Mısırlı kadın hakimler mahalle baskısıyla mücadele ediyor

Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)
Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)
TT

Mısırlı kadın hakimler mahalle baskısıyla mücadele ediyor

Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)
Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)

Mısır'da devlet yetkilileri, bakanlık ve karar alma merciine kadar tüm pozisyonları doldurmaya ehil olanlar arasında kadınların da olması gerektiğini düşünüyor. Fakat toplum, konuya aynı şekilde bakmıyor. Aksine sapla samanı bir birine karıştıran, kadının rolünün farkında olmayan kültürler ve ülkelerdeki gibi bunu erkeklerin küçük düşürülmesi olarak görüyor. Yazarlar, politikacılar ve teorisyenler, ülkenin güçlenmesi, ilerlemesi ve gericilikten kurtulması için kadının güçlendirilmesi ve öne çıkarılması gerektiğini vurguluyor. Ancak sokaktaki adam ve karısı, kadınların güçlenmesini haram olarak görüyor ve kadınların öne çıkarılmasının dine zarar vermek olarak algılıyor.
Mısır’daki insanlar eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mubarek’in oğulları Cemal ve Alaa Mubarek’in geçen yıl Mayıs ayı ortalarında borsada manipülasyon yaptıkları iddiasıyla Ceza Mahkemesi’nde yargılandıklarını ve mahkeme heyetinde Fatıma Kandil adında kadın bir hakimin de yer aldığı haberini duyduklarında adaleti kadınlara teslim etmeyi reddeden bir halk tepkisi göstermediler.
Zaman zaman gündeme gelen konu
Kadınların yargıdaki yeri, zaman zaman gündeme gelen bir konudur. Bir anda ortaya çıkar destekçisi ile karşıtı arasındaki fikirleri harekete geçirir ve sonra kimseyi ilgilendirmemiş gibi aniden ortadan kaybolur. Dönem dönem kadınların da aralarında bulunduğu adli atamalarla ilgili resmi kararlar duyurulur. Ortalık allak bullak olur. Sonra herkes kendi yoluna gider.
Mısır Anayasası'nın 11. Maddesi ve özellikle de ikinci fıkrası, kadınlara kamu ve devletin üst düzey yönetim pozisyonlarında bulunma, yargı organ ve organlarına tayin edilme hakkı verir.
Kamuda kadınları güçlendirme dosyasıyla özel olarak ilgilenen bir avukat olan Nihal Abdulkuddus konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Anayasa ve kanunlarda kadınlara verilen haklar ile ilgili çok sayıda madde bulunuyor. Ancak hayatımızda uygulanan madde sayısı oldukça az” ifadelerini kullandı.
Mısır sokağının, trafik ihlalinden, mülklere yönelik saldırılara kadar yanlış davranışlar karşısında yasaların uygulanmadığı bir model olduğuna işaret eden Abdulkuddus, “Anayasa, hakları ve yasaları koruyor. Ancak hem uygulamada yetersizlik söz konusu hem de toplum henüz buna hazır değil” şeklinde konuştu.
Toplumun kadın hakimleri kabul etmesinin önünde birkaç güç bulunuyor. Bir yandan örf, adet ve gelenekler, kadınların diğerlerinden ayrı olarak çalışmaya uygun olduğuna işaret ederken diğer yandan, 1970'lerin sonlarında Mısır'ı vuran yobazlık ve radikalizm dalgası, gerici geleneklere dini bir hava verdi. Bu durum meşruiyet kazanırken toplum tarafından da kabul görmeye başladı. Ardından yıllarca sokağın kalkınmaya karşı direnmesine ve kadınları geri plana iten umutsuz bir savunmaya dönüştü.
‘Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır’
‘Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır denir. Kadının onun yanında veya önünde olduğunu ise kimse söylemez’ diye söze başlayan 38 yaşındaki genç mühendis Mervan Haydar, bir kadın hakimin atanmasıyla ilgili olarak, “Karım, benim mühendislik fakültesindeki sınıf arkadaşımdı. Fakat tüm zamanını çocuklarla ilgilenmek üzere evde geçirmeye yönelik doğru bir karar verdi. Bu da bizi bir aile ve beni de bir mühendis olarak başarıya ulaştırdı. Fakat kadınların özellikle inşaat işi ve otobüs sürmek gibi uygun olmayan işlerde çalışmaları fiziksel ve psikolojik açıdan kabul edilemez. Bunu ancak savaş veya acil durumlarda, bu gibi işleri üstlenecek erkeklerin olmadığı durumlarda kabul edebiliriz” ifadelerini kullandı.
Eski nesil Mısırlıların düşündüğü bu kalıplaşmış roller, toplumda kendini güçlü bir şekilde empoze etmek için geri dönmüş durumda. Emekli bir muhasebeci olan 73 yaşındaki Azza Fethi, kendisi ve kızlarının, rahmetli Ayşe Ratib’i Mısırlı kadınların hakları için mücadele eden bir rol model olarak gördüklerini belirterek, “Belki de o istediği haklara kavuşamadı ama bir rol model oldu. Fakat aradan geçen 60 yılı aşkın bir sürenin ardından birçok kadının onun geldiği noktaya ulaşabileceğinden şüpheliyim” diye konuştu.

Araştırmacı Amine Cadallah, hâkim olarak görev yapmak üzere gerekli belgeleri sunsa da görmezden gelindi (Independent Arabia)
Ayşe Ratib kimdir?

Ayşe Ratib, 1949 yılında Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1955’te hukuk alanında doktora yapmak üzere yurt dışına çıktı. Geriye döndüğünde hakimlik başvurusunda bulundu. Ancak başvurusu reddedildi. Bunun üzerine Ratib, hükümete haklarını ihlal etmekle suçlayan bir dava açtı. Dönemin Mısır Başbakanı Hüseyin Seri, “Kadınların çalışmaları toplumun geleneklerine aykırı bir meseledir” dedi.
Yirminci yüzyıl Arap ve İslam hukuklarının tartışmasız en büyük ismi olan Abdurrezzak Ahmed es-Senhuri ise, Ratib’in kanunun veya Şeriat'ın onu hakim olarak atanmasını engellemesinden değil, siyasi ve kültürel nedenlerden dolayı davayı kaybettiğini söyledi.
Fakat bugünlerde Şeriat kadınları engelliyor. Daha doğrusu fakihler ve tefsir yorumcuları, kadınların hakim olarak atanmasının Şeriat’a aykırı olduğunu söylüyorlar. İndependent Arabia bir din adamına ‘kadınların hakim olarak atanmasının mümkün olup olmayacağını’ sordu. Aldığı hızlı cevap ise şöyleydi, “Bir kadının hakim olması caiz değildir. Yüce Allah, erkeği ve kadını ayrı fıtratlar üzere yarattı. Eğer kadınların hakim olmasına izin verirsek Allah’ın kelamına karşı gelmiş oluruz. Bu sadece erkeklere verilmiş bir haktır” ifadelerini kullandı.
Elbette bu dini görüş minberden ifade edilemiyor. Ancak minberden indikten sonra dillendirilebiliyor. Çünkü vaizler, minberlerden yüksek sesle, kadınların hakimlik görevini üstlenebileceklerini ve bunun için yasal bir engel bulunmadığını haykırdılar. Bu vaazlar, 2007 yılında Mısır’daki ilk kadın hakimin atandığı dönemde verildi. O yıl, 30 kadın hakim Yüksek Yargı Konseyi önünde yemin ettiler. Bu adım, kadın hakları savunucuları ve kadınların yargı alanında çalışabilecek zihinsel, bilimsel ve psikolojik yeteneklere sahip olduklarına inananların desteğiyle 2003 yılında atılmıştı. O dönem kadın hukukçulardan Tahani el-Gebali’nin Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcılığına atanması için Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarıldı.
İçerideki karşıtlık
Ancak karşıtlık çoğu zaman içeriden gelir ve reddedilme bazen yargının kendisinden de kaynaklanır. Gebali’nin atanmasından 8 yıl sonra Danıştay Genel Kurulu, kadınların hakim olarak atanmasını reddetti. Bu ret çok şey ifade ediyordu.
Gebali’ye göre toplumun bütün kesimleri ve tüm kültürel grupları, dinden çıkma ve dinde aşırılık durumlarına tanık oldular. Gebali konuya ilişkin açıklamasında, Danıştay Genel Kurulu’ndaki bazı dindar üyelerin kadınların yargıya girmesini reddettiğini ve bu reddin Mısırlı kadınların yargı alanına girmelerinin 100’üncü yıldönümüne denk geldiğini belirtti.
Amine Cadallah
Fakat Amine Cadallah adında hakim olmak isteyen genç bir kadının karşısına nereye giderse gitsin toplumun yasaları ve kuralları ile baskılanan ve kontrol edilen tutum ve görüşler çıktı. Cadallah, kadınlara kamu ve devletin üst düzey yönetim pozisyonlarında bulunma hakkı veren Mısır Anayasası'nın 11. Maddesinin uygulanmasında açıkça keyfi bir tavır olduğuna inanıyor.
Ezher Üniversitesi Şeriat ve Hukuk Fakültesi'nden dereceyle mezun olan ve okulunu birinciler arasında bitiren Cadallah, daha sonra Kamu Hukuku, Uluslararası Ticaret ve Özel Hukuk alanında üç diploma daha aldı. 2014 yılında Danıştay'a yargıda görev almak için başvurmaya çalıştı. Ancak erkek meslektaşlarının aksine, başvuru belgelerini asıllarından çekmelerine izin verilmediği için girişimleri, tıpkı tüm diğer genç kadınların başına geldiği gibi göz ardı edildi.
Cumhurbaşkanı tarafından 2015 yılında, 2013 yılında mezun olanların atanmasına ilişkin bir kararname çıkarıldı. Ancak kararnamede mezunların adı geçmiyordu.
Atanma hakkı konusundaki iki davası halen yargı önünde bekleyen Cadallah, mahkemenin toplumun doğru gördüğü yönde karar vermesini beklemekten vazgeçerek(!) toplumu bilinçlendirme seminerleri ve açıklayıcı kampanyalar düzenlerken, konuyu duyurmak için kesintisiz yazışmalarda bulundu. Ne yapılacağına ilişkin basit bir açıklamada bulunan Cadallah, “Bu bireysel bir mesele değil, tüm kadınların ve yargının sorunudur” dedi.
Cadallah’ın yargı önünde tam 6 yıldır süren iki davası var.  Davalar her seferinde başka bir tarihe erteleniyor. Kahire Kalkınma ve Hukuk Derneği, Mısırlı Kadınların Sorunları Derneği ve Dünya Kızları Vakfı başta olmak üzere bazı hukuk ve kadın hakları savunucusu örgütlerle toplumun önde gelen bir takım isimleri, Cadallah’ın yargı mücadelesiyle ilgili bu yıl ortak bir bildiri yayınladılar. Bildiride şu ifadeler yer aldı;
“Mısırlı kadınlar, 70 yılı aşkın bir süredir mücadele veriyor. Dr. Ayşe Ratib’in 1949 yılında hakim olarak atanmak için Danıştay’a yaptığı başvurusunun reddiyle başlayan, 1992’de avukat Fatma Laçin’in Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı atanma başvurusunun reddiyle devam eden ve hukuk fakültesi mezunu olup yargıda görev alma umutları çalınan onlarca Mısırlı kadınla bu mücadele devam ediyor.”
Anayasa’ya uyulmasını talep etmek
Bildiride, kadın hakimlerin sayısında az da olsa bir iyileşme ve idari kovuşturmadan yapılan düzenli yargı yönlendirilmeleri olmasına rağmen Savcılık veya Danıştay gibi yargı organlarının çoğunun adli makamlara nitelikli kadın adaylar atamayı hala reddettiğine dikkat çekildi.
Bildirinin imzacıları, Anayasa’nın yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve yasalarda öngörüldüğü üzere kadın ya da erkek ayrımı yapılmaksızın normal tedbir ve yöntemlere uygun olarak, kadınların yargı organlarında görev almalarını talep ettiler.
Mısırlı kadınların yargı alanına girme haklarının en büyük destekçilerinden biri olan Ulusal Kadın Konseyi (UKK) Başkanı Maya Mursi, “İdari savcıların yaklaşık yüzde 43'ünü kadınlar oluşturuyor. Bununla birlikte herkesin de ifade ettiği üzere büyük başarılar elde ettiler. Mısır Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kurumu’ndaki kadın hakim oranı yüzde 20’ye, diğer kurumlardaki kadın hakim oranı ise yüzde 12.5'e ulaştı.
Resmi çabalar ve ümit verici istatistikler bu yönde ilerlese de diğer veriler işin diğer yüzünü ortaya koyuyor. Baseera Mısır Kamuoyu Araştırma Merkezi, birkaç gün önce Mısırlıların yüzde 37'sinin ailesi ve çocukları olan kadınların çalışmamaları gerektiğine inandıkların, yüzde 12'sinin ise kadınların yalnızca ailelerinin paraya ihtiyacı olması halinde çalışabileceğini söylediğini aktardı. Bu durum, Mısırlıların yaklaşık yarısının kadınların çalışmalarından hoşlanmadığı anlamına geliyor.
Meselenin iç yüzü
Meselenin temelinde toplumun kesimleri ve topluluklarının tutum ve görüşlerinin yanı sıra yukarıdan aşağıya doğru gelen değişim çabalarının her zaman başarısızlığa mahkum olması yatıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sosyolog Dua Hüseyin, “Bir bütün olarak toplum, yargının kendisi de dahil olmak üzere, hala erkek hegemonyası altında. Hükümetin ve devletin bazı kesimlerinin, kadınları şiddetle desteklediği doğrudur. Ancak tek başına destek, yeterli değildir. Bununla birlikte üst düzey kararlardaki yeterlilik sürdürülebilir olmuyor” şeklinde konuştu. Mısırlıların büyük bir çoğunluğunun şuanda ekonomik ve günlük olayların ayrıntılarında boğulmuş durumda olduğuna dikkati çeken Hüseyin, “Bu çoğunluk Fatma Kandil’in hakim olarak atanmasına kayıtsız kaldı. Çünkü yaşam şartları ve ekonomik krizle başa çıkmaya çalışmakla meşgullerdi. Gerçek şu ki, sürdürülebilir kalkınmanın bir parçası olarak kadınları güçlendirme kültürüne henüz ulaşamadık” ifadelerini kullandı.
Mısır toplumunda son yıllarda ataerkil kültürle ultra-Ortodoks dindarlığın bir karışımının ortaya çıktığına işaret eden Dua Hüseyin, bu karmaşanın ortasında bazılarının gelenekleri bir din olarak gördüğünü, kadınların da kendisini bu kaosun ortasında bulduğunu belirtti. Hüseyin, böylece kadının sokaktaki varlığını haram sayıldığını, bankta oturmasının suç olarak görüldüğünü ve herkesin din adına konuştuğunu kaydetti.
Mısırlı kadınlar son 8 yıldır (Ocak 2011 devriminden bu yana), daha fazla kapana sıkışmış durumdalar. Yargı alanı da dahil olmak üzere kadınlar yalnızca aile ve çocuklarla ilgili bölümlere uygun görülüyor veya sadece belirli düzeylerdeki görevlerle sınırlı kalmaları gerektiği düşünülüyor. Tüm bunlar, kadınların bankta oturmasının engellenmesini gerektiren herhangi bir bilimsel, pratik veya psikolojik kanıtlara dayanmayan basmakalıp girişimlerdir.
Öte yandan Kahire Ceza Mahkemesi, birkaç gün önce teyzesinin kocasını bıçaklayarak öldürmekten suçlu bulunan bir kadını idama mahkum etti ve karar sırasında mahkeme heyetinde Fatma Kandil’de bulunuyordu.



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.