İsrail: Siyahi Yahudilerin ırkçılığa isyanı sadece bir başlangıç

Falaşa Yahudilerinden 2 İsrail askeri (Reuters)
Falaşa Yahudilerinden 2 İsrail askeri (Reuters)
TT

İsrail: Siyahi Yahudilerin ırkçılığa isyanı sadece bir başlangıç

Falaşa Yahudilerinden 2 İsrail askeri (Reuters)
Falaşa Yahudilerinden 2 İsrail askeri (Reuters)

Rachel Gil Yosef, Etiyopya kökenli Falaşa Yahudilerinin protesto gösterilerini örgütleyen aktivistlerden biri.
Independent Arabia’dan Emel Şehade Falaşalarla buluştu. Şehade’ye konuşan Yosef, Tel Aviv’deki Rabin Meydanı’nda durup yoldan geçenler ile konuşmaya başladı. Güzel siyahi kadın büyük bir hayal kırıklığı ile konuşuyordu. Çünkü sabahtan beri burada durarak  insanlara soydaşları Falaşa Yahudilerinin (İsrailliler kendilerini bu şekilde adlandırıyor) sorunlarını anlatmaya çalışıyordu. Ancak bir polisin yaklaştığını görünce yeniden canlanarak güvenlik güçleri aleyhine sloganlar atmaya başladı. Ardından şunları söylemeye başladı: “İsrail hükümeti bizim sorunumuz ile yüzleşmekten kaçınıyor. Sanki kendi kendisine Falaşalar Yahudi değildir diyor. Sorunumuzu çözmeye çalışmıyor. Halk bizim sorunumuza önem vermedikçe bizler ölen çocuklarımız saymaya devam edeceğiz. Bizler korku içinde yaşıyoruz. Etiyopyalı anne ve babalar çocukları için korkuyorlar. Bizden biri sokağa çıktığında evine ölü mü yoksa diri mi döneceğini bilemiyor.”
Yarı ayaklanma
Yosef; son 2 hafta içerisinde Falaşa Yahudilerinin düzenledikleri ve bir isyana dönüşen sansasyonel gösterilerine öncülük eden yüzlerce saha aktivistinden biri.
Bu protesto gösterilerinin nedeni ise Solomon Tekah adlı bir Etiyopyalı gencin, kendisi ve bir grup siyahi genç ile çatışan beyaz bir İsrail polisinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmesiydi.
Göstericiler polisi kasıtlı olarak ateş açmakla suçladı. Rachel Yosef; “Kurban siyahi olduğunda beyaz polis tetiğe daha kolay basıyor” diye konuştu. Ardından da şunu ekledi: “Bugün onların yüzüne şunu haykırmak için gösteri yapıyoruz: Bundan sonra susmayacağız. Etiyopyalılar artık İsrail’deki beyazların ırkçılığına karşı isyan bayrağını açmıştır. İsrail’in Apartheid devletine dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Tüm gücümüzle onlarla mücadele edeceğiz. Bizler de onlar gibi İsrailliyiz.”
Generaller Partisi Mavi-Beyaz’dan milletvekili seçilerek İsrail meclisi Knesset’e giren ilk Etiyopya asıllı kadın olan Pnina Tamano-Shata da topluluğun hükümete yönelik öfkesini dile getirdiğini ve bu gösterilerin sadece bir başlangıç olduğunu belirtti ve “Şu andan itibaren güvenlik güçleri ile sorunumuza köklü bir çözüm bulunana kadar susmayacağız” diye ekledi. Ancak Etiyopyalıların sorunu; bir polisin derisinin rengi nedeniyle bir vatandaşı öldürmesinden çok daha derin.
Etiyopya asıllı Tekah’ın öldürülmesi üzerine düzenledikleri büyük protesto gösterileri ne ilk ne de son. Çünkü İsrail polisi benzer şüpheli koşullarda 11 Etiyopya asıllı İsrailli gencini daha öldürdü ve Etiyopyalılar bunun için 2015, 2011 ve 2006 yılları başta olmak üzere birçok kez sokağa döküldü. Bu gösterilerin tamamının arkasındaki neden de kendilerine yönelik bazen ölümcül olan ırkçı uygulamalardı. Nitekim bu tür uygulamalara bugün hala maruz kalmaktalar.
Yahudiler arasında ırkçılık
Irkçılık sorunu İsrail Yahudi toplumunda kökleri çok eski olan bir sorun. Etiyopyalı Yahudiler, İsrail içerisinde veya dışında olsun derilerinin rengi nedeniyle egemen seçkinler tarafından istenmeyen kesimi oluşturmakta.
İsrail devletinin kuruluşundan önce bile 18. yüzyılda Etiyopya topraklarında Yahudi gezginler tarafından keşfedildiklerinde Yahudi olduklarına dair açık ve net şüpheler vardı.
1960 yılında ilk Etiyopyalı Yahudi gelip İsrail’e taşındığında hapsedildi. Ardından onu Etiyopya’dan turist olarak gelen onlarca Yahudi takip etti. Bu kişiler vizelerinin süresi bittiğinde ülkede kaldılar ve Yahudi oldukları ve yasalara göre İsrail vatandaşı olma hakkına sahip olduklarında direttiler. İsrail yasalarına göre bir Yahudi  İsrail’e göç etme kararı aldığı anda vatandaşlık alma hakkını kazanmakta. Doğu Yahudileri Başhahamı Ovadia Yosef de o dönemde; Etiyopya Yahudileri yaklaşık 2000 yıl önce Mısır ve Sudan’a sürgün edilen Hz. Yakup’un oğlu Dan’ın soyundan gelen Yahudiler olduklarından dolayı  onları “ Yüzde 100 Yahudi” kabul eden bir fetva yayınladı. Ama Aşkenazi Yahudileri topluluğunun dini liderleri bunu kabul etmeyerek uzun ve acı bir Yahudileştirme sürecinden geçmedikçe Yahudi olduklarını kabul etmeyeceğini deklare etti.
70’li yılların sonunda, kurulan ilk İsrail sağcı hükümetinin Başbakanı olan Menahem Begin, dindar Doğu Yahudileri temsil eden ve hükümet ortağı olan Şas Partisi’nin lideri olan Başhaham Yosef’in isteği üzerine Etiyopyalıları Yahudi olarak tanımayı kabul etti. Etiyopya’dan İsrail’e getirilmelerine karar verildi. Ancak sayıları konusundaki ihtilaf nedeniyle bu operasyon birçok kez gecikti, ertelendi ya da iptal edildi. Yahudi Ajansı’na göre Etiyopya Yahudilerinin sayıları 25 bindi ama İsrail’e göç talebinde bulunanların sayısı yaklaşık 100 bine ulaşmıştı. Bunun üzerine başkent Addis Ababa yakınlarında kurulan geçici bir kampa yerleştirilmeleri, durumları ile Yahudi olup olmadıklarının dikkatlice incelenmesine karar verildi. Bu incelemenin ardından 1981 yılında 6 bin, 1985 yılında da 15 bin kişi İsrail’e getirildi. Daha sonra sınırlı bir şekilde de olsa İsrail’e göç etmelerine izin verildi. Bugün İsrail’de yaşayan Etiyopya asıllı Yahudilerin sayısı 155 bin.
“Sağlık” yoluyla soykırım
İsrail’e ulaşır ulaşmaz kendilerine yönelik ırkçılık gün yüzüne çıkmaya başladı. Beyaz İsrailliler buna gerekçe olarak da çoğu zaman Etiyopyalıları gerçekten de Yahudi olduklarına dair şüpheleri gösterdiler. Çünkü Yahudi Ajansı’nın yayınladığı resmi istatistiklere göre Etiyopyalıların en az %40’ı Yahudi değil. Hatta yüzde 70’nin Yahudi olmadığını söyleyenler de var. Ardından ırkçı uygulamaları için bir gerekçe daha buldular o da Etiyopyalıların sınırlı bir kültür ve eğitime sahip oldukları iddiası. Gerçekten de Etiyopyalı Yahudiler’in yüzde 75’i okuma yazma bilmiyordu. Daha sonra onların İbraniceyi öğrenmekte başarısız olduklarını iddia ettiler.
İsrail Sağlık Bakanlığı aralarında çok sayıda AIDS vakası keşfedildiği gerekçesi ile Etiyopyalı Yahudilerin hastanelerde yaptıkları kan bağışlarını reddedecek kadar ileri gitti. 1993 yılında Kan Bankası’nın Etiyopyalıların yaptıkları kan bağışlarını çöpe attığı ortaya çıktı. Birçok şehirde ilkokullar ile anaokulları Etiyopyalı çocukları kabul etmedi.
Falaşa Yahudilerine yönelik korkunç uygulamalar yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. Örneğin; Etiyopyalı kadınların doğurganlık oranlarının düşmesi için kendilerine ilaç verildiği ortaya çıktı.
Addis Ababa yakınlarında Yahudi Ajansı ile İsrail hükümetinin kurmuş oldukları geçici toplama kampına başvuran her genç kıza, “Medroksiprogesteron Asetat” türü bir aşı yapıldığı ve kendilerine İsrail’e ulaşana kadar bu ilaçtan verilmeye devam edildiği anlaşıldı. O dönemde yapılan soruşturmaya göre bu aşı, Etiyopya’dan gelen kadınlar arasında doğurganlık oranının yarı yarıya gibi keskin bir şekilde düşmesine yol açtı. Bu uygulama, özellikle de tansiyon ve psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle ilaç kullanan kadınlarda aşının yan etkilerinin ortaya çıkması başlaması ile gündeme geldi.
Ordu da onları kabul etmedi
Bu sorunun gündeme geldiği aynı zamanda İsrail ordusu içerisinde de bir skandal patlak verdi. Her ne kadar İsrail ordusunda zorunlu hizmet kuralına uyan gençlerin oranı Etiyopyalılar arasında %86’ya ulaşsa da –bu nüfusu oluşturan gruplar arasında en yüksek orandır- bunların yarısı disiplin suçları nedeniyle hapse girmektedir. Bu da dönemin İsrail ordusu İnsan Kaynakları yetkilisini, endişesini dile getirdiği bir açıklama yapmak zorunda bırakmıştı. Yetkili ayrıca; hapse giren askerlerden %20’sinin Etiyopya Yahudileri’nden oldukları gibi elinde başka kötü bilgiler olduğunu da eklemişti. Ardından ordu komutanlığına; bu olgu ile mücadele etmek, bu askerlerin sosyal ve ekonomik sorunlarını çözmek, farklı kültür ve zihniyetlerini anlamaya çalışmak ve onlar ile ilgili sorunlara hassasiyetle yaklaşmak gibi kendisini kökünden çözmeye yardımcı olacak gerekli önlemleri alma çağrısında bulundu.
İsrail’in kuzeyinde bir okulun, Etiyopyalı öğrencilerini dışlayarak diğer öğrencilerden farklı bir sınıfta topladığı ve ırkçı bir politika izlediği ortaya çıktı. Bu okul, sağcı Yahudi partilere bağlıydı.
Etiyoplılara yönelik bu argümanlar, beyazlara onları toplumdan dışlamak ve onlara üstünlük taslayan bir ırkçılık ve kaba bir ayrımcılık ile davranmak için gerekçeler sunuyordu. Gönderildikleri her yerleşim yerinde kapalı bir “Getto” içerisindeler imiş gibi yaşadılar. Topluluk içerisinden yapılan evlilik oranları hala çok yüksek. Evliliklerin yüzde 88’i topluluk içinde gerçekleşmekte ve çiftlerin ikisi de genellikle Etiyopyalıdır. Yapılan bir ankete göre yüzde 92’si hayatlarından bir kez de olsa ırkçı ayrımcılığa maruz kalmış. İsrail nüfusu içerisinden toplam oranları yüzde 2’ye ulaşırken ceza gerektiren suçlardan tutuklananlar arasında oranları yüzde 20’den fazla. İsrail’in resmi istatistik merkezine göre Etiyopya gençlerinin yüzde 40’ı lise eğitimini tamamlamakta. Ayrıca yüzde 48’i de yoksulluk sınırının altında. Bir sosyal araştımalar merkezinin 2015 yılında yayınladığı araştırma; “Falaşa Yahudileri”nin çoğu yüksek eğitim düzeyi gerektirmeyen temizlik, bakım ve gıda gibi düşük ücretli işlerde çalıştıklarını, İsrail’deki diğer topluluklara oranla Etiyopyalı Yahudi ailelerinin ortalama gelirlerinin %35 daha az olduğunu ortaya çıkardı.
Ayrımcılık kurbanlarının bir bölümü
Etiyopyalı Yahudiler, Afrikalı mülteciler, Filistinli ve Rusya göçmeni İsrail vatandaşları gibi İsrail’de diğer ezilen grupların ayrılmaz bir parçası. Aralarındaki tek fark, mücadalelerine sıfırın da altında başlamaları. Çünkü ne onları koruyacak kurumları ne de onlar adına konuşacak partileri bulunmakta. Ayrıca toplumun diğer kesimleri hatta kendileri gibi ezilen toplumlar ile aralarında gerçek bir dayanışma da yok.
Düzenledikleri son gösterilerde bazı Etiyopyalı gençlerin “Allahu Ekber” ve “Yahudileri öldürün” sloganları attığı gözlemlendi. Bunun üzerine başta Arapların gösterilere karışıp bundan yararlanmaya çalıştıkları düşünüldü  ama daha sonra bu gençlerin Arap olmadığı ve kendilerine sert bir şekilde müdahale eden polislerin canını incitmek isteyen Etiyopyalılar oldukları ortaya çıktı. İsrail vatandaşı Filistinliler, Etiyopyalıların gösterilerine katılmadılar. Aynı şekilde Rusya göçmenleri hatta Yahudi olmayan, İsrail’e sızan ve gönderilmemeleri için zorlu bir mücadele veren Etiyopyalı mülteciler bile dayanışma amacıyla bu gösterilere katılmadılar. Bu nedenle güvenlik güçleri “mesleki bahaneler” altında kolayca gösterilerine sert bir şekilde müdahale edip onlara karşı acımasız davranabiliyor.
Eski Polis Genel Müfettişi Ronnie Elşeh’in  Etiyopyalılara yönelik ırkçılığın nedenlerini açıklarken söyledikleri halen İsraillilerin aklında. Avukatlar Birliği’nin düzenlediği konferansta yaptığı konuşmada eski polis müffetişi şöyle demişti: “Araştırmalar, göçmenlerin toplumun diğer kesimlerine göre suça daha fazla karıştıklarını vurgulamaktadır. Dolayısıyla kendilerinden daha çok şüphelenilmesi doğaldır.”
Polis müffetişi 2 grubu: Araplar ve Etiyopyalıları ele alarak sözlerine şunu da eklemişti: “Bir polis böyle birisi ile karşılaştığında aklı ona daha çok şüphelenmesi gerektiğini telkin eder. Bu da doğaldır.”
Polis müffetişi böyle düşünen tek kişi değil. Irkçılığı destekleyen bir başka açıklama da Sağ Partileri Birliği liderlerinden biri olan Bakan Betzalel Smotrich’den geldi. Betzalel twitter hesabından paylaştığı mesajında: “Eşim hiçbir şekilde ırkçı değildir ama yeni doğum yapan bir Arap kadın ile aynı odada kalmak istememesi doğaldır. Çünkü kadının bebeği 20 yıl sonra onun oğlunu öldürmek isteyebilir” diye yazdı.
Ordu Mezunları Akademisi Başkanı Haham Eleazar Kachtiel ise ırkçı olmakla övünerek öğrencilerine Arapların genetik sorunları olduğunu, devlet yönetme yeteneğine sahip olmadıklarını ve köle olmak istediklerini, bu yüzden de Yahudilerin onlara yardım etmesi gerektiğini söylemişti.
Buradan yola çıkarak Etiyopyalıların kendilerine yönelik ırkçılığa karşı mücadelelerinde zayıf noktalarının İsrail’deki diğer ırkçı kurbanlarını mücadelelerine ortak etmemeleri, diğer kurbanların zayıf noktalarının da bu politika ve uygulamalara karşı bir araya gelip birbirleri ile dayanışma içinde olmamaları olduğunu söyleyebiliriz.



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.