Washington'da casuslar nasıl çalışıyor?

Dünyanın en etkili eyaleti Washington’da 10 bin casus bulunuyor (AFP)
Dünyanın en etkili eyaleti Washington’da 10 bin casus bulunuyor (AFP)
TT

Washington'da casuslar nasıl çalışıyor?

Dünyanın en etkili eyaleti Washington’da 10 bin casus bulunuyor (AFP)
Dünyanın en etkili eyaleti Washington’da 10 bin casus bulunuyor (AFP)

Eğer casusluk hikâyeleri ile sırlarından çok etkilenen bir macera tutkunuysanız, bunun için Washington uygun bir yer. Hatta bu konuda yeryüzünde ondan daha iyi bir yer yok. Orada beklentilerinizi karşılayacaksınız. Nitekim turistlere ve ABD vatandaşlarına özel olarak düzenlenen ve onları heyecan verici bir yolculuğa çıkaran çok sayıda turlar düzenleniyor. Ülkenin en ünlü casusluk noktalarının gezildiği bu yolculuğa, eski bir istihbarat ajanı rehberlik ediyor. Gezi, Japonların İkinci Dünya Savaşı öncesinde casusluk yaptıkları tarihi ‘Alban Kuleleri’ ile başlıyor, Rusya Büyükelçiliği ile devam ediyor ve ABD’li yetkililerin ortaya çıkardığı en son Çin tarafından casusluk faliyetlerinin yürütüldüğü noktada sona eriyor.
Gün ortasından sonra Washington’ın merkezine doğru yol alabilirsiniz. Burada farklı uyruklardan ziyaretçilerin, 162 milyon dolara ulaşan bir maliyetle restore edilip geliştirildikten sonra bir ay önce tekrar açılan Uluslararası Casusluk Müzesi’nin önünde sıra olduklarını göreceksiniz. Burada istihbarat konulu onlarca başarı ve başarısızlık hikayesine tanık olacaksınız.
Independent Arabia’dan Tarık eş-Şami’nin haberine göre şayet Washington’da ya da ABD ulusal güvenlik ve istihbarat merkezlerinin yer aldığı Maryland ve Virginia eyaletleri banliyölerinde yaşıyorsanız, size işlerinin tam olarak ne olduğunu açıklamayan komşularınız olabilir. Belki Ulusal Güvenlik Kurumu’nda yapılan tatbikatlardaymış gibi peş peşe giden camları filmli ‘minibüsler’ de dikkatinizi çekebilir. Sağa sola bakınırken başınızın üstünden uçan siyah helikopterlerin sesinden ürkebilir ve dehşete kapılmış bir şekilde bu durumu sorgulayabilirsiniz.
10 binden fazla casus
Kimse sizi hiçbir şekilde delilikle itham edemez. Zira herkes, dünyanın en etkin şehrinin dünyanın dört bir yanından çok sayıda casusu barındırmasının normal bir şey olduğunun farkında. ABD istihbaratı ile çeşitli kurumlarının faaliyetlerini belgeleyen bir tarih ve eğitim merkezi olan Casusluk Müzesi’nin değerlendirmelerine göre Washington’da görevlendirilen 10 binden fazla casus var. ABD toprakları üzerindeki casusluk faaliyetlerini gözlemlemek ve ortaya çıkarmaktan sorumlu olan Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da bu rakamı onaylayarak, ekonomi ve sanayi alanında casusluk faaliyetlerinin görülmemiş bir düzeye ulaştığını belirtti. Casusluk faaliyetleri listesinde Çin başta olmak üzere pek çok ülkeden yüzlerce casusun varlığına işaret ediliyor.  CIA eski yetkilisi Robert Wallace’in Washington’daki Casusluk Noktaları: Başkentin Gizli Tarih Rehberi (Türkçeye, Casusluk: CIA Kendini Anlatıyor şeklinde tercüme edildi) adıyla kaleme aldığı kitabında belirttiğine göre casuslar her yerde! Wallace’in ifadesine göre evinize birkaç adım mesafede bir casusluk merkezi bulma şansınız yüzde 100. Casusların diplomatik bir kimlikle veya yabancı bir istihbarat merkezinin asli üyesi olarak çalıştığı şeklindeki geleneksel algının aksine bir üniversite öğrencisi, bitişik evdeki komşunuz ya da futbol turnuvalarına beraber katıldığınız bir arkadaşınız casus olabilir. Casusluk faaliyetlerinin gizli yapısının yanı sıra teknolojik gelişme ve ileri beceriler üzerine casusluk eğitimi sebebiyle bu kimseler, insanlar tarafından farkedilmezler.
En tehlikeli casuslar
Eskiden ve halihazırda istihbarat yetkilisi olanlar, çeşitli ülkelerin, Washington'a en becerikli casuslarını gönderdiğini düşünüyor. Gizlilik konusunda usta olan bu casuslar, farklı kimlikler altında faaliyet göstererek, peşlerine düşmeyi mümkün kılacak hiçbir iz bırakmıyorlar. Bu süreçte teknolojik gelişmeler, şifreli platformlar ve karmaşık logaritmaların desteğine başvuruyorlar ve bu durum, FBI’ın onları tespit edip yakalama olasılığını da zorlaştırıyor.
Washington'da 175 elçilik ve diplomatik temsilcilik bulunuyor. Bununla birlikte Washington’da on binlerce yabancı öğrenci, çok sayıda ticari proje sahibi ve iş insanı mevcut. Bunların birçoğu yabancı istihbarat servisleri ile iletişim halinde ve gece gündüz sır hırsızlığı yapmak ve bilgi-belge toplamak için çabalıyor. Bundan dolayı Washington’da yaşayan 6 milyonu aşkın kişi arasından onları bulma zorluğu artıyor.
Moskova’nın temel hedefi
Rus istihbaratına başkaldıran en ünlü Rus casusu Sergey Tracikov, 2010 yılında sürpriz bir şekilde ölmeden önce Moskova’nın ana hedefinin ABD olduğu için oraya en iyi casusların gönderildiğini, zira Soğuk Savaş’ın henüz sona ermediğini söylemişti. Tracikov, o dönemde ABD basınına yaptığı açıklamada, 'ABD Başkanı Bill Clinton hakkında casusluk yapmak ve Ruslardan ne sakladığını öğrenmek için dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’den talimatlar' aldığını ifade etmişti.
Rusya’nın ABD topraklarında yüzlerce casusu var. KGB’den geriye kalan Rus Dış İstihbarat Organı SVR’ye doğrudan bağlı olan bu casusların sayısı 175 ila 200 arasında değişiyor. Kısa bir süre önce Washington’da yaşayan ve Rus hükümeti hesabına çalıştığını kabul eden Maria Butina da onlardan yalnızca biri.
Eski bir CIA yetkilisi John Sipher’e göre Rusların temel odak noktası, şimdiye dek temel düşmanları olarak gördükleri ABD.
ABD'li yetkililer, Amerikan güvenlik ve istihbarat teşkilâtı subay ve yetkililerini istihdam etmeleri başta olmak üzere en meşhur Rus ve Sovyet casusluk hikâyelerini dile getiriyor. Böylesi memurlardan biri olan ve gönüllü olarak önce Sovyetler Birliği, daha sonra Rusya'ya casusluk yapan eski bir CIA çalışanı Aldrich Ames, Moskova’ya Rusya’da çifte ajanlar hakkında önemli bilgiler sunmuş ve bu durum, faaliyetleri açığa çıktıktan sonra Washington ile bağlantılı 100 casusun Rusya tarafından tutuklanmasına yol açmıştı. CIA Direktörü, bunu, Ames’in 1995 yılında tutuklanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasından sonra itiraf etti.
Rusya’nın meşhur casusluk hikâyelerinden bir diğeri de Robert Hanssen vakasıdır. FBI'ın casuslukla mücadele biriminde çalışan Hanssen, 50 bin dolar karşılığında gizli belge kaçakçılığı yaparken suçüstü yakalanarak, 2002 yılında ömür boyu hapis cezasına mahkum edildi.
Çinliler bizi ele geçirmek istiyor
Eski bir CIA çalışanı Douglas Wise, ABD’nin en büyük iki düşmanının Rusya ve Çin olduğunu düşünüyor. Wise’a bu düşüncelerini şöyle ifade etti
"Bu iki ülkenin her ne kadar taktik ve yöntemleri farklı olsa da hedefleri bir. Ruslar, ABD’yi yıkmak istiyor; Çinliler ise ele geçirmek."
FBI Direktörü Christopher Wray,  yaklaşık bir sene önce ABD Senatosu İstihbarat Konseyi karşısında verdiği ifadede, casusluk kampanyalarına güçlü katılımları ve etkilerinden ötürü ABD’deki yoğun Çin varlığı konusunda uyararak, “İyi niyetli akademisyenler, Çin istihbarat üyelerine bilgi toplama ve başta araştırma-geliştirme merkezleri olmak üzere saygın üniversite toplumuna sızma imkânı verdiler. Öğrenciler, üniversite hocaları ve Çinli ajanlar, istihbarat toplamada ortak hareket ediyor” şeklinde konuştu.
Hassas noktalarda görevlendirilmeleri
FBI’ın en çok korktuğu şey, casusların, ABD’lileri kandırarak kendileri için çalışmaya ve sırların çalınmasında kendilerine destek olmaya ikna etmeye odaklanmalarıdır. Böyle bir şey yapmalarından çekinilen temel kitle, özellikle CIA’de hassas mevkilerde bulunanlar ya da daha önce bu teşkilata hizmet ederek en tehlikeli ve hassas sırlara erişmelerini sağlayan en üst düzey güvenlik incelemelerinin bilgisine sahip olanlar.
İşten çıktıktan sonra mali durumlarını iyileştirmeye çalışan emekliler ve emeklilik sınırına yaklaşanlar söz konusu olduğunda bu risk artıyor. Hele de yabancı casusların bunu anlayıp sosyal medya üzerinden kendileri ile iletişim kurarak onları para ile kandırıp faydalanmaya çalıştığı bir zamanda.
Çin asıllı bir Amerikalı olan Jerry Chung Lee örneğinde bu yaşandı. Lee, 2007 yılına kadar CIA’de çalıştıktan sonra Pekin’in hizmetine girdi ve Çin’de CIA için çalışan 20 muhbiri ifşa etti. Bu durum, bu muhbirlerin ABD istihbaratının en başarısız ve kötü operasyonlarından birinde öldürülmelerine ya da tutuklanmalarına sebep oldu. Bununla birlikte Jerry, tutuklanarak, Virginia’nın kuzeyindeki bir mahkemede suçunu itiraf etti.
Jerry’nin görevi bu kadarla sınırlı değildi. Nitekim yalıtım malzemeleri alanında uzman bir iş insanı olan Robert Moore örneğinde de görüldüğü üzere Jerry, Amerikalıları kendine çekmek ve para ile kandırmak için de faaliyet yürütüyordu.
Hikaye şöyle;
Jerry, Robert ile iletişime geçerek, kendisinin LinkedIn internet sitesindeki özgeçmişini beğendiğini söyleyerek, Şangay’da bir yalıtım malzemeleri fabrikasında müdürlük teklif ediyor. Ancak Robert, o zaman işinde kızının Princeton Üniversitesi’ndeki eğitim masraflarını karşılamasına yardım edecek bir terfi beklediği için bu teklifi reddediyor. Robert, beklediği terfiyi alamayınca Jerry ile tekrar iletişime geçiyor. O sırada Jerry de Robert’a yarısı Amerikalı şirketinin yalıtım alanındaki teknolojik sırlarını çalması, diğer yarısı da Şangay’da benzer bir fabrika kurmaları için Çinlilere yardım etmesi karşılığında ödenmek üzere senelik 200 bin dolar maaş teklif etmek için kendisini bekliyordu.
Washington’da casuslukla mücadeleden sorumlu özel FBI yetkilisi Brian Dugan, ABD’nin başkentindeki yerel bir radyoya yaptığı açıklamada, “LinkedIn sitesi ile başka sosyal iletişim siteleri, yabancı istihbarat ağlarının, gizli bilgileri öğrenebilecek Amerikalıları bulmaya çalışırken başvurdukları ana kapıdır. Zira insanlar, LinkedIn vb. sitelerde önceden ne tür işler yaptıklarını ve onları farklı kılan becerilerini paylaşıyorlar. Böylesi bilgiler, kimin resmî bir görevde bulunduğunu, kimin hassas organlarda gizli bilgilere erişim imkânına sahip olduğunu öğrenmek için hayati öneme sahip anahtarlardır” ifadelerine yer verdi.
Paraya ihtiyacı olanlardan faydalanma
Paraya olan acil ihtiyaç da Amerikalıları en çok korkutan şeylerden biri. Daha birkaç ay önce eski CIA çalışanı Kevin Mallory, bu kategoride değerlendirilebilecek bir örnek olay yaşadı. Bu hikayenin ana itici gücü de para ihtiyacıydı. Şöyle ki 230 bin dolarlık ağır bir borcun yükü altındaki Mallory, iş hayatında patronları tarafından kötü değerlendirilerek, hak ettiklerini elde edemediklerini düşünen kişilerin peşine düşen casus avcılarının kolaylıkla nüfuz edebilecekleri bir konumdaydı.
Kevin Mallory, emekli olduktan beş sene sonra, Çinlilere gizli bilgiler sağladı. Ancak Çinlilerle iletişime geçerken gizli ve şifreli olduğunu düşündüğü elektronik araçlar kullandığı için çok geçmeden FBI ajanları tarafından yakalandı. Mahkemede yargılandıktan sonra 20 yıllık hapis cezasına çarptırıldı.
Mallory’nin Virginia’nın kuzeyinde bulunan Leesburg bölgesindeki komşuları tarafından sevilmesi şaşırtıcı değildi. Zira komşularına olduğu kadar göçmenlere yardım etmeyi de severdi. Üstelik kilisede düzenli olarak dua eden dindar bir insandı da. Washington’daki güvenlik uzmanlarına göre bu erdemler, şüphe çekmemek adına casusların genelde başvurdukları bir gizlenme yöntemidir.
Görüldüğü üzere Çin casusluk operasyonları, yoğun ve çok yönlü. Bazılarının sandığı gibi son on yılda başlamayıp tarihi, daha da geçmişe dayanmaktadır. Nitekim Nusher Guadia, 2005 yılında FBI adamlarından aldığı emri açık ettikten sonra casuslukla suçlanıp 32 yıl hapis cezasına mahkûm edildi.
Guadia, savunma sanayisinde uzmanlaşmış Northrop Grumman çalışarak, B2 bombardıman teknolojisinde uzmanlık elde etti. Bununla birlikte 2003 yılından sonra birkaç kez Çin’e giderek Pekin’e Cruise füzelerinin üretilmesi için yardımcı olan gelişmiş teknoloji sırlarını sundu.
Usta bir casuslukla geçen 15 yıl
FBI yetkilileri, herhangi bir anda düşmanla işbirliği yapmaya karar veren kimseleri tespit edip tutuklamaya ve yargılamaya hazır olduklarını söylese de düşman kavramı yalnızca Rusya ve Çin ile sınırlı değil. Nitekim Küba, Venezuela, İran ve Kuzey Kore gibi ABD ile bir gerilim hattında bulunan başka ülkeler de var.
FBI ajanları, ABD tarihinin en büyük casusluk operasyonlarından birine karışan ve Eylül 2001’de tutuklanan Ana Belen Montes vakasını unutmuş değil. Montes, DIA adlı savunma istihbarat örgütünde veri analizi yapan üst düzey bir çalışandı. Kimseye yakalanmadan 15 yıl boyunca gizliliğini koruyan Montes, casuslukta ve herhangi bir denetim eyleminden kaçmakta ustaca hareket ediyordu. Herhangi bir gizli belgeyi gerek alışıldık yollarla gerekse de elektronik ortamda iş dışına çıkarmak istemiyor, bunun yerine önemli bilgileri aklında tutarak evine döndüğünde bilgisayarına tekrar yazıyor ve bunları şifreli disklerde depoluyordu. Sonra da radyo dalgaları yoluyla kendisine gönderilen kodlu sinyaller üzerinden teslim tarihinin belirlenmesini bekliyor ve diskleri, Washington metro duraklarına yakın lokantalarda buluştuğu Kübalı ajanlara teslim ediyordu. 
Montes, ABD istihbaratında da yetkinliği ile tanınıyordu. Güvenlik yetkilileri, siyasi görüşleri ve Orta Amerika ülkelerinin meselelerine duyduğu sempatiden dolayı ondan şüphe edip hassas bilgileri edinmesinden yana endişe duysalar da bu önemli bilgileri yabancı istihbarat organları ile paylaştığını düşünmek için güçlü bir sebepleri yoktu. Bu yüzden Montes’in takibine başlanmadı. Ta ki güvenlik teşkilâtındaki iş arkadaşlarından biri, içgüdüsel olarak Montes’in Küba istihbaratının etkisi altında çalışabileceğini dile getirene kadar.
Müttefikler de casusluk yapıyor
Casusluk faaliyetleri düşmanlarla sınırlı değil. Nitekim dostlar da casusluk yapıyor ama genelde diplomatik temaslar ve ülkeler arasındaki işbirliği göz önünde bulunduruluyor. Ancak bu durumun istisnaları mevcut. Dostlar arasındaki casusluk hikâyelerinin en bilineni, Jonathan Pollard vakası. ABD donanmasında istihbarat analizcisi olarak çalışan Pollard, 1984 yılında İsrail İstihbarat Teşkilâtı Mossad’a gizli belgeler teslim etmeye başladı.
Pollard, 1985 yılında tutuklanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. İsrail’in onun serbest bırakılması için defalarca teşebbüs ve baskıda bulunmasına rağmen Amerikalı yetkililer, İsrail’in bu taleplerini her defasında reddetti. Onun serbest bırakılması için yapılan baskılar, tutukluluğunun üzerinden 30 yıl geçmişken Barack Obama döneminde anca meyvesini verdi. Şartlı olarak serbest bırakılan Pollard, şu an New York’ta bir yatırım bankasında çalışıyor.
Casusluğun geleceği
Teknolojinin daha da karmaşıklaşması, logaritmaların ve şifreleme yöntemlerinin gelişmesi ile birlikte ABD’li yetkililer, vatandaşlarına yüz yüze işe alım süreçlerinin henüz miadının dolmadığını hatırlatıyor. Bununla birlikte modern sosyal iletişim ve gelişmiş teknoloji araçları üzerinden casusların işe alınmasında bir artış yaşandı. Bu durum, gelecekte çok para ve kolay bir hayat arzulayan daha fazla Amerikalının istihdam edilmesine katkı sağlayabilir. Hele de işe alma ve kandırma süreçlerini gerçekleştirenlerin çoğu, bunu uzaktan, farklı ülkelerden yapıp yüzünü göstermesi gerekmezken. 
Siyasi ve ekonomik rekabetin yoğunlaşması ve askeri yarışın arttığı bir durumda, ABD de diğer ülkelere yönelik casusluk faaliyetlerde bulunuyor. ABD’li yetkililer, bir nevi Çin’in casusluk tehditlerini azaltmak adına vatandaşlarından telefon ve bilgisayar gibi Çinli teknolojileri kullanmamasını talep ediyor. Nitekim FBI, 2014 yılında bir açıklama yayınlayarak, ABD’lileri, Çin adına çalışan casuslara konusunda uyardı. FBI, uyarılarını ara sıra yenileyerek, en yüksek güvenlik iznine sahip olanların bu uyarıyı dikkate almasını ve yabancı istihbaratın cömert tekliflerini kabul etmemelerini talep ediyor. Aksi taktirde, düşman güçlerin paraları ile yurtdışında sınırlı bir tatil kazanmak yerine ABD cezaevlerinde uzun bir tatil elde edeceklerini de söylüyor.



Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
TT

Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, basınla yaşadığı son gergin diyalogda bir kadın muhabire "sessiz olmasını" söyledi ve ardından kadınların erkeklerden daha iyi yönetim sergilediği fikrini "çok saçma" bularak reddetti.

80 yaşındaki başkan bu ifadeleri cumartesi günü Tennessee'de oynanacak üniversite düzeyindeki Amerikan futbolu maçı için yola çıkmadan önce, Beyaz Saray'ın önünde gazetecilerle konuşurken dile getirdi.

Başkanın geçen hafta CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamasının ardından bir kadın gazeteci Trump'a Beyaz Saray basın havuzunda sadece kendisini "destekleyen" yayın organlarının mı yer almasını istediğini sordu. Federal bir yargıç perşembe günü bu kararı engellemiş olsa da Trump cumartesi günü CNN'in başkanlık uçağı Air Force One'a alınmasını engelledi ve bu kanalın yerine LindellTV'yi dahil etti.

Trump, "Hayır, hayır" diye yanıt verdi.

Sizinki gibi yalan haberler değil, doğru haberler istiyorum. Dinleyin, doğru haberler istiyorum. Açık ve özgür basını severim. Sevmediğim şey yalan haber.

Trump sözlerine CNN ve MS NOW'ın reytinglerinin düşük olduğunu öne sürerek devam etti. Aynı muhabir, yani MS NOW'dan Akayla Gardner, "Zor sorular istemiyor musunuz?" diye ek bir soru sorduğunda ise Trump onun sözünü kesti.

Trump işaret parmağını kaldırarak, "Bekle, bekle, sessiz ol" dedi.

Sevmediğim şey yalan haberler. Ve onlar yalan haber yapıyor.

Gazetecileri taraflı ve adil olmayan haberler yapmakla suçlayan Trump basınla uzun süredir kavgalı. Ayrıca daha önce gazetecilere yönelik kişisel hakaretlerde bulunmuş ve bazılarının cezalandırılması gerektiğini ima etmişti.

Trump sıklıkla kadın muhabirleri hedef alıyor. Haziranda CNN muhabiri Kaitlan Collins'e sert tepki göstermiş, onun "gözlerinde nefret olduğunu" ve "yüzünde hiç gülümseme görmediğini" söylemişti. Daha önce de Collins'in Beyaz Saray balo salonuyla ilgili sorular sormasının ardından onu "aptal ve edepsiz" diye nitelemişti.

Geçen kasımda Trump, Jeffrey Epstein hakkında soru sormaya çalışan Bloomberg muhabiri kadına "Sessiz ol, domuzcuk" demişti. Beyaz Saray'ın bu söze getirdiği açıklama, Trump'ın "herkese karşı son derece açık ve dürüst" olduğuydu.

Cumartesi sabahı Trump'a eski ABD Başkanı Barack Obama'nın kadınların yönetimde olmasıyla ilgili bu haftaki yorumları da soruldu.

Obama pazartesi günü, "Kadınları iki yıl kadar bütün hükümetlerin başına getirseniz ve ardından işlerin nasıl gittiğine baksanız, her şeyin mükemmel olmayacağına ama daha iyi olacağına güçlü biçimde inanıyorum" demişti.

Trump bu konuda, "Bu çok saçma" yorumunu yaptı.

Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade.

Trump başka birçok konuya da değindi. Bir kez daha "süper zeka" diye tanımladığı yapay zekanın geliştirme çalışmalarını Birleşik Devletler'in "frenlemeyeceğini" söyledi.

Bunun yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sona erdirmek için "bir anlaşma yapması" çağrısında bulundu ve ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu öne sürdü.

Independent Türkçe


İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.


Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.