Arap geleceği üzerine gözlemler

Enver Sedat, Menahem Begin ve Jimmy Carter Camp David’te (AFP)
Enver Sedat, Menahem Begin ve Jimmy Carter Camp David’te (AFP)
TT

Arap geleceği üzerine gözlemler

Enver Sedat, Menahem Begin ve Jimmy Carter Camp David’te (AFP)
Enver Sedat, Menahem Begin ve Jimmy Carter Camp David’te (AFP)

Biz Araplar gibi kendisine bu soruyu sormak zorunda olan bir milletin var olduğunu zannetmiyorum. Sykes-Picot Anlaşması’ndan bu yana geçen 100 yıl, iniş ve çıkışlarla, yenilgiler ve zaferlerle doluydu. Yine bu yıllar, Arap-İsrail çatışmasının doğuşuna ve 2 nedenden ötürü bölgeye yönelik yabancı müdahalelerin tırmanışına tanıklık etti. Birinci neden; Arap dünyasının bölünmesinin ve birliğinin parçalanmasını sağlayacak Batılı bir üs olması için bölgeye yerleştirilen İsrail’in güvenliğini korumak. İkincisi ise Arap Yarımadası’nda petrolün keşfedilmesi ve bu keşfin, büyük güçlerin iştahlarını kabartarak petrol yataklarını ele geçirme ve fiyatlarını kontrol etmeyi istemelerine yol açması.
Sonraki yıllar ise anlaşmazlıklara (Arap-Arap), Nasırcılığın yükselişine ve dış güçlerin baskısı, milliyetçi projeyi yıkma girişimleri ve bunun yanında Cemal Abdunnasır’ın aynı anda birkaç cephe açması nedeniyle milliyetçi tecrübesinin başarısız olmasına tanıklık etti. Dolayısıyla Arap vatanının geleceğini düşünürken 3 teze odaklanmalıyız. Bu tezlerin birincisi milliyetçi proje, ikincisi İslami proje ile ilgilidir. Üçüncüsü ise şiddetli rüzgârlara, yapısını zayıflatmaya çalışan tutumlara, adına hilafet denilen ama aslında Arap bölgesindeki modern ve çağdaş devletleri ortadan kaldırmayı, onları bir daha ayağa kalkamayacak kırılgan bir yapıya dönüştürmeyi isteyen bir girişim olan kaosa karşı ulusal devletleri korumayı amaçlamaktadır. Bu 3 tezi aşağıdaki şekli ile tek tek ele alacağız:
Birinci tez: Milliyetçilik projesidir. Bu proje; 19 ve 20. yüzyıllar boyunca Arapların sıkı sıkı tutundukları bir hayal gibiydi. Ama bu hayal farklı yönlerden hedef alındı. Bunların ilki; içinde taşıdığı bütün otoriterlik ile bölgeye hâkim olan Osmanlının varlığıdır. Ardından bölgeye giriş yapan aktif ve Siyonist hareket ile uyumlu Avrupalı Batı gelmiştir. Bu dönem, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile bölgeye yönelik doğrudan emelleri ve çabaları ile Batı nüfuzunun alternatifi olmaya çalışan ABD projesinin istilasına kadar devam etti. Dolayısıyla Araplar; ilk olarak Osmanlıya, daha sonra da başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupalılara ve son olarak da ABD’ye birçok kez bedel ödemek zorunda kaldı. Nitekim eski ABD Başkanı Dwight Eisenhower de kendi adıyla anılan doktrinde, Ortadoğu’da bir siyasi boşluk olduğu ve bunun doldurulması gerektiği teorisini öne sürmüştür.
Ardından eski Sovyetler Birliği ile bağlantılı ilerici güçler -bunların başında Mısır’da Cemal Abdunnasır, Irak’ta Abdulkerim Kasım, Büyük Suriye’de ise Arap Sosyalist Baas Partisi liderleri bulunuyordu- ile Batı ile iyi ilişkilerini koruyan diğer blok arasındaki sert çatışma dönemi geldi. Bu blokun sahip olduğu zenginlikler, ABD ve müttefiklerinin kendileri ile iyi ilişkilerini korumaya özen göstermeye itiyordu. Bu durum; 1967 Arap-İsrail savaşının ardından yaşanan büyük hezimete, ondan birkaç yıl sonra da Abdunnasır’ın vefat etmesi ve Enver Sedat’ın yönetime gelmesine kadar devam etti. Enver Sedat, bölgenin politikalarında ideolojik değişiklere gitti ve Camp David ekolünü benimsedi. Bu ekol o dönemde Arap kitleler tarafından çok desteklenmese de Sedat 1981 yılının Ekim ayında kendisine suikast düzenlenene kadar bu tutumundan geri adım atmadı.
İkinci tez: Doğuşu Abdurrahman Kevakibi, Şekip Arslan, Muhammed Reşid Rıza ve Mısırlı Şeyh Hasan el-Benna’ya kapı aralayan diğerlerinin yazılarının temsil ettiği erken dönem işaretlerine bağlı olan İslami projedir. Hasan el-Benna’nın 1928 yılında İsmailiyye’de başlattığı davet, samanlıkta çıkan ateş gibi hızla yayıldı ve kasabalar ile en küçük köylere kadar ulaştı. Ardından Arap ve İslam dünyasının her yanına uzandı ve izleri Müslüman Kardeşler cemaatinin siyasi emelleri ve sınır tanımayan ihtiraslarında güçlü bir şekilde ortaya çıkan bir proje ve yeni bir metot sundu. Cemaat ile devlet arasındaki çatışma hem monarşi hem de cumhuriyet döneminde devam etti. Müslüman Kardeşler şiddete yönelip siyasi suikastleri bir yöntem olarak benimsediklerinde liderleri cezaevleri hatta idam sehpaları ile tanıştı. 1954 yılının Kasım ayında suikast girişiminde bulundukları Cumhurbaşkanı Abdunnasır döneminde ise bu çatışma en şiddetli dönemlerinden birini yaşadı. Düzenlenen bir suikast ile Ahmet Mahir, Başbakan Nukraşi ve hâkim Hazindar’ın el-Maadi kenar mahallesindeki evinin önünde öldürülmesinin ardından Müslüman Kardeşler’i kapatan İbrahim Paşa Abdulhadi’nin ardından cemaat ikinci kez kapatılıp yasaklı ilan edildi.
Eli kana bulanınca hareket, sıradan bir dini cematten siyasi hayatın açık taraflarından biri haline geldi. 1967’deki büyük yenilginin ardından Mısır’da hatta Arap ve İslam dünyasında insanlar bu yenilginin, Abdunnasır’ın İslami projeye karşı çıkması ve iktidarda olduğu sürece Müslüman Kardeşler ile savaşması nedeniyle ilahi bir ceza olduğunu dillendirmeye başladılar. Abdunnasır da son yıllarında bu yeni teze inanmış gibi göründü. Hatta büyük hezimetin ardından ilk kez dini bir kutlama vesilesi ile halkın önüne çıktı. Abdunnasır böyle yaparak sanki İslami proje sahiplerinden 5 Haziran 1967 tarihinde yenilgiye uğrayan Arap milliyetçiliği projesine sıkı sıkıya sarıldığı için özür diliyor gibiydi. Abdunnasır’ın 1970 yılındaki vefatının ardından yönetime gelen Sedat, Mısır solundan geriye kalanları ortadan kaldırmak ve genel olarak Nasırcıların gücünü azaltmak için İslamcı akımın önünü açtı. Ancak İslami akım ile ilişkiler, olasılıklar ve süprizler ile dolu olduğu için çok geçmeden dizginleri kaptırdı. Zaferinin yıldönümünde askerleri ve subayları arasında suikaste kurban gitti. Ama İslami proje o zamana kadar Arap ve İslam ülkelerinin çoğunda gelişmiş ve köklerini en derinlere salmıştı. Hatta Müslümanların köklü dini duyguları nedeni ile kendilerine çok sayıda destekçi ve yandaş bulmuşlardı. Ama durum bununla sınırlı kalmadı. Çünkü İslami projenin serpilip gelişmesi bölgede bastırılmış olan Hristiyan duyguları uyandırdı. Mısır’daki Kıptilerin eski Patriği III. Şenuda’nın merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat ile ters düştüğünde Mısır’da mezhepsel sorunlar başgösterdi.
İslami proje öyle bir serpilip gelişti ki etkisi hem Arap hem de İslam dünyasının sokaklarına uzandı. Milliyetçi proje ise ABD ve Batı’daki müttefikleri hatta İsrail’in bir yandan gizlice İslami projeyi desteklerken diğer yandan da kendisine ardı ardına yönelttiği darbeler ile gerilemek zorunda kaldı.
Bunun için İngiliz yetkililerin Müslüman Kardeşler’in doğuşu ile duydukları coşkuyu ve İsrail’in İslami Direniş Örgütü Hamas’a verdiği desteği hatırlamak yeterlidir. Bu ülkeler dini İslami proje ile Arap milliyetçi projesine göre çok daha kolay ve iyi ilişki kurabileceklerine inanmaktadır.
Üçüncü tez: Arap dünyası, temellerini havaya uçurmakta ve ulusal devletleri tamamen ortadan kaldırmakta neredeyse başarılı olacak üçüncü bir dalgaya daha tanıklık etti. Bununla elbette; değişim rüzgârları taşıyan, belirli bir sınırı olmayan hatta o dönemde en iyi durumunda olduğunu iddia edemeyeceğimiz mevcut rejimlerde bir tedirginlik ve endişe dalgası yaratan Arap Baharı adı verilen olguyu kastediyorum. Arap Baharı’ndan önce bazı rejimlerin ömrünün tamamlanmış ve miadının dolmuş olduğu doğrudur ama diğer yandan sunulan alternatifler de ondan daha iyi değildir. Alternatifler; kaos, siyasi güçleri birbirine düşürmek, en etkili ve hazırlıklı örgüt olarak Müslüman Kardeşler’in iktidarı ele geçirmesini sağlamaktı. Ama Müslüman Kardeşlere karşı kitleler sokağa dökülerek bu projeyi başarısızlığa uğrattı.
Mısır’da ve başka ülkelerde de gösteriler düzenleyen milyonlar, Erdoğan-Müslüman Kardeşler projesinin başarılı olmasının önünü tamamen kapattı. Ama başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı Arap ülkelerinde görülen reform eğilimlerine, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın onlar aracılığıyla devleti modernize etmeye, gelişmiş dünya ve modern devletler kervanına yetişmesini sağlamaya çalıştığı yeni tezlere rağmen iki grup arasındaki yüzleşme daha sonuçlanmamıştır.
Bütün bunları hatırlatmamızın amacı; Arap milletini çatışmalar, yabancı baskılar ve dış müdahaleler dairesinden çıkararak istikrar ve sağlam modern devlet çağına taşıyacak olan gelecek ile ilgili gözlemler etrafında hızlı bir tur atmaktır.
Mustafa el-Feki’nin Independent Arabia'da yayınlanan makalesi



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.