarının kayıtlarını, yerlerini, tüm faaliyetlerini ve hatta camilere ne sıklıkla gidip geldiklerini bile takip ediyor”.
Raporda ayrıca ‘gerçekleştirilen kitlesel gözetleme uygulamalarının birçoğunun, uluslararası özel hayat haklarını ve örgütlenme özgürlüğünü ifade ve din özgürlüğü gibi diğer haklara etki edecek şekilde ihlal etmek bir yana bizzat Çin yasalarına aykırı olduğuna’ dikkat çekildi.


Foto: Uygur kadınlar, Sincan bölgesindeki bir eğitim merkezinden çıkarken (Reuters)

Çin ve terörle mücadele
Öte yandan Çin Hükümeti, tüm bu çabaların terörle mücadele kapsamında olduğu konusunda ısrar ederek kendisinin, bölgede şu üç şer gücü ile savaşmaya çalıştığını söylüyor: Terör, radikalizm ve ayrılıkçılık.
Buna karşılık Uygurlar ise Hükümetin, Sincan Özerk Bölgesine, Çin Anayasası’nda belirtilen yetkilerini vermeye hazır olmadığını ifade ediyor.
Sincan Hükümet Başkanı Şuhrat Zakir, Ekim 2018’de Çin’in Kahire Büyükelçiliği’nin internet sitesinde yayınlanan bir basın konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “90’lı yıllardan bu yana üç şer gücü (terör, radikalizm ve ayrılıkçılık), Çin’de ve dışında patlamalar, suikast eylemler, zehirleme, kundaklama, baskınlar ve isyanlar da dâhil olmak üzere binlerce şiddetli terörist saldırı düzenlemeye kalkıştı. Bu saldırılar, çok sayıda masumun, yüzlerce polis memurunun hayatını kaybetmesinin yanı sıra sayılamayacak kadar mülk zararına da yol açtı. Bu bağlamda Sincan, yasalara uygun bir eğitim-öğretim ve meslek programı başlattı. Bu program, terörü ve dinî aşırılığı besleyen çevre ve ortamı ortadan kaldırmayı, şiddetli terör faaliyetlerini önlemeyi hedefliyor. Özellikle Sincan’ın güneyindeki dört eyalet, bir terör tehdidi ile karşı karşıya kaldı ve geçmişte dinî aşırılığın yaygınlaşmasından çok etkilendi. Bu eyaletlerin nüfusunun bir kısmı, ülkenin ortak dilini çok az biliyor. Aynı şekilde yasa bilinci ve bilgisi de oldukça sınırlı. Sınırlı meslek becerilerinden ötürü de iş bulmada sıkıntı çekiyorlar”.
Çin Komünist Partisi üyesi olan Zakir, konuşmasını, “Böylesi koşullar, orada yaşamak ve çalışmak konusunda yerli halk için zayıf maddî temeller oluşturdu. Bu da onları terör ve aşırılık tarafından kışkırtılmaya ve zorlanmaya açık hale getiriyor. Bu nedenle terör ve dinî aşırılık çevresini hedef alan çabalar söz konusu” ifadeleri ile sürdürdü. Geçtiğimiz yıl Çin basını, mevcut durumu tarif ederken şu ifadeyi dillendirdi: “Sincan bölgesinin Çin’deki Suriye ve Lübnan’a dönüşmekten kurtarılması gerekiyor”.
Avrupa Dış İlişkiler Merkezi’nden meslektaş Jerome Doyon, “2009’da Urumçi’de, 2013’te Pekin’de ve 2014’te Kunming ve Urumçi’de gerçekleşen şiddetli bir dizi saldırının ardından Çin Komünist Partisi’nin Sincan’daki istikrar ve kontrolü sağlamak için radikal önlemler almaya başladığına’ işaret ediyor.
Dinlere yönelik saldırılar
Çin’in tarihinde din sahiplerine yönelik saldırılar, Müslümanlarla sınırlı değil. Bir hukuk ve araştırma kuruluşu olan Açık Kapılar Örgütü’ne göre “Çinli Hristiyanlara yönelik baskılar son yıllarda artış gösterdi. Son 25 yıl boyunca Çin, Hristiyanlık uygulaması için en zor ve tehlikeli ülkeler sıralamasında 10. sırada yer aldı”.
Hükümetin son baskı uygulamaları arasında ‘devletin Hristiyanlara yönelik baskı ve tutuklama suretiyle kısıtlamalar getirdiği ev kiliseleri, ibadet mekânlarına giriş yasağı, örgütlenmenin engellenmesi, kiliselerden haçın kaldırılması, onlarca kilisenin yerle bir edilmesi ve dinî toplulukların dağıtılması’ gibi uygulamalar yer alıyor.
ABD Dış İlişkiler Komisyonu, “yoğunluklu Hristiyan nüfusu ile tanınan Zheijang bölgesindeki Wenzhou kentinde Komünist Parti yetkilileri, onlarca kilisenin yıkılması ve yüzlerce haçın ortadan kaldırılması için emir aldığını” belirtti. Üstelik Zheijanglı yetkililerin ifadesine göre “parti, (Batılı düşman güçlerin sızmasını) önlemek adına parti üyelerine dinî inanç yasağı getirecek. Orta Hainan eyaletinde de yerel hükümet yetkilileri ve polis, benzer uygulamalarda bulunarak bazı kiliselere resmî arama izni olmaksızın baskınlar düzenlerken bazılarını da yıktı. Anhui ve Jiangsu da dâhil olmak üzere çok sayıda Hristiyan’ın yaşadığı başka eyaletler de yoğun saldırılara maruz kaldı”.
Çin’in Sincan bölgesine yönelik uygulamalarına dair dünya çapında eleştiriler yükselirken Pekin, imajını düzeltmeye çalıştı. Çin’in geçen hafta BM Terörle Mücadele Bürosu Başkanı kıdemli Rus Diplomat Vladimir Voronkov için sorunlu bölgeye bir gezi hazırlığında bulunması, yoğun tepkilere sebep oldu.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile gerçekleştirdiği görüşmede Voronkov’un ziyaretine dair ‘derin endişesini’ dile getirerek, “Pekin, Uygurlar ve diğer Müslümanlara yönelik baskı kampanyasını, terörle mücadele uğruna meşru çabalar kılığında sunmaya devam ediyor ancak durum böyle değil” ifadelerini kullandı.
Diplomatlar ise Batı ülkelerinin Voronkov’un ziyaretinin, Çin’in bu merkezleri aklama girişiminin karşılık bulmasına yol açmasından endişe duyduğunu belirtti.



İsrail, Ramallah’taki Hollandalı diplomatların diplomatik statüsünü iptal etti

Batı Şeria’nın kuzeydoğusundaki Ebu Felah köyünde İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırıda kırılan pencereler (AFP)
Batı Şeria’nın kuzeydoğusundaki Ebu Felah köyünde İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırıda kırılan pencereler (AFP)
TT

İsrail, Ramallah’taki Hollandalı diplomatların diplomatik statüsünü iptal etti

Batı Şeria’nın kuzeydoğusundaki Ebu Felah köyünde İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırıda kırılan pencereler (AFP)
Batı Şeria’nın kuzeydoğusundaki Ebu Felah köyünde İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırıda kırılan pencereler (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Ramallah’taki Hollanda Temsilcilik Ofisi’nde görev yapan Hollandalı diplomatların diplomatik statüsünü iptal ettiğini bildirdi. Kararın, Hollanda hükümetinin Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlerin ithalatını yasaklama kararına misilleme olarak alındığı belirtildi.

Bakanlık, söz konusu diplomatların diplomatik statüsünün yedi gün içinde sona ereceğini açıkladı.


Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
TT

Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, basınla yaşadığı son gergin diyalogda bir kadın muhabire "sessiz olmasını" söyledi ve ardından kadınların erkeklerden daha iyi yönetim sergilediği fikrini "çok saçma" bularak reddetti.

80 yaşındaki başkan bu ifadeleri cumartesi günü Tennessee'de oynanacak üniversite düzeyindeki Amerikan futbolu maçı için yola çıkmadan önce, Beyaz Saray'ın önünde gazetecilerle konuşurken dile getirdi.

Başkanın geçen hafta CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamasının ardından bir kadın gazeteci Trump'a Beyaz Saray basın havuzunda sadece kendisini "destekleyen" yayın organlarının mı yer almasını istediğini sordu. Federal bir yargıç perşembe günü bu kararı engellemiş olsa da Trump cumartesi günü CNN'in başkanlık uçağı Air Force One'a alınmasını engelledi ve bu kanalın yerine LindellTV'yi dahil etti.

Trump, "Hayır, hayır" diye yanıt verdi.

Sizinki gibi yalan haberler değil, doğru haberler istiyorum. Dinleyin, doğru haberler istiyorum. Açık ve özgür basını severim. Sevmediğim şey yalan haber.

Trump sözlerine CNN ve MS NOW'ın reytinglerinin düşük olduğunu öne sürerek devam etti. Aynı muhabir, yani MS NOW'dan Akayla Gardner, "Zor sorular istemiyor musunuz?" diye ek bir soru sorduğunda ise Trump onun sözünü kesti.

Trump işaret parmağını kaldırarak, "Bekle, bekle, sessiz ol" dedi.

Sevmediğim şey yalan haberler. Ve onlar yalan haber yapıyor.

Gazetecileri taraflı ve adil olmayan haberler yapmakla suçlayan Trump basınla uzun süredir kavgalı. Ayrıca daha önce gazetecilere yönelik kişisel hakaretlerde bulunmuş ve bazılarının cezalandırılması gerektiğini ima etmişti.

Trump sıklıkla kadın muhabirleri hedef alıyor. Haziranda CNN muhabiri Kaitlan Collins'e sert tepki göstermiş, onun "gözlerinde nefret olduğunu" ve "yüzünde hiç gülümseme görmediğini" söylemişti. Daha önce de Collins'in Beyaz Saray balo salonuyla ilgili sorular sormasının ardından onu "aptal ve edepsiz" diye nitelemişti.

Geçen kasımda Trump, Jeffrey Epstein hakkında soru sormaya çalışan Bloomberg muhabiri kadına "Sessiz ol, domuzcuk" demişti. Beyaz Saray'ın bu söze getirdiği açıklama, Trump'ın "herkese karşı son derece açık ve dürüst" olduğuydu.

Cumartesi sabahı Trump'a eski ABD Başkanı Barack Obama'nın kadınların yönetimde olmasıyla ilgili bu haftaki yorumları da soruldu.

Obama pazartesi günü, "Kadınları iki yıl kadar bütün hükümetlerin başına getirseniz ve ardından işlerin nasıl gittiğine baksanız, her şeyin mükemmel olmayacağına ama daha iyi olacağına güçlü biçimde inanıyorum" demişti.

Trump bu konuda, "Bu çok saçma" yorumunu yaptı.

Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade.

Trump başka birçok konuya da değindi. Bir kez daha "süper zeka" diye tanımladığı yapay zekanın geliştirme çalışmalarını Birleşik Devletler'in "frenlemeyeceğini" söyledi.

Bunun yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sona erdirmek için "bir anlaşma yapması" çağrısında bulundu ve ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu öne sürdü.

Independent Türkçe


İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.