Madde 370 ve Cammu Keşmir'de Pakistan-Hindistan gerilimi

Hindistan’ın Bangalore şehrinde düzenlenen gösterilerde Hindistanlı kız 370. maddenin kaldırılmasını reddeden pankart taşıyor (EPA)
Hindistan’ın Bangalore şehrinde düzenlenen gösterilerde Hindistanlı kız 370. maddenin kaldırılmasını reddeden pankart taşıyor (EPA)
TT

Madde 370 ve Cammu Keşmir'de Pakistan-Hindistan gerilimi

Hindistan’ın Bangalore şehrinde düzenlenen gösterilerde Hindistanlı kız 370. maddenin kaldırılmasını reddeden pankart taşıyor (EPA)
Hindistan’ın Bangalore şehrinde düzenlenen gösterilerde Hindistanlı kız 370. maddenin kaldırılmasını reddeden pankart taşıyor (EPA)

gerilim, Hindistan hükümetinin Cammu Keşmir eyaletinin özerk statüsünü kaldırarak, eyaleti iki ayrı bölgeye ayırma kararı ile yeniden arttı.
Hindistan'da parlamentonun alt kanadı Lok Sabha (Halk Meclisi), Hindistan Anayasası'nın tartışmalı 370. maddesinin yürürlükten kaldırılması için başkanlık kararını destekleyen ‘Cammu Keşmir Yeniden Yapılandırma Yasasını’ onayladı.
Madde 370 nedir?
Tartışmalı madde, Hindistan kontrolündeki Keşmir’e özel bir statü sağlıyor. Bu maddenin verdiği özerklik statüsü ile eyalet, kendi anayasası, bayrağı ve dışişleri, savunma ve iletişim konuları dışında bağımsız politikaya sahipti. Maddeye göre, 1947 yılında bölünen bölgedeki eski emirliklerin Hindistan’a katılması esastı.
Yeniden Yapılandırma Yasası, bölgenin durumunu, yönetilen bir vilayetten, iki federal bölgeye dönüştürdü. Bunlar; Cammu Keşmur ve Ladakh. Cammu Keşmir’de yasalar geçerli olacak fakat Ladakh için bu geçerli değil.
Hindistan Parlamentosu'nun üst kanadı olan Rajya Sabha, dün, yasa tasarısını 125’e karşı 61 oy ile kabul etti. Muhalefet tarafından reddedilen yasa, iktidardaki Hindistan Halk Partisi'nin çoğunluğu sayesinde kabul edildi.
Hindistan hükümeti ne yaptı?
Hindistan yasasının 370. maddesinin 3. bendi uyarınca Hindistan Devlet Başkanı, 1957'de devlet anayasasını hazırladıktan sonra kendini fesheden Cammu Keşmir Kurucu Meclisi'nin onayı dışında maddede değişiklik yapamaz ve onu lağvedemez.
Moodi hükümeti, Kurucu Meclis ifadesini Yasama Meclisi ile değiştiren bir başkanlık kararı çıkardı. İktidardaki Hindistan Halk Partisi’nin yerel bir Keşmir partisi ile kurduğu ittifaktan çekilmesinden ve Haziran 2018’de yasama meclisini feshetmesinden sonra Cammu Keşmir’e Yeni Delhi tarafından vali atandı.
Bir vilayet hükümeti ya da yasama meclisi olmayınca merkezi hükümet ve parlamento maddeyi iptal etme yetkisini üstlendi.
Başkanlık emrinin ardından parlamento, 370. maddenin yürürlükten kaldırılmasını öneren bir karar sundu. Bunun ardından Hindistan İçişleri Bakanı Amit Şah, Cammu Keşmir ve Ladakh bölgesini ayırma konusunda yeniden yapılanma yasa tasarısı önerdi.
Bu icraat yasal mı?
Bazı uzmanlar kurucu meclisin olmadığı göz önüne alınırsa, başkanlık kararının maddeyi değiştiremeyeceğini ya da lağvedilemeyeceğini söylüyor.
Siyasi analist Eugendra Yadav yaptığı açıklamada, “Kurucu meclis yok. Bu açıkça, maddenin iptal edilemeyeceği anlamına geliyor çünkü sorumlu olan tek kurum artık yok” dedi.
Uzmanlar, kararın temyiz edilmesi için yüksek mahkemeye başvurulacağını ve büyük ihtimalle başkanlık kararının reddedileceğini belirtiyor.
Bundan sonra ne olacak?
370. maddenin iptal edilmesi, Keşmir’in merkezi hükümet tarafından yönetileceği ve bölgesel özerkliğin büyük ölçüde azalacağı anlamına geliyor.
Hindistan parlamentosu tarafından kabul edilen yasa tasarısı ile Cammu Keşmir birleşik toprak olacak, Ladakh bölgesi devletin üçüncü kısmı ve ikinci birlik bölgesi olacak.
Cammu Keşmir’in artık kendi bayrağı olmayacak ve bunun yerini Hindistan bayrağı alacak.
370. maddenin kaldırılmasının ardından yabancıların vilayetten mülk satın almalarını yasaklayan 35A maddesi de kaldırılmıştı. Bu kararla, ülkenin geri kalanındaki Hintliler gayrimenkul satın alabilir ve Cammu Keşmir'deki devlet işleri için başvurabilir. Bu karar, Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgenin demografik yapısının değişmesine ilişkin korkulara neden oluyor. Çünkü Hindistan’ın yönettiği Keşmir, Hindistan’daki Müslümanların çoğunlukta olduğu tek vilayettir.
Yüksek güvenlik önlemleri
Bölgedeki isyancı gruplar yıllardır bölgenin Pakistan ile birleşmesi ya da bağımsızlığını ilan etmesi için Keşmir’in Yeni Delhi tarafından yönetilen bölgesinde konuşlandırılan Hint askerleri ile mücadele ediyor. 
Geçtiğimiz Pazartesi günü 370. maddenin iptalinden saatler önce Keşmir’deki Hint yetkilileri sessiz sedasız iletişimi kesti ve yerel yetkilileri tutukladı. Polis araçları devriye gezdi, eğitim kurumları ve işletmelerin çoğunun kapıları kapandı.
Sokağa çıkma yasağı ve halkın hareketinin kısıtlanması nedeniyle ilaç gibi temel ihtiyaçlar karşılanamadı.
Bu icraatler, benzin istasyonları, ATM’ler bakkal ve marketlerde sıra bekleyen halk arasında paniğe neden oldu. İstasyonların çoğunda yakıtların bittiği belirtildi. Bir polis memuru AFP’ye verdiği demeçte, sokağa çıkma yasağının Pazar günü sona erebileceğini söyledi.
Halk çok sayıda hükümet yanlısı milisin polis merkezine ulaştığını ve ekipmanlarını hükümet binası önünde bıraktığını gördüklerini söyledi.
Pakistan’ın öfkesi
Pakistan’ın Keşmir'deki Hindistan gerilimine tepkisi gecikmedi. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Hindistan hareketini kınayarak, bu adımı yasadışı olarak tanımladı. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Pakistan’ın uluslararası çatışmanın bir parçası olduğu ve yasadışı önlemleri almak için mevcut tüm seçenekleri kullanılacağı ifade edildi.
Siyasi ve askeri liderliği bünyesinde barındıran Pakistan Ulusal Güvenlik Konseyi, İmran Han başkanlığında acil bir toplantı düzenledi. Pakistan, Keşmir’de herhangi yeni bir ‘Hint macerasına’ izin vermeyeceği konusundaki kararlılığını dile getirdi. Pakistan yaptığı açıklamada, Hindistan’ı Pakistan’ın kontrolü altında bulunan bölgelere parça tesirli misket bombası atmakla suçladı.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi üyelerinin büyükelçilerini, Keşmir’deki durumun ciddiyeti ve Hindistan yetkililerinin Keşmir’e karşı tehlikeli icraatler yürüttüğü konusunda bilgilendirdi.
Pakistan genelinde Hindistan karşıtı gösteriler düzenlendi. Başbakan İmran Han Salı günü yaptığı açıklamada, Hindistan'ın anayasal özerkliği ortadan kaldırma kararına karşı BMGK’ya başvuracaklarını belirterek, uluslararası topluma harekete geçmesi için çağrıda bulundu. Modi'nin Hindistan’ı Müslüman karşıtı eylemlere sürükleyerek uluslararası yasaları ihlal ettiğini söyleyen Han, “Eğer dünya bugün harekete geçmiyorsa ve yasalarına uymuyorsa, işler sorumlu olmayacağımız bir noktaya gelecek” dedi.



Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
TT

Güney Kore: Eğitim tatbikatı sırasında askeri helikopter kazasında iki kişi hayatını kaybetti

Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)
Askeri helikopterin düştüğü yer, (Reuters)

Güney Kore ordusu, bugün Kuzey Gapyeong eyaletinde rutin bir eğitim görevi sırasında bir AH-1S Cobra askeri helikopterinin düştüğünü ve iki kişilik mürettebatının hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ordu yaptığı açıklamada, helikopterin saat 11:00 civarında, nedeni henüz netleşmeyen bir şekilde düştüğünü belirtti. İki mürettebat yakındaki bir hastaneye kaldırıldı ancak yaralanmaları nedeniyle hayatlarını kaybetti.

Kaza sonrasında, ordu bu modeldeki tüm helikopterlerin uçuşlarını durdurdu ve kaza nedenini araştırmak üzere bir acil müdahale ekibi oluşturdu. Ordu, eğitim görevinin motor çalışır haldeyken acil iniş prosedürlerinin uygulanmasını içerdiğini belirtti.