Suriye rejimi, Hama'nın kuzeyindeki iki köyün kontrolünü ele geçirdi

Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekât Dairesi Başkanı Sergey Rudskoy dün bir basın toplantısı düzenledi (AP)
Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekât Dairesi Başkanı Sergey Rudskoy dün bir basın toplantısı düzenledi (AP)
TT

Suriye rejimi, Hama'nın kuzeyindeki iki köyün kontrolünü ele geçirdi

Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekât Dairesi Başkanı Sergey Rudskoy dün bir basın toplantısı düzenledi (AP)
Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekât Dairesi Başkanı Sergey Rudskoy dün bir basın toplantısı düzenledi (AP)

Suriye rejim güçleri, Rusya’nın da hava desteğiyle biri İdlib’in güneyi ve Hama’nın kuzeyindeki stratejik noktada yer alan iki köyün kontrolünü ele geçirirken, Moskova, son haftalarda çıkan Rusya’nın İdlib ve çevresinde hastaneler de dâhil olmak üzere sivil tesisleri hedef aldığına ilişkin haberleri yalanladı. Moskova, “Beyaz Baretliler” adlı sivil toplum kuruluşunu “yanıltıcı bilgilerle Rusya'nın imajını sarsmaya çalışmakla” suçladı. Öte yandan Rusya Savunma Bakanlığı, Suriye hava sahasındaki uçuşların “minimuma” indirildiğini açıkladı.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) dün, Suriye rejim güçlerinin ülkenin kuzey batısındaki iki köyü yoğun hava ve kara bombardımanlarının ardından muhaliflerden geri aldığını duyurdu. Muhalifler, Nisan ayının sonundan bu yana bölgede Rusya’nın desteğiyle saldırı başlatan rejim güçlerine yönelik karşı saldırıları sırasında Hama’nın kuzeyindeki el-Cebin ve Tel Melah köylerini Haziran ayı başlarında kontrol altına almıştı.
Bölgedeki muhalif savaşçıların komutanlarından biri, ağır bombardımanların ardından iki köyden geri çekilmek zorunda kaldıklarını açıkladı.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), Suriye’nin kuzeybatısında son üç aydır şiddetin artmasıyla 400'den fazla sivilin hayatını kaybettiğini ve 440 binden fazla insanın yerinden edildiğini kaydetti. OCHA, bombalama ve hava saldırılarında “varil bombası gibi yasaklı silahların” kullanıldığını da ekledi. Suriye ordusunun devam eden iç savaş sırasında helikopterlerle bu tür silahları yaygın olarak kullandığı belgelenmişti.
Diğer yandan hedef alınan bölge, Suriye topraklarının “her santimini” geri alma andı içen Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in muhalifleri için önemli noktalardan biri. Her ne kadar Esed, geri alma andı içse de rejim güçleri son saldırılarında önemli kazanımlar elde edemedi.
Rusya, sivil tesislerin hedef alınması haberlerini yalanladı
Öte yandan Rusya Genelkurmay Başkanlığı Ana Harekât Dairesi Başkanı Sergey Rudskoy dün düzenlediği basın toplantısında, Suriye'deki duruma ilişkin açıklamalarda bulundu. Rudskoy’un açıklamaları genel olarak insan hakları kuruluşları ve BM’nin, Rus savaş uçaklarının sağlık merkezleri ve sivil tesisleri vurduğuna dair suçlamalarına cevap vermeye odaklıydı.
Üç aydır İdlib ve çevresini hedef alan askeri operasyonlara değinmekten kaçınan Rudskoy yalnızca, “İdlib bölgesinden militanların saldırıları son dört ayda 110 Suriye askeri ve 65 sivilin ölümüne neden oldu” dedi. Rudskoy ayrıca, “Teröristler, roketatar ve insansız hava aracı (İHA) kullanarak Suriye'deki Hmeymim Hava Üssü’ne yönelik saldırılara yeniden başladılar” diye konuştu.
Rusya ve Türkiye'nin ateşkes bölgelerini doğru bir şekilde belirlemek için önlemler aldığını belirten Rudskoy, militanlara ait silah ve mühimmat depolarının tespiti ve yok edilmesi için Türkiye ile birlikte çalıştıklarını sözlerine ekledi. Rudskoy, “Türk meslektaşlarımızla yoğun iş birliği içerisinde Türkiye ve Rusya arasındaki anlaşma sonucu oluşturulan silahlardan arındırılmış bölgedeki durumun normalleşmesiyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Suriye’deki militanlara ait silah depolarının tespiti ve yok edilmesine yönelik birlikte önlemler alıyoruz” ifadelerini kullandı. Rus savaş uçaklarının hedeflerini, bir ön koordinasyon sonrasında belirlediklerini söyleyen Rudskoy, hedef noktanın en az 3 bağımsız kanal tarafından teyit edildiğini ve vurdukları noktaların doğru koordinatlara dayandığını belirtti.
Yeni bir gerginlik ihtimaline karşı uyaran Rudskoy, şu anda gizli bir hareket kaydedildiğini ve militanların İdlib'deki Gerginliği Azaltma Bölgesi’nin güneybatısında yoğunlaştığını söyledi. İdlib kuzey bölgelerinden en az 500 Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) üyesinin yeniden konuşlandığını belirten Rudskoy, operasyonlar için hazırlıkların sürdüğünü aktardı.
Bununla birlikte Rudskoy, Beyaz Baretliler’in Rusya’nın sivil bölgeleri hedef aldığı şeklindeki suçlamalarını, “Rusya’nın İdlib’deki eylemlerini itibarsızlaştırmaya yönelik dezenformasyon kampanyası” olarak nitelendirdi. Rudskoy, Beyaz Baretliler’i, Rusya’nın imajına sarsmaya yönelik “uyarlama videolar” çekmekle suçladı.
Rudskoy, Rus uyduları ve İHA’larından alınan görüntülerin, Beyaz Baretliler tarafından Rus savaş uçaklarının bombardımanlarına maruz kaldığı belirtilen Ma'arat el-Nu'man’daki pazar yerinin hedef alınması konusunda hatalar olduğunu doğruladığını söyledi.
Rodskoy, hava saldırısı düzenlendiği iddialarının ardından Rus İHA’larının, Ma’arat el-Nu’man’da bir pazar yerinin vurulduğunu, 24 ve 26 Temmuz’da pazar yeri ve çevresindeki alanları fotoğraflayarak iki kez doğruladığını kaydetti.
Öte yandan Rodskoy, Suriye’deki Rusya Hava Kuvvetleri’nin uçuşlarının minimuma indirildiğini ve şu andaki uçuşların yalnızca savaş eğitimi ve keşif amaçlı yapıldığını açıkladı. Rodskoy, Suriye'deki Rus Hava Kuvvetleri’nin terörle mücadele görevlerini sürdürmeye hazırlık amacıyla eğitim faaliyetleri yürüttüğünü söyledi.
Fırat'ın doğusundaki durum
Fırat'ın doğusundaki son duruma değinen Rodskoy, Washington ve DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) tarafından kontrol edilen bölgede, Haziran ve Temmuz aylarında, 225 kişinin öldüğü 300 terör saldırısı yaşandığını söyledi.
Washington’a yönelik “militanları kendi özel gündemlerini uygulamak için eğitmeye devam ettiği” suçlamasını yineleyen Rodskoy, Suriye’deki ABD birliklerinin Fırat’ın doğusunda bulunan petrol sahalarını yağmalamakla meşgul olduğunu vurguladı. Suriye’nin milli servetinin çalındığını söyleyen Rodskoy, “Fırat’ın doğusunda bulunan petrol sahalarında petrol üretimi ve satışı organize edilmiş durumda. Ortada Suriye petrolünü sınır ötesine taşımak için yapılmış bir suç planı var” diye konuştu. Suriye’de ABD’li özel şirketlere ait asker sayısının son dönemde hızlı bir şekilde arttığına dikkati çeken Rudskoy, bu bölgedeki ABD’li özel asker sayısının 3 bin 500’ü aştığını söyledi.
Bununla birlikte Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, daha önce yaptığı bir açıklamada, ülkesinin ABD’nin Fırat'ın doğusundaki hareketlerini yakından takip ettiğini ve bu hareketlerin Suriye topraklarının yeniden birleşmesini engelleme girişimi olduğunu gördüğünü belirtmişti. Aynı tarihlerde ise Rodskoy, ABD’li eğitmenlerin Suriye et-Tanf’daki 55 kilometre karelik bölgede “Devrimci Komando Ordusu” adlı silahlı bir oluşum hazırladıklarına dikkati çekmişti. Rodskoy, ABD kontrolündeki et-Tanf bölgesinde eğitilen savaşçıların bir kısmının ABD Hava Kuvvetleri helikopterleri tarafından Fırat’ın doğusuna transfer edildiğini ve en iyi eğitimlilerin, sabotaj saldırılarıyla rejimin kontrolü altındaki alanları istikrarsızlaştırmak için bu bölgelere gönderildiğini de belirtmişti. Söz konusu savaşçıların görevinin petrol ve doğal gaz altyapısını sabote etmek ve yok etmek olduğunu belirten Rodskoy, Süveyde, Tedmur ve Elbukemal’de ortaya çıkan bu savaşçıların aynı zamanda rejim güçlerine karşı terör eylemleri düzenlemekle görevli olduklarını da ekledi.
Bununla birlikte Washington’u Rukban Kampı’nda “insani felakete” yol açmakla suçlayan Rodskoy, hastalıktan, yemek ve bakım eksikliğinden ölen yüzlerce insanın mezarlarının acımasızca kamp duvarının arkasına kazıldığını söyledi. Uydu görüntülerinin bu durumu doğruladığını ifade eden Rodskoy, Rukban Kampı’nda uzun zamandır devam eden ciddi insani krizleri çözmek için hiçbir şey yapmadığını söylediği ABD’yi sivil ölümlerinden sorumlu tuttu.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.