G20 Zirvesi, yeni dünya düzeninin doğum sancılarına tanık oldu

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, geçen cumartesi günü Osaka’da gerçekleşen G20 Zirvesi’nde bir araya geldi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, geçen cumartesi günü Osaka’da gerçekleşen G20 Zirvesi’nde bir araya geldi (Reuters)
TT

G20 Zirvesi, yeni dünya düzeninin doğum sancılarına tanık oldu

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, geçen cumartesi günü Osaka’da gerçekleşen G20 Zirvesi’nde bir araya geldi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, geçen cumartesi günü Osaka’da gerçekleşen G20 Zirvesi’nde bir araya geldi (Reuters)

Dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 85’ini oluşturan G20 ülkelerinin Japonya’nın Osaka şehrindeki zirvesi, yeni dünya düzeninin doğum sancılarına tanıklık etti. Batı nüfuzundaki durgunluk ve Doğu’daki ilerleme... Japonya, ABD’nin rahatlığı, Çin’in yükselişi, Rusya’nın temkinli tutumu ve Avrupa’nın karışıklığı arasında dengeyi sağlamaya çalıştı.
G20 Zirvesi’nin ev sahibi ve aynı zamanda ABD ve Çin’den sonra dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olan Japonya'nın G20’deki tutumu, dünyadaki büyük dönüşümlere işaret etti. İkinci Dünya Savaşı’nın nükleer bombalarıyla mağlup edilen Japonya, Nagasaki ve Hiroşima’da aldığı yenilgi sonrası Amerikan ordusunu misafir etmek zorunda kaldı. Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1952’de yeniden egemenliğini elde etmesinin ardından Washington ile Tokyo arasında 1960 yılında ilk güvenlik anlaşması imzalandı.
Bugün Japonya'da on binlerce Amerikan askeri konuşlu. Japonya ordusu “Öz Savunma Kuvvetleri” anayasa tarafından sınırlandırılmış bir role sahip. Ancak Japon adaları Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Güney Kore ile çevirili. Yakında Japonya’nın en uzun süre görevde kalan başbakanı olarak tarihe geçmesi beklenen Şinzo Abe, “artık sadece ABD ile yakın ilişki içerisinde olmanın yeterli olmadığını” ve bu karmaşık atmosferde “güvenli bir ortam” oluşturabilmek için bunun “değişmesi” gerektiğini biliyor. Abe, komşularının tarihe ve coğrafi çatışmaların kalıntılarına saplanıp kalmalarını istemiyor. Aynı zamanda “Rusya'nın temkinliliği” ve “Çin'in yükselişinin” önüne geçmek gibi bir niyeti de yok.
Abe dönemindeki altı öncelik
Japonya’nın Abe dönemi, altı önceliğe sahip. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1 -
ABD-Japonya ittifakının güçlendirmesi
2 - Komşu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi
3 - Ekonomik diplomasinin desteklenmesi
4 - Küresel girişimler gerçekleştirilmesi
5 - Ortadoğu'da barış ve istikrara katkıda bulunulması
6 - “Açık ve özgür Hint Okyanusu - Pasifik” elde etmek üzere çalışılması
Abe, Haziran 2012'de göreve başlamasından bu yana 80 ülkede toplam 167 bölgeyi ziyaret etti. 2016’da başkan seçilen Donald Trump’la görüşmek için Beyaz Saray’a resmi ziyarette bulunan ilk kişi oldu. Trump da mayıs ayında tahta geçen yeni İmparator Naruhito'yu tebrik eden ilk isimdi. Naruhito'nun tahta çıkışıyla Japonya'da Reiwa (Güzel Uyum) dönemi başladı. Ayrıca Trump, ekim ayında yapılması planlanan, yeni imparatorun göreve başlama törenine de katılacak. Abe'nin Trump ile oynadığı golf oyunlarıyla biliniyor. Bu sayede hiçbir dünya liderinin Beyaz Saray’ın efendisiyle arasında var olmayan yakın bir ilişkisi bulunuyor.
Ancak Japon uzmanlara ve eski yetkililere göre Trump’lı ABD, diğer ülkelere hiç benzemiyor. ABD tarafında ise Başkan Trump, G20 Zirvesi için Osaka’ya gelişinin hemen öncesinde ABD-Japonya Güvenlik Anlaşması’yla ilgili “Eğer bir savaş çıkarsa biz Japonya’yı savunmak için savaşacağız. Fakat eğer bize saldırılırsa Japonlar savaşı Sony marka televizyonlarından izleyecekler” şeklinde eleştirilerde bulundu. Bu açıklama Tokyo için şaşırtıcı değildi. Zira Trump, daha önceki bir açıklamasında, “ABD, dünyanın polisi olmak istemiyor. Önce ABD” ifadelerini kullanmıştı. Ayrıca uluslararası anlaşmalardan ve ittifaklardan da çekilen Trump, müttefik ülkelerin ABD’nin omuzlarında yük olduğuna inanıyor. Bu müttefikler arasında Japonya da bulunuyor.
Her ne kadar gazeteciler Japon yetkililerin ağzından Başkan Trump’ın açıklamalarına ilişkin birkaç kelime kapmaya çalışsa da Tokyo, Trump ile olası bir gerginliğin faturasının pahalıya patlayacağını çok iyi biliyor. Japon yetkililer, ABD ile Japonya arasındaki güvenlik anlaşmasında herhangi bir değişikliğe ilişkin görüşme yapılmadığını vurgulamakla yetindi. Abe, ABD (Trump) ile ilişkinin “strateji ve canlılık” için gerekli olduğunu biliyor. Ancak bu, günümüz dünyası için artık yeterli değil. Dünya şu an 70 yıl öncesine dayanan düzeni değiştiriyor.
Japon yetkililer, ABD ile ilgili şimdiki ve gelecekteki endişelerini açıkça ifade etmiyorlar. Ancak Abe'nin G20 Zirvesi sırasındaki diplomatik tavırları birçok işaret taşıyordu. Öyle ki Abe, G-20 Zirvesi öncesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yapılan resmi görüşmelerin ardından Şi onuruna bir yemek verdi. Ertesi gün Trump ile gerçekleştirdiği ikili görüşme sonrasında da birlikte kahvaltı yaptılar. Abe zirveyi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılan ikili görüşmeyle sonlandırdı. Bu arada Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile de bir araya geldi.
Ev sahibi ülkelerin liderinin ziyaretçilerini herhangi bir uzun soluklu zirvede karşılaması normaldir. Ancak Osaka’daki G20 Zirvesi'nde iki farklı durum vardı. Bunlardan ilkinde Abe, Batı ülkelerinin liderlerine; İngiltere Başbakanı Theresa May, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a karşı aynı çabayı sarf etmedi. İkincisi ise Tokyo ile komşu ülkelerin başkentleri arasında çatışmalar ve kemikleşmiş olumsuz bir geçmiş var...
Çin ‘anlaşması’
Abe, komşularıyla “güvenli bir ortam” arayışının ötesine geçtiğine işaret eden birçok sinyal verdi. Japonya Başbakanı’nın aklında Çin ile yapmayı istediği bir sürü “anlaşma” var. Japonya, Çin'in çok büyük bir küresel güç haline geldiğini kabul ediyor. Ancak Çin’de Japonya’nın sömürgeciliğinden kaynaklanan düşmanca hislerin halen derinlerde bir yerlerde devam ettiği gerçeği var. Pekin’in gelecekte nasıl davranacağı ise Japonya için tam bir muamma. Bu belirsizliğin başında Çin’in Doğu Çin Denizi'ndeki Japonya’nın Senkaku Adası karasularındaki askeri tutumu ve yine aynı ada üzerindeki davranışları geliyor.
Çin’in Kuzey Kore ile iyi bir ilişkisi var. Öyle ki Şi, Osaka’daki G20 Zirvesi’nden kısa bir süre önce Pyongyang'ı ziyaret etmişti. Bununla birlikte Japonya dünyanın üçüncü büyük ekonomisiyken komşusu Çin ikinci büyük ekonomik güç konumunda. İki komşu arasındaki ilişkiler ise ağır aksak...
Çin savunma bütçesini “şeffaf olmayan bir şekilde” artırdı. Doğu Çin Denizi'ndeki Japon adasına yönelik “düşmanca politikası” ise halen devam ediyor. Ancak geçen yıl Çin ve Japonya’nın karşılıklı ziyaretlerinin ardından aralarındaki ilişki yeniden kuruldu. Japonya Başbakanı Abe, geçen yıl Çin Başbakanı’nın Tokyo ziyaretinden sonra Çin'e gitti. Bununla birlikte G20 Zirvesi için Osaka’ya gelen Çin lideri Şi’nin önümüzdeki bahar Tokyo’ya “resmi” bir ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor.
Japonya’nın bir diğer komşusu Güney Kore ile resmi ilişkileri ise biraz karmaşık. Ancak geçen yıl 7,5 milyon Güney Koreli Japonya'yı ziyaret ederken 2,5 milyon Japon da Güney Kore'yi ziyaret etti. İki halkın komşu ülkeye gösterdikleri ilgi, ilişkilerin geliştirilmesi için bir temel oluşturuyor. Ancak şu an “sessiz diplomasi” tercih ediliyor.
Kuzey Kore’ye gelince... Tokyo, 2004 yılında “Altılı Görüşmeler” ile Washington ve Pyongyang arasındaki müzakerelerin kapısını açtı. Bu arada ABD Başkanı Trump, Osaka Zirvesi’nin ardından doğruca Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki silahtan arındırılmış tarafsız bölgede Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un ile bir araya gelerek üçüncü görüşmesini gerçekleştirdi.
Washington, Pyongyang’ın nükleer programını ‘dondurmasını’ ve ABD’nin başlıca eyaletlerine ulaşabilecek uzun menzilli füzeler geliştirmek için testler yapmamasını istiyor. Abe ise Trump’tan Kuzey Kore’ye kaçırılan Japonlar dosyasını gündeme getirmesini ve Pyongyang’ın “nükleer programını tamamen sonlandırması için bir zaman çizelgesi” belirlemesini talep ediyor. “Japonya'nın nükleer kaynaklı en büyük güvenlik sorunlarından biri” olan Kuzey Kore, 2016 - 2018 yılları arasında 40 füze fırlattı. Bazıları Japonya’nın üzerinden geçti. Pyongyang’ın en kısa menzilli füzesi dahi Japonya'yı vurabilir. Bunun kendileri için varoluşsal bir tehdit olduğunu belirten Japon bir uzman, Tokyo’nun Pyongyang ile diplomatik ilişkileri olmadığını ancak normalleşme çabalarının yanı sıra nükleer program, füzeler ve kaçırılan Japonlar dosyalarına da çözüm arayışında olduğunu söyledi. 
Rusya’nın temkinli tutumu
Peki, ya Rusya? Rusya ve Japonya arasında Sovyetler Birliği’nin (SSCB) 1945 yılında işgal ettiği dört adaya dair bir anlaşmazlık var. Rusya Devlet Başkanı Putin geçen yıl sonbaharda, konuğu Abe’ye bir barış anlaşması önererek şaşırttı. O zamandan beri iki taraf arasındaki müzakereler halen devam ediyor. Abe ve Putin barış anlaşması yapılmasını istiyor. Rusya önemli bir ülke ve Kuzey Kore meselesinde küresel bir role sahip. Ancak Japonya ve Rusya arasındaki asıl mesele dört adanın iadesidir. Moskova, adaları Tokyo'ya geri vermek istemiyor. Zira Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov konuya ilişkin yaptığı bir açıklamada “İkinci Dünya Savaşı'nın sonuçlarını kabul etmelisiniz” dedi. Lavrov’un açıklaması, Tokyo ve Abe için hassas bir konu olan adalar meselesinde Rusya’nın Japonya’ya attığı bir gol oldu.
Putin, G20 Zirvesi öncesinde adaları iade etmeyeceğini söyledi. Bu açıklama, zirvenin sona ermesinin ertesinde gerçekleşen Putin-Abe görüşmesini engellemedi. İkili, görüşme gerçekleşirken bir de dostluk anlaşması imzalandı. Görüşmede dünya ve Asya’daki gelişmeler ele alındı. Tokyo için “barış anlaşmasının” imzalanması adaların geri iadesine bağlı. Ancak barış anlaşması imzalanana kadar çarklar dönmeye devam edecek. İki ülke arasında vizelerin kaldırılması, ekonomik ortaklıklar ve güven artırıcı önlemlerle adım adım ilerleyen bir yakınlaşma mevcut.
Japonya’da ABD’ye yönelik eğilimin azalmasıyla Çin’e yönelik eğilim bir arada gidiyor. Washington ile stratejik bir ittifak sürdürmeye kararlı olan Abe bölgesindeki “güvenlik ortamını” değiştirmeye çalışıyor. Komşu ülkelerle normalleşmenin yanı sıra anlaşmalar yapmaya ve Öz Savunma Kuvvetleri’nin kapasitesini güçlendirmeye çalışıyor. ABD’nin Ortadoğu'daki ve dünyadaki müttefiklerinin çoğu bu konuda sessiz kalmayı sürdürüyor. Ancak “artık Washington ile iyi ilişkiler içerisinde olmak yeterli değil.”
Osaka’da gazeteciler, planlarına ilişkin ipuçları elde edebilmek için Trump-Şi görüşmesine kenetlenmişlerdi. Hong Kong’un kaderi, protestolar, insan hakları ihlalleri ya da siber saldırılar kimsenin umurunda değildi. Amerikan “modeli liderliğe” ilgi de yoktu. Çin’in telekomünikasyon devi Huawei'nin kaderi ve “ticaret savaşı” konularının peşinde koşuldu. İki gün süren G20 Zirvesi, önümüzdeki onlarca yıl içinde yaşanacak dönüşüme dair birçok işaret barındırıyordu.



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.