Griffiths, barış sürecini canlandırma kapsamında gerçekleştireceği geziye Lavrov ve yardımcısı ile görüşerek başlıyor

Griffiths, barış sürecini canlandırma kapsamında gerçekleştireceği geziye Lavrov ve yardımcısı ile görüşerek başlıyor
TT

Griffiths, barış sürecini canlandırma kapsamında gerçekleştireceği geziye Lavrov ve yardımcısı ile görüşerek başlıyor

Griffiths, barış sürecini canlandırma kapsamında gerçekleştireceği geziye Lavrov ve yardımcısı ile görüşerek başlıyor

Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, Yemen krizinin çözümüne ilişkin siyasi dosyayı canlandırmak için gerçekleştireceği tur çerçevesinde yarın Rusya'ya hareket edecek. Griffiths'in Rusya’ya gerçekleştireceği bir günlük ziyaret kapsamında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Yardımcısı Sergei Verchinen ile görüşmesi bekleniyor. Bir BM yetkilisi, Rusya ziyaretinin önemli olduğunu belirterek, Rusya’nın hem önemli bir ortak hem de BM Güvenlik Konseyi'nin daimi bir üyesi olduğunu söyledi.
BM Yemen Özel Temsilcisi Griffiths, Rusya ziyaretini tamamladıktan sonra Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman Sultanlığı’na yönelecek. BM Yemen Özel Temsilcisi veya elçilik ofisi tarafından, elçinin Husi yetkilileriyle görüşmek üzere Sana'yı ziyaret edip etmeyeceğini henüz açıklanmadı. Ancak bazı gözlemciler, Griffiths’in Umman ziyaretinin, Muhammed Abdüsselam gibi burada bulunan Husi yetkilileri ile bir araya geleceğini göstergesi olduğunu düşünüyorlar.
Griffiths, Yemen Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi’nin kendisini “görevini suiistimal etmekle” itham etmesinin ardından geçtiğimiz hafta Yemen hükümeti yetkilileriyle bir araya gelmişti. Bir Yemen hükümet kaynağı, Yemen hükümetinin geçtiğimiz yılın sonunda yapılan İsveç-Yemen istişarelerinin çıktılarından biri olan Hudeyde anlaşmasının ilk aşamasını uygulamaya yönelik vizyonunu sunduğunu açıkladı. Yemen hükümetinin yeniden konuşlandırmaya ilişkin vizyonunun anlaşmazlıkların üstesinden gelinmesini esas aldığını kaydeden kaynak, bu konunun Yemen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Muhsin el-Ahmer’in 26 Haziran'da Riyad'da Griffiths ile gerçekleştirdiği görüşmede ele alındığını söyledi.
Yemeni hükümetinin sunduğu vizyon, üzerinde anlaşılacak belirli bir zaman dahilinde Husi milislerinin limanlardan ve Hudeyde kentinden çekilmesini, güvenliğin ilgili yasa uyarınca güvenlik güçlerine ve Sahil Güvenlik'e teslim edilmesini ve sürenin dolmasıyla birlikte kararın uygulanmaması halinde belirli bir mekanizmaya göre hareket edilmesini içeriyor.
Husi ihlalleri 6 bini aştı
Şarku’l Avsat’a konuşan Hudeyde Vali Vekili Velid el-Kadimi, Yemen Cumhurbaşkanı Yardımcısı el-Ahmer ile Griffiths arasında gerçekleşen toplantı sırasında İsveç anlaşmasına geri dönülmesi konusunun ele alındığını söyledi. BM izleme ve denetleme ekibinin yokluğunda Husiler tarafından yapılan ihlallerin sayısının 6 bin 500’ü aştığını belirten el-Kadimi, bu konunun BM tarafından ciddiyetle ele alınmasının zorunlu olduğunu söyledi.
Yemen hükümeti, imzalanan anlaşmanın özüne ve ruhuna uygun olarak BM Yemen Özel Temsilcisi’nin İsveç anlaşmasını uygulama yönünde takip ettiği yolu düzeltme teşebbüsünü yineledi ve uluslararası elçi ile tekrar çalışmaya geri dönüşünün temel şartının bu olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli siyasetçiler, birkaç başkenti ziyaret etmeyi planlayan Griffiths'in görevinin birtakım düğümler dolayısıyla başarısızlık riskinin yüksek olduğunu dile getirdiler. Yemenli resmi kaynakların aktardığına göre Yemen Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Muhammed el-Hadrami, dün Yemen'deki İngiltere Büyükelçiliği Temsilcisi Fiona Walker ile bir araya geldi. İkili, ülkeler arasındaki ikili ilişkileri ve onları çeşitli alanlarda güçlendirmenin ve geliştirmenin yolları ile barışı sağlama çabalarını ele aldı.
Büyükelçi el-Hadrami, İngiltere’nin Yemen’deki meşru hükümete ve barış çabalarına verdiği desteği takdir ederken, Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi tarafından temsil edilen siyasi liderliğin desteğini ve hükümetin barış çabalarının başarısına yönelik kararlılığını vurguladı.
Yemen Resmi Haber Ajansı'nın (SABA) haberine göre el-Hadrami, Yeniden Düzenleme Koordinasyon Komitesi'nin (RRC), “Husilerin Hudeyde, Salif ve Ras İsa limanlarından çekilmesine ve üçlü denetim mekanizmasına ilişkin rolünün etkinleştirilmesinin önemine” vurgu yaptı. Ayrıca Yemen hükümetinin, İsveç anlaşmasının özüne ve ruhuna uygun olarak barış sürecinin yeniden hayata geçirilmesi çabalarına olumlu olarak katılacağını belirtti.
Hadrami, Husilerin limanlardan tek taraflı geri çekilme tiyatrosunun farkında olduklarını ve bunu kabul etmeyeceklerini bir kez daha dile getirdi. Yemen hükümetinin yeniden BM Yemen Özel Temsilcisi ile birlikte hareket etmesinin söz konusu oyunu kabul ettiği anlamına gelmediğini ifade eden Hadrami, bilakis hükümetin yaklaşımının barış sürecinin yeniden yönlendirilmesine ve üzerinde uzlaşıya varılan hususlar doğrultusunda takip edilen yolun tashih edilmesine odaklanacağını belirtti. BM’nin Hudeyde anlaşmasına bağlılığının önemine dikkat çeken Hadrami, RRC’nin ve BM misyonunun görevinin ilgili anlaşmanın yeniden müzakere edilmesini içermediğini kaydetti.
Husiler süreci zorlaştırıyor
Yemen Dışişleri Bakanı Yardımcısı, uluslararası arabuluculuk süreci sırasında milislerin anlaşmanın uygulanmasına ilişkin engeller çıkardığının açıklanmamasının uluslararası elçinin görevine yardımcı olmadığını, bilakis elçinin görevini zorlaştırdığını belirtti. Bununla birlikte hükümet kaynakları, Yemen'deki İngiltere Büyükelçiliği Temsilcisi'nin, BM Yemen Özel Temsilcisi ve Yemen hükümetinin sarf etmiş olduğu çabaları desteklediklerini, İngiltere’nin üç referans noktası uyarınca Yemen’de adil ve sürdürülebilir bir barışı sağlama konusundaki kararlılıklarını dile getirdiğini aktardı.
Griffiths'in Husileri İsveç anlaşmasını uygulamaya ikna etmekte başarılı olup olamayacağına dair pek çok şüphenin dile getirildiği bir zamanda Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli yazar Vidah el-Celil, BM Temsilcisi Griffiths'in bu kez Rusya’ya yönelmesinin, Yemen krizinde daha fazla karmaşıklığa işaret ettiğini söyledi. Ayrıca Celil, Griffiths'in Moskova ziyaretinin, Rusya'nın Yemen Büyükelçisi Vladimir Dedushkin'in daha önce yaptığı açıklamalarla bağlantılı olduğunu belirtti. Büyükelçi Dedushkin ilgili açıklamasında, olası bir barış anlaşmasında Güney Yemen’in önemine ve temsilinin ehemmiyetine atıfta bulunarak, ülkesinin Aden’deki konsolosluğunu yeniden açma niyetini dile getirmişti.
Yemen hükümetinin uyarısı Griffiths’i harekete geçirdi
Şarku’l Avsat’a konuşan Yemen'in Kahire Büyükelçiliği Danışmanı Beliğ Mahlafi, Griffiths’in peşi sıra gerçekleştirmeyi planladığı ziyaretlerle başarısızlık tehdidi altında bulunan görevini kurtarmaya çalıştığını belirtti. Mahlafi, özellikle Yemen hükümetinin Stockholm anlaşmasından çekileceğini ima etmesinin ve kendisiyle ilişkilerini kesecekleri uyarısında bulunmasının Griffiths’i böyle bir ziyaret turu gerçekleştirmeye sevk ettiğini söyledi.
Yemen hükümetinin, son zamanlarda Hudeyde’de yaşananlardan dolayı Griffiths’in eylemlerinden büyük bir memnuniyetsizlik duyduğunu dile getiren Mahlafi, “Yemen’deki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’ndan uluslararası topluma ve BM’ye, sonsuza dek sabırlı olunamayacağına dair açık bir mesaj var. Bundan dolayı Stockholm anlaşmasının uygulanması için Mayıs ayı ortasına kadar mühlet verildi ve aksi takdirde hükümetin anlaşmadan çekileceği belirtildi. Bu, Griffiths'in milislerin tek taraflı geri çekilmelerini meşrulaştırmasına neden oldu” ifadelerini kullandı.
Mahlafi, karşı karşıya kaldığı tüm baskılardan dolayı Griffiths’in, Husilerin bu şekilde geri çekilmeleri hususunda, bunun en doğru şey olduğunu düşünmesine sebep olmasının muhtemel olduğunu belirtiyor. Ayrıca Griffiths’in böyle bir geri çekilme sürecini onaylamasının, milisleri Stockholm anlaşmalarını uygulamaya zorlayamayacağını örtülü bir kabul ettiği anlamına geldiğini söylüyor.
Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Muhammed el-Hadrami ile Yemen'deki İngiltere Büyükelçiliği Temsilcisi Fiona Walker arasında gerçekleşen görüşmenin net mesajlar taşıdığını dile getiren Mahlafi, “Yemen hükümeti, Cumhurbaşkanı Hadi’nin direktifleri doğrultusunda, ancak İsveç anlaşmasının özüne ve ruhuna uygun olarak barış sürecinin yeniden hayata geçirilmesi halinde sürece olumlu olarak katılacaktır” dedi.
Bunun yanı sıra Martin Griffiths'in büyük bir çıkmazda olduğunu belirten Mahlafi, “Griffiths, Husi milislerinin Stockholm anlaşmasını uygulamayacaklarının tamamen farkında ve böyle olduğu takdirde kendi görevinin de tehlikeye gireceğinin bilincinde. Nitekim kendisinden önceki Elçi İsmail Vild Şeyh gibi onun görevi de böylece sona erecek” ifadelerini kullandı. Ayrıca uluslararası toplumun anlaşmanın uygulanması için daha ciddi ve sert bir tutum benimsemesi gerektiğini ifade eden Mahlafi, aksi takdirde uluslararası toplumun ve BM’nin inandığı başarı hikayesinin sonuna gelineceğini ve sıfır noktasına geri dönüleceğini söyledi.
“Husilerin silahlarını teslim etmeyeceğini biliyoruz”
 Öte yandan  Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli yazar ve aktivist Hamdan el-Ali, BM Özel Temsilcisi Griffiths'in çabalarının hiçbirinin başarılı olmadığını düşündüğünü dile getirerek, “Husilerin silahlarını teslim etmeyeceğini biliyoruz. Husiler, gerçekleştirilen diyaloglardan ve istişarelerden sadece daha fazla zaman kazanmak ve varlıklarını güçlendirmek için istifade ediyorlar. Nitekim ilgili diyaloglar milislerin Yemen halkını baskı altında tutmak için kullandıkları bir araç haline geldi” ifadelerini kullandı. Yemen hükümetin, ülkede barışı sağlamak amacıyla milislerle aynı masada oturmayı kabul ettiğini belirten el-Ali, Husi milislerinin buna karşılık mayın döşemeye, çocukları silah altına almaya ve halkı ezmeye devam ettiklerini söyledi.
Husilerin inançlarının bir neticesi olarak uluslararası çabaların herhangi bir şekilde sonuç vermediğini ifade eden el-Ali, “Husiler projelerine devam etmekte ısrarlılar. Yemen'i ve bütün bölgeyi yönetme konusunda ilahi bir haklarının olduğuna inanıyorlar” dedi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.