​Entelektüellerin treni raydan çıktı mı?

​Entelektüellerin treni raydan çıktı mı?
TT

​Entelektüellerin treni raydan çıktı mı?

​Entelektüellerin treni raydan çıktı mı?

Cezayir ve Fas aydınlarının tarihine ve onların yolculuklarına baktığımızda, aralarındaki kaynaşmanın ne düzeyde olduğunu görürüz. Edebiyat, film, tiyatro ve müzik alanlarındaki çalışmalar seçkin kimseler arasındaki ortaklığı ve bu kimselerin rüyalarının aynı olduğunu bize açık bir şekilde gösteriyor.
Mevlüd Muammeri’nin (1917-1989) 1955'te yayınlanan ve İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Cezayir’i anlattığı romanı “Adil’in Uykusu”nda yazar bize, Cezayir Halk Partisi'ne mensup olan ulusalcı Süleyman’ın kişiliğini sunuyor. Süleyman, Fransız sömürgeciliği tarafından yetiştirildiği ve bir süre sonra onun bir parçası haline geldiğini hissettiğinden dolayı Fas’a göç ediyor. Süleyman'ın kişiliğinde, yazarın otobiyografisinden bazı izler görüyoruz. Mevlüd Muammeri, sömürgeciliğin bir parçası olmaya doğru seyrettiğini hissettikten sonra kendisine Fas dışında sığınak bulmadı. Muammeri, Fas toplumunda saygın bir şahsiyet olan amcasını takip ederek Fas’a geldi ve burada okudu.
Filozof ve yazar Muhammed Aziz Lahbabi, 1950’lerin başında Fes şehrine geldiği sırada Muammeri ile tanıştığını ve ilk görüşmelerinden itibaren Mağripli Yazarlar Birliği’ni kurmayı düşündüklerini söyledi. Lahhabi ve Muammeri Mağripli Yazarlar Birliği tarafından çıkarılacak dergi için ‘Afak’ ismini seçtiler. Zamanla geçti, iki ülke arasındaki çatışmalar bu hayali öğüttü ve  Mağripli Yazarlar Birliği, Afak'ı kendi özel dergisinin adı olarak kabul etti.
Mevlüd Muammeri ve Aziz Lahbabi Enin, Mağripli Yazarlar Birliği projesi hakkında konuşmaları, seçkinlerin gelecekte ortak bir kültürel yaşam kurma vizyonunu paylaştığını ve kültürel blokun herhangi bir siyasi veya ekonomik bloktan daha doğru bir yol olduğunu göstermektedir. Kültürel kökleri olmadan sağlam bir gelişmeden söz edilemez.
Cezayir ve Fas iki kardeş halkını kültür kapısında bir araya getiren şeyler, onları ayıranlardan çok daha fazla. İki ülkenin kültür unsurları birbirine benzemekle beraber birbirlerini tamamlıyor. Berberi kültürü, iki ülkenin halkları arasındaki en büyük ortaklıktır. Bununla birlikte Fransız dili, her iki ülkede yaşanan savaşın ganimetidir. İslam dini, her iki ülkenin vatandaşlarının ortak dinidir. Yahudiler ise yüzyıllar boyunca Fas, Cezayir ve Tunus'taki ekonomi, kültür ve turizmde önemli bir ağırlık noktası olmuştur.
Muhammed Şükrü’nün (1935 - 2003) otobiyografi türünde kaleme aldığı “Çıplak Ekmek” adlı romanında (Arapça basımından önce 1980’de Tahir Ben Jelloun’un çevrilen Fransızca tercümesi yayınlanmıştır) marjinal sınıfın izlerini sürerek Cezayir-Fas ilişkilerine değiniyor. Kitap bize sefaletin, şiddetin ve suçun günlük hayatı şekillendirdiği dünyada, bir çocuğun yaşamı, cinselliği ve mücadeleyi öğrenme çabasını anlatıyor. Muhammed Şükrü bu otobiyografik eserinde, çocukluktan gençliğe geçişini, yaşadıklarını, acılarını ve umutlarını büyük bir açık yüreklilikle gözler önüne seriyor. Çıplak Ekmek romanı, sömürgeciliğin boyunduruğu altında yaşayan iki halk arasındaki ilişkilerde bir durak noktasıdır. Ayrıca kitapta tarımsal sanayi sektöründeki Fransızların hayatının etkileyici bir tasviri ile karşılaşırız.
Öte yandan Mohammed Dib’in üçlemesi olan Büyük Ev, Yangın ve Tezgah’ta ise Lale karakteriyle birlikte kaçakçılık yapan diğer kadınlar vesilesiyle, Tilimsan vatandaşları ile Ucda sakinleri arasındaki günlük ilişkilere tanık oluruz. 1948'de yayınlanan ve aynı yıl Femina Ödülü'nü kazanan Emmanuel Robles’in “Şehrin Rütbelileri” adlı eserinde, Cezayirlilerin Nazizme karşı İkinci Dünya Savaşı’na katılımını okuruz. Bunlardan bazıları Avrupalılar ve şehir ahalisinden olan militanlar dolayısıyla faşist hükümetin gözüne görünmemek için Fas şehri Ucda da kendilerine bir sığınak bulmuşlardır. Bu, ortak bir mücadele ve sınır ötesi geçişlerin olduğunu teyit ediyor.
Cezayir bağımsızlığının başlangıcından bu yana Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanmış olan ilk kültürel dergi olan “el-Marife” dergisinin basımı Kasablanka matbaasında basılmıştır. Denetçiler tarafından dergi başkent Cezayir’den trenle Fas’ın Kazablanka şehrine götürür ve burada istenen sayıda basıldıktan sonra matbu nüshalar dağıtılmak üzere geri gönderilirdi. Entelektüel ve aktivist olan yazar Abdüllatif Laabi tarafından çıkarılan Enfas dergisi, Faslı yazarlar arasında temayüz eden seslerden biridir. Daha sona Arapça olarak da yayınlanacak olan bu dergi, Cezayirli kalemlerin çoğunu keşfeden dergidir.
Bugün, Cezayir ile Fas arasındaki 1994'ten beri kapalı olan bir kara sınırının önünde bulunuyor ve şunu soruyoruz: “Fas veya Cezayir vatandaşları, iki ülke arasındaki sınırların açıldığını, faydalı mallarla yüklü kamyonların halkın yararına olacak şekilde iki ülke arasında gidip geldiğini ve barış ve özgürlük içerisinde hareket ettiklerini ne zaman görecek?”
Uygun olan zaman gelecektir ve bu o kadar da uzak değil…



Nolan'ın tek bir kelimesi Tom Holland'ı paniğe sürüklemiş

30 yaşındaki Tom Holland'ın yeni filmi Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün (Spider-Man: Brand New Day), 31 Temmuz'da sinemalarda izleyiciyle buluşacak (Universal Pictures)
30 yaşındaki Tom Holland'ın yeni filmi Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün (Spider-Man: Brand New Day), 31 Temmuz'da sinemalarda izleyiciyle buluşacak (Universal Pictures)
TT

Nolan'ın tek bir kelimesi Tom Holland'ı paniğe sürüklemiş

30 yaşındaki Tom Holland'ın yeni filmi Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün (Spider-Man: Brand New Day), 31 Temmuz'da sinemalarda izleyiciyle buluşacak (Universal Pictures)
30 yaşındaki Tom Holland'ın yeni filmi Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün (Spider-Man: Brand New Day), 31 Temmuz'da sinemalarda izleyiciyle buluşacak (Universal Pictures)

Christopher Nolan'ın merakla beklenen yeni filmi The Odyssey'de rol alan Tom Holland, çekimlerin ilk gününde yaşadığı ilginç bir yanlış anlaşılmayı anlattı.

Fandango'ya konuşan oyuncu, Nolan'ın sürekli "Kestik" demesi üzerine yönetmenin, performansını beğenmediğini sandığını ancak bunun tamamen teknik bir sebepten kaynaklandığını söyledi.

Holland, o an yaşadığı paniği "İlk kez IMAX kameralarıyla çalışmak bambaşka bir deneyimdi" sözleriyle anlattı:

Daha önce böyle bir şey görmemiştim ve bu kameralardaki film makaralarının sadece üç dakikalık çekim yaptığını bilmiyordum. Sürekli 'Kestik' deniyordu. Rol arkadaşım Jon Bernthal'a dönüp, 'Neden sürekli kesiyor? Derdi ne?' diye sorduğumu hatırlıyorum. İçimden 'Yaptığımız işi beğenmiyor mu, neler oluyor?' diyordum. Sonunda dublör koordinatörü George Cottle durumun farkına vardı ve 'Hayır, hayır, sakin ol. Kamerada sadece üç dakikalık film var' dedi. O an 'Çok şükür' dedim. O sahneyi tamamen mahvettiğimi sanmıştım.

"Kariyerimin en iyi set deneyimiydi"

İlk günkü bu ufak sarsıntıya rağmen Holland, GQ'ya verdiği röportajda Nolan'la çalışmanın kariyerindeki en iyi set deneyimi olduğunu vurgulamıştı:

Chris'le çalışmak, onu ve yapımcı Emma Thomas'ı yakından tanımak kesinlikle harikaydı. Daha önce böyle bir çalışma disiplini görmedim, sektörün en iyisi olmalarının bir sebebi var. Bu sürece yakından tanıklık etmek, işinin gerçek bir ustasıyla çalışmak ve ondan bir şeyler öğrenmek benim için eşsiz bir fırsattı.

Sinema tarihinde bir ilk

Daha önce Oppenheimer, Tenet, Dunkirk ve Kara Şövalye (The Dark Knight) gibi filmlerinde IMAX kameralarını sıkça kullanan Christopher Nolan, The Odyssey'le sinema tarihinde bir ilke imza attı. Yapım, tamamı IMAX kameralarıyla çekilen ilk uzun metrajlı film olma özelliğini taşıyor.

Nolan, bu teknik başarıyla ilgili, "Kariyerimin en büyük tatminlerinden biri, sinema teknolojisinin gelişimine yakından tanıklık etmekti. Filmin tamamını IMAX kameralarıyla çekmiş olmak bende başka bir merak uyandırdı: Acaba diğer yönetmenler bundan sonra ne yapacak? Artık sadece arkama yaslanıp başka bir yönetmenin bu yöntemle çektiği bir filmi izlemek istiyorum" ifadelerini kullanmıştı.

17 Temmuz'da vizyona girecek The Odyssey'de Tom Holland, Matt Damon'ın canlandırdığı Odysseus'un oğlu Telemachus'a hayat veriyor. 

Filmin dev kadrosunda ayrıca Zendaya, Anne Hathaway, Robert Pattinson, Lupita Nyong'o, Charlize Theron, Jon Bernthal, Elliot Page, Benny Safdie, Mia Goth ve John Leguizamo gibi dünyaca ünlü isimler yer alıyor.

Independent Türkçe, Deadline, Variety, GQ, Fandango


Siyah kadının 4 Temmuz'daki fotoğrafı viral oldu: ABD bu fotoğraf mı?

Fotoğrafçı Cheney Orr, metroda beyaz milliyetçi grup Patriot Front'un üyeleriyle çevrili halde oturan siyah bir kadının fotoğrafını çekti. Fotoğraf viral oldu (Reuters)
Fotoğrafçı Cheney Orr, metroda beyaz milliyetçi grup Patriot Front'un üyeleriyle çevrili halde oturan siyah bir kadının fotoğrafını çekti. Fotoğraf viral oldu (Reuters)
TT

Siyah kadının 4 Temmuz'daki fotoğrafı viral oldu: ABD bu fotoğraf mı?

Fotoğrafçı Cheney Orr, metroda beyaz milliyetçi grup Patriot Front'un üyeleriyle çevrili halde oturan siyah bir kadının fotoğrafını çekti. Fotoğraf viral oldu (Reuters)
Fotoğrafçı Cheney Orr, metroda beyaz milliyetçi grup Patriot Front'un üyeleriyle çevrili halde oturan siyah bir kadının fotoğrafını çekti. Fotoğraf viral oldu (Reuters)

Washington DC'deki trende beyaz üstünlükçü grubun üyeleriyle çevrili siyah kadının fotoğrafı viral oldu ve birçok kullanıcı bu karenin günümüz Amerika'sını "anlattığını" öne sürdü.

Reuters fotoğrafçısı Cheney Orr'un 4 Temmuz'da çektiği kare, Washington Metrosu treninde beyaz milliyetçi grup Patriot Front üyeleriyle çevrili halde oturan siyah bir kadını gösteriyor. Yüzlerce Patriot Front üyesi, ülkenin 250. yıldönümünü kutladığı cumartesi öğleden sonra Washington'da yürüyüş yaptı.

Şimdiyse sosyal medya, fotoğraf hakkındaki tepkilerle çalkalanıyor.

New York Sağlık Kampanyası'nın genel müdürü Melanie D'Arrigo, X'te, "Maskeli, kimliği belirsiz, onlarca beyaz milliyetçi tarafından çevrelenmiş bu siyah kadının fotoğrafının, çok uzun bir süre boyunca Amerika'nın bu dönemini anlatan kare olacağını düşünüyorum" diye yazdı.

Liberal yorumcu Dean Withers "Torunlarınızın torunları bu fotoğrafı tarih kitaplarında görecek. Bu, içinde yaşadığımız Amerikan tarihinin dönemini anlatan görüntü" dedi.

İçerik üreticisi Mike Nellis şöyle yazdı:

Bu, torunlarınızın bir gün ders kitabında göreceği türden bir fotoğraf gibi.

The Wire'da Bunk Moreland ve Jack Ryan'da James Greer karakterlerini canlandırmasıyla tanınan oyuncu Wendell Pierce da fotoğraf hakkında yorum yaptı. Fotoğrafı X'te yeniden paylaşarak şöyle yazdı:

Anında Pulitzer Ödülü kazanan bir fotoğraf.

Cumartesi öğleden sonra Washington'da yüzlerce Patriot Front üyesi, Amerikan ve Konfederasyon bayraklarını taşıyıp "Amerika'yı geri alın" ve "yaşam, özgürlük, zafer" sloganları atarak yürüyüş yaptı. Birçok üyenin trenle seyahat ettiği ve Kongre Binası yakınlarında yürüyüşe hazırlanırken metro istasyonlarından çıktığı görüldü.

The Independent'ın bildirdiğine göre, Washington Metropolitan Polis Teşkilatı (MPD) herhangi bir gözaltı bildirmedi.

Teşkilat sözcüsü, "MPD, bireylerin görüşlerini barışçıl bir şekilde ifade etme haklarını tanır, DC sakinleri ve ziyaretçileri için kamu güvenliğini ve emniyetini sağlamaya kararlıdır" dedi.

dfvrgthyj
Yüzlerce Patriot Front üyesi, ülkenin 250. yıldönümünde Washington DC'de yürüyüş yaptı (Reuters)

Pazar günü Patriot Front'u kınayıp kınamadığı sorulduğunda, İçişleri Bakanı Doug Burgum, CNN'den Dana Bash'e şunları söyledi:

Savundukları hiçbir şeye kesinlikle katılamam. Ancak, Birleşik Devletler'in demokrasiyi karmaşık hale getiren temel ilkelerinden biri de ifade özgürlüğüdür. Ve şahsen rahatsız edici olduğunu ya da kınanması gerektiğini düşündüğüm pek çok şey görüyorum. Ancak Amerika’da ifade özgürlüğü var.

Patriot Front, 2017'de Virginia'nın Charlottesville kentindeki ölümcül Unite the Right mitinginden sonra kuruldu. George Washington Üniversitesi Aşırıcılık Programı'na göre grup, nihai hedefi Amerikan toplumunu "ırksal ve kültürel homojenlik anlayışlarına göre yeniden şekillendirmek" olan "Birleşik Devletler'de beyaz bir etnik devlet" kurmaya odaklanan "aşırı milliyetçi bir ideoloji"yi savunuyor.

Bazı sağcı yorumcular, Patriot Front'un federal ajanlar veya solcu aktivistlerden oluştuğunu iddia eden komplo teorilerini savunuyor. Fox News sunucusu Laura Ingraham, cumartesi günü X'te Patriot Front'un 4 Temmuz yürüyüşünün "sahte" olduğunu ve "kostümlü Antifa'ya daha çok benzediğini" öne süren bir paylaşım yaptı.

Independent Türkçe


Yapay zekâ, Suudi Arabistan’daki girişim sermayesi yatırımlarının çehresini değiştiriyor

‘Yapay zekâ’ ibaresi, bir klavye ve robot ellerinin yer aldığı bir illüstrasyon (Reuters)
‘Yapay zekâ’ ibaresi, bir klavye ve robot ellerinin yer aldığı bir illüstrasyon (Reuters)
TT

Yapay zekâ, Suudi Arabistan’daki girişim sermayesi yatırımlarının çehresini değiştiriyor

‘Yapay zekâ’ ibaresi, bir klavye ve robot ellerinin yer aldığı bir illüstrasyon (Reuters)
‘Yapay zekâ’ ibaresi, bir klavye ve robot ellerinin yer aldığı bir illüstrasyon (Reuters)

Suudi Arabistan, girişim sermayesi yatırımlarında bölgesel liderliğini pekiştirmek için hızlı adımlar atıyor. Ülkedeki girişim şirketlerini destekleyen yatırımcı sayısı yüzde 38’lik rekor artışla 194’e yükselirken, bu büyümede uluslararası yatırımcı katılımının yüzde 65 artması etkili oldu.

Bu ivmeyi yansıtan önemli bir gelişme olarak, 2,3 milyar dolar büyüklüğünde varlığı yöneten küresel yatırım şirketi 500 Global’in Yönetici Ortağı Emel Duhan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamalarda Suudi Arabistan’ın yeni yatırım haritasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Duhan, yapay zekâ teknolojilerinin artık yalnızca ‘ek bir avantaj’ olmaktan çıktığını, iş modellerini yeniden şekillendiren ve sürdürülebilir rekabet avantajı sağlayan temel araç haline geldiğini belirterek, bunun bölgede yeni milyar dolarlık şirketlerin ortaya çıkmasının önünü açacağını ifade etti.

Duhan, 29-30 Haziran tarihlerinde Riyad’da düzenlenen Global AI Show 2026 kapsamında yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın yatırımcıların aradığı birçok unsuru bir arada sunduğunu söyledi. Duhan, ülkenin inovasyonu destekleyen güçlü devlet politikaları, yüksek dijital farkındalığa sahip nüfusu, sermaye erişimi ve ekonomiyi çeşitlendirmeye yönelik iddialı hedefleri sayesinde yatırım açısından benzersiz bir konuma sahip olduğunu vurguladı.

cdfv df
500 Global’in Yönetici Ortağı Emel Duhan (Şarku’l Avsat)

Ayrıca, Suudi Arabistan pazarını daha cazip kılan unsurun yalnızca yeni teknolojilerin benimsenmesindeki genişleme olmadığına dikkat çekti. Duhan, aynı zamanda birçok ekonomik sektörde iş modellerinin eş zamanlı olarak yeniden şekillendiğini belirterek, bunun girişimcilere piyasalarını sadece geliştirmekle sınırlı kalmadan, onları yeniden tanımlayabilecek şirketler kurma imkânı sunduğunu ifade etti.

Yapay zekâya bahis

Duhan, bölgedeki bir sonraki teknoloji milyarderi şirket dalgasının, Suudi Arabistan’ın stratejik öncelik taşıyan sektörlerinde ortaya çıkacağını öngördü. Bu alanlar arasında yapay zekâ destekli kurumsal yazılımlar, finansal teknoloji altyapısı, sağlık teknolojileri, lojistik ve tedarik zinciri teknolojileri, iklim ve enerji teknolojileri, endüstriyel teknolojiler ile kamu kurumları ve büyük ölçekli kuruluşların dijital dönüşümünü destekleyen platformlar yer alıyor.

Duhan ayrıca, 500 Global’in odağını yalnızca ürünlerine yapay zekâyı bir özellik olarak ekleyen girişimlerden ziyade, bu teknolojinin benimsenmesi için gerekli altyapıyı geliştiren şirketlere kaydırdığını belirtti. En yüksek değerlemeye ulaşacak şirketlerin ise özel veriye sahip olanlar, temel iş akışlarını yönetenler veya yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birlikte değeri artan dağıtım kanallarını kontrol edenler olacağını vurguladı.

Sürdürülebilir rekabet avantajı

Girişim şirketlerinin ekonomik verimliliklerini artırma kapasitesine ilişkin olarak Duhan, müşteri edinme maliyetini düşürmenin yalnızca pazarlama harcamalarını azaltmakla sağlanamayacağını, bunun yerine şirket büyüdükçe müşteriye erişimi daha verimli hâle getiren sistemler kurmakla mümkün olduğunu açıkladı. Duhan, yapay zekâ ve otomasyonun müşteri hedeflemesini ve müşteri adaylarının nitelendirilmesini iyileştirdiğini, hizmetlere katılım süreçlerini kolaylaştırdığını ve müşteri elde tutma oranlarını artırdığını belirterek, bunun pazarlama harcamalarını artırmaya dayalı bir büyüme modelinden ziyade dönüşüm oranlarını yükselten bir yaklaşım sunduğunu ifade etti.

Teknolojinin tek başına artık sürdürülebilir bir rekabet avantajı oluşturmadığını vurgulayan Duhan, yapay zekâ araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte üstünlüğün giderek daha fazla özel müşteri verisine ve içgörüye sahip olmaya, marka güveni oluşturmaya ve güçlü dağıtım kanalları geliştirmeye bağlı hale geldiğine dikkat çekti.

Duhan ayrıca, en güçlü şirketlerin yalnızca müşteri edinme maliyetini düşürmeye odaklananlar olmadığını, bunun yerine müşteri yaşam boyu değeri ile müşteri edinme maliyeti arasında dengeli bir yapı kurabilen şirketler olduğunu söyledi. Bu şirketlerin her müşteri etkileşimini ürünü geliştiren, kullanıcı deneyimini iyileştiren ve gelecekte müşteri edinme maliyetlerini düşüren veriye dönüştürdüğünü, böylece rakipler tarafından kopyalanması zor bir rekabet avantajı oluşturduğunu ifade etti.

Büyüme verimliliği

Ölçeklenebilirlik konusuna ilişkin olarak Duhan, girişim sermayesi yatırımcılarının, müşteri tabanını ve pazarını büyütebilirken gelirleri, operasyonel giderlerden daha hızlı artırabilen şirketlere odaklandığını belirtti. Bu yaklaşım, iş hacmi genişlerken maliyetlerin aynı oranda artmaması anlamına geliyor.

Duhan, yatırımcıların büyümesini çalışan sayısındaki artışa dayandıran şirketler yerine, ölçeklenebilir operasyon sistemleri kuran girişimcileri tercih ettiğini ifade etti. Müşteri hizmetleri, uyum süreçleri ve raporlama gibi tekrar eden iş süreçlerinin erken aşamalarda gözden geçirilerek otomasyona geçirilmesinin önemine dikkat çekti.

Bu hedefe ulaşmanın, daha başlangıç aşamasında ölçeklenebilir bir teknoloji altyapısına yatırım yapılmasını gerektirdiğini vurgulayan Duhan; güçlü veri altyapısı, API tabanlı mimari ve modern bulut sistemlerinin bu yapının temel unsurları olduğunu söyledi. Bu sayede şirketlerin, çalışan sayısını veya operasyonel yapıyı paralel biçimde büyütmeden binlerce ek müşteriye hizmet verebileceğini, bunun da iş büyüdükçe kârlılık marjlarının iyileşmesini sağladığını ifade etti.

Operasyonel esneklik ve risk yönetimi

Siber güvenlik konusunda ise Duhan, siber risklerin artık yalnızca bilgi teknolojileri departmanlarını ilgilendiren teknik bir mesele olmaktan çıktığını, şirketlerin değerlemesi ve yatırım çekme kapasitesini etkileyen temel unsurlardan biri haline geldiğini söyledi. Duhan, herhangi bir siber saldırı ya da sistemlerde yaşanacak uzun süreli bir kesintinin gelirleri, müşteri güvenini, düzenleyici uyumu ve yeni yatırım alma fırsatlarını olumsuz etkileyebileceğini belirtti.

Şirketlerin veri ve yapay zekâ teknolojilerine bağımlılığının artmasının, güvenlik açıklarının ekonomik maliyetini de yükselttiğine dikkat çeken Duhan, bu nedenle siber güvenliğin yalnızca teknik bir gereklilik değil, kurumsal yönetim stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

Duhan, yatırımcıların girişimcilerden siber güvenliği finansal denetim mekanizmalarına gösterdikleri disiplinle ele almalarını beklediğini vurguladı. Bunun; açık bir yönetişim yapısı oluşturmayı, düzenli güvenlik denetimleri gerçekleştirmeyi, felaket kurtarma planları hazırlamayı, erişim kontrolleri ve veri koruma önlemleri uygulamayı, ayrıca çalışanlara sürekli eğitim verilmesini ve sistemlerin kesintisiz izlenmesini kapsadığını söyledi.

Duhan, operasyonel dayanıklılığın başlı başına bir rekabet avantajına dönüştüğünü belirterek, müşterilerin, büyük şirketlerin ve yatırımcıların; şirketlerin siber güvenlik olaylarını hızla tespit etme, kontrol altına alma ve kısa sürede normale dönme kabiliyetine giderek daha fazla önem verdiğini, bunun da uzun vadede güveni güçlendirerek şirketlerin ekonomik değerini artırdığını ifade etti.