İran’ı anlamak ya da yanlış anlamak!

Kitabın kapağı – 2003 yılında İran’ı ziyaret eden Jack Straw (Getty Images)
Kitabın kapağı – 2003 yılında İran’ı ziyaret eden Jack Straw (Getty Images)
TT

İran’ı anlamak ya da yanlış anlamak!

Kitabın kapağı – 2003 yılında İran’ı ziyaret eden Jack Straw (Getty Images)
Kitabın kapağı – 2003 yılında İran’ı ziyaret eden Jack Straw (Getty Images)

Jack Straw’un kaleme aldığı yeni kitabın alt başlığı, okuyucuya İran’ı anlama konusunda yardımcı olmayı vaat ediyor. Bununla beraber kişinin 390 sayfa boyunca elde ettiği şey, en iyi değerlendirme ile bugünkü İran’a dair bir yanlış anlama olabilir.
Bu yanlış anlama, Batılı başka pek çok gücün yanı sıra İngiltere’yi İran’a karşı gerçekçi bir siyaset geliştirmekten alıkoyuyor ve İslam Cumhuriyeti’nin uluslararası alana yönelik radikal tutumlarının sebep olduğu krizin uzamasına katkı sağlıyor.
Straw’un bu yanlış anlaması, İran konusunda hayalini mesken edinen ‘mutlak tutkudan’ kaynaklanıyor olabilir. Bu yanlış anlamanın üç ayağı var:
Öncelikle Straw’a göre İran, kadim bir medeniyet olarak büyük şairler yetiştirdi, halı üretiminde özel bir ustalığa sahip oldu ve dünyaya en iyi mutfaklardan birini armağan etti. Bunlardan dolayı rehin alıkoyma, nefret propagandası yapma, insan haklarını ihlal etme ve devrim adı altında terör ihraç etme gibi farklı birçok alanda sergilediği garip faaliyetlere karşı hoşgörü ile yaklaşılmayı hak ediyor!
Bu, kişinin Puşkin ve Çaykovski’yi takdir ediyor ve Rus çorbası Borş’u afiyetle yiyor diye Stalin’e hoşgörü göstermesine benziyor!
Peki soruyoruz: Friedrich Schiller’i, Beethoven’ı ve patates salatasını seviyoruz diye Hitler’e hoşgörü ile yaklaşsak durum nice olur!?
Doğrusu şu ki Büyük Cyrus’un ulu bir kral olması ve belki Straw’un işaret ettiği gibi insan haklarını gözetiyor da olması, İranlı Mollaların liderliğindeki paralı ordunun Suriyelilere yönelik kitlesel kıyımını haklı çıkarmaz. Bu, mevcut İran rejiminin tecavüzlerinin tek bir örneği.
Straw’un ‘yanlış anlamalarından’ ikincisi, şu tuhaf düşünce etrafında şekilleniyor: İktidardaki Humeyni eliti, Batılı demokratik rejimlerle sıkı ilişkiler kurmayı arzulayan ‘reformist’ bir grup içeriyor.
Dolayısıyla “Yüce Rehber” Ali Hamaney’in liderliğindeki ‘radikal’ kanadı zayıflatmak ve nihayetinde de ondan kurtulmak için bu reformist kanadı desteklemek lazım. Ama Straw’un İran’da var olduklarını iddia ettiği bu ‘reformistler’ kim?
Straw’un zikrettiği birkaç isim arasında, önceki iki Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani ile Muhammed Hatemi, şimdiki Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, her ikisi de şu an ev hapsinde bulunan önceki iki cumhurbaşkanı adayı Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi’nin yanı sıra Muhammed Cevad Zarif, Straw’un ‘kadim dostum’ diye tarif ettiği Kemal Harrazi ve Mustafa Taczade gibi daha düşük rütbeli birkaç mevcut ve eski yetkili de bulunuyor.
Sorun şu ki Straw, Tahran’da olduğu iddia edilen ‘reformcu’ kanat tarafından uygulanmasını geçtik, önerilen bir tane reformdan bahsedemiyor. Daha da kötüsü Straw, Hatemi ve Ruhani’nin yönetiminde siyasi sebeplerden ötürü kişilere uygulanan idam veya tutuklama eylemlerinin sayısının, ‘radikal’ kanattan olduğu varsayılan Mahmud Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanlığı dönemindekinden daha fazla olduğunu unutuyor.
Üçüncüye gelince…
Kitaptan anlaşıldığına göre Straw, İslam Cumhuriyeti ile başa çıkmak için yalnızca şu iki seçeneğin olduğu kanaatinde: Ya İran’ın yaptığı her bir şeyi gönülsüzce de olsa yutmak ya da ona karşı kapsamlı bir savaş başlatmak.
Belirtmek gerekir ki Irak’taki Saddam Hüseyin rejimini yıkmak üzere bir savaş başlatılmasını destekleyen en güçlü seslerden biri olan Straw, Bağdat’taki Baasçı rejim ile reform girişimlerinin artık fayda vermediğini daima vurguladı.
Ama konu İslam Cumhuriyeti’ne gelince önceki İngiltere Dışişleri Bakanı, tam bir barış güvercinine dönüşüyor ve İran’ın tutumunu değiştirmek için makul tek yolun diplomatik çabalara güvenmek olduğu düşüncesini dillendiriyor. Straw, Obama yönetiminin öncülük ettiği, bugün Kapsamlı Ortak Eylem Planı ya da ‘İran Nükleer Anlaşması’ olarak bildiğimiz şeyin bazı meziyetlerinden bahsediyor. Straw, İngiltere Başbakanı Tony Blair tarafından başka bir göreve getirilmeden önce 2006 yılında George W. Bush’un başkanlığı döneminde ABD Dışişleri Bakanı olan Condolezza Rice’a bu fikri ilk sunan kişi idi.
Son yirmi yılda Straw’un beşi Dışişleri Bakanı sıfatıyla olmak üzere İran’ı yedi kez ziyaret ettiğini de belirtmek gerekir. Bu ziyaretlerden birinde Lord Lamont ve o zamanlarda İran Devrim Muhafızlarına ait olan Press TV kanalı için çalışan şimdiki İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn’in yer aldığı bir meclis heyetinin parçasıydı. Corbyn, eşi ve iki arkadaşı ile birlikte gerçekleştirdiği İran’a özel ziyaretlerinden birinde baskılara maruz kaldı ve nihayetinde İslam Cumhuriyeti içinde faaliyet gösteren dokuzuncu güvenlik kurumlarından biri tarafından İran’dan çıkarıldı.
Straw, İranlı liderlerin yakınlaşma için açık bir girişimi rejimleri için bir aşağılama olarak gördükleri bir zamanda gizli diplomasiyi reddeden Başkan Donald Trump’a da eleştiri yöneltmiş ve İslam Cumhuriyeti’nin birçok Arap ülkesinin içişlerine müdahalesi de dahil olmak üzere Batılı güçleri endişelendiren diğer meseleler konusunda daha fazla gizli görüşme gerçekleştirilmesi halinde ‘nükleer anlaşmanın’ tamamlanacağını iddia etmiş. Straw’a göre ilk Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı, nihayetinde “Yüce Rehberin” etkinliğini baltalama ve kırma çabasıyla, insan hakları meseleleri konusunda benzer planlar takip edebilirdi.
Gelgelelim Straw, bu anlaşmanın, son kırk yıl boyunca İslam Cumhuriyeti ile imzalanan diğer anlaşmalardan farklı olup Humeyni rejiminin yaklaşım ve tutumu üzerinde daimî bir etki bırakacağına dair herhangi bir delil sunmamış. Aslına bakılırsa Humeynici İran yöneticileri, hile ve geri çekilme diplomasisinde çok iyiler. Kendilerine yönelik baskının yoğunlaştığını hissettikleri anda hemen taviz veriyor, baskı hafifler hafiflemez de bu tavizleri geri çekiliyorlar. Daha da önemlisi Straw, kendisine göre Ruhani ve Hatemi’nin aralarında yer aldığı ‘ılımlıların’, Hamaney’den kurtulmak şöyle dursun, onun etkisini azaltmak için gerekli halk desteğinden yoksun olduğunu anlayamamış.
Straw, sayfalar boyunca, kendilerini ‘İran uzmanı analistler’ olarak adlandıranlar arasında yaygın olan birkaç varsayıma da yer vermiş. Bu varsayımlardan biri de İran rejiminde seçilmiş yetkililer ile seçilmemişler arasındaki yetki dağıtımı. Bu çerçevede Straw bizi, seçilmemiş olan Hamaney’in seçilmiş bir yetkili olan Ruhani’den daha az meşru olduğuna inanmaya çağırıyor. Bununla birlikte aslında halk oyuyla seçilen Uzmanlar Meclisi, Hamaney’in seçiminden sorumlu odaktır; selefleri gibi Ruhani de “Yüce Rehberden” bir yürütme kararı çıkmadan cumhurbaşkanı olamazdı.
Straw, yanlışlıkla ‘İran Danışma Meclisi’ olarak tarif ettiği İslam Meclisi’nin, yine yanlışlıkla yalnızca ‘Yüce Rehber’in faaliyeti’ olarak tanımladığı Vekiller Meclisi’ne bağlı olduğu düşüncesinde de hata etmiş.
Mollaların İran’ı yönetmede neredeyse doğuştan ayrıcalık sahibi olduğu varsayımını güçlendirmek için çabalayan Straw, abartılı bir şekilde Şii din adamlarının son beş yüz yıl boyunca İran siyaset sahnesinde oynadıkları rolün öneminden dem vuruyor. Mesela Straw’a göre Ayetullah Magmur’un tütün içmeyi yasaklayan fetvası, büyük bir olaya dönüştü. Din adamları, 1906 yılındaki Anayasa Devrimi’nde bir rol oynamakla birlikte sadece yan güçlerdi. Aynı şekilde Mollalar, 1953 yılında Başbakan Muhammed Musaddak’ın kovulmasında Şah’a destek verdi. Straw bu olayı, İngiltere İstihbaratı ile ABD İstihbaratı CIA’in organize ettiği bir ‘darbe’ olarak nitelendiriyor. Straw’un tamamen bilmezden geldiği şey ise Şah’ın Musaddık’ı, bir darbeden bahsedilmeksizin iki kez ataması ve başbakanlıktan uzaklaştırmasıdır.
Besbelli Straw, Şah’tan nefret ediyor ve onu olabilecek en kötü imajla sunuyor. Belki de 1979 yılındaki Mollalar Devrimi’ni haklı göstermeye çalışıyordur.
Straw, İngilizlerin İran’da oynadığı rolü de abartıyor. Özellikle Kaçar iktidarının son yıllarında olmak üzere İran’ın yolsuz iktidar eliti, İran’ın o dönemdeki emperyalist düşmanları İngiltere ve Rusya’nın müdahalesinden faydalandı ve bunu, yolsuzlukları ve yeterlikten yoksun oluşları konusunda dikkatleri dağıtmak için bir bahane olarak kullandı.
Hiçbir yabancı gücün, en azından o ülkedeki iktidar tabakasının bazı unsurlarının desteği olmaksızın en zayıf milletlere dahi iradesini dayatması mümkün değildir. “Her şey İngilizlerin başının altından çıkıyor!” şeklindeki Farsça deyiş bir yüzyıl boyunca İngilizlerin İran’ın içişlerinde oynadığı role yönelik derin kızgınlığı yansıtıyor.
Bununla beraber bu deyiş, tarihî olaylara yönelik ciddi bir yorumdan ziyade mizah yollu kullanılır. Aslında İran’da büyük bir İngiliz beşerî varlığı hiç olmadı. Anglo-İran Petrol Şirketi, İran’ın yüzölçümünün yüzde 1’inden daha azında faaliyet yürütüyordu ve faaliyetinin zirvesinde 200’den az İranlı olmayan kişi çalıştırdı ki bunların çoğu da Pencap bölgesinden gelen Sih şoförler ve korumacılardı. Buna ek olarak İngiltere, İran’ın en büyük beş ticari ortağı arasında hiç yer almadı ve Fransa ve Almanya ile rekabet edemedi. 1960 yılından bu yana da ABD ile de rekabet etmekten aciz kaldı ve bu üç ülke, yurtdışında yüksek öğrenimini tamamlamak isteyen İranlıların çoğunu kendisine çekti.
İngilizler, Straw’un belirttiği gibi 1942 yılında değil de 1941 yılında Sovyetler ile işbirliği içerisinde İran’a gerçekten de saldırdı. Ancak Straw’un inanmış gözüktüğü gibi İran’ın tamamını işgal etmediler. Büyük çoğunluğu Hint askerlerden oluşan keşif güçleri, İran’ın beş bölgesinden birinde konuşlandı. Bu güçler, 1943 yılından iki yıl sonra tam anlamıyla çekilene kadar Amerikan yönetimine tâbi oldu. ‘İngiliz Misyonu’ hurafesi ise, tarih boyu pek çok insanlık ilişkisinde de olduğu gibi çekim ve nefret ilişkileri arasında gel-git yaşayan iki ulus arasındaki düşmanlığın süresini uzatmak için tasarlandı.
İrec Pezeşkzad’ın kaleme aldığı Amcam Napolyon adlı roman, ‘Bu bir İngiliz misyonu’ ifadesini mizah olarak kullanır. İlginç olansa bu kitabın 70’li yıllarda yazılmış olmasıdır; Straw’un belirttiği gibi 40’lı yıllarda değil.
Straw’un kitabı genel olarak tat verici, ancak gerçeklerin anlatımında epey hata barındırıyor. Aynı şekilde delillerle desteklenmeyen kehanetler de. Mesela ben Ayetullah Hamaney’in ikinci oğlu Mücteba’nın, bu rejim varlığını sürdürse bile “Yüce Rehber” olarak babasının yerini alma şansına sahip olduğundan şüpheliyim. Aynı şekilde Straw, Ayetullahuzma Nasır Mekarim Şirazi ve şu an Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’ne başkanlık eden Ayetullah Sadık Laricani’nin sahip oldukları konumu da abartıyor. Straw, İngilizceyi ‘iyi’ konuşabildiği için Sadık Laricani’yi beğeniyor olabilir ancak o, Şii din adamları yapısında hakiki bir konumdan yoksun.
Belirtmekte fayda var ki Hamaney’in anadili Farsçadır ve annesi İsfahanlıdır. Hamaney’in Şair Kemaleddin İsmail’in soyundan geldiğine dair iddialar var. Ama babası, Altay dil grubunda yer alan Azericeyi konuşan bir Azerbaycanlıdır.
Ayetullah Humeyni’nin Yunan felsefesine dair geniş bir bilgisinin olmadığı söylenir. Çünkü Straw’un zikrettiği Platon ve Aristo da dahil olmak üzere Yunan filozofların eserleri, Farsçaya veya İslam dünyasında başka herhangi bile henüz tercüme edilmedi.
Straw’un bazı iddiaları ise yorum yapmaya değmeyecek derecede ilginç. Mesela şöyle diyor: “İran, en laik toplumlardan biri. İnsanlar Mollaların söylediklerine gülüyor”. Ama Mollaların İran’a sonsuza kadar hükmedeceğine de inanıyor. Bununla beraber şöyle de diyor: “Yerin altında İran, her türlü sakinlikten uzak. Rejim bir yönde gidiyor, halkın çoğunluğu başka yönde”.
İslam Cumhuriyeti’nin safına meyleder gibi görünen biri için bu, tehlikeli bir itiraf sayılabilir!



Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
TT

Trump, kadın muhabirin sözünü kesti: Sessiz ol

ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama'nın "Yönetimde kadınlar olsaydı işler daha iyi yürürdü" ifadesine itiraz ederek gazetecilere şunları söyledi: "Bu çok saçma. Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade" (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, basınla yaşadığı son gergin diyalogda bir kadın muhabire "sessiz olmasını" söyledi ve ardından kadınların erkeklerden daha iyi yönetim sergilediği fikrini "çok saçma" bularak reddetti.

80 yaşındaki başkan bu ifadeleri cumartesi günü Tennessee'de oynanacak üniversite düzeyindeki Amerikan futbolu maçı için yola çıkmadan önce, Beyaz Saray'ın önünde gazetecilerle konuşurken dile getirdi.

Başkanın geçen hafta CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamasının ardından bir kadın gazeteci Trump'a Beyaz Saray basın havuzunda sadece kendisini "destekleyen" yayın organlarının mı yer almasını istediğini sordu. Federal bir yargıç perşembe günü bu kararı engellemiş olsa da Trump cumartesi günü CNN'in başkanlık uçağı Air Force One'a alınmasını engelledi ve bu kanalın yerine LindellTV'yi dahil etti.

Trump, "Hayır, hayır" diye yanıt verdi.

Sizinki gibi yalan haberler değil, doğru haberler istiyorum. Dinleyin, doğru haberler istiyorum. Açık ve özgür basını severim. Sevmediğim şey yalan haber.

Trump sözlerine CNN ve MS NOW'ın reytinglerinin düşük olduğunu öne sürerek devam etti. Aynı muhabir, yani MS NOW'dan Akayla Gardner, "Zor sorular istemiyor musunuz?" diye ek bir soru sorduğunda ise Trump onun sözünü kesti.

Trump işaret parmağını kaldırarak, "Bekle, bekle, sessiz ol" dedi.

Sevmediğim şey yalan haberler. Ve onlar yalan haber yapıyor.

Gazetecileri taraflı ve adil olmayan haberler yapmakla suçlayan Trump basınla uzun süredir kavgalı. Ayrıca daha önce gazetecilere yönelik kişisel hakaretlerde bulunmuş ve bazılarının cezalandırılması gerektiğini ima etmişti.

Trump sıklıkla kadın muhabirleri hedef alıyor. Haziranda CNN muhabiri Kaitlan Collins'e sert tepki göstermiş, onun "gözlerinde nefret olduğunu" ve "yüzünde hiç gülümseme görmediğini" söylemişti. Daha önce de Collins'in Beyaz Saray balo salonuyla ilgili sorular sormasının ardından onu "aptal ve edepsiz" diye nitelemişti.

Geçen kasımda Trump, Jeffrey Epstein hakkında soru sormaya çalışan Bloomberg muhabiri kadına "Sessiz ol, domuzcuk" demişti. Beyaz Saray'ın bu söze getirdiği açıklama, Trump'ın "herkese karşı son derece açık ve dürüst" olduğuydu.

Cumartesi sabahı Trump'a eski ABD Başkanı Barack Obama'nın kadınların yönetimde olmasıyla ilgili bu haftaki yorumları da soruldu.

Obama pazartesi günü, "Kadınları iki yıl kadar bütün hükümetlerin başına getirseniz ve ardından işlerin nasıl gittiğine baksanız, her şeyin mükemmel olmayacağına ama daha iyi olacağına güçlü biçimde inanıyorum" demişti.

Trump bu konuda, "Bu çok saçma" yorumunu yaptı.

Kadınları çok severim. Bence harikalar. Ama ne kadar da saçma bir ifade.

Trump başka birçok konuya da değindi. Bir kez daha "süper zeka" diye tanımladığı yapay zekanın geliştirme çalışmalarını Birleşik Devletler'in "frenlemeyeceğini" söyledi.

Bunun yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sona erdirmek için "bir anlaşma yapması" çağrısında bulundu ve ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu öne sürdü.

Independent Türkçe


İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
TT

İran ordusu: Savaş bitmedi, ülke hassas bir aşamadan geçiyor

İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)
İran Ordu Komutanı Emir Hatemi, pazar günü askerlerinin oluşturduğu kalabalığa hitap ederken (IRNA)

İran Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Emir Hatemi, pazar günü savaşın “sona ermediğini” söyleyerek “ağır saldırılar” tehdidinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın “teslim olması” halinde çatışmaların “yakında” sona ereceğini öne sürdü.

Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığı habere göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Deniz Kuvvetleri, “Remus 600” tipi ABD’ye ait insansız denizaltıyı ele geçirdi. Denizaltının Hürmüz Boğazı’nda “casusluk görevleri” yürüttüğü belirtildi.

Açıklamada, denizaltının istihbarat kapasitesi ve elektronik harp tekniklerinin kullanıldığı “koordineli ve karmaşık bir operasyon” sonucunda ele geçirildiği belirtildi. Denizaltının içinde depolanan verilerin çıkarılması için İranlı uzmanların kontrolüne alındığı kaydedildi. ABD ordusundan ise henüz konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tahran, eylül ayı içinde ikinci kez insansız bir ABD denizaltısını ele geçirdiğini duyurmuş oldu. Devrim Muhafızları, 8 Eylül’de de başka bir ABD insansız denizaltısını kontrol altına aldığını açıklamıştı. ABD ordusu daha sonra deniz insansız araçlarından birinin “arızalandığını” bildirmiş ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın cumartesi günü İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları yedi gün içinde sona erdirme önerisini reddetmesinin ardından geldi. Tahran ise iki taraf arasında İslamabad’da varılan mutabakat zaptına yakın şartlarda ısrar ediyor. Söz konusu mutabakat, İran’ın boğazdaki gemilere yönelik saldırılarına yeniden başlamasının ardından çökmüştü.

cdvfhyj
“F/A-18 Super Hornet” savaş uçağı, Orta Doğu sularında bulunan ABD Donanması’na ait “USS George Washington” uçak gemisinden kalkışa hazırlanırken (CENTCOM)

Şarku’l Avsat‘ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Ordu Komutanı General Emir Hatemi, Tahran’da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İran’ın karşı karşıya olduğu rakiplerinin “yanlış hesaplarından” birinin İran liderinin ve çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesinin ülkenin çökmesine yol açacağını düşünmeleri olduğunu söyledi.

Hatemi, “Tek bir komutan bile geri adım atmadı. Herkes kararlılıkla ayağa kalktı, direndi ve ülkeyi savundu” dedi. Hatemi, ABD’yi İran içinde karışıklık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak Trump’ın İranlılar üzerinde baskı kurup onları isyana ve ardından iç savaşa sürüklemek istediğini öne sürdü.

Hatemi, Trump’ın Venezuela’ya ilişkin son açıklamalarına atıfta bulunarak ABD’nin aynı senaryoyu İran’da uygulamak istediğini ancak İranlıların buna izin vermeyeceğini söyledi. İranlı komutan, “dayatılan savaşın hassas ve kader belirleyici aşamalardan geçtiğini” belirterek “Savaş bitmedi. Zafer kazandık ancak bu zaferi korumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hatemi, “Saldırgan düşman ağır darbeler aldı ancak İran askerlerinden gelecek ağır darbelere karşı hazırlıklı olması gerekiyor” dedi.

İran’ın ticaretten mahrum bırakılmasını kabul etmeyeceğini belirten Hatemi, yabancı aktörlerin bölgedeki stratejik su yollarını kullanmasına karşı çıktı.

Hatemi, “İran ticaret yapamazsa, İran yaşayamazsa hiç kimse ticaret yapamaz ve yaşayamaz” dedi. Hürmüz Boğazı’nı “izzetimizin ve onurumuzun boğazı” olarak nitelendiren Hatemi, “ülkenin düşmanlarının İran halkı bu geçitten mahrum bırakılırken bu büyük lojistik koridoru kullanmasına izin verilmeyeceğini” söyledi.

İran ordusu ABD saldırısını ihtimal dışı bırakmıyor

İran Ordusu Sözcüsü Muhammed Ekremi-Niya da silahlı kuvvetlerin yeni bir ABD saldırısına karşı “tamamen hazır” olduğunu söyledi. ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde “daha büyük zararlara” uğrayacağı uyarısında bulundu.

jyumk
İran Ordusu Sözcüsü Emir Ekremi-Niya (Arşiv - Daneshju)

Ekremi-Niya, ABD’nin bölgedeki koşullarının “iyi olmadığını” belirterek bunun Washington’ı “askeri saldırganlığa” yöneltebileceğini söyledi. İran ordusunun herhangi bir saldırıyla mücadele etmek için “her açıdan” hazır olduğunu vurguladı.

Washington’ın, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar ile Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi ve İran’daki gelişmelerin ülkeye saldırmak için uygun koşulları oluşturduğunu düşünerek yanlış hesap yaptığını savundu.

İran’ın 28 Şubat’taki saldırılara karşılık verdiğini belirten Ekremi-Niya, İran Hava Kuvvetleri’nin 2 Mart’ta Kuveyt, Katar ve Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyonlar düzenlediğini söyledi. “Füzelerimiz ve insansız hava araçlarımız düşmana ezici bir karşılık verdi” dedi.

Ekremi-Niya, Trump’ı İran’ı bölmeye çalışmakla suçlayarak “Saddam gibi üçüncü savaşta da ülkeyi bölmeye çalıştı ancak ikisi de başarılı olamadı” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal gazetesi ise adını açıklamadığı ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde Trump’ın özel görüşmelerinde, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından ABD’nin bombardıman kampanyasını yeniden başlatma ihtimalini dile getirdiğini bildirmişti.

Trump pazar günü İran’la savaşın “yakında” sona ermesini beklediğini söyledi. İran’ın “teslim olmasıyla” petrol fiyatlarının “düşeceğini” öne süren Trump, fiyatların “çakılacağını” ifade etti. ABD’nin önceki gece limanlardan “rekor miktarda” petrol çıkardığını ve bunun savaş öncesinde çıkarılan miktardan daha fazla olduğunu söyledi.

Hürmüz güzergâhları

İran Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Ebu’l Fazl Şekarci, cumartesi akşamı Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran’ın elinde olduğunu söyledi. Şekarci, devlet televizyonuna verdiği röportajda “İran’ın belirlediği güzergâhın dışında geçmek isteyen hiçbir gemi güvende olmayacak” dedi.

İran’da su yolunun yönetiminden sorumlu kurum da gemi sahiplerini “yasa dışı” olarak nitelendirdiği güzergâhları kullanmamaları konusunda uyardı. İran medyasının kurumun açıklamasına dayandırdığı haberlere göre talimatlara uyulmaması, gelecekte gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine kısıtlamalar getirilmesine yol açabilir.

Kurum, söz konusu güzergâhların kullanılmasının mali riskler ve mürettebatın hayatı açısından tehlikeler barındırdığını belirterek gemi sahiplerinden bu ihlallerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalarını istedi.

Kuralların ihlal edildiği tespit edilen kiracı şirketlerin “ihlal eden şirketler listesine” alınabileceği ve bunun söz konusu şirketlerle bağlantılı tüm gemilerin gelecekteki geçişlerine kısıtlama getirilmesine yol açabileceği belirtildi.

Kurum ayrıca bir geminin sahipleri tarafından gönderildiğini belirttiği bir mektubun görüntüsünü yayımladı. Mektupta gemi sahiplerinin kiracı şirketin doğrudan talimatı üzerine boğazdan “izinsiz” geçiş yaptıkları ve İran makamlarının talep ettiği prosedürleri tamamlamadıkları için özür diledikleri öne sürüldü. İran’ın iddiasına göre gemi sahipleri, gemilerinin ve şirketlerinin ihlal listesinden çıkarılmasını talep etti.

cdfvgthyj
Tahran sokaklarından birinde İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney ile eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının yer aldığı bir propaganda panosu (EPA)

Bu adımlar, boğazdaki deniz trafiğinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde atıldı. Savaşın 28 Şubat’ta başlamasından önce dünya genelinde ticareti yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak İran’ın saldırıları ve tehditleri gemi trafiğinde keskin düşüşe yol açarken ABD de İran limanlarına abluka uyguladı.

İran, geçiş yapan gemilerden çevrenin korunması gibi hizmetlerin finansmanında kullanılmak üzere “hizmet bedeli” olarak adlandırdığı bir ücret almayı planladığını söylüyor. ABD ise bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Washington, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kapasitesini küçümsedi. Axios’un haberine göre ABD’li müzakereciler geçen hafta gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler sırasında İran tarafına Tahran’ın boğazı kontrol etmediğini ve dolayısıyla boğazla ilgili taleplerde bulunamayacağını söyledi.

Trump ise İran’ın boğazı yeniden açma önerisini reddetmesinin ardından ABD’nin boğaz üzerinde tam kontrole sahip olduğunu söyledi.

Tahran, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “yedi günlük plan” olarak nitelendirdiği öneriyi Katar üzerinden iletmişti. Buna göre Washington’ın başta ABD’nin deniz ablukasını ve petrol satışlarına yönelik yaptırımları kaldırması olmak üzere İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğaz yedi gün içinde yeniden açılacaktı.

Şekarci, ABD’yi boğaza müdahale etmemesi konusunda uyararak “Amerikalıların hayatta kalmak için önünde tek bir yol var: Batı Asya bölgesinden çıkmak. Ne kadar hızlı çıkarlarsa kayıpları o kadar az olur” dedi.

Şekarci, “Amerikalılar Hürmüz Boğazı’na müdahale etmeyi hayal etsin. Eğer Hürmüz Boğazı’na müdahale ederlerse bir tokat yiyecekler” ifadelerini kullandı.

İran’ı “küresel bir güç” olarak nitelendiren Şekarci, Tahran’ın ABD’nin “yeni dünya düzenindeki eski konumuna” dönmesine izin vermeyeceğini söyledi.


Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.