Yüzyılın fırsatı mı?

Trump, Amerikan Yahudi sağını öfkelendirmekten çekindiği için İsrail’e baskı yapmaktan kaçınıyor (AFP)
Trump, Amerikan Yahudi sağını öfkelendirmekten çekindiği için İsrail’e baskı yapmaktan kaçınıyor (AFP)
TT

Yüzyılın fırsatı mı?

Trump, Amerikan Yahudi sağını öfkelendirmekten çekindiği için İsrail’e baskı yapmaktan kaçınıyor (AFP)
Trump, Amerikan Yahudi sağını öfkelendirmekten çekindiği için İsrail’e baskı yapmaktan kaçınıyor (AFP)

Daha önce etkili uluslararası girişimlerin peşinde sürüklenme ve aynı şekilde ayrıntıları hakkında tam anlamıyla bilgi sahibi olunmayan düşünceleri reddetmede aceleci olma konusunda uyarmıştım. Uluslararası ilişkiler, çıkarlar ve öncelikler ilişkisidir. Çıkar ve öncelikler, bazen örtüşür, bazen de çatışır. Çoğu zaman kazançları ve kayıpları soğukkanlı ve objektif bir şekilde değerlendirmek, en isabetli ve en iyi yolun kapısını aralayabilir.
Independent Arabia gazetesinin 10 Mart 2019 tarihli sayısında Amerikan yönetiminin, Filistin-İsrail çekişmesi konusunda bir girişimde bulunma kararlılığına ve ABD Başkanı’nın söz konusu girişimin, başarılı olması halinde, ‘Yüzyılın Anlaşması’ olacağı düşüncesine dair bir makale kaleme almıştım. Makaleyi yazarken öne sürülmesi beklenen teklif hakkındaki gazete haberlerine ve yapılan açıklamalara dayandım ve bu girişimin olumlu yanlarına işaret ettim. Bu olumlu yanlardan biri, bütüncül bir anlaşma ortaya koyma çabası ve önceki Demokrat yönetimlerde olduğu gibi uzayıp giden yeni bir müzakere dizisine bulaşılmaması. Aynı şekilde iyi niyetli olunduğu takdirde yanlış bulmadığım noktalar da var. Mesela anlaşmanın bölgesel bir çerçeveye yerleştirilmesi. İlk adımı, 2002 yılında Beyrut’taki Arap zirvesinde atılan Arap Barışı girişiminde yapılan şey de buydu.
Yazdığım makalede olumsuz pek çok göstergeye açıkça işaret etmekten de geri durmadım. Nitekim Amerikan yönetiminin İsrail’e karşı hepten tarafgir olduğu bir havada ABD Büyükelçiliğinin Batı Kudüs’e taşınması, Doğu Kudüs’teki ABD temsilciliğinin kapatılması, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı'na (UNRWA) yönelik desteğin kesilmesi ve yönetimin, Filistin ve İsrail şeklindeki iki devletli çözüme pek hevesli olmaması pek de hoş değil.
Başkan Trump’ın siyasi danışmanı ve kızı İvanka’nın eşi olan Kushner’in, Washington Araştırma Merkezi’nde yaptığı son konuşmada aynı noktaları belirtmesi dikkat çekiciydi. Kushner, yönetimin müzakere süreci başlatmak yerine çeşitli ve detaylı maddeleri ile kapsamlı bir anlaşma imzalamayı tercih ettiğine işaret etti.
Bu olumlu bir şey. Ama bir şeye değinmekten kaçındı: Filistin Devleti. Bunu neden görmezden geldiği sorulduğunda ise ‘devlet’ kelimesini kullanmaktan kaçınmaya devam etti ve bu durum, Filistinlileri ve Arapları daha da endişelendirdi.
Cevabında Amerikan düşüncesinde İsrail’in güvenliğinin öncelikli olduğu vurgusu ve Filistinlilerin liderlerine güvenmediği, en iyi tavrın ekonomik kalkınma ile yaşam koşullarına odaklanmak olduğu iması vardı. Ancak tamamen göz ardı ettiği şey şuydu ki sistematik ve uygun bir siyasi çerçeve olmaksızın ekonomik teşvik fikri, ilk kez 80’li yıllarda eski ABD Dışişleri Bakanı George Shultz tarafından ortaya atıldı. Daha sonra 90’lı yıllarda bir girişim bağlamında İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres bu fikri öne sürdü. Ortadoğu ve Kuzey Afrika konulu ekonomik zirvelerde de ele alındıktan sonra bir kez de Obama döneminde ABD Dışişleri Bakanı Kerry bu girişimde bulundu ancak sonuç hep başarısız.
Kushner, Bahreyn Çalıştayını, ‘Refah İçin Barış’ başlığı altında toplanan ekonomik teşviklere dair bütüncül bir adım olarak öngördü. Ancak Araplardan önce Amerikalı analizciler olumsuz tepkiler verdi. Zira onlara göre siyasetten önce ekonomi alanında, hem de bir vizyon netliği olmaksızın bir girişimde bulunmak, uygun siyasi çerçevenin olmamasından ötürü başarısızlığı önceden bilinebilen bir düşüncedir. Analizciler ayrıca, önceki yönetimlerin son iki yılda Trump yönetimi tarafından iptal edilen projeleri ve deneyimlerini içeren bu teklifin güvenilirliği konusunda da şüpheye düştü. Öte yandan bu proje, büyük bir uluslararası fonu da gerektiriyor ki buna dair bir gösterge yok. Üstelik ABD’nin Amerikan yardımları için böylesi bir çabaya katılımını yasaklayan Amerikan yasalarına da hiç değinilmedi.
Özetle; onların baktığı noktadan durum şu: Ortada hem içerik hem de gerçekçi olmayan istekler bakımından isabetlilikten yoksun bir ekonomik teklif var.
Bahreyn’deki çalıştay, Filistin Yönetimi tarafından da olumsuz karşılandı. Bu etkinliğe katılan birçok Arap ülkesinin resmî siyasi tutumu belliydi: İki devletli çözüm.
Ortadoğu’ya barışın gelmesi için olmazsa olmaz şart, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olması, Filistin halkının ulusal taleplerinin yerine getirilmesi, zulmün ortadan kaldırılması ve aşırılık yanlısı olanların radikal düşüncelerini pazarlamak için bu meseleyi kullanmaktan men edilmesidir.
Kushner’in söz konusu anlaşmayı, daha gerçekçi çözümlere kapı aralayan ve Filistin halkının gerçek isteği ile bağlantılı ‘yüzyılın fırsatı’ olarak nitelediği Bahreyn Çalıştayının faydasına dair çeşitli ve bazen zıt değerlendirmeler kulağımıza geliyor. Ama hep şu hatırlatma ile: Barış yoksa refah da yok.
İsrail tarafı, bu adımın İsrail-Arap ilişkilerinde bir gelişmenin delili olduğunu, başta Arap Körfezi olmak üzere diğer Arap ülkeleri ile ilişkilerin kapısını açtığını ileri sürecek.
Netanyahu da İsrail seçimlerinden ötürü önümüzdeki eylül ayına kadar faydalanmak adına bu mesajın altını çizecek.
Hâlbuki Madrid Ortadoğu’da Barış konferansından çıkan çok taraflı müzakereler çerçevesinde, özellikle ekonomik işbirliğine dair bir çalışma grubu içeren böylesi toplantıların çok sayıda örneği mevcut. Önceye göre yeni olan şey, bunun şu ana dek tam olarak açık edilmemiş bir Amerikan girişiminin bir parçası olmasıdır. Bir diğer yenilik de öngörülen ana tarafın, hedef kitle yani resmî düzeyde varlık göstermeyen Filistinlilerin oluşudur.
Bazılarına göre Arap tarafı, sıra dışı, materyalist ve kısa vadeli bir Amerikan keşfi karşısında kendisini Filistin davasını desteklemekten taviz vermek zorunda kaldığı yeni ve zorlu bir siyasi durumun içerisinde buldu. Kendisinden, herhangi bir Amerikan desteği ya da bir kısmı Arap ve Ortadoğulu olmayan ülkelerden, bir kısmı da bizzat Arap çevreden gelecek çeşitli bölgesel tehlikelerin yanı sıra radikallik ve gayrimeşru gücün ülkelerin ulusal oluşumuna meydan okuması gibi tehditlerin artması karşısında dostlarından hızlı bir şekilde geri çekilmesi bekleniyor.
Bu, kanaatimce dar görüşlü bir değerlendirme. Zira iki devletli çözümü içermeyen bir formül üzere anlaşmak uzak bir ihtimal. Hele de böyle bir ihtimalin, Ürdün için doğrudan risk taşıdığı bir durumda. Üstelik, Kubbetu’s-Sahra’nın İsrail egemenliğinde olmaya devam ettiği bir çözüm, Arap ve İslam ülkeleri için kabul edilebilir bir şey değildir.
Bazıları, Arapların bu ‘yüzyılın fırsatından’ faydalanma konusunda neden isteksiz ve çekimser durduğunu merak ediyor. Öyle ya bazı teknik kusurlar barındırdığı bir yana bırakılacak olursa, değerlendirmelerde aşırıya kaçılmış olsa bile bir ek, ‘hiçbir şey’den daha iyidir. Bu sorunun cevabı basit: Bu konuda tereddüt edenler, Yüzyılın Anlaşması’nın bir parçası olan bu ‘Yüzyılın Fırsatı’ ile ABD’nin, Filistin’in meşru haklarını genelde başta Araplar olmak üzere dünyanın zengin ülkelerinin üstlendiği ekonomik yardımlarla takas etmeye teşebbüs etmesinden çekiniyorlar. Bu şüphelerin temel dayanağı da Amerikan yönetiminin mevcut uygulamalarının, Amerika’nın geleneksel İsrail taraftarlığının başka bir ifade şekli oluşudur. Amerika’nın bu taraftarlıkla İsrailli ve Amerikan sağının tutumlarını benimsemesinin ucu, Filistin-İsrail çekişmesinin nihai çözümüne, ama özellikle de Filistin ulusal devleti, Kudüs ve mültecilere ilişkin meselelere dokunuyor.  
Barış sürecinin temellerini sarsan uygulamalara rağmen ABD, niyetlerinde samimi ise açık ve net bir şekilde Filistin ayrışması da dahil olmak üzere Arap ve İsrail çekişmesinin 2002 Beyrut Arap Barışı girişimine göre sona ermesi gerektiğini belirtebilir. Söz konusu girişim, 1967 sınırlarına dayalı olup Doğu Kudüs’ü içine alan bir Filistin devleti kurulmasını, Filistinli mülteciler meselesinin çözülmesini ve Arap topraklarının işgaline son verildikten sonra İsrail ve Araplar arasında normal ilişkilerin tesis edilmesini öngörüyor. ABD’nin ayrıca İsrailli ve Filistinlilerden bu temellerde bir iki devletli çözümün gerçekleşmesi adına yoğun müzakereler yürütmesini de talep etmesi gerekir.
Amerika’nın tutumunu takip etmeye ve Yüzyılın Anlaşması’nın siyasi detaylarına dair kasım ayından sonraya ertelenmesi konuşulan bilgilendirmeyi beklemeye devam edeceğim.
ABD Başkanı’nın, Amerikan ve Yahudi sağından olan destekçilerini rahatsız etmemek adına İsrail’e ima yollu bile baskı yapmaktan kaçınacağı Amerikan seçimleri kampanyası başlamışken iyimser olmak için bir sebep bulamıyorum.
Belirtmekte fayda var ki Amerikan ve Yahudi sağı, Amerikan siyaset sahnesinin en radikal grubu olup Yüzyılın Anlaşması henüz açıklanmamışken ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması için yönlendirmede bulunan ana lobidir.



Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
TT

Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, basınla yaşadığı son gergin diyalogda bir kadın muhabire "sessiz olmasını" söyledi ve ardından kadınların erkeklerden daha iyi yönetim sergilediği fikrini "çok saçma" bularak reddetti.

80 yaşındaki başkan bu ifadeleri cumartesi günü Tennessee'de oynanacak üniversite düzeyindeki Amerikan futbolu maçı için yola çıkmadan önce, Beyaz Saray'ın önünde gazetecilerle konuşurken dile getirdi.

Başkanın geçen hafta CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamasının ardından bir kadın gazeteci Trump'a Beyaz Saray basın havuzunda sadece kendisini "destekleyen" yayın organlarının mı yer almasını istediğini sordu. Federal bir yargıç perşembe günü bu kararı engellemiş olsa da Trump cumartesi günü CNN'in başkanlık uçağı Air Force One'a alınmasını engelledi ve bu kanalın yerine LindellTV'yi dahil etti.

Trump, "Hayır, hayır" diye yanıt verdi.

Sizinki gibi yalan haberler değil, doğru haberler istiyorum. Dinleyin, doğru haberler istiyorum. Açık ve özgür basını severim. Sevmediğim şey yalan haber.

Trump sözlerine CNN ve MS NOW'ın reytinglerinin düşük olduğunu öne sürerek devam etti. Aynı muhabir, yani MS NOW'dan Akayla Gardner, "Zor sorular istemiyor musunuz?" diye ek bir soru sorduğunda ise Trump onun sözünü kesti.

Trump işaret parmağını kaldırarak, "Bekle, bekle, sessiz ol" dedi.

Sevmediğim şey yalan haberler. Ve onlar yalan haber yapıyor.

Gazetecileri taraflı ve adil olmayan haberler yapmakla suçlayan Trump basınla uzun süredir kavgalı. Ayrıca daha önce gazetecilere yönelik kişisel hakaretlerde bulunmuş ve bazılarının cezalandırılması gerektiğini ima etmişti.

Trump sıklıkla kadın muhabirleri hedef alıyor. Haziranda CNN muhabiri Kaitlan Collins'e sert tepki göstermiş, onun "gözlerinde nefret olduğunu" ve "yüzünde hiç gülümseme görmediğini" söylemişti. Daha önce de Collins'in Beyaz Saray balo salonuyla ilgili sorular sormasının ardından onu "aptal ve edepsiz" diye nitelemişti.

Geçen kasımda Trump, Jeffrey Epstein hakkında soru sormaya çalışan Bloomberg muhabiri kadına "Sessiz ol, domuzcuk" demişti. Beyaz Saray'ın bu söze getirdiği açıklama, Trump'ın "herkese karşı son derece açık ve dürüst" olduğuydu.

Cumartesi sabahı Trump'a eski ABD Başkanı Barack Obama'nın kadınların yönetimde olmasıyla ilgili bu haftaki yorumları da soruldu.

Obama pazartesi günü, "Kadınları iki yıl kadar bütün hükümetlerin başına getirseniz ve ardından işlerin nasıl gittiğine baksanız, her şeyin mükemmel olmayacağına ama daha iyi olacağına güçlü biçimde inanıyorum" demişti.

Trump bu konuda, "Bu çok saçma" yorumunu yaptı.

Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade.

Trump başka birçok konuya da değindi. Bir kez daha "süper zeka" diye tanımladığı yapay zekanın geliştirme çalışmalarını Birleşik Devletler'in "frenlemeyeceğini" söyledi.

Bunun yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sona erdirmek için "bir anlaşma yapması" çağrısında bulundu ve ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu öne sürdü.

Independent Türkçe


İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.


Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.