BM'nin Yemen personeli hakkında 'gizli' yolsuzluk soruşturmaları

Yemenli çocuk, açlık ve hastalıkla boğuşuyor (AP)
Yemenli çocuk, açlık ve hastalıkla boğuşuyor (AP)
TT

BM'nin Yemen personeli hakkında 'gizli' yolsuzluk soruşturmaları

Yemenli çocuk, açlık ve hastalıkla boğuşuyor (AP)
Yemenli çocuk, açlık ve hastalıkla boğuşuyor (AP)

“Milyonlarca kişinin aç kalmasının tek suç olmadığını söylediğimi asla unutmuyorum. Aksine insani kuruluşların binalarının, arabalarının kullanılması ve kaçakçılık da birinci dereceden savaş suçudur. İlgili çalışanlar kendilerinden utanmalıdır.”
AP haberine göre bu ifadeler, Yemen Gençlik ve Spor Bakanı Yardımcısı Dr. Hamza el-Kemali’ye ait. Kemali, yaptığı açıklamada Husi milislerle yapılan yolsuzluk, işbirliği ve savaşlarda onlara katılma suçlamasıyla Birlemiş Milletler’in (BM), Yemen’deki ofislerinde çalışan yetkili ve görevliler hakkında yürüttüğü soruşturmaların açığa çıktığını ifade etti.
10 Eylül 2017 tarihinde Şarku’l Avsat, “Uluslararası insani kuruluşların Yemen’deki rolüne dair eleştiriler ve sorular” başlıklı bir haber yayınladı. Haber, Yemen’deki kilitli BM yardım kapısını çaldı. Yemen’le ilgilenen Yemenli ve Körfez bölgesinden aktivistlerin yardım kuruluşlarının rolüne dair görüşlerine yer verdi.
Bu haber iki yıl önceye aitti. Yemenli aktivistlere “krizin uzamasının sırrının ortaya çıktığı ve savaşın, dar ve kişisel amaçlar uğruna besleyenlerin var olması sebebiyle uzadığı” açıklaması uyarınca soruşturmanın gürültüsü gelmeden önceydi.
BM yetkilileri, Şarku’l Avsat’a soruşturmaların devam ettiğini açıkladı. Ancak gizli şekilde yapıldığını da belirttiler. Soruşturmaya ve sonuçlarına dair gizliliğin kalkacağı hususunda da emin değiller.
BM kaynaklarının Şarku’l Avsat’a aktardığına göre Yemen’deki İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), soruşturmalara cevap vermeye hazır.
Yemen hükümeti yetkilileri de soruşturmaların gizliliğinin kaldırılması ve sorumluların cezalandırılması çağrısında bulundu.
Bu çerçevede Yemenli Bakan Yardımcısı Hamza el-Kemali, “Bu raporların ayrıntılarının tam olarak açıklanması, kamuyla paylaşılması ve faillerin cezalandırılması gerekiyor. Ama ilk önce hükümet, doğru yolu takip ettiğinden emin olması için tüm bu kuruluşlarla ilişkilerinin yolunu ve mekanizmasını değiştirmek zorunda” ifadelerini kullandı.
Yemenli siyasi analist Bera Şiban da Şarku’l Avsat’a, “Birçok Yemenli aktivistin ve bizim kayda değer yolsuzluğun varlığına dair uyarılarımıza rağmen, BM ofislerinin Sana’nın içerisinden çalışmakta ısrar etmesi dolayısıyla bu büyük skandal ortaya çıktı. Husiler, kuruluşların gruba faydası olmadan çalışmalarına izin vermez” dedi. Şiban ayrıca, “Kanıtların varlığı şimdi BM raporlarının güvenilirliğini tehlikeye sokuyor. Bu raporların geçmiş dönemde siyasallaştırılmadığına inanmamız mümkün değil” şeklinde konuştu.
Kanıtlara el koyma
Hikaye, Ekim 2018’de yaşanan dramatik bir sahne ile başlıyor. BM’ye bağlı soruşturmacılar, Sana Havalimanı içerisindeki gidiş salonunda toplanarak, yanlarında taşıdıkları (Dünya Sağlık Örgütü (WHO) mensup personellerden toplanan dizüstü bilgisayarlar ve harici bellekler) önemli kanıtları terk etmeye hazırlanıyordu. Soruşturmacıların, Yemen’deki BM ofisi içerisinde yolsuzluk ve dolandırıcılık yapıldığına dair kanıtları bu bilgisayarlarda barındırdığına inanılıyor. Ama 6 eski yardım personeli ve analistin AP’ye açıklamasına göre, uçağa binmeden önce, Yemen’in kuzey bölgelerini kontrol eden Husi milislerden silahlı adamlar, havalimanının salonuna baskı yapmış ve bilgisayarlara el koymuştu. Söz konusu soruşturmacılar, bu saldırıdan zarar görmemişti, ancak yanlarında herhangi bir kanıt olmadan seyahat etmişti.
İsminin verilmesini istemeyen söz konusu 6 yetkiliye göre Husi milisler, isyancı gruba bağlı Dünya Sağlık Örgütü personelleri tarafından “yardım paralarında dolandırıcılık yapıldığının açığa çıkmasına dair endişe duydukları” hususunda bilgilendirilmişti.
Bu sahne, Yemenlileri 5 yıllık bir iç savaşın ortasında kendilerine bağışlanan gıda, ilaç ve paralardan mahrum bırakan yolsuzluğa karşı devam eden mücadelenin bir başka bölümü.
BM milisleri
BM’de devam eden iç soruşturmalara ve gizli belgelere aşina bazı isimlere göre, savaşın neden olduğu insani krizle başa çıkmak için gönderilen BM’ye bağlı 12 yardım çalışanı, ülkeye akın eden yardımların milyarlarca dolarıyla zenginleşmek için çeşitli taraflardan Husi milislerin saflarına katılmakla suçlanıyor.
Aynı şekilde Hamsa el-Kemali de “Savaşın ilk anından itibaren BM kuruluşlarının Husi milisleri destekleyerek savaşı beslediği ve uzattığına dair uyarı yapıyoruz. Bu raporun açıklamaları şok edici ve trajik” ifadelerini kullandı.
Anlaşma belirsizliği
AP, soruşturma belgelerine ulaştığını ve eski 8 yardım personeli ve iki hükümet yetkilisiyle görüşmeler gerçekleştirdiğini açıkladı. Ana fikir, WHO içerisindeki mali denetçilerin, vasıfsız kişilerin yüksek maaşlı pozisyonlara atanması, milyonlarca doların kurum personellerine ait kişisel banka hesaplarına yatırılması, uygun belgelerin bulunmadığı şüpheli anlaşmaların onaylanması ve tonlarca ilaç ve yakıtın Yemen dışındaki kuruluşlara bağışlanması iddialarına dair soruşturma yürütmesi etrafında dönüyor. 
Yemenli bir aktivist, yaptığı açıklamada, BM kuruluşları tarafından ortaya koyulan uygulamaların memnuniyetle karşılandığını, ancak bu memnuniyetin “iç savaşın başlamasından bu yana her iki çatışma tarafındaki yerel yetkililerin kasalarına giren veya kaybolan yardım programlarından temin edilmiş mallar ve fonlardaki milyarlarca doları takip etmek için” gerekli soruşturma düzeyinin gerisinde kaldığını ifade etti.
Geçen 3 ay boyunca internet üzerinden “Para nerede?” adıyla başlatılan bir kampanya çerçevesinde çok sayıda aktivist, yardımların şeffaflığına dair baskı yaptı. Aktivistler, BM’den ve uluslararası kuruluşlardan, 2015 yılından bu yana Yemen’e ödenen milyarlarca doların nereye gittiğini gösteren mali raporlar yayınlanmasını istedi. Geçen yıl da AP, uluslararası bağışçıların, Yemen’deki insani çabalar için 2 milyar dolar taahhüt ettiğini açıkladı.
BM, Yemen’de faaliyet yürüten programları ortaya koyan “Sonuçları açık hale getirin” adlı bir kampanyayla yanıt verdi. Ancak kampanya, yardım fonlarının nasıl harcandığına dair finansal raporlar sunmadı.
Aynı şekilde Bera Şiban, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yemenli aktivistler tarafından başlatılan kampanyanın haklı çıktığını, soruların meşru olduğunu ve BM ofislerinin, bazı kuruluşların personelleri tarafından yapılan yolsuzluğun net kanıtlarının varlığı dolayısıyla bu soruları cevaplayamadığını belirtti.
Bir köpeğe bakmakla sorumlu personeller
Soruşturmaya aşina 3 kaynağa göre Yemen’deki WHO ofisinin yürüttüğü bir soruşturma, 2016 yılından Eylül 2018’e kadar kuruluşa bağlı Sana ofisi başkanlığını yürüten İtalyan doktor Nevio Zagaria tarafından yanlış yönetilme iddiasıyla Kasım ayında başladı.
Soruşturmaya dair tek açıklama, 2018 yılında iç mali denetçilerin küresel faaliyetler hakkındaki yıllık bir raporun 37 sayfasında yapıldı. Rapor, Zagaria ismini ise kapsamıyor.
Mayıs ayında yayınlanan rapor, Yemen ofisinde yapılan mali ve idari kontrollerin “yetersiz” olduğu sonucuna vardı. Rapor ayrıca, atama prosedürlerinde usulsüzlükler yapıldığına ve uygulamalarda kontrol eksikliği olduğuna dikkati çekti.
Öte yandan WHO sözcüsü Tarık Jasarevic de soruşturma başlatıldığını doğruladı. Jasarevic, Zagaria’nın Eylül 2018’de emekli olduğunu ifade ederken, ancak AP’nin yayınladığına göre Zagaria’nın soruşturma altında olup olmadığını ne doğruladı ne de inkar etti.
Tarik Jasarevic, “İç Kontrol Hizmetleri Ofisi, şu anda gündeme getirilen tüm sorunları araştırıyor. Bu sürecin gizliliğine saygı göstermeliyiz. Belirli konuların ayrıntılara dair açıklama yapamıyoruz” şeklinde konuştu. Aynı şekilde Nevio Zagaria da AP’nin kendisine gönderdiği e-postaya yanıt vermedi.
Zagaria’nın, 20 yıldır WHO’da görev yaptığını hatırlatan Jasarevic, yetkilinin Filipinler’deki 4 yıllık görevinin ardından Aralık 2016’da Yemen’e geldiğini ifade etti.
İsminin verilmesini istemeyen 3 kaynağa göre Zagaria, daha önce Filipinler’de yanında çalışan 2 genç personeli işe aldı ve bu personellerin, yüksek maaşlı işlere terfi etmesini sağladı.
Biri Filipinli bir üniversite öğrencisi diğeri eski bir stajyer olan söz konusu 2 personelin tek işlerinin, Zagaria’nın köpeğine bakmak olduğu belirtildi. Yardım alanında çalışan eski bir çalışan, “Verimsiz olan, ancak yüksek maaşla çalışanlar iş kalitesini zayıflattı” dedi. İddiaya göre Zagaria, bir personel tarafından sunulan şüpheli sözleşmeleri de prosedürleri yerine getirmeden onayladı.
Husiler, BM ile çalışıyor
Belgeler, yerel şirketlerin WHO’ya bağlı Aden ofisine hizmet vermek üzere sözleşme yaptığını, daha sonra WHO’daki personellerin arkadaş ve akrabalarının işe alındığını, verilen hizmetler karşısında yüklü maaşların ödendiğini ortaya koydu. Belgelere göre bu şirketlerden birini sahibi, ofisin bir personeline nakit para teslim etti. Ofisin faaliyetlerine aşina dört kişi, Tamima el-Guli adlı bir WHO personelinin, en tehlikeli Husilerden biri olduğunu ifade etti. Kaynaklar, kendisinin dizüstü bilgisayarlarla seyahat ettiğini, sahte isimler kullandığını, kendi maaşlarının yanı sıra kişileri terfi ettirmek için de rüşvet aldığını belirtti. Kaynaklar, Tamima el-Guli’nin kocasının da Husiler arasında önde gelen bir üye olduğuna dikkati çekti.
Kaynaklara göre el-Guli, işten uzaklaştırıldı, ancak WHO’nun bir personeli olmaya devam ediyor. AP’nin kendisiyle iletişim kurma girişimlerine ise yanıt vermedi.
Doğrudan fonlar
WHO’nun prosedürlerine göre yardım fonları, kriz durumunda mal alım ve hizmet hızını artırmaya yönelik bir önlem olarak, doğrudan personel hesaplarına aktarılabilir. Bu çerçevede WHO yaptığı açıklamada, bu durumun Yemen’deki bankacılık sektörünün tam olarak faaliyet göstermediği göz önüne alındığında uzak bölgelerdeki faaliyetleri korumak için gerekli olduğunu belirtti.
Bu tür önlemler, acil durumlarla sınırlı olduğundan dolayı bu tür doğrudan transferler için harcama koşullarını belirtmeye gerek duyulmuyor. Bu bağlamda iç belgelere göre Zagaria, belirli personeller için 1 milyon dolarlık doğrudan fon transferini onayladı. Bununla birlikte, çoğu durumda da fonların nasıl harcandığı bilinmiyor.
Öte yandan iç belgelere ve yetkililerle yapılan görüşmelere göre, Zagaria’nın kontrolü altında faaliyet gösteren, WHO’ya bağlı Aden ofisi başkanı Ömer Zeyn de kişisel hesabında yüz binlerce dolarlık yardım fonu bulunduruyor. Zeyn ayrıca, bu fonun yarısından fazlasının ne için harcandığını da açıklayamıyor.
Yemen’in güneyindeki yardım faaliyetleri hakkında birinci elden bilgi sahibi 4 kişi, Zeyn’in Aden merkezli Yemen hükümetindeki Sağlık Bakanı’na resmi danışman olarak hizmet ettiğini, el-Mukelle şehrinde gıda programları yürütmek için BM ile 1,3 milyon dolarlık bir sözleşme imzalayarak, kar amacı gütmeyen bir kuruluşu yönettiğini ifade etti. Kaynaklar, bu düzenlemelerin çıkar çatışmasına yol açtığını da söyledi.
Ömer Zeyn, AP’ye bu konuya dair açıklama yapmayı reddederken, Sağlık Bakanlığı’ndaki görevinden istifa ettiğini belirtti. Yolsuzluktan dolayı soruşturulup soruşturulmadığına ilişkin bir soruya da “Bu haberi size kim sızdırdıysa, bu soruyu cevaplayabilir” yanıtını verdi.
Darbeciler, BM araçlarını kullanıyor
WHO, Yemen’deki personelleri tarafından ihlallerin yapıldığı iddialarını araştıran tek BM kuruluşu değil. Soruşturmaya aşina 3 kaynağa göre, UNICEF de Husi bir yetkiliye kuruluşa ait aracını kullanma izni verdiğinden şüphelenilen Pakistanlı Horam Cavid’i soruşturuyor.
Bu durum, Husi yetkilisine Suudi Arabistan önderliğindeki koalisyonun hava saldırılarından etkili bir şekilde koruma sağlamıştı. Zira UNICEF, çalışanlarının güvenliğini sağlamak amacıyla araç hareketleri hakkında koalisyona sürekli olarak bilgi verir.
Yardım alanında çalışan eski bir yetkiliye göre Cavid, Husilere ait güvenlik birimleriyle olan yakın bağlantısıyla biliniyor. UNICEF’in mali denetçilerinin ülkeye girişini önlemek için de bağlantılarını kullanıyor.
AP, konuya dair görüşmek için Cavid’e ulaşmaya çalıştı, ancak bu girişiminde başarısız oldu. Fakat UNICEF’e mensup yetkililer, devam eden soruşturmanın bir parçası olarak, soruşturma ekibinin bu iddiaları araştırmak için Yemen’e gittiğini belirtti. Yetkililer, Cavid’in bir başka ofise transfer edildiğini söylerken, yerini açıklamayı ise reddetti.
Birçok kişiye göre, BM ile her iki çatışma tarafından yerel yetkililer arasındaki ilişkiler, oldukça yaygın.
Personelleri takip etmek için izinler
Yemen’deki bir BM komitesi tarafından yayınlanan bir rapor, Husi makamların sürekli olarak yardım kuruluşlarına baskı yaptığını ve onlara yandaş atamaya zorladıklarını ortaya koydu.
Yetkililer, kaç personelin Husilere yardım sağlandığının bilinmediğini ifade ederken, son yıllarda yaşanan bazı olayların BM personellerinin Yemen’e sağlanacak yardımlara yönelik hırsızlık faaliyetlerine karıştığını gösterdiğini belirtti.
2016- 2017 yılları arasında yayınlanan bir BM raporu, Taiz vilayeti içindeki Husi milisler tarafından tıbbi edevat taşıyan kamyonların kaçırıldığı birçok olaya dikkati çekti. Aktarılana göre bu yardımlar, daha sonra Suudi Arabistan önderliğindeki koalisyonla savaşan ya da Husi kontrolündeki bölgelerdeki milislere dağıtılmıştı.
Yetkililer ayrıca, bu durumların olaya maruz kalan tüm kuruluşlar açısından skandal olduğunu ve BM’nin tarafsızlığını baltaladığını vurguladı.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.