Cezayir’deki Berberiler: Ölü, savaşçı ve ölümcül kimlik

Eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’ya karşı düzenlenen Mart gösterilerindeki Cezayir ve Berberi bayrağı (AFP)
Eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’ya karşı düzenlenen Mart gösterilerindeki Cezayir ve Berberi bayrağı (AFP)
TT

Cezayir’deki Berberiler: Ölü, savaşçı ve ölümcül kimlik

Eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’ya karşı düzenlenen Mart gösterilerindeki Cezayir ve Berberi bayrağı (AFP)
Eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’ya karşı düzenlenen Mart gösterilerindeki Cezayir ve Berberi bayrağı (AFP)

Kimlik patlaması, atom bombası patlamasından daha tehlikelidir. Cezayir’de ise kimlik kupası, kırılması en hassas ve onarılması ise oldukça zor olan şeydir.
Berberi (Amazigh) kimliği sorunu, ulusal tarihin, cebinde taşıdığı bir bomba olarak kaldı. Ne patladı ne de imha oldu. Tehlikesi hep devam etti. Ne zaman tarihi veya siyasi bir olay yaşansa, herkesin yüzünde her an bir patlama yaşanacağına dair endişe belirir oldu. Nitekim bu durum, gösteriler sırasında eylemciler tarafından Berberi bayrağının kaldırılması konusunda da açıkça görüldü.
Independent Arabia’dan Emin el-Zavi’nin haberine göre Cezayir’de bağımsızlığın kazanılmasından bu yana istisnasız olarak iktidarı üstlenen siyasi rejimler, Berberi kimliği konusuna yatırım yaptı. Bu kimlik, bazen herhangi bir şeyi ört pas etmek için kışkırtıldı, bazen de başka bir şey için bastırıldı. Yani Berberi kimliği, sürekli bir çıkar arasında yaşadı.
Fransız sömürgeciliğine karşı Kasım 1954’te kurtuluş devriminin patlak vermesi, Berberi kimliğini de anlaşmazlık, tartışma ve çatışmaya dâhil etti. 1949 yılında Messali Hac tarafından yönetilen Halk Partisi’nde Berberi kimliği meselesiyle nasıl başa çıkılacağı konusunda anlaşmazlık yaşandı. Bu durum, ulusal hareket tarihine “Berberi krizi” (La crise berbere) olarak geçti. Bununla birlikte Cezayir devrimi, tüm gücü, ağırlığı ve farklı ideoloji ve kimliklere dair liderlerin inancıyla farklı meseleler karşısında bir “bağımsızlık” fikrinin öncüsü oldu.
Berberi sorununda, daha sonraki dönemlere taşıyan mücadeleci bir uzlaşı söz konusu. Özellikle de kabile bölgeleri, devrim esasları için bir dayanak, liderlik ve üs oldu. Bu durum, diğer tarafların sömürgeciliğe karşı küçümsendiği anlamına gelmiyor.
Berberi devriminin lideri Ayet Ahmed, Arap konumuna oldukça yakın olan Cezayir’in ilk Cumhurbaşkanı Ahmed bin Bella yönetimine karşı isyan eden ilk isim oldu. İsyan neticesinde Ayet Ahmed’in sürgününden sonra, Berberi meselesi siyasi düzeyde, en azından görünüş olarak, toprağa gömüldü. Savunma Bakanı Huari Bumedyen’in 19 Haziran 1965 tarihinde Ahmed bin Bella’ya karşı gerçekleştirdiği ayaklanmayla birlikte askeri rejim, siyasette aktifleşmeye başladı.
Her defasında küllerinden yeniden doğan ölü kimlik
Ordunun iktidara gelmesiyle birlikte, yirminci yüzyılın en büyük savaşlarından olan kurtuluş savaşına katılan şehitler ve mücahitlerin kurduğu demokrasi ve çoğulculuk rüyası azalmaya başladı. Albay Bumedyen, Berberi kimliği talebinin siyasi ve ideolojik düzeye sıçramasını engellemeye ve bir kültürü bir başka kültürün içine yerleştirme stratejisi çerçevesinde çoğunluğu Berberi olan şehirlerin demografik yapısını delmeye çalıştı.
Yetmişli yılların başlamasıyla birlikte ülkedeki tek parti olan ve “Arapçılık, İslami sosyalizm” siyasal sloganlarını yükselten Ulusal Kurtuluş Cephesi kontrolünde çok sayıda bilimsel, kültürel doğaçlama ve siyasi propagandayla Araplaştırma aşaması da başladı. Bu Araplaştırma hamlesi, siyasi söylem tarafından pazarlanmaya çalışması dolayısıyla Fransızca ile mücadele etme amacı taşımıyordu. Aksine asıl amacı, Berberi kimliğiyle mücadele etmek, rejimin yarın veya bir süre sonra kaçınılmaz olarak patlayacağını hissettiği, küllerin altında yanan ateşini söndürmekti.
Trajedi, Berberi kimliğini savunan her Cezayirliyi etkilemeye başladı. Rejim açısından Berberi kimliğini araştıran ve bunun hakkında sorular soran herkes de sömürgeciliğin kalıntılarından biri olarak anıldı. Albay Huari Bumedyen’in iktidardaki dönemi (1965-1978), 1980 yılında sert bir şekilde Berberi Baharı’na ulaştı.
Berberi kimliği, Cumhurbaşkanı Ahmed bin Bella ve Huari Bumedyen yönetimlerinden Berberi Baharı’na (Şadli Bencedid dönemi) kadarki dönemde gerileme kaydetti. Aynı zamanda propaganda aracı olan kültürel kurumlar ve medya organları, sansür yetkisini kullandı. Kitaplarda ve tarih derslerinde Berberi kimliğine dair gündeme getirilebilecek her şeye el koydu.
Savaşçı kimliği, savaşçıların istirahat dönemini sonlandırdı 
Yazar ve antropolog Mevlud Muammeri’nin konferansının rejim tarafından engellenmesinin ardından Berberi Baharı faaliyet ve gösterileri patlak verdi. Konferans, Berberice bir şiir konusunda Tizi Vuzu Üniversitesi’nde düzenlenecekti. Bu engel, yeni kültürel ve siyasi sürecin başlamasında derin ve belirleyici bir tarihi zamana ve Berberi kimliğini tarihsel sürece sokmayı taahhüt eden sanatsal, edebi ve müzikal sembollerin etrafında uçuşan yeni bir nesle işaret ediyordu. Bu kez kültürel ve siyasi sesler dengeli, etkili ve inatçı olacak, aynı şekilde devrim sonrasında çağdaş demokrasi, siyasal ve dilsel çoğulculuk, ifade ve inanç özgürlüğü gibi yeni bir söylem kullanan bir nesle ait olacaktı. Cezayir halkının, Şadli Bencedid rejimine karşı sokaklara çıktığı 5 Ekim 1988 olayları, siyasi çoğulculuk ve medya üstünlüğü talebiyle, Berberi kimliğini geri kazanmak için mücadele edenler üzerinde olumlu sonuçlar ortaya koyacaktı. Nitekim 1989 yılından bu yana, Cezayir’in bağımsızlık tarihinde ilk defa siyasi partiler kurulmasına izin verildi ve krizden çıkış yolu olarak çok partili döneme geçildi. Politikacı, doktor, entelektüel ve yazar Said Sadi liderliğindeki Berberi Kültürel Hareketi’ne alternatif ve tamamlayıcı bir parti olarak ortaya çıkan, Berberi kimliğinin taleplerine dair güçlü şekilde ses çıkaran Kültür ve Demokrasi için Birlik (RCD) partisi ve muhalif Atid Partisi, yani Sosyalist Güçler Cephesi (FFS) kuruldu.
Berberi kimliği, siyasi düzeyde “suskunluk” döneminden “canlılık” dönemine geçti. Sadece kabile bölgelerinde değil başkent Cezayir, Vahran, Konstantin, Annaba, Setif, Batna, Beşar ve Tamanrasset gibi birçok vilayette kayıp veya küllerinden yeniden doğmuş “ölü” kimliğini yeniden elde etmeye çalışan yüzlerce kültürel kurum ortaya çıktı.
Buteflika’nın ilk görev süreci için seçim kampanyası sırasında Berbericenin, cumhurbaşkanı olduğu sürece ulusal ve resmi bir dil olmasına izin vermeyeceğini söylemesine rağmen Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika rejimini taleplerini yerine getirmeye iten savaşçı kimliği taşıyanlar da oldu. Herkes, Buteflika rejiminin 14 Haziran 2001 tarihinde Berberi Kabileleri Hareketine karşı uyguladığı baskı faaliyetlerini hatırlar. Güvenlik güçleri o dönemde, Berberi kimliğini geri kazanmak için mücadele eden 100’den fazla gencin ölümüne neden olmuştu.
Siyasi açıdan “savaşçı” kimliğiyle mücadele eden hareket, iki temel özelliğe sahip. İlki, kimlik eşitsizliği ilkesini benimsemiş “barışçıl” yapı, ikincisi ise, çoğunluğu aydınlatıcı kültürel kanadın liderlerini barındıran yapı. Bu nedenle “savaşçı” seçeneğinin gücü şiddetten uzak olurken, aksine bu güç, yönelimi belirleyen yüksek kültürel, dilsel ve sanatsal boyuttan kaynaklandı. Zira yazar ve Doktor Said Sadi, Salim Şakir, Abdul Nur Abdul Selam, Lounes Matub, Idir, Lounis Ait Menguellet, Abdul Rahman Bukremuh, Abdullah Haman gibi birçok yazar, sanatçı, film yapımcısı, aktör de bu harekette yer aldı. Dürüst, akılcı ve istikrarlı bir kanat olarak sayılan “savaşçı” kimliği, Buteflika dönemindeki iktidarı da taleplerine boyun eğmeye zorladı. Böylece 2016 yılındaki son anayasa değişikliğinde Berberice, Arapçanın yanı sıra ulusal ve resmi dil olarak kabul edildi. Elde edilen şey ise mücadele yolunun sonu değil başı olurken, Cezayir de “savaşçı” kimliği akımı ile yeni bir döneme girdi. Ülke genelinde her defa Berberi meselesinin ömrünü uzatmak ve yönetimini sürdürmek amacıyla hareket edilmesi gerektiği uyarıları yapıldı.
Barışçıl ve kültürel olan “savaşçı” kimliği akımı, bir taraftan Berberi kimliğinin yeniden kazanılmasına, çalınan anıların yerine koyulmasına, diğer taraftan da çok partili siyasi sistemin ve çok çeşitli kültür ve dile sahip bir ulusun kurulmasını savunmak için demokratik bir siyasi alana ihtiyaç duyuyor.
Ölümcül kimlik, Berberi ve Cezayir için bir tehdit oluşturuyor
Berberi meselesinin bağımsızlığından bu yana demokratik bir alanın olmaması, ekonomik yolsuzluğun yayılması ve Cezayir yönetiminde başarılı siyasi rejimlerin manipülasyonu, “ölümcül kimlik” akımının ve ulusal kimliğin ayrılması çağrısı yapan radikal bir akımın doğmasına yol açtı. Ulusal birlik denildiğinde, bu kavram “vatandaşların ülkesi” ifadesinden ziyade, “vatandaşların vatanı” yani yönetim sisteminin gözden geçirilmesi, (daha fazla kontrol, ulusal zenginliklerin adil şekilde dağıtılmasını, bireysel ve kamusal özgürlüklerin savunulmasını, çok dilliliğe, bireysel ve kolektif özgürlüklere saygı duyulmasını sağlayan) bölgesel bir adalet sisteminin ortaya koyulması gereken “ulusal birlik” anlamına geliyor. Bu çerçevede muhalif “ölümcül kimlik” akımı, ilk olarak kabile bölgelerini kapsıyor.
Berberi kimliğine ve kültürüne darbe vurmak için rejim, Berberi kimliğini savunan herkesin imajını “şeytanlaştırmaya” çalışıyor. Bu bağlamda halkın öfkesini harekete geçirmek, Berbericenin ulusal ve resmi bir dil olarak anayasaya geçmesini ertelemek ve öğretilerini yayıcı imkânların ortaya koyulmasını önlemek için bu akım, ayrılıkçı, dış kuvvetlere, özellikle de Fransa’ya bağlı bir akım olarak nitelendiriliyor.



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.