Filistin kütüphaneleri ziyaretçiden yoksun

Bazı kütüphaneler, okuma seviyelerindeki korkunç düşüş sebebiyle kapanmaya mecbur oldu (Independent Arabia)
Bazı kütüphaneler, okuma seviyelerindeki korkunç düşüş sebebiyle kapanmaya mecbur oldu (Independent Arabia)
TT

Filistin kütüphaneleri ziyaretçiden yoksun

Bazı kütüphaneler, okuma seviyelerindeki korkunç düşüş sebebiyle kapanmaya mecbur oldu (Independent Arabia)
Bazı kütüphaneler, okuma seviyelerindeki korkunç düşüş sebebiyle kapanmaya mecbur oldu (Independent Arabia)

Filistin Merkezî İstatistik Bürosu’nun önceki verilerine göre 18 yaşın üstündeki erkekler, vakitlerinin yalnızca yüzde 2,7’sini farklı şekillerde okuyarak geçirirken yüzde 4,2 ile bu oranlar kadınlarda daha yüksek.
Kütüphanede yalnız
Independent Arabia'dan Ragda Ateme'nin haberine göre 70 yaşlarındaki Nidal Nureddin, elinde bir fincan kahve ve kitapla Batı Şeria’nın kuzeyindeki Nablus Belediye Kütüphanesi'nin evrakları arasında oturuyor. Tıpkı 50 yıl önce yaptığı gibi. Ama o zamanlar hep, birinin gözde koltuğuna oturmasından korkarmış. Öyle ya kütüphane geçmişte yüzlerce öğrenci, öğretmen ve entelektüel ile dolu olurdu. Bugün Filistin’in 1960 yılında kurulmuş olan bu en eski kütüphanesinin raflarındaki binlerce değerli kitap gibi Nureddin de yapayalnız oturuyor. Zira nadir zamanlar dışında ne bir ziyaretçi kapıyı açıyor ne de bir okuyucu. Nablus Halk Kütüphanesi de Filistin’in diğer kütüphaneleri gibi gelen-gidenin yokluğundan şikâyetçi. Independent Arabia’ya konuşan Nureddin’e göre teknoloji, televizyon ve internet dünyasına açılan zamanımızda kitap, artık en iyi sohbet arkadaşı değil. Kitabın yele kapıldığı bir durumda eğer varsa, aklın ve ruhun gıdası artık kitap dışında bir kaynak haline geldi.
Nureddin sözlerine şöyle devam ediyor: “Hayatım boyunca yaklaşık 10 bin kitap okudum. Biz gençliğimizde aramızdan en çok kim kitap okuyor diye yarışır, kitapların kalitesine çok dikkat ederdik. Dolaşımda en çok edebiyat, felsefe ve siyaset kitapları olurdu. Okuma sonrasında ise kitabın içeriğine dair tartışma oturumları düzenlenirdi. Ben cep telefonlarına dalıp kitabın değerini, zamanın önemini bilmeyen günümüz gençleri için çok üzülüyorum. Endişe verici bir gerileme söz konusu. Kitap okumayı teşvik edip kitap sevgisi aşılayan etkinlikler yapılmıyor. Orada burada duyurusu yapılan yarışmalar, para kazanma hevesinden öteye geçmiyor bence.”
Şok edici rakamlar ve acı gerçeklik
Batı Şeria’daki özel ve halk kütüphaneleri, kritik bir durgunluk aşamasından geçiyor. O kadar ki bazı kütüphaneler, Filistinlilerin okuma seviyelerindeki korkunç düşüş sebebiyle kapanmak durumunda kaldı. Filistin Merkezî İstatistik Kurumu’nun 2014 yılında yayınladığı rakamlara göre 18 yaşın üstündeki erkekler vakitlerinin sadece yüzde 2,7’sini farklı şekillerde okumak için geçirirken kadınlar yüzde 4,2 oranında okumaya vakit ayırıyor. Uzmanlara göre bugün bu oranlar çok daha düşük.
Batı Şeria’nın merkezindeki Ramallah’ta yer alan Daru’ş-Şuruk Yayın ve Dağıtım Merkezi Müdürü Hudar el-Bess, Independent Arabia ile yaptığı görüşmesinde şu ifadeleri dile getirdi: “Çok günler oluyor ki kitabevine kimse girmiyor. Aylık olarak kitap müşterilerinin sayısı 5-10 civarında.
Bu durum, Filistinlilerin okuma seviyesinde büyük bir düşüşün yaşandığını gösteriyor. 1997 yılında açılan Daru’ş-Şuruk kitabevi, şu an tamamen kapanma tehlikesi ile karşı karşıya. Satışlar, çalışanların aylık ücretlerini ve maaşlarını karşılamaya yetmiyor. Birçok zorluğa rağmen Batı Şeria’da okumayı teşvik etmek için topluluk girişimlerinde bulunduk. Ne yazık ki çağrılara cevap yok. 2009 yılında Okur Kulübü adını verdiğimiz bir etkinlik başlattık. Bu kulüp, kitabevini ziyaret edip bedava kitap okumak üzere istisnasız herkese kapılarını açtı. Kulübe o dönemde sadece üç kişi kayıt yaptırdı. 2010 yılında sayı sadece tek katılımcıya düştü. Kitaba ve okumaya tam olarak önem verilmediği için kampanyayı bitirmek zorunda kaldık. Az sayıda da olsa da satılan kitaplar, Arapça ve tercüme romanları gibi edebiyat türünde. İkinci sırada ise düşünce ve felsefe kitapları geliyor. Akademik amaçlı kitap satın alan öğrenci sayısı ise çok az.”
Yasadışı kitaplar
Batı Şeria çarşısında sokaklara açılan tezgâhlarda korsan ve kopyalanmış kitaplar yasadışı bir şekilde açıktan açığa satılıyor. Okuyucu, orijinal baskı ile korsan kitap arasında bir ayrım gözetmiyor. Öte yandan ucuz fiyatlara rağmen müşteri, bunları denk gelirse satın alıyor.
El-Bess, konuşmasını şu sözlerle sürdürüyor: “Basın Yayın Yasası, Batı Şeria’da 1995 yılından bu yana, yani 24 yıldır yürürlükte. Korsan yayınların sorgulanmasında da yazarlar ve yayınevlerine yönelik herhangi bir koruma içermiyor. Filistin Yasama Meclisi’nin olmadığı, yasa yapımı için toplanmadığı ve Filistin hükümetinin böyle bir kanuna gereken önemi vermediği bir durumda fikri mülkiyetin ve telif hakkının korunması, bir sonraki duyuruya kadar ertelenmiş kalacak”.
Gerçek ve vitrin arasındaki uçurum
Resmî istatistikler, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki okuma oranlarında bir düşüşün yaşandığını teyit ederken Filistinliler, yıllık olarak uluslararası yarışmalardan ödül topluyor. Filistinli öğrenci İfaf eş-Şerif, 2017 yılında BAE’de düzenlenen Okuma Mücadelesi yarışmasında Arap dünyasından toplam yedi milyon katılımcıya karşı zafer kazandı. 2018 yılında ise bir başka Filistinli Kasım Sabih de aynı yarışmada üçüncülük elde etti.
Daha önce Tamir Toplum Eğitimi Vakfı’nda okumayı teşvik etmek için bir kampanya yürüten Abdusselam Haddaş, Independent Arabia ile yaptığı görüşmede, “Bu yarışmalar ve ödüller, bir öğrenciyi mahvedebilecek en kötü şeydir. Zira bunlar sadece para için okumayı teşvik ediyor. Yarışmalar olmadan kitap taşıyan bir kişi bulamazsınız. Bu tür yarışmalara katılan öğrencinin rekabete konu olan kitabı okuyacağının hiçbir garantisi de yoktur. Nitekim ondan basit bir özet isteniyor. Batı Şeria’da özel ve devlet olmak üzere Filistinli resmî eğitim kurumlarında ciddi bir sorun var. Buralarda ne kültür için gerçek anlamda bir alan açılıyor ne de kitap için güvenli ve serbest bir ortam oluşturuluyor. Bu bilgi kurumları sadece adıyla ve güzel binaları ile var ve bir eğitim ortamı yaratmak için de kurulmuyor. Eğitim-Öğretim Bakanlığı, birinci sınıftan liseye kadarki eğitim süresince öğrenciye ezber ve damga metodu uyguluyor. Öğrencileri okumaya teşvik eden okul kütüphanesinin bile etkisi kalmadı. Okul kütüphanelerindeki kitapların çoğu toza bulanmış halde” ifadelerini dile getirdi.
Filistin’deki en eski kütüphane
Nablus Belediye Kütüphanesi, Filistin’deki en eski kütüphane olarak kabul ediliyor. O dönemde Kral Hüseyin tarafından çıkarılan Krallık kararıyla kurulan bu kütüphanenin açılışında Kral bizzat bulundu. Filistin ve Ürdün’deki ilk halk kütüphanesi olarak bu, birçokları tarafından kentte kültürel ve medeni bir devrim hareketi olarak kabul edildi. Kurulduktan sonra 1963 yılında Ürdün Kütüphaneler Birliği faaliyete başlayarak o dönemde Nekbe (İsrail'in kurulduğu Filistinliler için felâket günü) öncesine ait onlarca arşiv yazması topladı.
Nablus Belediye Kütüphanesi Müdürü Dırar Tavkan, Independent Arabia’ya, “Kütüphane 125 bin kitap barındırıyor. Bunların arasında 800 yılı aşmış olanlar da mevcut. Ayrıca İngilizce kitaplar da var. Bunun yanı sıra çoğu Osmanlı dönemine ait 1 milyon 300 kadar belge bulunuyor. Kütüphanedeki belgeler ve yazmalar, sadece burada var. Bunlarla birlikte İngiliz mandası, İsrail işgali, Ürdün iktidarı ve Filistin yönetimi dönemlerine dair bir arşiv de yer alıyor. Tüm bu hazinelere rağmen kütüphane, az sayıda okuyucu ve kitapsever ile buluşuyor. Geçmişte karar alıcıların merkezi, tüm Arap dünyasında bilgi kaynağı ve kültür öncülerinin sığınağı olan kütüphane bugün yoğun bir şekilde ziyaretçi eksikliği ile yüz yüze” şeklinde konuştu.
İsrailli okuyor
İsrail’deki Hayfa Üniversitesi’nin 2014 yılında teknolojinin okuma alışkanlıkları üzerindeki etkisine dair yaptığı bir araştırmaya göre İsrailliler, bilgisayar ve akıllı telefon gibi modern teknolojik aygıtların varlığından etkilenmeyerek kitap okumayı bırakmadı. İsraillilerin yüzde 25’i her gün kitap okuyor. İsrailli kütüphaneler ağı Steimatzky, kitap edinen İsraillilerin oranının yüzde 90’ın üzerinde olduğuna işaret ediyor. Bunların yüzde 33’ü her sene beşten fazla kitap alıyor. İsrailli yayınevleri 2015 yılında 78 binden fazla kitabın yanı sıra basılmamış elektronik yayınlar da çıkardı ve bununla önceki yıla oranla yüzde 17’lik bir artış gösterdi.



Haftada bir bile yeter: Demans riskini azaltan basit aktivite açıklandı

Japonya'da yaklaşık 11 bin kadın ve erkek üzerinde yapılan 6 yıllık yeni bir araştırmaya göre haftada en az bir kez evde yemek yapmak, yaşlılarda bunama riskini azaltmaya yardımcı olabilir (Unsplash)
Japonya'da yaklaşık 11 bin kadın ve erkek üzerinde yapılan 6 yıllık yeni bir araştırmaya göre haftada en az bir kez evde yemek yapmak, yaşlılarda bunama riskini azaltmaya yardımcı olabilir (Unsplash)
TT

Haftada bir bile yeter: Demans riskini azaltan basit aktivite açıklandı

Japonya'da yaklaşık 11 bin kadın ve erkek üzerinde yapılan 6 yıllık yeni bir araştırmaya göre haftada en az bir kez evde yemek yapmak, yaşlılarda bunama riskini azaltmaya yardımcı olabilir (Unsplash)
Japonya'da yaklaşık 11 bin kadın ve erkek üzerinde yapılan 6 yıllık yeni bir araştırmaya göre haftada en az bir kez evde yemek yapmak, yaşlılarda bunama riskini azaltmaya yardımcı olabilir (Unsplash)

Japon araştırmacılar salı günü, haftada en az bir kez evde yemek yapmanın yaşlılarda demans riskini yüzde 30'a kadar, mutfakta yeni olanlardaysa yüzde 70'e kadar azaltabileceğini açıkladı.

65 yaş ve üstü yaklaşık 11 bin erkek ve kadını kapsayan 6 yıllık bir araştırma, daha sık yemek pişiren kişilerin bu yıkıcı nörodejeneratif hastalık riskinde azalma gördüğünü ortaya koydu. Katılımcıların yaklaşık yarısı haftada 5 kez kadar yemek yapıyordu.

Araştırmacılar yaptıkları açıklamada, "İnsanlar daha sık yemek pişirdikçe demans riski azaldı ve özellikle yemek yapma becerisi düşük, yani mutfak deneyimi az kişilerde yemek pişirmenin faydaları bilhassa öne çıktı" diyor.

Bulgular gözleme dayansa da Alzheimer hastalığı ve diğer demans türlerinin ilerlemesini yavaşlatabilecek uygulamalar üzerine yapılan güncel araştırmalarla örtüşüyor.

Yemek yapmak hem iyi bir fiziksel aktivite biçimi hem de beynin uyarılmasına yardımcı oluyor.

Kadınlar ve deneyimli aşçılar asıl faydayı görüyor

Araştırma, cinsiyete bağlı farklılıklar da tespit etti.

Alzheimer'a yakalanma olasılığı erkeklerden neredeyse iki kat daha yüksek olan kadınlarda, haftada bir kez sıfırdan yemek pişirildiğinde demans riski erkeklere göre yüzde 3 daha düşüktü.

Araştırmacılar ayrıca daha iyi yemek pişirenlerin acemilere kıyasla demans riskinin daha düşük olduğunu ancak "yemek pişirme sıklığının demans riskini daha fazla azaltmadığını" belirtiyor.

Kadınlar ve daha deneyimli aşçılar, erkeklere ve deneyimsiz aşçılara göre evde daha fazla yemek pişirme eğilimindeydi.

Araştırmacılar, "İnsanların yaşlandıklarında yemek pişirebilecekleri bir ortam yaratmak, demansın önlenmesi açısından önemli olabilir" ifadelerini kullanıyor.

Araştırmacılar, bilişsel sağlığı 2022'ye kadar takip eden Japonya Gerontoloji Değerlendirme Çalışması'nda yer alan anketlerden elde edilen verileri kullanarak katılımcıların yemek pişirme alışkanlıklarını ve becerilerini inceledi.

Verilere dahil edilen 10 binden fazla hastadan 1195'inde demans gelişti. Hafif demans vakaları çalışmaya dahil edilmedi.

Beyne destek

Bu hafta yayımlanan yeni fare çalışması, egzersizin, kan-beyin bariyeri olarak bilinen ve yaşla birlikte zayıflayarak demans riskinin artmasına katkı sağlayan, mikroplarla savaşan hücre katmanını güçlendirebileceğini gösteriyor.

Sayısız çalışma da testlerin, oyunların ve diğer beyin güçlendirici aktivitelerin hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya ve hasara rağmen beynin işlev görme yeteneğini geliştirmeye katkı sağladığını ortaya koyuyor.

Önceki araştırmalar, yemek pişirmenin Alzheimer hastalarına yardımcı olabileceğini gösterse de bu herkese göre olmayabilir.

Yemek pişirmek, malzemeleri düzenlemeyi, bir tarifi takip etmeyi, doğaçlama yapmayı, karıştırmayı, doğramayı, dilimlemeyi ve duyuları kullanmayı gerektiriyor.

Aynı zamanda sosyal bir aktivite de olması, beynin aktif kalmasına ve Alzheimer'ın başlangıcının gecikmesine fayda sağlıyor.

Avustralya'daki Alzheimer örgütü Forward with Dementia'ya göre, yemek yapmak ruh sağlığını ve özgüveni de iyileştirebilir.

North Carolina Üniversitesi Greensboro kampüsünde terapötik geriatrik bakım alanında hemşire ve eski eğitmen olan Suzanne Fitzsimmons, Brain&Life'a "Yemek pişirmenin yaşlı yetişkinler için büyük anlamı var" diyor. 

Bazıları için öz değer ve kimlik duygularının ayrılmaz bir parçası olabilir.

7 milyondan fazla Amerikalı, Alzheimer hastalığıyla yaşıyor.

Independent Türkçe

 


Çocukların "kurnaz küçük yalancılara" dönüştüğü yaş belirlendi

Bilim insanları, yeni bir çalışmanın başyazarının tabiriyle, çocukların "kurnaz küçük yalancılar" haline geldiği yaşı belirledi (Unsplash)
Bilim insanları, yeni bir çalışmanın başyazarının tabiriyle, çocukların "kurnaz küçük yalancılar" haline geldiği yaşı belirledi (Unsplash)
TT

Çocukların "kurnaz küçük yalancılara" dönüştüğü yaş belirlendi

Bilim insanları, yeni bir çalışmanın başyazarının tabiriyle, çocukların "kurnaz küçük yalancılar" haline geldiği yaşı belirledi (Unsplash)
Bilim insanları, yeni bir çalışmanın başyazarının tabiriyle, çocukların "kurnaz küçük yalancılar" haline geldiği yaşı belirledi (Unsplash)

Bilim insanları, yeni bir çalışmanın başyazarının tabiriyle, çocukların "kurnaz küçük yalancılar" haline geldiği yaşı belirledi.

Önceki haftalarda hakemli dergi Cognitive Development'ta yayımlanan çalışmada araştırmacılar, 750'den fazla çocuğun ebeveynine evlatlarının aldatıcı davranışları hakkında sorular yöneltti. En büyükleri 47 aylık (yani neredeyse 4 yaşında) olan çocuklar ABD, Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya'da yaşıyordu.

Bazı ebeveynler, çocuklarının aldatma kavramını ilk kez 8 aylıkken fark ettiğini söylüyor. Çocukların yaklaşık dörtte biri bu kavramı 10 aylıkken, yarısı da 16 aylıkken anlamaya başlıyordu. Çocuklar üç yaşına geldiklerinde, daha usta yalancılar haline geliyordu.

Bristol Üniversitesi'nde eğitim bilimleri alanında öğretim üyesi olan, araştırmanın başyazarı Elena Hoicka, basın açıklamasında "Çocukların aldatmayı anlama ve kullanma becerilerinin şaşırtıcı derecede erken yaşlarda nasıl geliştiğini ve ilk yıllarında nasıl olgunlaştığını ortaya çıkarmak büyüleyiciydi; böylece epey becerikli ve kurnaz 'küçük yalancılar' haline geliyorlar" dedi.

Hoicka, "Üç çocuk annesi olarak, onların ne kadar kurnaz ve cingöz olabileceklerini kesinlikle doğrulayabilirim. Şeker veya çikolata yemek için masanın altına veya banyoya saklanmak, sık kullandıkları bir taktik" diye ekledi.

Araştırmacılar, inkar, abartma ve dikkat dağıtma gibi 16 farklı aldatma türü belirledi.

Hoicka, yaklaşık iki yaşından itibaren aldatmanın genellikle eyleme dayalı hale geldiğini ya da sadece temel tepkiler gerektirdiğini açıkladı. Bunlara "ebeveynin 'Ortalığı toplama zamanı' dediğini duymamış gibi davranmak, başkalarından bir şeyler saklamak ya da çikolata yiyip de sorulduğu zaman başını sallayarak 'Hayır' diyerek inkar etmek" örnek verilebilir.

Öğretim üyesi "Bu durum, yasak olan şeyleri gizlice yapmaya kadar uzanabilir. Örneğin, kimse izlemiyormuş gibi göründüğünde bakmamaları söylenen bir çantaya bakmak veya ortalığı toplamaları istendiğinde tuvalete gitmeleri gerektiğini iddia etmek gibi bahaneler uydurmak sayılabilir" dedi.

Çocuk büyüdükçe daha karmaşık kandırmacalara girişiyor.

Bu abartma anlamına da gelebilir ve örneğin yalnızca dörtte birini yemişken 'Bezelyelerimin hepsini yedim' diyebilirler. 'Çikolatayı hayalet yedi' diye yalan söylemek gibi şekillerde gerçeği hafifletmek ya da tamamen uydurmanın yanı sıra bilmiyormuş, görmüyormuş ya da anlamıyormuş gibi davranmak da buna dahil.

Hoicka "Ayrıca bilgi saklamaya da başlarlar; örneğin kardeşlerinin kendilerine vurduğunu ebeveynlerine doğru bir şekilde söylerken, aslında kendilerinin kardeşlerine önce vurduğunu söylemezler" diye ekledi. 

Üç yaşındaki çocuklar dikkat dağıtma yöntemlerini de kullanmaya başlar ve mesela yapmamaları gereken bir şey yapmak istediklerinde birine 'Şuraya baksana!' derler.

Independent Türkçe 


Efsane dizi beyazperdeye taşınıyor: Başrolde Oscarlı yıldız var

Üç kez Oscar'a aday gösterilen Angela Lansbury, Casuslara Karşı (The Manchurian Candidate) ve Nil'de Ölüm'le (Death on the Nile) de tanınıyor (CBS)
Üç kez Oscar'a aday gösterilen Angela Lansbury, Casuslara Karşı (The Manchurian Candidate) ve Nil'de Ölüm'le (Death on the Nile) de tanınıyor (CBS)
TT

Efsane dizi beyazperdeye taşınıyor: Başrolde Oscarlı yıldız var

Üç kez Oscar'a aday gösterilen Angela Lansbury, Casuslara Karşı (The Manchurian Candidate) ve Nil'de Ölüm'le (Death on the Nile) de tanınıyor (CBS)
Üç kez Oscar'a aday gösterilen Angela Lansbury, Casuslara Karşı (The Manchurian Candidate) ve Nil'de Ölüm'le (Death on the Nile) de tanınıyor (CBS)

Televizyon tarihinin en sevilen suç dramalarından Cinayet Dosyası (Murder, She Wrote), beyazperdeye taşınmaya hazırlanıyor.

Universal Pictures, efsanevi dedektif Jessica Fletcher'ın maceralarını konu alan filmin 22 Aralık 2027'de vizyona gireceğini duyurdu.

Kült polisiye dizide 2022'de yaşamını yitiren Angela Lansbury'yle özdeşleşen ikonik suç yazarı ve amatör dedektif Jessica Fletcher'a, bu kez Oscar ödüllü oyuncu Jamie Lee Curtis hayat verecek.

Konuya dair detaylar gizli tutulsa da yapımın, 1984-1996'da 12 sezon boyunca devam eden dizinin ruhuna sadık kalması bekleniyor. 

Film, Maine eyaletindeki sakin ama gizemlerle dolu kurgusal kasaba Cabot Cove'da işlenen cinayetleri keskin zekasıyla çözen Jessica Fletcher'a odaklanacak.

Gişede devlerle yarışacak

Filmin 22 Aralık 2027'de vizyona girecek olması, onu gişede son derece iddialı bir dönemin içine yerleştiriyor. Film, Sony'nin animasyonu Buds ve Kieran Culkin, Michael Fassbender, Jude Law'la Penélope Cruz'u buluşturan isimsiz Nancy Meyers komedisiyle aynı hafta seyirci karşısına çıkacak.

Ayrıca bu dönemde Avengers: Secret Wars ve The Lord of the Rings: The Hunt for Gollum gibi dev bütçeli yapımlar da vizyonda olacak. 

Mutfaktaki dev isimler

Projenin yönetmen koltuğunda Pitch Perfect'le tanınan Jason Moore oturuyor. Senaryoyu Keriz Parası'nın (Dumb Money) yazarları Lauren Schuker Blum ve Rebecca Angelo kaleme alıyor. Yapımcılar arasında ise Amy Pascal'ın yanı sıra Kurtuluş Projesi (Project Hail Mary) ve Örümcek-Evreni (Spider-Verse) serisiyle tanınan Phil Lord ve Christopher Miller ikilisi yer alıyor.

NBC, 2013'te Octavia Spencer'ın başrolde yer aldığı yeni bir dizi uyarlaması geliştirmeye çalışmıştı. Ancak Angela Lansbury'nin bu fikre sıcak bakmadığını açıklamasının ardından proje rafa kalkmıştı.

Öte yandan Jamie Lee Curtis, projeye dair heyecanını gizlemiyor. Curtis, geçen yaz Daha Çılgın Cuma'nın (Freakier Friday) galasında, "Bu proje gerçekleşiyor. Çok heyecanlıyım ama çekimler başlayana kadar bu heyecanımı dizginlemeye çalışıyorum" ifadelerini kullanmıştı.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter