Stalin dönemine ait toplu mezar, nasıl Rusya Hafıza Savaşı'nın mücadele alanına dönüştü

House of History kanalının Stalin’in büyük temizlik kampanyası hakkında hazırladığı kısa bir belgeselin posteri (Youtube)
House of History kanalının Stalin’in büyük temizlik kampanyası hakkında hazırladığı kısa bir belgeselin posteri (Youtube)
TT

Stalin dönemine ait toplu mezar, nasıl Rusya Hafıza Savaşı'nın mücadele alanına dönüştü

House of History kanalının Stalin’in büyük temizlik kampanyası hakkında hazırladığı kısa bir belgeselin posteri (Youtube)
House of History kanalının Stalin’in büyük temizlik kampanyası hakkında hazırladığı kısa bir belgeselin posteri (Youtube)

Oliver Carroll
17 Ağustos tarihinde, yani dokuz günlük kazı faaliyetinin yedinci gününde kazıcılar, buldukları on altı iskeletten sonuncusunu çuval içerisine yerleştirdi ve bu sevimsiz bulgularını yerel yönetim yetkilisine teslim etmeye hazırlandı. Bu yetkili hiç şüphesiz bundan daha yeni cinayet suçlarına ait kanıtları incelemeye alışkın bir adamdı.
Yerli Karelyan ormanı olarak bilinen yerde yüksek ve güzel çam ağaçlarının oluşturduğu on dikdörtgen oymanın üzerine yükseltilmiş. En aşağısına, yeni sürülmüş toprağın yalnızca birkaç metre uzağına, çoğunlukla bir toplu mezarın varlığına işaret eden ahşap haçlar, çiçekler ve oyuk demir vidalar konmuş.
6 bin 241 kurbanın, ateş açılarak idam edildiğine ve 1937-38 yılları arasında, yani Stalin dönemindeki büyük temizlik hareketi olan bilinen dönemin doruk noktasında buraya gömüldüklerine inanılıyor. Bununla birlikte bu bölge ve buraya atılan kurbanlar, on yıllar boyunca devletin gizlediği bir sır olarak kaldı. Gerçek tam anlamıyla ancak 90’lı yıllarda, Sovyetler Birliği İçişleri Halk Komiserliği’ne ait gizli arşive kısa süreli erişim ve eylemci araştırmacıların sarf ettiği yoğun çabalar sayesinde ortaya çıktı.
O dönemde toplu mezara Sandarmokh adı verilmekle yetinildi ve girişine şu basit mesajın yazıldığı bir anıt işareti kondu: “Ey İnsanlar! Birbirinizi öldürmeyin!”. 1997 yılında halka kapılarını açtığından bu yana mekân, ölülerin yakınlarının ağladığı anıtsal bir yer haline geldi.
En azından ulusal kazıcıların geldiği ana kadar.
Kremlin tarafından finanse edilen Tarihî Askerî Rus Birliği adındaki bir kuruluşun liderliğindeki kazı ekibi, şu noktanın kanıtlanması için geldi: Kalıntılar sadece Sovyet baskısına kurban gidenlere ait değildi. Ya da en azından sadece onlara ait olmayıp aralarında, bölge 1942-44 yılları arasında henüz işgal altındayken Finlandiyalı askerler tarafından yakalanıp öldürülen Sovyet askerleri de bulunuyordu.
Finlerin Sandarmokh’taki idamlarla ilişkili olduğuna dair çok delil ortaya konamazken Josef Stalin’in kurbanlarının belgelendirilmesi istendiğinde bunun tam tersi bir durum yaşanıyor. Kazıcıların çalışmaları ise tartışmalara sebep olan iki tarihçi Sergey Virgin ile Yuri Kilin’in ortaya attığı zayıf teorilere dayanıyor.  Virgin ile Kilin’in mantığı genel olarak şunu söylüyor: Finler aynı kampları Sovyet savaş esirlerini tutuklamak için kullanıyorlarsa onları, Sovyetlerin idamlar için kullandığı bu yeri Sovyet esirleri idam etmek için kullanmaktan ne alıkoyabilir?
Tarihî Askerî Rus Birliği’ne bağlı kazı ekibinin başkanı Sergey Virgin, Sandarmokh’ta düzenlenen bir basın toplantısı sırasında ekibine yönelik, tarihî gerçekleri bulandırmak için geldikleri yönündeki suçlamaları kabul etmedi. Açıklamasının devamında bunun tam tersinin doğru olduğunu, zira elemanlarının tarihî bir teoriyi test etmek üzere yerel kültür bakanlığından bir davet aldıklarını belirtti. Sözlerini ispatlamak içinse Bakan Yardımcısı Sergey Soloviyev’in yazdığı bir mektubu gösterdi.
Ancak Memorial İnsan Hakları Örgütü’ne bağlı gözlemci Yelena Kondrahina tarafından hızlı bir şekilde fotoğrafı çekilen mektup, istenenden daha fazlasını ortaya çıkardı.
Mektupta, “Yabancı güçler, Stalin zulmünden Rusya karşıtı propaganda hedefleri doğrultusunda faydalanıyor. Sandarmokh bölgesinde yaşanan olaylara dair çok sayıda soru işareti, Rusya’nın dünyadaki imajını zedeliyor ve bu, hükümet karşıtı güçler için destekleyici bir etkene dönüşüyor” ifadesi yer alıyor.
Bununla birlikte hükümetin ortaya çıkan bu tutumu, yetkililerin Sandarmokh’u Rus Hafıza Savaşı kapsamında bir mücadele alanı olarak incelediğini söyleyen eylemciler ve tarihçiler için beklenmedik bir şey değildi.
Yolları 90’lı yıllarda toplu mezarın bulunduğu yere açılan üç araştırmacıdan biri olan İrina Flige ise Independent’a yaptığı açıklamada kendisinin, Sandarmokh hakkında öne sürülen ‘delice, marjinal ve ilkel’ teorilerin aşamalı olarak normalleşmesine tanık olduğunu dile getirdi. Flige’nin değerlendirmesine göre, “Şu an yaşanan şey, mezarın suç niteliği taşıyacak şekilde tahrip edilmesidir. Bu ahmaklar, sadece tarihî verileri değil yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda çocuklarına ve torunlarına ait cesetleri ortaya çıkarıyorlar”.
Şüphe yok ki kazıcıların arkalarında bıraktıkları kargaşa, Flige ve araştırmacı arkadaşlarını yolun sonunda Onega Gölü’nün kuzey kıyısı yakınlarındaki mezarın bulunduğu yere ulaştıran titiz araştırmanın ustalığı ile uyuşmuyor.
Bulmacanın ilk parçası, 1989 yılındaki siyasi reform programı Perestroyka’nın uygulanması sırasında ortaya çıktı. O dönemde Leningrad şehrindeki bir yerel gazete, yakın zamanlarda üzerindeki sır perdesinin kaldırıldığı idamların listesini yayınladı. Listeler incelenirken ölümlerin Kasım 1937’nin başında yaklaşık 1000 sayı artması, Flige ile arkadaşlarının dikkatini çekti ve bu artışı, hedefli bir sürecin sonucu olarak varsaydılar.
Bu teori, 1937 yılında İçişleri Halk Komiserliği’nin çıkardığı ve Rusya’nın uzak kuzeyindeki kötü bir üne sahip Slovetsky reformist kampında tutuklu bulunan 1825 kişinin idam emrini içeren bağımsız bir belge ile doğrulandı. Solovetsky idamları, üç defa gerçekleşti ve ilk 1111 kurbanın kaderi, Sandarmokh mezarlığına gömülmekle son buldu.
Sonra 1937-38 yılları arasında gizli belgelerin Sandarmokh’a işaret etmek için kullandığı bir ifade ile bu ‘Ayı Dağı’nın yakınındaki yer’, Stalin zulmüne kurban giden başkaları için düzenli bir adres haline geldi.
Her zaman olduğu gibi Stalin’in cellatları daha sonra birbirlerine sırt döndü. İçişleri Halk Komiserliği’nin 1939 yılında karanlık Sandarmokh operasyonlarından sorumlu müdürü Mihail Matviyev, yetkiyi kötüye kullanmak suçlamasıyla tutuklandı. Astlarının ikisi ise idam edildi.
Matvivey’in sorgulama esnasındaki ifadesi ise bulmacanın ikinci temel parçasını meydana çıkardı.
Bu parça ile birlikte Sandarmokh ve idam yöntemlerine dair önemli birçok gerçek gün yüzüne çıktı. Sözgelimi kurbanları peş peşe öldürmek için çukurlara götürme biçimi, her bir kurbanın kendilerine oldukça yakın bir mesafeden ateş açılmadan önce çukurda karınları üzerine uzanmaları yönündeki emir, yetkili Matviyev’in bu tür idamlardan çok sayıda uyguladığı ve günde genelde 400’ü bulduğu şeklindeki bilgiler bu gelişme ile birlikte elde edildi.
Araştırmacılar, Matviyev’in ifadesinde ayrıca mezarların yerlerine dair önemli kanıtlara da ulaştı. Edinilen bilgiler, Medvejyegorsk şehrinden yaklaşık 17 km’lik (11 mile denk geliyor) mesafeye ve yaklaşık yöne (Bovinitz şehrinin batı yolu) işaret ediyor.
Flige, Karelyan bölgesindeki ormanları taramaya başlayan ekibin içerisindeydi ama 1997 yılında içi oyulmuş sembolik dikdörtgen yükseltileri bulan ilk kişi ekip arkadaşı Yuri Dmitriyev oldu. Dmitriyev, neredeyse ilk kazı girişiminde bir kurşun deliği bulunan bir kafatası buldu. O yılın ilerleyen zamanlarında bir savcı, onun Sandarmokh’un bir toplu mezar sakladığı yönündeki çıkarımına onay verdi.
Devletin Sandarmokh’a yönelik politikası, zamanla değişti. Devlet başlangıçta anıt yerin açılmasında kilit bir rol oynadı. Bu bağlamda Stalin’in büyük temizlik döneminin başlangıcının yıldönümünde kendisini temsil etmek üzere üst düzey heyetler gönderdi. Ayrıca etkinlik masraflarını üstlendi, anmaya dönük kitaplar yayınladı ve uluslararası heyetlerin yolculuk masraflarını karşıladı.
Ancak 2014 yılında Kırım yarımadası topraklarının ele geçirilmesinden sonra Karelya’da yeni bir durum ortaya çıktı.
Öncelikle üyeleri ağustos ayındaki anma törenlerine etkin bir şekilde katılan Ukraynalı heyetler, artık katılım daveti almaz oldular. Ertesi yıl yetkililer, Dmitriyev’in ağzını kapadı. 2016 yılından itibaren de devlet, olayları tamamen görmezden geldi.
Aralık 2016’da Yuri Dmitriyev, delilik suçlaması ve çocuk pornografisi üretme şüphesi ile tutuklandı. Kendisine yöneltilen suçlamalar ciddiydi ancak arkadaşları ve meslektaşları, bu suçlamaları uydurma olarak kabul etti ve onun bir eylemci olarak yürüttüğü faaliyetlerle ilişkilendirdi. Nisan 2018’te dava hâkimi, bu görüşü benimsedi ve tüm beklentilerin aksine onu beraat ettirdi. Bununla birlikte yetkililer, karara itiraz ettiler ve başarılı da oldular. Zira özgürlüğü bir haftadan fazla sürmeyen Dmitriyev, şu an ikinci yargılamanın başlamasını bekliyor.
Dmitriyev’in ilk kez tutuklandığı zaman Sergey Virgin ve Yuri Kilin’in Finlere dair teorileri güçlü bir şekilde öne çıkmaya başladı.
Memorial İnsan Hakları Örgütü Moskova Şubesi Temsilcisi İrina Galkova, Virgin’in 2017 yılında Petrozavodsk şehrinde düzenlediği bir konferansı hatırlayarak şu ifadeleri dile getiriyor: “O zaman araştırmacıların odasındaki üniformalı adamların yoğun varlığından ötürü şoka uğradım. Bu kişiler, Rusya Federal Güvenlik Servisi ve askerî birimlere bağlı resmi tarihçilerdi. Virgin’in Kızıl Ordu’ya dair teorisini de ilk kez bu konferansta duydum. Yerli akademisyenler, işittikleri karşısında çok öfkelendi. Biz ise o zaman konuyu anlamamıştık. Zannettik ki bu adam aptalın teki, hiçbir şeyi doğru dürüst bilmiyor. Ama belki de üzücü gerçek şuydu ki o bilmesi gerekenden fazlasını biliyordu.”
Sergey Virgin, kendisi ile Petrozavodsk Üniversitesi’ndeki ofisinde yapılan bir görüşmede kendisinin güvenlik servisi ya da yetkililer ile şüpheli herhangi bir bağlantısı olduğunu kabul etmedi ve elbette işinde iyi herhangi bir tarihçi gibi devlet arşivine erişim gücüne dayandığını, bununla birlikte bu gücün güvenlik servisi ile etkileşimin sınırları olduğunu söyledi ve ‘çoğunlukla’ Rus Devleti için ‘hassas’ konulara değinen çalışmalarını savundu.
Araştırmacının Sandarmokh’a dair tartışmalı teorisini savunarak kendisinin, ‘genellikle’ Stalin zulmünün kurbanlarını içeren kabirlerin yer aldığı Sandormokh’ta siyasi bir baskının yapılmasının inkârı ile ilgilenmediğini söylemesi şüphe uyandırdı. Bir sonraki cümlesi ise bu korkunun büyüklüğüne dair net bir itirazı içerdi. Ona göre çukurların yarısından fazlası ‘boş’ ve 6500 bedenin bu bölgeye gömülmesi de ‘imkânsız’; bir diğer deyişle gerçekler, ‘siyasileştirmeye’ kurban gitti ve ölümlerin sayısı da ‘abartıldı’.
Virgin, Batı medyasının Rusya’ya karşı bir ‘basın savaşı başlattığını’ söyleyerek, “Tarihin boşluk taşımaması gerekir. Eylemciler, başka bir görüşe alan açmaksızın Sandarmokh’u tekellerine almakla hata etti” ifadelerini dile getirdi.
Sandarmokh’ta kazıcıların aletlerini toplayıp çukurları doldurmasından birkaç gün sonra ziyaretçiler mekâna geri döndü. Bu ziyaretçilerden bir kısmı turist olarak yanlarında kameralar, kitaplar ve akıllı telefonlar taşıyorken diğer bir kısmı ise çiçekler ve daha ağır bir yükle geliyor.
65 yaşındaki Peter Nazarov, “Dedemi ziyaret ediyorum. Kasım 1937’de diğerleri gibi gecenin bir yarısı tutuklandı ve İçişleri Halk Komiserliği görevlileri tarafından siyah bir arabanın içerisinde götürüldü” şeklinde konuştu.
Peter’in dedesi olan Yerel Tarım Kooperatifi Müdürü Mihail Nazarov, Sovyet Devleti’ne karşı düzenlenen bir darbeye katılmakla suçlandı. Daha sonra üç kişilik bir komisyon, onun suçlu olduğuna hükmetti ve Mart 1938’te Sandarmokh’ta mermilere hedef oldu.
Peter Nazarov, konuya ilişkin şu yorumda bulunuyor: “Herhangi bir anlaşmazlığın veya medya savaşının varlığını anlayamıyorum. En azından tövbe edilip üzerinde düşünülse.”



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.