Müzik ve siyaset: Richard Wagner’in çağrısı

Müzik ve siyaset: Richard Wagner’in çağrısı
TT

Müzik ve siyaset: Richard Wagner’in çağrısı

Müzik ve siyaset: Richard Wagner’in çağrısı

Ahmed el-Muslimani
Mısır Cumhurbaşkanlığı eski Basın Müsteşarı 
1981 yılında İsrail’de bir orkestra, ünlü müzisyen Richard Wagner’in bir parçasını çalarken dinleyicilerden biri kendini sahneye attı ve gömleğinin önünü açıp Nazi toplama kamplarında aldığı yara izlerini gösterdi. Bu olay üzerine konser sona erdi.
2012'de Tel Aviv Üniversitesi, Wagner'in eserlerinden oluşan büyük bir konseri iptal ederken 2014'te, İsrail radyosu yayınladığı bir Wagner eserinden dolayı özür diledi.
Büyük bir Alman müzisyen olan Richard Wagner, tarih boyunca en ünlü klasik müzik devleri arasında yer almıştır. 1813'te doğan ve 1883'te hayata veda eden Wagner, 70 yıllık ömrünün olgunluk çağını 19. yüzyılda geçirdi. Wagner'in kökenleri ve yaşamıyla ilgili kaynaklarda çeşitli açıklamalar bulunuyor. Bunlar arasında onun müziğe başladığı ilk yıllarda hiçbir enstrümanı iyi bir şekilde çalamadığını iddia edenler olsa da Wagner kısa sürede müzik tarihini “senfoni” döneminden “opera” dönemine taşıyan sanatçı oldu.
Wagner, ünlü müzisyen Beethoven’dan ilham alıyordu. Beethoven, Wagner henüz 14 yaşındayken ölmüştü. Öte yandan Wagner, ünlü filozof Nietzsche ile göz kamaştırıcı bir değişim yaşadı. Bir keresinde Nietzsche’in hayatındaki tek kazanç olduğunu söyleyen Wagner, “O bana bir hayat verdi. Tanrı şahidimdir, ne istediğimi bilen tek kişi o” dedi. Nietzsche ise, Wagner’a karşı bir hayranlık besliyordu ve bunu, “Wagner’e yakın olduğumda kendimi Tanrı’nın huzurunda hissediyorum!” şeklinde ifade etmişti.
Wagner’in dine olan bağlılığı Nietzsche’de derin bir darbeye yol açtı
Nietzsche’nin Wagner’e olan hayranlığı fazla uzun sürmedi. Wagner'in eserlerinde bulunan “din” ile “müzik” arasındaki ilişki Nietzsche'yi kızdırmıştı. Nietzsche bir ateist, Wagner ise inançlı biriydi. Wagner’in dini temalara olan bağlılığı Nietzsche’de derin bir darbeye yol açtı. Wagner, eserlerinin bazılarında putperestliğe karşı Hıristiyanlığın zaferine işaret ettiğinde Nietzsche, “Onu bir özgürlük sembolü olarak görürken o, karanlık bir dini düşüncenin ağına düştü” dedi.
“Bir müzik entelektüelinin” müzik kültürü olması için büyük çabalar sarf etmeye ihtiyacı yoktur. İlgilenmeyenler için klasik müzik, hiçbir fikri veya içeriği olmayan belirsiz bir çalışma gibi görünürken opera da çığlık ve bağırma seslerinden ibaret gibi gelebilir. Fakat öyle değildir. Her bir opera eserinin arkasında harika bir hikaye vardır.
Arap kültürünün, Batı’nın müzik düşüncesini açıklamak için yeterli bulunmaması ise tam bir talihsizliktir. Dünyanın klasik müzik çevrelerindeki kendilerini üstün görme hali diğer çevreleri hor görmeleri ve alay etmelerine neden olmuştur. Wagner'in müzik okumaları ise, kendini üstün görenlerle hor görülenler arasında bölünmüştür.
1843'te Paris'e giden Wagner’in bindiği gemi Kuzey Denizi'nde şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Korkan yolcular bir birlerine hikayeler ve öyküler anlatmaya başladılar. Anlatılanlar arasında destanlar da vardı. Bunlardan biri de “Uçan Hollandalı” hikayesiydi. Uçan Hollandalı lakaplı kaptanın idaresindeki bir Hollanda gemisi Ümit Burnu’na geldiğinde şiddetli bir fırtına kopar.  Ancak geri dönmemekte kararlı olan kaptan, gemisi fırtınada sürüklenirken okyanusa meydan okur ve “kıyamete kadar yelken açmak zorunda kalsam da Ümit Burnu’nu geçeceğim” der. Uçan Hollandalı’nın gemisi fırtınada kaybolurken okyanusa karşı gelen kaptan ve mürettebatının lanetlendiği ve bu yüzden kıyamete kadar fırtınada yelken açmaya devam etmek zorunda kaldıkları şeklinde bir efsane ortaya çıkar.
Bu efsane Wagner tarafından operada da “Uçan Hollandalı” adıyla şahesere dönüştürülmüştür. 14. yüzyılın bir başka efsanesi ise “Rienzi Operası” adıyla eserleştirilmiştir. Rienzi Operası’nın hikayesi ise şöyledir; İtalyan bir hayalperest, Roma'yı soyluların haksız uygulamalarından kurtarmak için insanları uyandırmaya çalışır. Ancak soyluların ajanları tarafından düzenlenen komplo ile din adamları tarafından ölüme mahkum edilir.
Wagner’in efsanelerden esinlenerek yazdığı üçüncü eseri ise “Tannhauser Operası”dır. Onun hikayesi ise şöyledir;
Wartburg Kalesi’nde bir şarkı yarışması düzenlenir. Büyük ödül ise azize Elizabeth'in elidir. Tannhauser ödülü kazanır, ama kısa bir süre sonra ortadan kaybolur. Ardından hacca gider.
Wagner eserlerini inceleyen tarihçilere göre operadaki hac kervanlarını tasvir eden yürüyüş (marş) müziği dünyayı halen kendine hayran bırakıyor.
Lohengrin Operası’nda ise Wagner, bir Alman destanını operasının konusu yapmıştır. Destan ise Lohengrin adlı şövalyenin evlenme sözü verdiği Elsa için savaşa bir kuğu tarafından çekilen kayıkla gelişini ve kuğunun Brabantların dukası ve Elsa’nın erkek kardeşi Gottfried’e dönüşmesini anlatır.
Wagner’in ünlü “Parsifal Operası” ise İsa’nın kanının döküldüğü Kutsal Kase'nin hikayesini anlatır.
Wagner Müzesi
Öte yandan Alman yetkililer, restorasyon geçiren Wagner Müzesi'ni 2015 yılında yeniden açtılar. Açılışta ünlü müzisyenin torunu Eva Wagner şunları söyledi;
“Bayreuth’daki insanlar onun dünyanın en önemli bestecisi olduğunu biliyorlardı ve nihayet artık düzgün ve harika bir müzeye sahip”
Birçok tarihçi, müzik tarihinin romantik döneminin Beethoven ile Wagner arasında ikiye ayrıldığını savunuyor. Yani romantik dönemin ilk yarısının Beethoven, ikinci yarısının ise Wagner’in etkisi altında kaldığına inanıyorlar.
Wagner, düşünce dünyasında müzikte olduğu kadar iyi değildi. Irkçıydı ve Almanların Yahudilere yönelik kibir ve nefretinde büyük bir paya sahipti. Wagner’in Yahudi karşıtı ırkçılığı, Wagner’den 6 yıl sonra doğan Nazi lideri Adolf Hitler’in ilham kaynağı oldu.
Wagner'in mezarını birkaç kez ziyaret eden Hitler, bir keresinde, “Wagner'in mezarını ziyaret ettiğimde görevimin ne olduğunu anladım!” dedi.
Wagner’e büyük bir hayranlık duyan Hitler, bunu “Wagner muhteşem. Onun müziği benim inancım” sözleriyle ifade etmişti.
Almanya'daki Yahudiler, Almanca konuşan ve yüzyıllardır bu ülkede yaşayan Alman vatandaşlarıydı. Ancak Wagner, “Müzikte Yahudilik” adlı ünlü makalesinde şunları yazmıştı;
“Yahudiler yabancılardır.. Parazitlerdir.. Yeryüzünde kökleri yoktur. Yaratıcı olamazlar. Onlar Alman değillerdir.. Fakir ve değersizlerdir.. Bir Yahudi, insanlığın yıkılmasına yol açan bir şeytandır.”
Wagner,  bir asırdan uzun bir süre önce dünyadan ayrıldı. Geriye bıraktığı fikirlerinden ise hiçbiri doğru değil. Ancak efsanevi müziği, dünyanın dört bir yanındaki tiyatroları ve evleri hala aydınlatmaya devam ediyor.
Wagner’in ırkçılığı, eserlerini sınırlandırdı. 200’den fazla ülkede simge bir isim haline gelen Wagner, İsrail’de yasaklıdır. Wagner’in siyasi tarafı geriye itilir müziği ön plana çıkarılırsa ırkçılık yok olur ve geriye bir müzik dehası kalır.



Gişe rekortmeni Backrooms'un devamı gelecek mi?

Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)
Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)
TT

Gişe rekortmeni Backrooms'un devamı gelecek mi?

Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)
Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)

21 yaşındaki yönetmen Kane Parsons, ilk uzun metrajlı filmi Backrooms'un yaz aylarında yakaladığı gişe başarısını değerlendirdi.

Parsons, cumartesi günü Zürih Film Festivali kapsamında düzenlenen zirvede, sektör temsilcileriyle 2026 gişesini konuştu. Parsons'ın Backrooms'la, YouTube'da tanınan Curry Barker'ın da Saplantı'yla (Obsession) yakaladığı başarı, iki genç yönetmeni Hollywood'un gündemine taşıdı.

Sosyal medya ve çevrimiçi platformlar çağında izleyiciyi sinemaya çekmenin konuşulduğu oturumda Backrooms yönetmeni Kane Parsons'a, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi (AMPAS) CEO'su Bill Kramer, Mattel Studios Başkanı ve İçerikten Sorumlu Üst Yöneticisi Robbie Brenner'la Sony Pictures Classics Eş Başkanı Michael Barker eşlik etti.

Başrollerini Renate Reinsve ve Chiwetel Ejiofor'un paylaştığı A24 yapımı Backrooms'u bir korku filmi olarak görmediğini söyleyen Parsons, şöyle konuştu:

Backrooms'u bir korku filmi gibi yönetmedim ve projeye bu gözle bakmıyorum. Pazarlama açısından filme böyle bir etiket koymak en kolay yol olabilir; insanlara filmi nasıl değerlendireceklerine dair bir çerçeve sunuyor. Ancak gelecekteki projelerimde bu tür etiketlerden olabildiğince uzak durmaya ve kontrolüm altında olan kısımlara odaklanmaya çalışacağım. Böylece bu tür kalıpların üzerimdeki etkisi sanırım azalacak.

Filmin pazarlama ve dağıtımı hakkında konuşan Parsons, vizyona girmeden önce izleyicilerin nasıl tepki vereceğini kestiremediklerini söyledi.

YouTube'daki Backrooms videolarını yıllardır izleyen kitlenin tepkisini öngöremediklerini söyleyen Parsons, "Fragman yayımlanır yayımlanmaz insanlarda 'Bakalım Hollywood bu işi nasıl berbat etmiş' merakı ya da en azından büyük bir merak duygusu tetiklendi. Tanıdıkları o temel fikrin hakkını verdiğimizi düşünmek hoşuma gidiyor" ifadelerini kullandı.

Mayısta vizyona giren film, dünya çapında 400 milyon doları aşkın hasılat elde ederek beklentileri aştı. Zürih'teki panelde Backrooms'un başarısı, genç izleyicilerin sinema salonlarına ilgisinin bir örneği olarak gösterildi.

Hollywood'un bilinen markalara ve devam filmlerine yönelme eğilimine değinen Parsons, "İnternette zaten var olan, ancak tek bir merkezin kontrolünde olmayan bir fikrin karşılık bulduğunu gördük. İnsanların aradığı şey de bu yenilik: Çok sık kullanıldığı için etkisini yitiren kültürel ikonlardan uzaklaşmak" dedi.

Akademi CEO'su Bill Kramer ise YouTube ile sinemaya gitme alışkanlığı arasında bu derece güçlü bir bağ olduğunu daha önce tahmin etmediklerini vurguladı. 

Kramer, "Bu yazdan çıkardığım en büyük ders bu oldu. Gençlerin sinema salonlarına geri döndüğünü görmek sektörün geleceği adına bana büyük bir umut veriyor. Akademi Müzesi'nden bilet alanların yarısından fazlası 40 yaşın altında; salonlarımız da doluyor. İnsanlar filmleri sinemada izlemeyi seviyor; ihtiyacımız olan tek şey yeni izleyiciler kazanmaktı. Sen de bu yaz bunu başardın" diyerek Parsons'ı tebrik etti.

Backrooms, hastası kaybolduktan sonra boyutlar arası bir evrene adım atan terapist Dr. Mary Kline'ın (Reinsve) hikayesini konu alıyor. Yapım, Parsons'ın henüz ergenlik yıllarında YouTube'da başlattığı ve fenomene dönüşen serisinden uyarlandı.

Devam filmi ihtimali sorulduğunda ise temkinli davranan Parsons, "Zaman gösterecek" demekle yetindi.

Zürih Film Festivali, 24 Eylül-4 Ekim'de gerçekleşiyor.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline


Örümcek-Adam'ın yönetmeni yeni Star Wars üçlemesine hazırlanıyor

Yıldız Savaşları evreninin merkezi figürlerinden Darth Vader, sinema tarihinin en ikonik kötü karakterlerinden biri (LucasFilm)
Yıldız Savaşları evreninin merkezi figürlerinden Darth Vader, sinema tarihinin en ikonik kötü karakterlerinden biri (LucasFilm)
TT

Örümcek-Adam'ın yönetmeni yeni Star Wars üçlemesine hazırlanıyor

Yıldız Savaşları evreninin merkezi figürlerinden Darth Vader, sinema tarihinin en ikonik kötü karakterlerinden biri (LucasFilm)
Yıldız Savaşları evreninin merkezi figürlerinden Darth Vader, sinema tarihinin en ikonik kötü karakterlerinden biri (LucasFilm)

8 yıldır bağımsız hikayelerle genişleyen Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninde yeni bir üçleme hazırlanıyor. Projenin Skywalker hikayesini sürdürüp sürdürmeyeceği ise henüz net değil.

Sektör basınındaki haberlere göre Lucasfilm, yeni Yıldız Savaşları üçlemesinin ilk filmi için Star Wars: Skeleton Crew'un yaratıcılarından Jon Watts'ı yönetmen olarak seçti. Filmin senaryosunu ise Simon Kinberg kaleme alıyor.

Tom Holland'ın başrolünde yer aldığı 2017 yapımı Örümcek-Adam: Eve Dönüş (Spider-Man: Homecoming), 2019 tarihli Örümcek-Adam: Evden Uzakta (Spider-Man: Far From Home) ve 2021'de çıkan Örümcek-Adam: Eve Dönüş Yok'tan (Spider-Man: No Way Home) oluşan üçlemeyle adını duyuran Jon Watts, bu hamlesiyle George Lucas, Irvin Kershner, Richard Marquand, J.J. Abrams ve Rian Johnson gibi isimlerin yer aldığı Yıldız Savaşları yönetmenleri kervanına katılmış oldu. 

Yönetmenin kurucusu olduğu prodüksiyon şirketi Freshman Year ve yapımcı Dianne McGunigle, 2024'te Walt Disney Studios'la anlaşma imzalamıştı. 

Watts ayrıca 2024'te Christopher Ford'la birlikte, Jude Law'un başrolünde yer aldığı ve Yeni Cumhuriyet döneminde geçen Disney+ dizisi Skeleton Crew'u hayata geçirmişti.

Yeni filmin senaryosunu yazan Oscar adayı Simon Kinberg ise X-Men serisindeki senaristlik, yapımcılık ve yönetmenlik çalışmalarıyla tanınıyor. Kinberg'ün projede yer alacağı ilk duyurulduğunda bu tercih sektörde sürpriz olarak karşılanmıştı.

Skywalker efsanesinin 9. ve son filmi olan J.J. Abrams imzalı Star Wars: Skywalker'ın Yükselişi (Star Wars: The Rise of Skywalker), 2019'da gösterime girmişti.

Yeni üçlemenin Skywalker hikayesiyle bağlantısının ne olacağı henüz açıklanmadı.

Independent Türkçe, Variety, Deadline, The Wrap, Knight Edge Media


Emmy ödüllü yıldız The Last of Us'ın üçüncü sezonuna katıldı

The Last of Us'ın ilk iki sezonu, dünyayı kasıp kavuran bir mantar salgını sonrasında hayatta kalma mücadelesi veren Joel ve Ellie'nin hikayesini anlatıyordu (HBO)
The Last of Us'ın ilk iki sezonu, dünyayı kasıp kavuran bir mantar salgını sonrasında hayatta kalma mücadelesi veren Joel ve Ellie'nin hikayesini anlatıyordu (HBO)
TT

Emmy ödüllü yıldız The Last of Us'ın üçüncü sezonuna katıldı

The Last of Us'ın ilk iki sezonu, dünyayı kasıp kavuran bir mantar salgını sonrasında hayatta kalma mücadelesi veren Joel ve Ellie'nin hikayesini anlatıyordu (HBO)
The Last of Us'ın ilk iki sezonu, dünyayı kasıp kavuran bir mantar salgını sonrasında hayatta kalma mücadelesi veren Joel ve Ellie'nin hikayesini anlatıyordu (HBO)

HBO'nun fenomen dizisi The Last of Us'ın üçüncü sezon kadrosuna John Goodman'la oyunlarda rol alan Laura Bailey ve Ian Alexander katıldı.

Aynı adlı PlayStation oyun serisinden uyarlanan, kıyamet sonrası Amerika'da geçen dizide Goodman, kendilerine "Karayolu Kahramanları" adını veren iki kişiden Joey'yi canlandıracak.

Joey'nin yol arkadaşı Paco'yu ise Ian Alexander canlandıracak. Alexander, The Last of Us Part II'de Lev'i canlandırmıştı. 25 yaşındaki oyuncu ayrıca bilimkurgu dizisi The OA'de Buck Vu karakteriyle izleyici karşısına çıkmıştı.

Laura Bailey ise dini bir tarikatın liderlerinden Elizabeth rolüyle kadroya dahil oluyor. The Last of Us Part II'de Abby'yi canlandıran Bailey, 2023 yapımı video oyunu Marvel's Spider-Man 2'de Mary Jane Watson'ı seslendirmişti. 45 yaşındaki Bailey, The Legend of Vox Machina adlı animasyon dizisinin seslendirme kadrosunda da yer alıyor.

Craig Mazin'in dizi sorumluluğunu üstlendiği yapımın üçüncü sezonuyla 2027'de dönmesi bekleniyor. Bu sezonun dizinin finali olabileceği de konuşuluyor.

Üçüncü sezon kadrosuna daha önce katıldığı açıklanan isimler arasında Clea DuVall, Patrick Wilson, Jason Ritter, Jorge Lendeborg Jr., Michelle Mao ve Kyriana Kratter yer alıyor.

Önceki sezonlardan tanıdığımız ve yeni sezonda da izleyeceğimiz isimler arasında ise Kaitlyn Dever, Bella Ramsey, Isabela Merced, Gabriel Luna ve Jeffrey Wright bulunuyor. 

74 yaşındaki Goodman, Tom Cruise'un başrolünde olduğu ve 2 Ekim'de vizyona girecek Digger'da ABD Başkanı Compson'ı da canlandıracak.

Popüler oyun serisinden uyarlanan The Last of Us, küresel bir salgının dünyayı yıkıma uğrattığı ve insanların büyük bölümünü zombi benzeri yaratıklara dönüştürdüğü bir gelecekte geçiyor.

Diziyi Craig Mazin ve oyunun yaratıcısı Neil Druckmann birlikte geliştirdi.

Druckmann'ın üçüncü sezon öncesinde dizinin yapım ekibinden ayrıldığı açıklanmıştı. Mazin de yeni sezonda senarist ve yönetici yapımcı görevlerinin yanı sıra dizi sorumluluğunu tek başına üstlenecek.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter