Lübnanlı aşiretler Hizbullah ve Esed kıskacında

Bekaa ilinin Yunin kasabasında iki aşiret arasındaki çatışmaların sonucunda yanan arabalar (Sosyal medya)
Bekaa ilinin Yunin kasabasında iki aşiret arasındaki çatışmaların sonucunda yanan arabalar (Sosyal medya)
TT

Lübnanlı aşiretler Hizbullah ve Esed kıskacında

Bekaa ilinin Yunin kasabasında iki aşiret arasındaki çatışmaların sonucunda yanan arabalar (Sosyal medya)
Bekaa ilinin Yunin kasabasında iki aşiret arasındaki çatışmaların sonucunda yanan arabalar (Sosyal medya)

Bir hafta önce Lübnan’ın kuzeyindeki Bekaa ilinin Yunin kasabasındaki bir düğünü kıyıma çeviren olaya dair anlatılar çeşitleniyor. Gelin ile damadın hayatlarının en güzel gününü Âl-i Emhez, Zaiter ve Yasin aşiretlerine mensup aileler için uğursuz bir hatıraya dönüştüren bu olay, yerel medyada kendine geniş bir yer buldu.
İlginç olan bu olayın, Lübnan’ın kuzeyindeki turizm bölgesi Baalbek’teki kan davası ve süregelen intikam meselelerini ortadan kaldırmak için başlatılan yeni bir faslın arifesinde, yine bir aşiret üslubuyla yaşanmış olmasıdır. Hâlbuki devlet, iki Baalbekli aile arasındaki intikam davasını bitirecek bir uzlaşma sağlanması için güvenlik, siyaset ve parti düzlemindeki faaliyetlerini yoğunlaştırmıştı. İntikam, kabile adet ve geleneklerinin merkezinde yer almaktadır. Lübnan’daki Bekaalı aşiretleri bir intikam döngüsüne sokan Yunin Olayı’ndan sonra ışığı, Bekaalı aşiretlerin tarihine, birbirleri ve bu aşiretlerin mensupları arasındaki temel siyasi güç olan Hizbullah ile olan ilişkilerine tutalım.
Geleneksel tablo
‘Aşiret’ kelimesini duyduğunda insanın hayalinde, deveye binip bir otlaktan diğerine taşınan bir grup erkek, kadın ve çocuk canlanabilir. Ya da elinde tüfekle dolaşıp ateş edecekleri kimselerin peşinde koşan geleneksel Arap kıyafeti içerisindeki adamlar akla gelebilir. Bu hayale gelen görüntülerin kaynağı, kamusal imgelemde aşiretler hakkında çizilen ve bu aşiretlerin gelişmek ve var oldukları bölgelerde nüfuzlarını yaymak için uyguladıkları şiddet ve yağma ile ilişkilendirilen ön resimlerdir. Sinema filmleri ve söylentiler de onların yaşamak için istilaya ve egemenlik kurmak için savaşmaya dayandığına dair bir imaj çiziyor. Gelgelelim Bekaa ilinin Hermel kırsalındaki Lübnanlı aşiretler ne daha önce yani geçen yüzyılın başlarında böyle bir görüntü verdi ne de şimdi üçüncü bin yılın başlarında veriyorlar.
Siyasi bakımdan Lübnan’daki aşiret liderleri, siyasi hayatın cilvelerine erkenden katıldı. Fransız manda yönetiminde başlayan bu etkinlik, önce bağımsızlık dönemine, daha sonra Şihabi devrine dek taşındı. Ardından Suriye vesayeti ve Hizbullah’ın bu aşiretlerin bulunduğu yerde ortaya çıkarak güçlü bir toplumsal bileşen olarak gücünü ispat ettiği zaman da devam etti. Taif Anlaşması’nın imzalanmasından sonra ise Lübnan için yeni bir siyasi çağ açıldı.
Tüm bu aşamalarda Hermel kırsalındaki aşiretler, Lübnan siyasetinin merkezinde yer alırken sembol isimlerden biri olan Sabri Hamade, Temsilciler Meclisi Başkanlığını uzun yıllar elinde tuttu. Aşiretleri, yasadan ve devlet otoritesinden bağımsız hareket eden toplulukları olarak gösteren tablodan farklı olarak bu aşiretlerin peş peşe gelen Lübnan yönetimlerinde temsilcileri vardı. Bu temsilciler ise gerek seçilmiş milletvekilleri oluyor gerekse ‘pay’laşma ve merkez dağılımı yoluyla kamusal görevlerde yer alıyordu. Bununla beraber aşiret üzerindeki etki ve kontrol, her aşamadaki siyasi koşullara ve aşiret içerisinde mensup olunan ‘kolun’ gücüne göre kişiden kişiye farklılık gösteriyor ve bu da söz konusu şartlara göre aşiretin iktidardaki temsilci grubunu değiştiriyordu.
Aşiret burada
Gelişiminin bu aşamasında aşiret, toparlayıcı bir otoriteyi sonuç vermeksizin kollardan meydana gelen tutucu bir topluluk olarak tarif edilebilir. Tutuculuk (asabiyet) aşiret içerisinde artık bir kenetlenme haline yol açmıyor ve toparlayıcı bir iktidar oluşturmuyor. Ancak bu, Lübnan’da aşiretlerin tutucu yapısının tamamen bozulduğu anlamına da gelmez. Bununla birlikte ‘Yerel Toplumda Aşiret, Bir Devlettir’ adlı kitabın yazarı Sosyoloji Doktoru Fuad Halil’e göre bu tutucu yapının, tarihsel biçiminden henüz netleşmemiş başka bir biçime geçiş yaptığı söylenebilir. Halil, aşiretin tarihsel biçimini kaybedişini, modernlik, eğitim, iş gücü piyasası ile bütünleşme, göç ve siyasi ve mezhep temelli partilere katılma gibi sebeplere dayandırıyor.
Aşiretler ve Esed vesayeti
Suriye rejimi, savaşların başlangıcında, özellikle de ‘İki Yıl Savaşının’ (Lübnanlı sol silahlı grupların yanı sıra Filistinli silahlılar ile Lübnanlı sağ silahlı grup arasında yaşanan Lübnan iç savaşının ilk aşaması) ardından Lübnan’a girdiğinde Lübnanlı aşiretlere yaklaşmaya çalıştı ve Lübnan ve onun siyasi yapısı ile Lübnan’daki tutuculuğun tüm biçimlerini kontrol etmek için çizdiği siyasi projesine katmak suretiyle bu aşiretleri asimile etmeye çalıştı. Nitekim aşiret, bu yapının mütemmim cüzlerindendi. Lübnan’a gelen Suriye rejimi, ordu ve istihbarat teşkilâtı aracılığıyla aşiret liderlerinin büyük bir kısmı ile ilişki kurmayı başardı. Bu liderler, aşiret sistemi içerisindeki özel konumlarını muhafaza etmekle birlikte Suriye’nin, Lübnan siyasi sistemini, bileşenlerini ve dengelerini yönetme projesine katıldılar.
Diğer kabileler ise bu projeye katılmayı reddetti ve bu durum, Suriye ordusu ile bu aşiretler arasında birtakım sorunların patlak vermesine sebep oldu. Bu sorunların başında Alave aşireti ile Suriyeliler arasında meydana gelen çatışmalar geliyordu.
Suriye’nin aşiretlere yönelik asimilasyon bir aşireti diğerinin önüne geçirmek suretiyle gerçekleşiyordu. Mesela öne geçirilenlere yerel toplumda büyük bir iktidardan faydalanma imkânı veriliyor, Suriye hâkimiyeti ve gücü, onlara politikalarını Lübnan siyasi rejiminde ve devlet yönetimlerinde uygulama fırsatı tanıyordu. Lübnan’da Suriye rejimi ile bir ilişki kurulmasına karşı çıkan ekip ise Lübnan iktidarı içerisinde fırsat elde edemeyip muhalefette kaldı ve merkezî bir otorite kendisine saldırdığında aşiretlerin başvurabileceği her şeyi yaptı. Bir diğer deyişle Suriye tasarısı içerisinde yer almayan muhalif aşiretler, yerel iktidarlarını korudular, ancak siyasi olarak artık etkin olamadılar.
Suriye vesayet rejimi, bir aşireti, Hermel kırsallarında veya Baalbek-Hermel bölgesindeki bir başkasının aleyhine yükseltmeyi başardı. Bunu da adaylarının belirli bir aşiretin iktidar listesine göre seçildiği milletvekili seçimleri yoluyla veya herhangi bir aşiretten hükümete bakan atayarak ya da ‘pay’laşmaya dayalı görevlendirme suretiyle gerçekleştirdi. Suriye’nin aşiretlere yönelik izlediği bu yöntem, onların dağılmasına ve birliğinin zayıflamasına katkı sağladı. Zira geride kalanın öne geçirilmesi ve tarihsel anlamda iktidar sahibi olanın da geride bırakılarak ikinci plana atılması sonucunda birtakım düşmanlıklar baş gösterdi. 1975-1982 yılları arasında aşiret lideri halen iktidar sahibiydi ve aşiret, kuzeydeki Bekaa’da yerel toplumun temel yapı taşıydı.
Aşiretler ve Hizbullah
Dini ve ideolojik bir parti olan Hizbullah, tabanını ve elemanlarını yalnızca Şii mezhebinden ve farklı toplumsal yapılardan toparlayabildi. 1982-85 yılları arasında, yani partinin kurulup faaliyetlerine başlayacağını ilan ettiği aşamada Hizbullah, Lübnan Şiilerinin yaşadığı birçok bölgedeki Şii ailelerin arasına daldı ve asıl kadrosunu dağılmaya başlayan bu ailelerin üyelerinden oluşturdu. Aileyi ve aşireti terk edip henüz yeni kurulan zayıf bir partiye yönelen bu kimseler, ya ailenin gücünü ve etkinliğini zayıflatıyor ya da tüm aileyi bu partiye katılmaya zorluyordu.
1985 yılında kurulduğu duyurulduktan sonra Hizbullah, kendisini kuzey Bekaa bölgesinde etkin ve dengeleyici bir güç olarak dayatabildi. Böylece bu bölgedeki siyasi ve sosyal egemenlik sahnesini, Suriye varlığı ve Hizbullah ile aşiret tutuculuğunun yükselişi ile sınırlandırmak mümkün hale geldi. Bu durum Hizbullah’a her şeyden önce ailenin tutucunu yapısını bozma ve kendi örgütsel ve çoğulcu yapısını güçlendirme imkânı verdi. Bu şekilde aşiret ve aile dengesine dayalı olan yerel toplum içerisinde kendisini dengeleyici bir güç olarak dayatır oldu. Hizbullah’ın bu denkleme dahil olması yeni bir dengeye yol açtı. Aşiret kendi halinde bir iktidar olduğu ve aşiretler, türü ne olursa olsun bir parti lehine iç iktidarından kolayca vazgeçmeyecekleri için bu yeni dengeden ürktü. Hizbullah’ın toplumuna güçlü bir şekilde girmesiyle ikili arasında bir birlikte yaşam ilişkisi meydana geldi. Ancak bu ilişki, bütünleşme veya bağlılık ilişkisi olarak tarif edilemez. Zira aşiret, bu birlikte yaşam ilişkisine daha çok merkezî bir güç tarafından kuşatıldığında başvuruyordu. Suriye ile siyasi ilişkiler geliştiren aşiretler ise bu ilişkiyi, yeni Hizbullah iktidarı ile bir denge oluşturmak için kullandı. Aynı şekilde Suriye’ye muhalif olan aşiretler de bölgedeki Suriye tahakkümünün sebep olduğu dengeyi değiştirmek uğruna Hizbullah bir ilişki kurma yoluna girdi. Merkezî veya iktidar sahibi aşiret, Hizbullah’ın nüfuzuna başkaldırınca Hizbullah, aşiret tutuculuğuna sahip olmayan kollara başvurdu. Genellikle aşiret içerisindeki merkezî otoriteyi takip eden ve ne parası ne de yeri olup sınırlı bir mal varlığını taşıyan bu kolların, toplumsal ve siyasi durumlarını iyileştirmek için Hizbullah’ın desteğine ihtiyacı vardı. Hizbullah’ın verdiği ister manevi destek ister maddi destek olsun, fark etmezdi. Örneğin Lübnanlı Emel Hareketi’nin kurucusu İmam Musa Sadr keskin zekâsını kullanarak, aşiretlerle, hareketinin bir parçası olduklarında değil, kendi özelliklerine ve iktidarına sahip olduklarında başa çıkabileceğini kavradı (Âl-i Hamade, Zaiter, Şemas, Dendeş ...). Bundan dolayı aşiretler, Musa Sadr’ın hareketine Hizbullah’tan daha yakın durdu. Burada kastedilen, güçlü ve dayanıklı otoriteye sahip tutucu aşiretlerdir. Buna karşılık ‘ikincil kollar’ (el-Musevi, et-Tufeyli, Hacı Hasan …), dini gerekçeler, eşitlik çağrısı, siyasi koruma talebi ve iktidar gibi sebeplerle Hizbullah’a yakınlaştı.
‘İkincil kollar’, Hizbullah’ın korunaklı aşiret kalesini yıkmak için kullandığı vesile idi. Başlangıçta yerel otoritelerine ve kurumsal tutuculuğuna yönelik tehdidi sebebiyle Hizbullah’ın genişlemesine karşı duran bu kollar, aynı zamanda aşiret kültürüne, din ve Şiilik bakımından nüfuz etmenin de bir yoluydu. Böylece aralarında din adamlarının da bulunduğu aşiret dindarlarını kendine çekti. Bu, aşiret için yeni ve garip bir durumdu zira yağma, iktidar ve şiddete dayalı kadim biçimiyle aşiret yapısı, din adamlarına ihtiyaç duymazdı.
1980’lerin sonunda aşiret, içerideki tutuculuğun hafiflemesinden ötürü etkin olduğu toprakları kaybediyordu. Aşiretlerin iş pazarına girişi, kaçakçılık ekonomisi, eğitim, istihdam ve farklı mali gelirlerle desteklenmesi bu tutuculuğun gerilemesine katkıda bulundu.
Bu dönüşümler bağlamında ve sebebiyle aşiretler içerisinde düşmanlıklar ve çekişmeler yaşandı ve ‘aşiret’, (Lübnan’daki iç savaşı bitiren) Taif Anlaşması dönemine, tutuculuğunun dağılması yönünde aşamalı bir şekilde ilerlerken girdi. Bu durum onun varlığı için bir tehdit.
Fidil Subeyti’nin Independent Arabia’da yayınlanan analizi



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.