Tunuslu DEAŞ unsuru: Örgüt akıl hastalarını intihar eylemlerinde kullanıyordu

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Fırat’ın doğusunda tuttuğu DEAŞ esirleri (Şarku’l Avsat)
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Fırat’ın doğusunda tuttuğu DEAŞ esirleri (Şarku’l Avsat)
TT

Tunuslu DEAŞ unsuru: Örgüt akıl hastalarını intihar eylemlerinde kullanıyordu

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Fırat’ın doğusunda tuttuğu DEAŞ esirleri (Şarku’l Avsat)
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Fırat’ın doğusunda tuttuğu DEAŞ esirleri (Şarku’l Avsat)

28 yaşındaki Tunuslu genç oturmuş, etrafını seyrediyor. Tıpkı bir dönem en tehlikeli radikal örgüte katılıp da yolun sonunda kendini Suriye’nin kuzeyinde esir bulan ve ülkesi tarafından kabul edilmeyen diğer unsurlar gibi birkaç ay boyunca akıbetinin ne olacağını bilmeden zindanlarda tutulmuş.
Genç yaşına rağmen saçları ağarmış olan M.N, konuşmasına, ailesini ve okuyan kardeşlerini tehlikeye atmamak için isminin açıklanmamasını talep ederek başlıyor. ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Tunuslu gencin örgüte katılması hikâyesini ve 2011’den bu yana en sıcak gelişmelerin yaşandığı Suriye’de geçirdiği yılları aktarmak için bir güvenlik merkezinde röportaj yapmamıza izin veriyor.
Konuştuğu sırada gözlerinin içinde öldürülen yüzlerce gazeteci, Suriyeli aktivist ve yabancı uyruklu vatandaşların yüzlerini izliyordum: Nasıl öldürüldüklerini, ortaçağdan gelen ve halihazırda sözde hilafetin ve örgütün kenefinde yaşayan bu kişilerin elleri tarafından başlarının gövdelerinden ayrılışını gördüm. Yezidiler ve çocukları, Sünni Arapların öldürülmesi ve kendilerine karşı gelen herkese karşı uyguladıkları hükümler hakkında soru sorduğumda, tüm bunları reddetti ve sorumluluğu baştaki emirlere yükledi.
Tunuslu M.N, 1991’de doğdu. Tunus’ta Makine Mühendisliği bölümünün birinci sınıfını bitiren bir üniversite öğrencisiydi. 2010 yılının sonlarında ülkesinde patlak veren krizin daha sonra Suriye dâhil diğer Ortadoğu ülkelerine sıçradığı dönemlerde sosyal medya üzerinden rejimin Suriye halkına uyguladığı baskıyı ve askeri baskınları yakından takip etti. Suriye'deki savaştan art arda gelen dehşet verici görüntüler aynı acıyı hissetmesine ve destek verme duygularını güçlendirdi. Rejimin baskı uyguladığı görüntülerin sosyal medya üzerinde hızla yayılması yakın ve uzak ülkelerdeki vatandaşların Suriye halkına karşı duygularını harekete geçirdi. Ancak bunlar en nihayetinde DEAŞ’ın medyadan yürüttüğü propaganda ağına takılmışlardı. DEAŞ, 2013’ten bu yana söz konusu medya faaliyetleri aracılığıyla yabancı savaşçıların, kadınların ve göçmenlerin Suriye’ye gelmesini sağlamıştı.
Tunuslu genç, Suriye hakkındaki bilgisinin harita üzerinde bir Arap ülkesi olmasından öteye geçmeyecek derecede basit bir düzeyde olduğunu ve oradaki ırk, mezhep ve dini çoğunluktan habersiz olduğunu belirterek, “Nusayrilerin - Alevi mezhebi - Sünni Arapları öldürdüğünü, Kürt ve Dürzilerin din dairesi dışına çıkan bir millet olduğunu, bütün mezheplere ve ırklara yönelik birtakım suçlamaları yansıtan görüntüler servis ediyorlardı” dedi.
Hiçbir İslami cemaat veya partiye mensup değilim
Tunus’ta olduğu günlerde hiçbir İslami cemaat veya partiye mensubiyetinin bulunmadığını söyleyen M.N, bunun sebebini şöyle açıklıyor, “Eski Cumhurbaşkanı Bin Ali’nin döneminde, partiler yönetime övgüler diziyor, emirleri altında hareket ediyorlardı ayrıca ulusal hiçbir projeye veya Tunusluları ikna edecek seçim programına sahip değillerdi” dedi.
Tunusluların çoğu, rejim değişikliğinin ardından gelen hükümetlerin, işsizlikten mustarip eğitimli gençler başta olmak üzere izlediği politikalar karşısında hayal kırıklığı yaşadı.
Namazlarını düzenli bir şekilde kılmadığını ancak cuma namazlarına gittiğini ifade eden Tunuslu genç, mahallesindeki camii imamı hakkında ise şunları kaydetti; “Bizi aleni bir şekilde cihada ve Suriye’ye gitmeye teşvik ediyordu. Tunusluları, yöneticilerine isyan eden tüm ülkelerdeki Müslümanlara yardım için hicret etmeye çağırıyordu.”
M.N, örgüte katılma kararı aldığında henüz olgunlaşmadığını itiraf ederken, üniversitede âşık olduğu kıza Suriye’ye gideceğini haber vermesinin ardından ilişkilerinin bittiğini söyledi. Tunuslu genç, “Yaşım yalnızca 20’ydi. Böyle bir kararın bilince ve iyice düşünmeye ihtiyacı var. Güvenlik güçlerine haber vermelerinden veya beni engellemelerinden çekindiğim için ailemden hiç kimseye bu karardan bahsetmedim” dedi.
Önce Fas’a oradan da İstanbul’a seyahat etti. Otobüsle Suriye sınırındaki Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’ya geçti. O dönem Türkiye, ‘cihatçıların’ Suriye’ye geçişinde bir ‘uluslararası otobana’ dönmüştü. Bu genç de DEAŞ’ın Rakka kentinin tamamında kontrolü ele geçirmesinin ardından, 2014’ün ocak ayında Suriye topraklarına girebilmiş.
DEAŞ örgütünün Irak, Suriye ve Libya’daki mensupları arasında Tunusluların varlığı ezici bir çoğunlukta. Nitekim Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı uzman bir ekip, 2015 yılında yaptığı açıklamada, Irak ve Suriye’deki Tunuslu savaşçıların sayısını 4 bin olarak ifade etmişti.
O dönemi sanki az önce yaşamışçasına anlatan Tunuslu genç, “Suriye’ye ilk adımımı attığımda gece saat 12’yi geçmişti. Ertesi günün sabahında muhtaç ve kapana kısılmış insanlarla karşılaşmaktan endişelenmiştim ve kafam karışmıştı. Ancak ertesi gün yakınlarda duyulan aralıklı çatışma seslerinin yanı sıra hayatın normale yakın olduğunu gördüm. Pişman oldum ve hayal kırıklığı yaşadım. Ailemi, eğitimimi ve arkadaşlarımı Suriye halkına yardım için terk ettim. Onlar normal bir hayat yaşıyorlardı. Görünüşe göre fotoğraf biraz abartılmıştı” dedi.
Kendisine ‘haklı olan halkların taleplerini bastırmak için aşırı şiddet kullanan rejimlere cevap olarak son sözün silah olduğu’ söylendi. Bu durum onu bir savaşçı olmaya itmiş ve çatışmalarda yer almak için can atmaya başlamıştı. Tunuslu genç, “Silah hedefleri gerçekleştirmenin bir aracıdır. Yıkım ve kan; şiddet ve militarizmden başka bir şey getirmez. Zaferin sadece silah taşımakla mümkün olabileceğine yürekten inanıyordum.”
8 ay süren savaşın ardından Suriye’nin doğusundaki Deyri Zor’a nakledildi. Daha önce makine mühendisliği okumuş olduğu için burada örgüte bağlı bir fabrikada çalışmaya başladı. Tunuslu genç, “Yerel ürünlerin konserve haline getirildiği ve ambalajlandığı sivil bir fabrikadan ibaretti” dedi.
“Bir tuzağa düştüm”
Ailesiyle iletişimini hiç kesmedi. Annesiyle çokça konuştu ancak babasıyla konuşmayı reddetti. Birkaç kez de erkek ve kız kardeşleriyle iletişime geçti. Onlara okula devam etme nasihatinde bulundu. Herkes dönmesi için yalvardı. Fakat o, bu yöndeki taleplere “Bir tuzağa düştüm, artık olan oldu” diyerek cevap verdi.
2015’in başlarında Iraklı bir vatandaşla evlendi, bir kızı oldu. Evlendiği kızla çalıştığı fabrikada tanıştı. Babasından onu istedi. Eşiyle kızı hâlihazırda El Hol Kampı’nda tutuluyor. Tunuslu genç düğünüyle ilgili olarak şunları söyledi, “Bir kutlama veya müzik yoktu. Örgüt bunu yasaklamıştı. Bir mevlitten ibaretti. Çalıştığım arkadaşlar vardı.”
“Vahşi idamlar korku yarattı”
Aynı yılın sonlarına doğru örgütten çıkmaya karar verdi. Tunuslu genç bu kararı aldığı süreci şöyle aktarıyor, “Paraları ve ganimetleri sadece örgütün savaşçılarına dağıtıyorlardı. İnsan hayatına uygun olmayan kanunlar dayatıyorlardı. Vahşi idamlar herkes üzerinde derin etki ve korku yarattı.”
Tunuslu genç, iki defa kaçmaya çalıştığını ancak başarılı olamadığını belirtti. SDG ve Uluslararası Koalisyonun ilerlediği yönündeki haberleri takip ediyordu. Ekim 2017’de örgütün en belirgin kalelerinden olan Rakka kurtarılmıştı. Bu gelişme, 2017’nin sonlarında kaçıp SDG’ye teslim olmasında etkili oldu.
Örgütün kendi destekçilerini sömürdüğünü söyleyen Tunuslu genç, DEAŞ’ın intihar eylemlerinde kullanmak üzere akıl sağlığı yerinde olmayan bireyler aradığını ifade etti. M.N , “Akıl sağlığı yerinde olanları bu göreve ikna etmek için haftalarca, aylarca kötü niyetli görüşlerini benimsetmeye ve gerçekleri çarpıtmaya çalışıyorlardı. Ne yazık ki birçok genç işin aslını bilmeden gitti” diye konuştu.
500 savaşçı ülkesine geri döndü
Tunuslu makamlardan yapılan açıklamalara göre, Suriye’ye gitmeye çalışan 15 bin genç kız ve erkek son anda engellenirken, örgüt saflarında savaşan 500 savaşçı ülkesine geri döndü. Dönenlerin davaları halen sürüyor.
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Dış İlişkiler Sorumlusu Abdulkerim Ömer, gözaltında tuttukları örgüt mensuplarının ülkelerine vatandaşlarını geri almaları çağrılarının karşılıksız kaldığını belirtiyor.
6 bin örgüt mensup gözaltında
SDG’nin halihazırda 6 bin örgüt mensubunu gözaltında tuttuğunu, yaklaşık bin kişinin yabancı ülkelerden gelen vatandaşlardan oluştuğunu söyleyen Ömer, “Bu devletlerdeki hükümetler cihatçı vatandaşlarını almayı reddetti. Bu nedenle biz de merkezi burada, özerk yönetim bölgesinde olacak özel bir uluslararası mahkemenin kurulması talebinde bulunduk” dedi.



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.