G20 Zirvesi, yeni dünya düzeninin doğum sancılarına tanık oldu

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, geçen cumartesi günü Osaka’da gerçekleşen G20 Zirvesi’nde bir araya geldi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, geçen cumartesi günü Osaka’da gerçekleşen G20 Zirvesi’nde bir araya geldi (Reuters)
TT

G20 Zirvesi, yeni dünya düzeninin doğum sancılarına tanık oldu

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, geçen cumartesi günü Osaka’da gerçekleşen G20 Zirvesi’nde bir araya geldi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, geçen cumartesi günü Osaka’da gerçekleşen G20 Zirvesi’nde bir araya geldi (Reuters)

Dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 85’ini oluşturan G20 ülkelerinin Japonya’nın Osaka şehrindeki zirvesi, yeni dünya düzeninin doğum sancılarına tanıklık etti. Batı nüfuzundaki durgunluk ve Doğu’daki ilerleme... Japonya, ABD’nin rahatlığı, Çin’in yükselişi, Rusya’nın temkinli tutumu ve Avrupa’nın karışıklığı arasında dengeyi sağlamaya çalıştı.
G20 Zirvesi’nin ev sahibi ve aynı zamanda ABD ve Çin’den sonra dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olan Japonya'nın G20’deki tutumu, dünyadaki büyük dönüşümlere işaret etti. İkinci Dünya Savaşı’nın nükleer bombalarıyla mağlup edilen Japonya, Nagasaki ve Hiroşima’da aldığı yenilgi sonrası Amerikan ordusunu misafir etmek zorunda kaldı. Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1952’de yeniden egemenliğini elde etmesinin ardından Washington ile Tokyo arasında 1960 yılında ilk güvenlik anlaşması imzalandı.
Bugün Japonya'da on binlerce Amerikan askeri konuşlu. Japonya ordusu “Öz Savunma Kuvvetleri” anayasa tarafından sınırlandırılmış bir role sahip. Ancak Japon adaları Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Güney Kore ile çevirili. Yakında Japonya’nın en uzun süre görevde kalan başbakanı olarak tarihe geçmesi beklenen Şinzo Abe, “artık sadece ABD ile yakın ilişki içerisinde olmanın yeterli olmadığını” ve bu karmaşık atmosferde “güvenli bir ortam” oluşturabilmek için bunun “değişmesi” gerektiğini biliyor. Abe, komşularının tarihe ve coğrafi çatışmaların kalıntılarına saplanıp kalmalarını istemiyor. Aynı zamanda “Rusya'nın temkinliliği” ve “Çin'in yükselişinin” önüne geçmek gibi bir niyeti de yok.
Abe dönemindeki altı öncelik
Japonya’nın Abe dönemi, altı önceliğe sahip. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1 -
ABD-Japonya ittifakının güçlendirmesi
2 - Komşu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi
3 - Ekonomik diplomasinin desteklenmesi
4 - Küresel girişimler gerçekleştirilmesi
5 - Ortadoğu'da barış ve istikrara katkıda bulunulması
6 - “Açık ve özgür Hint Okyanusu - Pasifik” elde etmek üzere çalışılması
Abe, Haziran 2012'de göreve başlamasından bu yana 80 ülkede toplam 167 bölgeyi ziyaret etti. 2016’da başkan seçilen Donald Trump’la görüşmek için Beyaz Saray’a resmi ziyarette bulunan ilk kişi oldu. Trump da mayıs ayında tahta geçen yeni İmparator Naruhito'yu tebrik eden ilk isimdi. Naruhito'nun tahta çıkışıyla Japonya'da Reiwa (Güzel Uyum) dönemi başladı. Ayrıca Trump, ekim ayında yapılması planlanan, yeni imparatorun göreve başlama törenine de katılacak. Abe'nin Trump ile oynadığı golf oyunlarıyla biliniyor. Bu sayede hiçbir dünya liderinin Beyaz Saray’ın efendisiyle arasında var olmayan yakın bir ilişkisi bulunuyor.
Ancak Japon uzmanlara ve eski yetkililere göre Trump’lı ABD, diğer ülkelere hiç benzemiyor. ABD tarafında ise Başkan Trump, G20 Zirvesi için Osaka’ya gelişinin hemen öncesinde ABD-Japonya Güvenlik Anlaşması’yla ilgili “Eğer bir savaş çıkarsa biz Japonya’yı savunmak için savaşacağız. Fakat eğer bize saldırılırsa Japonlar savaşı Sony marka televizyonlarından izleyecekler” şeklinde eleştirilerde bulundu. Bu açıklama Tokyo için şaşırtıcı değildi. Zira Trump, daha önceki bir açıklamasında, “ABD, dünyanın polisi olmak istemiyor. Önce ABD” ifadelerini kullanmıştı. Ayrıca uluslararası anlaşmalardan ve ittifaklardan da çekilen Trump, müttefik ülkelerin ABD’nin omuzlarında yük olduğuna inanıyor. Bu müttefikler arasında Japonya da bulunuyor.
Her ne kadar gazeteciler Japon yetkililerin ağzından Başkan Trump’ın açıklamalarına ilişkin birkaç kelime kapmaya çalışsa da Tokyo, Trump ile olası bir gerginliğin faturasının pahalıya patlayacağını çok iyi biliyor. Japon yetkililer, ABD ile Japonya arasındaki güvenlik anlaşmasında herhangi bir değişikliğe ilişkin görüşme yapılmadığını vurgulamakla yetindi. Abe, ABD (Trump) ile ilişkinin “strateji ve canlılık” için gerekli olduğunu biliyor. Ancak bu, günümüz dünyası için artık yeterli değil. Dünya şu an 70 yıl öncesine dayanan düzeni değiştiriyor.
Japon yetkililer, ABD ile ilgili şimdiki ve gelecekteki endişelerini açıkça ifade etmiyorlar. Ancak Abe'nin G20 Zirvesi sırasındaki diplomatik tavırları birçok işaret taşıyordu. Öyle ki Abe, G-20 Zirvesi öncesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yapılan resmi görüşmelerin ardından Şi onuruna bir yemek verdi. Ertesi gün Trump ile gerçekleştirdiği ikili görüşme sonrasında da birlikte kahvaltı yaptılar. Abe zirveyi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılan ikili görüşmeyle sonlandırdı. Bu arada Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile de bir araya geldi.
Ev sahibi ülkelerin liderinin ziyaretçilerini herhangi bir uzun soluklu zirvede karşılaması normaldir. Ancak Osaka’daki G20 Zirvesi'nde iki farklı durum vardı. Bunlardan ilkinde Abe, Batı ülkelerinin liderlerine; İngiltere Başbakanı Theresa May, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a karşı aynı çabayı sarf etmedi. İkincisi ise Tokyo ile komşu ülkelerin başkentleri arasında çatışmalar ve kemikleşmiş olumsuz bir geçmiş var...
Çin ‘anlaşması’
Abe, komşularıyla “güvenli bir ortam” arayışının ötesine geçtiğine işaret eden birçok sinyal verdi. Japonya Başbakanı’nın aklında Çin ile yapmayı istediği bir sürü “anlaşma” var. Japonya, Çin'in çok büyük bir küresel güç haline geldiğini kabul ediyor. Ancak Çin’de Japonya’nın sömürgeciliğinden kaynaklanan düşmanca hislerin halen derinlerde bir yerlerde devam ettiği gerçeği var. Pekin’in gelecekte nasıl davranacağı ise Japonya için tam bir muamma. Bu belirsizliğin başında Çin’in Doğu Çin Denizi'ndeki Japonya’nın Senkaku Adası karasularındaki askeri tutumu ve yine aynı ada üzerindeki davranışları geliyor.
Çin’in Kuzey Kore ile iyi bir ilişkisi var. Öyle ki Şi, Osaka’daki G20 Zirvesi’nden kısa bir süre önce Pyongyang'ı ziyaret etmişti. Bununla birlikte Japonya dünyanın üçüncü büyük ekonomisiyken komşusu Çin ikinci büyük ekonomik güç konumunda. İki komşu arasındaki ilişkiler ise ağır aksak...
Çin savunma bütçesini “şeffaf olmayan bir şekilde” artırdı. Doğu Çin Denizi'ndeki Japon adasına yönelik “düşmanca politikası” ise halen devam ediyor. Ancak geçen yıl Çin ve Japonya’nın karşılıklı ziyaretlerinin ardından aralarındaki ilişki yeniden kuruldu. Japonya Başbakanı Abe, geçen yıl Çin Başbakanı’nın Tokyo ziyaretinden sonra Çin'e gitti. Bununla birlikte G20 Zirvesi için Osaka’ya gelen Çin lideri Şi’nin önümüzdeki bahar Tokyo’ya “resmi” bir ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor.
Japonya’nın bir diğer komşusu Güney Kore ile resmi ilişkileri ise biraz karmaşık. Ancak geçen yıl 7,5 milyon Güney Koreli Japonya'yı ziyaret ederken 2,5 milyon Japon da Güney Kore'yi ziyaret etti. İki halkın komşu ülkeye gösterdikleri ilgi, ilişkilerin geliştirilmesi için bir temel oluşturuyor. Ancak şu an “sessiz diplomasi” tercih ediliyor.
Kuzey Kore’ye gelince... Tokyo, 2004 yılında “Altılı Görüşmeler” ile Washington ve Pyongyang arasındaki müzakerelerin kapısını açtı. Bu arada ABD Başkanı Trump, Osaka Zirvesi’nin ardından doğruca Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki silahtan arındırılmış tarafsız bölgede Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un ile bir araya gelerek üçüncü görüşmesini gerçekleştirdi.
Washington, Pyongyang’ın nükleer programını ‘dondurmasını’ ve ABD’nin başlıca eyaletlerine ulaşabilecek uzun menzilli füzeler geliştirmek için testler yapmamasını istiyor. Abe ise Trump’tan Kuzey Kore’ye kaçırılan Japonlar dosyasını gündeme getirmesini ve Pyongyang’ın “nükleer programını tamamen sonlandırması için bir zaman çizelgesi” belirlemesini talep ediyor. “Japonya'nın nükleer kaynaklı en büyük güvenlik sorunlarından biri” olan Kuzey Kore, 2016 - 2018 yılları arasında 40 füze fırlattı. Bazıları Japonya’nın üzerinden geçti. Pyongyang’ın en kısa menzilli füzesi dahi Japonya'yı vurabilir. Bunun kendileri için varoluşsal bir tehdit olduğunu belirten Japon bir uzman, Tokyo’nun Pyongyang ile diplomatik ilişkileri olmadığını ancak normalleşme çabalarının yanı sıra nükleer program, füzeler ve kaçırılan Japonlar dosyalarına da çözüm arayışında olduğunu söyledi. 
Rusya’nın temkinli tutumu
Peki, ya Rusya? Rusya ve Japonya arasında Sovyetler Birliği’nin (SSCB) 1945 yılında işgal ettiği dört adaya dair bir anlaşmazlık var. Rusya Devlet Başkanı Putin geçen yıl sonbaharda, konuğu Abe’ye bir barış anlaşması önererek şaşırttı. O zamandan beri iki taraf arasındaki müzakereler halen devam ediyor. Abe ve Putin barış anlaşması yapılmasını istiyor. Rusya önemli bir ülke ve Kuzey Kore meselesinde küresel bir role sahip. Ancak Japonya ve Rusya arasındaki asıl mesele dört adanın iadesidir. Moskova, adaları Tokyo'ya geri vermek istemiyor. Zira Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov konuya ilişkin yaptığı bir açıklamada “İkinci Dünya Savaşı'nın sonuçlarını kabul etmelisiniz” dedi. Lavrov’un açıklaması, Tokyo ve Abe için hassas bir konu olan adalar meselesinde Rusya’nın Japonya’ya attığı bir gol oldu.
Putin, G20 Zirvesi öncesinde adaları iade etmeyeceğini söyledi. Bu açıklama, zirvenin sona ermesinin ertesinde gerçekleşen Putin-Abe görüşmesini engellemedi. İkili, görüşme gerçekleşirken bir de dostluk anlaşması imzalandı. Görüşmede dünya ve Asya’daki gelişmeler ele alındı. Tokyo için “barış anlaşmasının” imzalanması adaların geri iadesine bağlı. Ancak barış anlaşması imzalanana kadar çarklar dönmeye devam edecek. İki ülke arasında vizelerin kaldırılması, ekonomik ortaklıklar ve güven artırıcı önlemlerle adım adım ilerleyen bir yakınlaşma mevcut.
Japonya’da ABD’ye yönelik eğilimin azalmasıyla Çin’e yönelik eğilim bir arada gidiyor. Washington ile stratejik bir ittifak sürdürmeye kararlı olan Abe bölgesindeki “güvenlik ortamını” değiştirmeye çalışıyor. Komşu ülkelerle normalleşmenin yanı sıra anlaşmalar yapmaya ve Öz Savunma Kuvvetleri’nin kapasitesini güçlendirmeye çalışıyor. ABD’nin Ortadoğu'daki ve dünyadaki müttefiklerinin çoğu bu konuda sessiz kalmayı sürdürüyor. Ancak “artık Washington ile iyi ilişkiler içerisinde olmak yeterli değil.”
Osaka’da gazeteciler, planlarına ilişkin ipuçları elde edebilmek için Trump-Şi görüşmesine kenetlenmişlerdi. Hong Kong’un kaderi, protestolar, insan hakları ihlalleri ya da siber saldırılar kimsenin umurunda değildi. Amerikan “modeli liderliğe” ilgi de yoktu. Çin’in telekomünikasyon devi Huawei'nin kaderi ve “ticaret savaşı” konularının peşinde koşuldu. İki gün süren G20 Zirvesi, önümüzdeki onlarca yıl içinde yaşanacak dönüşüme dair birçok işaret barındırıyordu.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.