KAUST Başkanı: Vizyon 2030 çerçevesinde yürütülen ekonomik dönüşümü desteklemek için çalışıyoruz

Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) Başkanı Tony Chan. (Foto: Haşim Nehari)
Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) Başkanı Tony Chan. (Foto: Haşim Nehari)
TT

KAUST Başkanı: Vizyon 2030 çerçevesinde yürütülen ekonomik dönüşümü desteklemek için çalışıyoruz

Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) Başkanı Tony Chan. (Foto: Haşim Nehari)
Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) Başkanı Tony Chan. (Foto: Haşim Nehari)

Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (KAUST) Başkanı Tony Chan, başkent Amman’da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu (WEF) - Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Toplantısı’nda, bir yıl önce başkanlık görevini devraldığı eğitim kurumunun başarısının sırrını anlattı.
İngiltere’nin başkenti Londra’da üzerinde 'KAUST' yazan beyzbol şapkasıyla Şarku’l Avsat’a özel röportaj veren Chan, sadece birkaç yıl içinde dünya çapında bir üne kavuşan üniversitenin hedefleri ve “Vizyon 2030” çerçevesinde Suudi Arabistan’ın yaşadığı hızlı ekonomik ve teknolojik gelişime olan katkılarını anlattı.
111 milletten 7 bin kişi kapasiteli kampüse sahip KAUST’un Başkanı Chan, üniversitenin NEOM, Qiddiya ve Kızıldeniz gibi devrim niteliğindeki projelerin ve ARAMCO ve SABIC gibi dev şirketlerle olan yakın iş birliğinin yanı sıra başlamaya hazırlandığı eşsiz araştırma girişimlerinden bahsederken coşkusunu gizleyemedi. Chan, üniversite ve hedefleri için Suudi Arabistan liderliğinin direktifleriyle çeşitli seviyelerde tamamen tutarlı olduğu Vizyon 2030 programları ve hedeflerinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak için durmaksızın çalıştıklarını söyledi.
“Döneminin ilerisinde” bir üniversite
Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'ne (HKUST) 10 yıl boyunca başkanlık eden Chan, 23 Eylül 2009 tarihinde KAUST’un açılış törenine katıldı ve rahmetli Kral Abdullah’ın “döneminin ilerisinde” vizyonuna tanıklık etti.
KAUST, enerji, gıda, su ve çevre olmak üzere dört alanı kapsayan küresel önemdeki stratejik araştırmalara verdiği özel önemle, Suudi Arabistan ve dünyada, ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlayacak bilimsel uygulamaların yenilikçiliğini ve yayılmasını teşvik etmenin yanı sıra seçkin araştırmalar geliştirmek ve bunu üniversite eğitimine entegre etmek amacıyla kuruldu.
Kral Abdullah, üniversitenin insanlığın iyiliği için medeniyetler ile halklar arasında bir iletişim köprüsü olmasını istedi. Tony Chan, KAUST’un kuruluşundan iki yıl sonra üniversitenin yönetim kuruluna katılmaya davet edildi. Üniversite ve hedefleri bu aşamada kendisine yol gösterici oldu. Chan’a göre KAUST’u diğer üniversitelerden ayıran özelliği büyüklüğü değil, bilim ve mühendislik alanındaki yüksek araştırmaya, uluslararası karakterine ve kaliteye verdiği önemdir.
Üniversitenin dört önceliği olduğunu vurgulayan Chan, bunlardan ilkini Vizyon 2030'un hedeflerine ve Suudi Arabistan’ın stratejik önceliklerine tam olarak uymak, ardından personel ve öğrencilerin güçlendirilmesi, inovasyon ve ekonomik büyümenin desteklenmesi ve küresel ortaklıklar oluşturulması olduğunu belirtti.
2030 hedeflerinin gerçekleştirilmesine öncülük etmek
KAUST’un vizyonu ve hedeflerinin Vizyon 2030’un hedefleriyle tamamen uyumlu olduğunu ifade eden Chan, üniversitenin Vizyon 2030’a katkıda bulunabileceği en önemli yönlere değindi. Vizyon 2030’un temel hedeflerinden biri olan ekonomiyi çeşitlendirme ve petrole olan bağımlılığı azaltma konusuna odaklanan Chan, bunun inovasyon ve teknolojiyle elde edilebileceğini ve üniversitenin de bu konuda fırsat yarattığını söyledi. Kapsamlı ve bütünleşik bir plan ile geleceğe hazırlık aşamasında eğitim seviyesinin iyileştirilmesi hakkında da değerlendirmelerde bulunan Chan, bunu başarmanın en iyi yolunun üniversitenin temel hedeflerinden biri olan, başta gençler olmak üzere insana yatırım yapmak olduğunu söyledi.
Başta NEOM ve Kızıl Deniz Uluslararası Turizm Projesi olmak üzere KAUST’un Vizyon 2030 çerçevesinde iş birliği yaptığı projelere de değinen Chan, KAUST’taki görevi öncesinde üniversitenin başkan yardımcılığını yürüten Nazmi el-Nasr’ı birkaç kez ziyaret etmiş ve bu ziyaretlerde özellikle NEOM projesiyle yakından ilgilenmişti. NEOM projesinin sürdürülebilir bir akıllı şehir kurma hedefinin üniversitenin enerji, çevre, su ve gıda sektörlerine yönelik araştırmalarıyla paralel olduğunu söyleyen Chan, üniversitenin, Vizyon 2030 kapsamındaki tüm projelerin ihtiyaç duyduğu çeşitli ve sürdürülebilir kaynaklardan elde edilen enerji konusunda uzmanlaştığını belirtti.
KAUST geçen yıl bünyesinde NEOM projesi araştırmalarına özel bir bilim merkezi kurduğunu duyurdu. Bu merkez, NEOM projesini destekleyen ve sürdürülebilir enerji, şehir planlama ve tarım, sismoloji, tuzlu su arıtma, yapay zeka, büyük verilerin depolanması ve sensör sistemleri gibi alanlarda ulusal kalkınmaya katkıda bulunan çözümler sunmayı hedefliyor.
İnovasyon ve ekonomik büyüme
Chan tarafından da tanımladığı üzere KAUST’un ikinci hedefi de ikiye ayrılıyor. Bunlardan ilki, bilimsel araştırmaları teşvik etmek, ikincisi de inovasyonu desteklemek. Chan’a göre üniversite, dünyadaki yüksek öğrenim alanında kendisinin ve Suudi Arasbistan’ın adını duyurarak birinci kısmını başardı. Chan, “Bugün Londra Emperyal Koleji, Oxford, Cambridge, Stanford veya Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne (MIT) gittiğinizde bizi tanıdıklarını görecek ve hatta bizimle olan ortaklıklarını dinleyeceksiniz” ifadelerini kullandı.
Üniversitenin ikinci hedefi olan inovasyon ve ekonomik büyüme ile ilgili olarak da Chan, KAUST’un Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlenen 10’uncu Dünya Ekonomik Forumu (WEF) - Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Toplantısı’ndaki birçok girişime ev sahipliği yaptığını söyledi.
Chan, üniversitenin umut vaat eden girişimlerinden biri olan ve İnsansız Hava Sistemleri (UAS) sayesinde 3D haritalama alanında faaliyet gösteren “FalconViz” şirketinden de büyük bir hayranlıkla bahsetti.
Chan’ın başkanlığındaki KAUST’un üçüncü hedefi, yüzde 75 ila 80'i doktora, geri kalanı da yüksek lisans öğrencisi olmak üzere şu an sayısı 150 olan lisansüstü eğitimdeki öğrenci sayısını bine çıkarmak. Ellerindeki verilere göre bu sayıyı yüzde 50 artırabildiklerini söyleyen Chan, “Bununla birlikte uluslararası üniversitelerden gelen yaklaşık 400 ila 500 doktora öğrencisi arkadaşımız var” dedi.
Yerli ve uluslararası ortaklıklar
Üniversitenin dördüncü hedefini açıklayan Chan, KAUST’un misyonuna uygun üniversiteler ve büyük şirketlerle küresel ortaklıklar kurmaya çalıştığını söyledi. Bu konuda KAUST'un şu anki mütevelli heyeti üyelerinden birinin Londra Emperyal Koleji Başkanı Alice P. Gast olduğunu belirten Chan ayrıca dünyanın seçkin üniversiteleri olan Oxford ve Cambridge’in başkanlarıyla da sıkı ilişkiler olduğunu söyledi. Chan bu eğilimin, Suudi Arabistan’ın dünyaya duyurduğu Vizyon 2030 çerçevesindeki genel tutumuyla da uyumlu olduğunun altını çizdi.
KAUST, kurumsal düzeyde de sanayinin dijitalleşmesi diyebileceğimiz “Dördüncü Endüstri Devrimi” (Endüstri 4.0) ile uyumlu bir ilerleme kaydeden Suudi Arabistan pazarını anlamak ve yeni teknolojilere hakim olmak isteyen uluslararası çokuluslu birçok şirketin yanı sıra dünyanın en büyük petrol şirketlerinden olan Saudi ARAMCO ve Suudi Arabistan Temel Endüstriler Kurumu (SABIC) ile ortaklıklar üzerinde çalışıyor.
Dijital devrime ayak uydurmak
Chan’ın KAUST başkanlığına geldiğinde sorduğu ilk soru, dünyanın son 10 yılda gördüğü en önemli teknolojik yeniliklere ilişkindi. Chan’ın bu soruyu sorma amacı, KAUST bünyesinde Endüstri 4.0 için bilimsel araştırmalar yapılmasını sağlamak ve üniversiteyi Vizyon 2030'un hedeflerine ulaştırma arayışlarını desteklemekti. Bu çerçevede KAUST, yapay zeka, siber güvenlik ve robot bilimini kapsayan dijital bir girişim başlatmaya hazırlanıyor. Chan, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda konuya dair şunları söyledi;
“Yapay zekayı sağlık, enerji, mühendislik ve daha birçok alanda kullanabiliriz. Bu nedenle KAUST, tıp için kişisel verileri toplayan tıbbi cihazlar, yeni gelişmiş tıbbi cihazların üretimi ve biyo-mühendislik alanlarında bu teknolojilerle yakından ilgilenen Kral Faysal Hastanesi iş birliğiyle Akıllı Sağlık Girişimi’ni başlattı.”
KAUST, söz konusu iki girişimi gerçekleştirmek için Suudi ve yabancı uzmanları işe alma kampanyası başlattı. Ayrıca kampanya ile deneyimleri paylaşmak, üniversitenin faaliyet gösterdiği farklı sektörlerde bu deneyimleri kullanmak ve bir araştırma birimi oluşturmak için de çalışmalar yürütülüyor. KAUST ayrıca insan kaynağına da yatırım yapıyor. Bu amaçla üniversitelerden derecelerle mezun olan Suudi gençlerin, ABD’nin önde gelen üniversitelerindeki fen ve teknoloji fakültelerinde lisansüstü eğitimlerine devam etmeleri için burs sağlıyor. Burs programının nihai amacı üniversitenin Suudi Arabistan’daki bilimsel altyapıyı geliştirme ve bilgi tabanlı bir ekonomi oluşturma misyonunu desteklemek olarak açıklanıyor.
Zorluklar ve fırsatlar
Chan'a göre KAUST için en büyük zorluk, Facebook, Google, Amazon ve hatta Karim gibi büyük internet devlerinin KAUST'un çekmeye çalıştığı genç yetenekleri arıyor olmaları. Ancak bu zorluğun üstesinden gelmek için üniversite üstün olduğu uzmanlık alanlarıyla bunu bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Bugün Suudi Arabistan’daki en büyük sanayi dalı olarak enerji ön plana çıkıyor. Yani petrol, doğalgaz ve kimyasallar...
KAUST, petrol devi ARAMCO gibi dünyanın önde gelen şirketleriyle yaptığı iş birlikleri sayesinde başka yerlerde bulunamayan fırsatlar sunabiliyor.
Üniversitenin bir fırsata dönüştürdüğü ikinci zorluk ise Kızıldeniz'i daha iyi korumak ve güneş enerjisi üretmek için bilim ve mühendislik alanında yapay zekayı kullanmak. Üniversitenin finansman modelinin benzersiz olduğunu söyleyen Chan, bunun üniversitenin karmaşık ve uzun vadeli zorluklara çözümler bulmasını sağladığını söyledi.
2006-2009 yılları arasında ABD Ulusal Bilim Vakfı’nda (NSF) Matematik ve Fizik Bilimleri Bölümü’nde başkan yardımcılığı yapan Chan, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nün kuruluşundan 10 yıl sonra elde ettiği başarılara bakıldığında KAUST’un elde ettiği seviyeye ulaşmadığının görüldüğünü belirtti. Kuruluşundan bu yana KAUST’un Suudi Arabistan ve Ortadoğu bölgesinin tamamına öncülük ettiğine inandığını söyleyen Chan, “Üniversite bugün Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 çerçevesinde kaydettiği dikkat çekici gelişmelere uyum sağlayabildiğinin bir kanıtıdır” ifadesini kullandı.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.