Mısırlı kadın hakimler mahalle baskısıyla mücadele ediyor

Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)
Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)
TT

Mısırlı kadın hakimler mahalle baskısıyla mücadele ediyor

Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)
Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)

Mısır'da devlet yetkilileri, bakanlık ve karar alma merciine kadar tüm pozisyonları doldurmaya ehil olanlar arasında kadınların da olması gerektiğini düşünüyor. Fakat toplum, konuya aynı şekilde bakmıyor. Aksine sapla samanı bir birine karıştıran, kadının rolünün farkında olmayan kültürler ve ülkelerdeki gibi bunu erkeklerin küçük düşürülmesi olarak görüyor. Yazarlar, politikacılar ve teorisyenler, ülkenin güçlenmesi, ilerlemesi ve gericilikten kurtulması için kadının güçlendirilmesi ve öne çıkarılması gerektiğini vurguluyor. Ancak sokaktaki adam ve karısı, kadınların güçlenmesini haram olarak görüyor ve kadınların öne çıkarılmasının dine zarar vermek olarak algılıyor.
Mısır’daki insanlar eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mubarek’in oğulları Cemal ve Alaa Mubarek’in geçen yıl Mayıs ayı ortalarında borsada manipülasyon yaptıkları iddiasıyla Ceza Mahkemesi’nde yargılandıklarını ve mahkeme heyetinde Fatıma Kandil adında kadın bir hakimin de yer aldığı haberini duyduklarında adaleti kadınlara teslim etmeyi reddeden bir halk tepkisi göstermediler.
Zaman zaman gündeme gelen konu
Kadınların yargıdaki yeri, zaman zaman gündeme gelen bir konudur. Bir anda ortaya çıkar destekçisi ile karşıtı arasındaki fikirleri harekete geçirir ve sonra kimseyi ilgilendirmemiş gibi aniden ortadan kaybolur. Dönem dönem kadınların da aralarında bulunduğu adli atamalarla ilgili resmi kararlar duyurulur. Ortalık allak bullak olur. Sonra herkes kendi yoluna gider.
Mısır Anayasası'nın 11. Maddesi ve özellikle de ikinci fıkrası, kadınlara kamu ve devletin üst düzey yönetim pozisyonlarında bulunma, yargı organ ve organlarına tayin edilme hakkı verir.
Kamuda kadınları güçlendirme dosyasıyla özel olarak ilgilenen bir avukat olan Nihal Abdulkuddus konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Anayasa ve kanunlarda kadınlara verilen haklar ile ilgili çok sayıda madde bulunuyor. Ancak hayatımızda uygulanan madde sayısı oldukça az” ifadelerini kullandı.
Mısır sokağının, trafik ihlalinden, mülklere yönelik saldırılara kadar yanlış davranışlar karşısında yasaların uygulanmadığı bir model olduğuna işaret eden Abdulkuddus, “Anayasa, hakları ve yasaları koruyor. Ancak hem uygulamada yetersizlik söz konusu hem de toplum henüz buna hazır değil” şeklinde konuştu.
Toplumun kadın hakimleri kabul etmesinin önünde birkaç güç bulunuyor. Bir yandan örf, adet ve gelenekler, kadınların diğerlerinden ayrı olarak çalışmaya uygun olduğuna işaret ederken diğer yandan, 1970'lerin sonlarında Mısır'ı vuran yobazlık ve radikalizm dalgası, gerici geleneklere dini bir hava verdi. Bu durum meşruiyet kazanırken toplum tarafından da kabul görmeye başladı. Ardından yıllarca sokağın kalkınmaya karşı direnmesine ve kadınları geri plana iten umutsuz bir savunmaya dönüştü.
‘Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır’
‘Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır denir. Kadının onun yanında veya önünde olduğunu ise kimse söylemez’ diye söze başlayan 38 yaşındaki genç mühendis Mervan Haydar, bir kadın hakimin atanmasıyla ilgili olarak, “Karım, benim mühendislik fakültesindeki sınıf arkadaşımdı. Fakat tüm zamanını çocuklarla ilgilenmek üzere evde geçirmeye yönelik doğru bir karar verdi. Bu da bizi bir aile ve beni de bir mühendis olarak başarıya ulaştırdı. Fakat kadınların özellikle inşaat işi ve otobüs sürmek gibi uygun olmayan işlerde çalışmaları fiziksel ve psikolojik açıdan kabul edilemez. Bunu ancak savaş veya acil durumlarda, bu gibi işleri üstlenecek erkeklerin olmadığı durumlarda kabul edebiliriz” ifadelerini kullandı.
Eski nesil Mısırlıların düşündüğü bu kalıplaşmış roller, toplumda kendini güçlü bir şekilde empoze etmek için geri dönmüş durumda. Emekli bir muhasebeci olan 73 yaşındaki Azza Fethi, kendisi ve kızlarının, rahmetli Ayşe Ratib’i Mısırlı kadınların hakları için mücadele eden bir rol model olarak gördüklerini belirterek, “Belki de o istediği haklara kavuşamadı ama bir rol model oldu. Fakat aradan geçen 60 yılı aşkın bir sürenin ardından birçok kadının onun geldiği noktaya ulaşabileceğinden şüpheliyim” diye konuştu.

Araştırmacı Amine Cadallah, hâkim olarak görev yapmak üzere gerekli belgeleri sunsa da görmezden gelindi (Independent Arabia)
Ayşe Ratib kimdir?

Ayşe Ratib, 1949 yılında Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1955’te hukuk alanında doktora yapmak üzere yurt dışına çıktı. Geriye döndüğünde hakimlik başvurusunda bulundu. Ancak başvurusu reddedildi. Bunun üzerine Ratib, hükümete haklarını ihlal etmekle suçlayan bir dava açtı. Dönemin Mısır Başbakanı Hüseyin Seri, “Kadınların çalışmaları toplumun geleneklerine aykırı bir meseledir” dedi.
Yirminci yüzyıl Arap ve İslam hukuklarının tartışmasız en büyük ismi olan Abdurrezzak Ahmed es-Senhuri ise, Ratib’in kanunun veya Şeriat'ın onu hakim olarak atanmasını engellemesinden değil, siyasi ve kültürel nedenlerden dolayı davayı kaybettiğini söyledi.
Fakat bugünlerde Şeriat kadınları engelliyor. Daha doğrusu fakihler ve tefsir yorumcuları, kadınların hakim olarak atanmasının Şeriat’a aykırı olduğunu söylüyorlar. İndependent Arabia bir din adamına ‘kadınların hakim olarak atanmasının mümkün olup olmayacağını’ sordu. Aldığı hızlı cevap ise şöyleydi, “Bir kadının hakim olması caiz değildir. Yüce Allah, erkeği ve kadını ayrı fıtratlar üzere yarattı. Eğer kadınların hakim olmasına izin verirsek Allah’ın kelamına karşı gelmiş oluruz. Bu sadece erkeklere verilmiş bir haktır” ifadelerini kullandı.
Elbette bu dini görüş minberden ifade edilemiyor. Ancak minberden indikten sonra dillendirilebiliyor. Çünkü vaizler, minberlerden yüksek sesle, kadınların hakimlik görevini üstlenebileceklerini ve bunun için yasal bir engel bulunmadığını haykırdılar. Bu vaazlar, 2007 yılında Mısır’daki ilk kadın hakimin atandığı dönemde verildi. O yıl, 30 kadın hakim Yüksek Yargı Konseyi önünde yemin ettiler. Bu adım, kadın hakları savunucuları ve kadınların yargı alanında çalışabilecek zihinsel, bilimsel ve psikolojik yeteneklere sahip olduklarına inananların desteğiyle 2003 yılında atılmıştı. O dönem kadın hukukçulardan Tahani el-Gebali’nin Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcılığına atanması için Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarıldı.
İçerideki karşıtlık
Ancak karşıtlık çoğu zaman içeriden gelir ve reddedilme bazen yargının kendisinden de kaynaklanır. Gebali’nin atanmasından 8 yıl sonra Danıştay Genel Kurulu, kadınların hakim olarak atanmasını reddetti. Bu ret çok şey ifade ediyordu.
Gebali’ye göre toplumun bütün kesimleri ve tüm kültürel grupları, dinden çıkma ve dinde aşırılık durumlarına tanık oldular. Gebali konuya ilişkin açıklamasında, Danıştay Genel Kurulu’ndaki bazı dindar üyelerin kadınların yargıya girmesini reddettiğini ve bu reddin Mısırlı kadınların yargı alanına girmelerinin 100’üncü yıldönümüne denk geldiğini belirtti.
Amine Cadallah
Fakat Amine Cadallah adında hakim olmak isteyen genç bir kadının karşısına nereye giderse gitsin toplumun yasaları ve kuralları ile baskılanan ve kontrol edilen tutum ve görüşler çıktı. Cadallah, kadınlara kamu ve devletin üst düzey yönetim pozisyonlarında bulunma hakkı veren Mısır Anayasası'nın 11. Maddesinin uygulanmasında açıkça keyfi bir tavır olduğuna inanıyor.
Ezher Üniversitesi Şeriat ve Hukuk Fakültesi'nden dereceyle mezun olan ve okulunu birinciler arasında bitiren Cadallah, daha sonra Kamu Hukuku, Uluslararası Ticaret ve Özel Hukuk alanında üç diploma daha aldı. 2014 yılında Danıştay'a yargıda görev almak için başvurmaya çalıştı. Ancak erkek meslektaşlarının aksine, başvuru belgelerini asıllarından çekmelerine izin verilmediği için girişimleri, tıpkı tüm diğer genç kadınların başına geldiği gibi göz ardı edildi.
Cumhurbaşkanı tarafından 2015 yılında, 2013 yılında mezun olanların atanmasına ilişkin bir kararname çıkarıldı. Ancak kararnamede mezunların adı geçmiyordu.
Atanma hakkı konusundaki iki davası halen yargı önünde bekleyen Cadallah, mahkemenin toplumun doğru gördüğü yönde karar vermesini beklemekten vazgeçerek(!) toplumu bilinçlendirme seminerleri ve açıklayıcı kampanyalar düzenlerken, konuyu duyurmak için kesintisiz yazışmalarda bulundu. Ne yapılacağına ilişkin basit bir açıklamada bulunan Cadallah, “Bu bireysel bir mesele değil, tüm kadınların ve yargının sorunudur” dedi.
Cadallah’ın yargı önünde tam 6 yıldır süren iki davası var.  Davalar her seferinde başka bir tarihe erteleniyor. Kahire Kalkınma ve Hukuk Derneği, Mısırlı Kadınların Sorunları Derneği ve Dünya Kızları Vakfı başta olmak üzere bazı hukuk ve kadın hakları savunucusu örgütlerle toplumun önde gelen bir takım isimleri, Cadallah’ın yargı mücadelesiyle ilgili bu yıl ortak bir bildiri yayınladılar. Bildiride şu ifadeler yer aldı;
“Mısırlı kadınlar, 70 yılı aşkın bir süredir mücadele veriyor. Dr. Ayşe Ratib’in 1949 yılında hakim olarak atanmak için Danıştay’a yaptığı başvurusunun reddiyle başlayan, 1992’de avukat Fatma Laçin’in Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı atanma başvurusunun reddiyle devam eden ve hukuk fakültesi mezunu olup yargıda görev alma umutları çalınan onlarca Mısırlı kadınla bu mücadele devam ediyor.”
Anayasa’ya uyulmasını talep etmek
Bildiride, kadın hakimlerin sayısında az da olsa bir iyileşme ve idari kovuşturmadan yapılan düzenli yargı yönlendirilmeleri olmasına rağmen Savcılık veya Danıştay gibi yargı organlarının çoğunun adli makamlara nitelikli kadın adaylar atamayı hala reddettiğine dikkat çekildi.
Bildirinin imzacıları, Anayasa’nın yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve yasalarda öngörüldüğü üzere kadın ya da erkek ayrımı yapılmaksızın normal tedbir ve yöntemlere uygun olarak, kadınların yargı organlarında görev almalarını talep ettiler.
Mısırlı kadınların yargı alanına girme haklarının en büyük destekçilerinden biri olan Ulusal Kadın Konseyi (UKK) Başkanı Maya Mursi, “İdari savcıların yaklaşık yüzde 43'ünü kadınlar oluşturuyor. Bununla birlikte herkesin de ifade ettiği üzere büyük başarılar elde ettiler. Mısır Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kurumu’ndaki kadın hakim oranı yüzde 20’ye, diğer kurumlardaki kadın hakim oranı ise yüzde 12.5'e ulaştı.
Resmi çabalar ve ümit verici istatistikler bu yönde ilerlese de diğer veriler işin diğer yüzünü ortaya koyuyor. Baseera Mısır Kamuoyu Araştırma Merkezi, birkaç gün önce Mısırlıların yüzde 37'sinin ailesi ve çocukları olan kadınların çalışmamaları gerektiğine inandıkların, yüzde 12'sinin ise kadınların yalnızca ailelerinin paraya ihtiyacı olması halinde çalışabileceğini söylediğini aktardı. Bu durum, Mısırlıların yaklaşık yarısının kadınların çalışmalarından hoşlanmadığı anlamına geliyor.
Meselenin iç yüzü
Meselenin temelinde toplumun kesimleri ve topluluklarının tutum ve görüşlerinin yanı sıra yukarıdan aşağıya doğru gelen değişim çabalarının her zaman başarısızlığa mahkum olması yatıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sosyolog Dua Hüseyin, “Bir bütün olarak toplum, yargının kendisi de dahil olmak üzere, hala erkek hegemonyası altında. Hükümetin ve devletin bazı kesimlerinin, kadınları şiddetle desteklediği doğrudur. Ancak tek başına destek, yeterli değildir. Bununla birlikte üst düzey kararlardaki yeterlilik sürdürülebilir olmuyor” şeklinde konuştu. Mısırlıların büyük bir çoğunluğunun şuanda ekonomik ve günlük olayların ayrıntılarında boğulmuş durumda olduğuna dikkati çeken Hüseyin, “Bu çoğunluk Fatma Kandil’in hakim olarak atanmasına kayıtsız kaldı. Çünkü yaşam şartları ve ekonomik krizle başa çıkmaya çalışmakla meşgullerdi. Gerçek şu ki, sürdürülebilir kalkınmanın bir parçası olarak kadınları güçlendirme kültürüne henüz ulaşamadık” ifadelerini kullandı.
Mısır toplumunda son yıllarda ataerkil kültürle ultra-Ortodoks dindarlığın bir karışımının ortaya çıktığına işaret eden Dua Hüseyin, bu karmaşanın ortasında bazılarının gelenekleri bir din olarak gördüğünü, kadınların da kendisini bu kaosun ortasında bulduğunu belirtti. Hüseyin, böylece kadının sokaktaki varlığını haram sayıldığını, bankta oturmasının suç olarak görüldüğünü ve herkesin din adına konuştuğunu kaydetti.
Mısırlı kadınlar son 8 yıldır (Ocak 2011 devriminden bu yana), daha fazla kapana sıkışmış durumdalar. Yargı alanı da dahil olmak üzere kadınlar yalnızca aile ve çocuklarla ilgili bölümlere uygun görülüyor veya sadece belirli düzeylerdeki görevlerle sınırlı kalmaları gerektiği düşünülüyor. Tüm bunlar, kadınların bankta oturmasının engellenmesini gerektiren herhangi bir bilimsel, pratik veya psikolojik kanıtlara dayanmayan basmakalıp girişimlerdir.
Öte yandan Kahire Ceza Mahkemesi, birkaç gün önce teyzesinin kocasını bıçaklayarak öldürmekten suçlu bulunan bir kadını idama mahkum etti ve karar sırasında mahkeme heyetinde Fatma Kandil’de bulunuyordu.



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.