Mısırlı kadın hakimler mahalle baskısıyla mücadele ediyor

Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)
Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)
TT

Mısırlı kadın hakimler mahalle baskısıyla mücadele ediyor

Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)
Mısır kamuoyu, henüz kadınların hakim olarak çalışmasına hazır değil (Husam Ali - Independent Arabia)

Mısır'da devlet yetkilileri, bakanlık ve karar alma merciine kadar tüm pozisyonları doldurmaya ehil olanlar arasında kadınların da olması gerektiğini düşünüyor. Fakat toplum, konuya aynı şekilde bakmıyor. Aksine sapla samanı bir birine karıştıran, kadının rolünün farkında olmayan kültürler ve ülkelerdeki gibi bunu erkeklerin küçük düşürülmesi olarak görüyor. Yazarlar, politikacılar ve teorisyenler, ülkenin güçlenmesi, ilerlemesi ve gericilikten kurtulması için kadının güçlendirilmesi ve öne çıkarılması gerektiğini vurguluyor. Ancak sokaktaki adam ve karısı, kadınların güçlenmesini haram olarak görüyor ve kadınların öne çıkarılmasının dine zarar vermek olarak algılıyor.
Mısır’daki insanlar eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mubarek’in oğulları Cemal ve Alaa Mubarek’in geçen yıl Mayıs ayı ortalarında borsada manipülasyon yaptıkları iddiasıyla Ceza Mahkemesi’nde yargılandıklarını ve mahkeme heyetinde Fatıma Kandil adında kadın bir hakimin de yer aldığı haberini duyduklarında adaleti kadınlara teslim etmeyi reddeden bir halk tepkisi göstermediler.
Zaman zaman gündeme gelen konu
Kadınların yargıdaki yeri, zaman zaman gündeme gelen bir konudur. Bir anda ortaya çıkar destekçisi ile karşıtı arasındaki fikirleri harekete geçirir ve sonra kimseyi ilgilendirmemiş gibi aniden ortadan kaybolur. Dönem dönem kadınların da aralarında bulunduğu adli atamalarla ilgili resmi kararlar duyurulur. Ortalık allak bullak olur. Sonra herkes kendi yoluna gider.
Mısır Anayasası'nın 11. Maddesi ve özellikle de ikinci fıkrası, kadınlara kamu ve devletin üst düzey yönetim pozisyonlarında bulunma, yargı organ ve organlarına tayin edilme hakkı verir.
Kamuda kadınları güçlendirme dosyasıyla özel olarak ilgilenen bir avukat olan Nihal Abdulkuddus konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Anayasa ve kanunlarda kadınlara verilen haklar ile ilgili çok sayıda madde bulunuyor. Ancak hayatımızda uygulanan madde sayısı oldukça az” ifadelerini kullandı.
Mısır sokağının, trafik ihlalinden, mülklere yönelik saldırılara kadar yanlış davranışlar karşısında yasaların uygulanmadığı bir model olduğuna işaret eden Abdulkuddus, “Anayasa, hakları ve yasaları koruyor. Ancak hem uygulamada yetersizlik söz konusu hem de toplum henüz buna hazır değil” şeklinde konuştu.
Toplumun kadın hakimleri kabul etmesinin önünde birkaç güç bulunuyor. Bir yandan örf, adet ve gelenekler, kadınların diğerlerinden ayrı olarak çalışmaya uygun olduğuna işaret ederken diğer yandan, 1970'lerin sonlarında Mısır'ı vuran yobazlık ve radikalizm dalgası, gerici geleneklere dini bir hava verdi. Bu durum meşruiyet kazanırken toplum tarafından da kabul görmeye başladı. Ardından yıllarca sokağın kalkınmaya karşı direnmesine ve kadınları geri plana iten umutsuz bir savunmaya dönüştü.
‘Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır’
‘Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır denir. Kadının onun yanında veya önünde olduğunu ise kimse söylemez’ diye söze başlayan 38 yaşındaki genç mühendis Mervan Haydar, bir kadın hakimin atanmasıyla ilgili olarak, “Karım, benim mühendislik fakültesindeki sınıf arkadaşımdı. Fakat tüm zamanını çocuklarla ilgilenmek üzere evde geçirmeye yönelik doğru bir karar verdi. Bu da bizi bir aile ve beni de bir mühendis olarak başarıya ulaştırdı. Fakat kadınların özellikle inşaat işi ve otobüs sürmek gibi uygun olmayan işlerde çalışmaları fiziksel ve psikolojik açıdan kabul edilemez. Bunu ancak savaş veya acil durumlarda, bu gibi işleri üstlenecek erkeklerin olmadığı durumlarda kabul edebiliriz” ifadelerini kullandı.
Eski nesil Mısırlıların düşündüğü bu kalıplaşmış roller, toplumda kendini güçlü bir şekilde empoze etmek için geri dönmüş durumda. Emekli bir muhasebeci olan 73 yaşındaki Azza Fethi, kendisi ve kızlarının, rahmetli Ayşe Ratib’i Mısırlı kadınların hakları için mücadele eden bir rol model olarak gördüklerini belirterek, “Belki de o istediği haklara kavuşamadı ama bir rol model oldu. Fakat aradan geçen 60 yılı aşkın bir sürenin ardından birçok kadının onun geldiği noktaya ulaşabileceğinden şüpheliyim” diye konuştu.

Araştırmacı Amine Cadallah, hâkim olarak görev yapmak üzere gerekli belgeleri sunsa da görmezden gelindi (Independent Arabia)
Ayşe Ratib kimdir?

Ayşe Ratib, 1949 yılında Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1955’te hukuk alanında doktora yapmak üzere yurt dışına çıktı. Geriye döndüğünde hakimlik başvurusunda bulundu. Ancak başvurusu reddedildi. Bunun üzerine Ratib, hükümete haklarını ihlal etmekle suçlayan bir dava açtı. Dönemin Mısır Başbakanı Hüseyin Seri, “Kadınların çalışmaları toplumun geleneklerine aykırı bir meseledir” dedi.
Yirminci yüzyıl Arap ve İslam hukuklarının tartışmasız en büyük ismi olan Abdurrezzak Ahmed es-Senhuri ise, Ratib’in kanunun veya Şeriat'ın onu hakim olarak atanmasını engellemesinden değil, siyasi ve kültürel nedenlerden dolayı davayı kaybettiğini söyledi.
Fakat bugünlerde Şeriat kadınları engelliyor. Daha doğrusu fakihler ve tefsir yorumcuları, kadınların hakim olarak atanmasının Şeriat’a aykırı olduğunu söylüyorlar. İndependent Arabia bir din adamına ‘kadınların hakim olarak atanmasının mümkün olup olmayacağını’ sordu. Aldığı hızlı cevap ise şöyleydi, “Bir kadının hakim olması caiz değildir. Yüce Allah, erkeği ve kadını ayrı fıtratlar üzere yarattı. Eğer kadınların hakim olmasına izin verirsek Allah’ın kelamına karşı gelmiş oluruz. Bu sadece erkeklere verilmiş bir haktır” ifadelerini kullandı.
Elbette bu dini görüş minberden ifade edilemiyor. Ancak minberden indikten sonra dillendirilebiliyor. Çünkü vaizler, minberlerden yüksek sesle, kadınların hakimlik görevini üstlenebileceklerini ve bunun için yasal bir engel bulunmadığını haykırdılar. Bu vaazlar, 2007 yılında Mısır’daki ilk kadın hakimin atandığı dönemde verildi. O yıl, 30 kadın hakim Yüksek Yargı Konseyi önünde yemin ettiler. Bu adım, kadın hakları savunucuları ve kadınların yargı alanında çalışabilecek zihinsel, bilimsel ve psikolojik yeteneklere sahip olduklarına inananların desteğiyle 2003 yılında atılmıştı. O dönem kadın hukukçulardan Tahani el-Gebali’nin Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcılığına atanması için Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarıldı.
İçerideki karşıtlık
Ancak karşıtlık çoğu zaman içeriden gelir ve reddedilme bazen yargının kendisinden de kaynaklanır. Gebali’nin atanmasından 8 yıl sonra Danıştay Genel Kurulu, kadınların hakim olarak atanmasını reddetti. Bu ret çok şey ifade ediyordu.
Gebali’ye göre toplumun bütün kesimleri ve tüm kültürel grupları, dinden çıkma ve dinde aşırılık durumlarına tanık oldular. Gebali konuya ilişkin açıklamasında, Danıştay Genel Kurulu’ndaki bazı dindar üyelerin kadınların yargıya girmesini reddettiğini ve bu reddin Mısırlı kadınların yargı alanına girmelerinin 100’üncü yıldönümüne denk geldiğini belirtti.
Amine Cadallah
Fakat Amine Cadallah adında hakim olmak isteyen genç bir kadının karşısına nereye giderse gitsin toplumun yasaları ve kuralları ile baskılanan ve kontrol edilen tutum ve görüşler çıktı. Cadallah, kadınlara kamu ve devletin üst düzey yönetim pozisyonlarında bulunma hakkı veren Mısır Anayasası'nın 11. Maddesinin uygulanmasında açıkça keyfi bir tavır olduğuna inanıyor.
Ezher Üniversitesi Şeriat ve Hukuk Fakültesi'nden dereceyle mezun olan ve okulunu birinciler arasında bitiren Cadallah, daha sonra Kamu Hukuku, Uluslararası Ticaret ve Özel Hukuk alanında üç diploma daha aldı. 2014 yılında Danıştay'a yargıda görev almak için başvurmaya çalıştı. Ancak erkek meslektaşlarının aksine, başvuru belgelerini asıllarından çekmelerine izin verilmediği için girişimleri, tıpkı tüm diğer genç kadınların başına geldiği gibi göz ardı edildi.
Cumhurbaşkanı tarafından 2015 yılında, 2013 yılında mezun olanların atanmasına ilişkin bir kararname çıkarıldı. Ancak kararnamede mezunların adı geçmiyordu.
Atanma hakkı konusundaki iki davası halen yargı önünde bekleyen Cadallah, mahkemenin toplumun doğru gördüğü yönde karar vermesini beklemekten vazgeçerek(!) toplumu bilinçlendirme seminerleri ve açıklayıcı kampanyalar düzenlerken, konuyu duyurmak için kesintisiz yazışmalarda bulundu. Ne yapılacağına ilişkin basit bir açıklamada bulunan Cadallah, “Bu bireysel bir mesele değil, tüm kadınların ve yargının sorunudur” dedi.
Cadallah’ın yargı önünde tam 6 yıldır süren iki davası var.  Davalar her seferinde başka bir tarihe erteleniyor. Kahire Kalkınma ve Hukuk Derneği, Mısırlı Kadınların Sorunları Derneği ve Dünya Kızları Vakfı başta olmak üzere bazı hukuk ve kadın hakları savunucusu örgütlerle toplumun önde gelen bir takım isimleri, Cadallah’ın yargı mücadelesiyle ilgili bu yıl ortak bir bildiri yayınladılar. Bildiride şu ifadeler yer aldı;
“Mısırlı kadınlar, 70 yılı aşkın bir süredir mücadele veriyor. Dr. Ayşe Ratib’in 1949 yılında hakim olarak atanmak için Danıştay’a yaptığı başvurusunun reddiyle başlayan, 1992’de avukat Fatma Laçin’in Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı atanma başvurusunun reddiyle devam eden ve hukuk fakültesi mezunu olup yargıda görev alma umutları çalınan onlarca Mısırlı kadınla bu mücadele devam ediyor.”
Anayasa’ya uyulmasını talep etmek
Bildiride, kadın hakimlerin sayısında az da olsa bir iyileşme ve idari kovuşturmadan yapılan düzenli yargı yönlendirilmeleri olmasına rağmen Savcılık veya Danıştay gibi yargı organlarının çoğunun adli makamlara nitelikli kadın adaylar atamayı hala reddettiğine dikkat çekildi.
Bildirinin imzacıları, Anayasa’nın yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve yasalarda öngörüldüğü üzere kadın ya da erkek ayrımı yapılmaksızın normal tedbir ve yöntemlere uygun olarak, kadınların yargı organlarında görev almalarını talep ettiler.
Mısırlı kadınların yargı alanına girme haklarının en büyük destekçilerinden biri olan Ulusal Kadın Konseyi (UKK) Başkanı Maya Mursi, “İdari savcıların yaklaşık yüzde 43'ünü kadınlar oluşturuyor. Bununla birlikte herkesin de ifade ettiği üzere büyük başarılar elde ettiler. Mısır Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kurumu’ndaki kadın hakim oranı yüzde 20’ye, diğer kurumlardaki kadın hakim oranı ise yüzde 12.5'e ulaştı.
Resmi çabalar ve ümit verici istatistikler bu yönde ilerlese de diğer veriler işin diğer yüzünü ortaya koyuyor. Baseera Mısır Kamuoyu Araştırma Merkezi, birkaç gün önce Mısırlıların yüzde 37'sinin ailesi ve çocukları olan kadınların çalışmamaları gerektiğine inandıkların, yüzde 12'sinin ise kadınların yalnızca ailelerinin paraya ihtiyacı olması halinde çalışabileceğini söylediğini aktardı. Bu durum, Mısırlıların yaklaşık yarısının kadınların çalışmalarından hoşlanmadığı anlamına geliyor.
Meselenin iç yüzü
Meselenin temelinde toplumun kesimleri ve topluluklarının tutum ve görüşlerinin yanı sıra yukarıdan aşağıya doğru gelen değişim çabalarının her zaman başarısızlığa mahkum olması yatıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sosyolog Dua Hüseyin, “Bir bütün olarak toplum, yargının kendisi de dahil olmak üzere, hala erkek hegemonyası altında. Hükümetin ve devletin bazı kesimlerinin, kadınları şiddetle desteklediği doğrudur. Ancak tek başına destek, yeterli değildir. Bununla birlikte üst düzey kararlardaki yeterlilik sürdürülebilir olmuyor” şeklinde konuştu. Mısırlıların büyük bir çoğunluğunun şuanda ekonomik ve günlük olayların ayrıntılarında boğulmuş durumda olduğuna dikkati çeken Hüseyin, “Bu çoğunluk Fatma Kandil’in hakim olarak atanmasına kayıtsız kaldı. Çünkü yaşam şartları ve ekonomik krizle başa çıkmaya çalışmakla meşgullerdi. Gerçek şu ki, sürdürülebilir kalkınmanın bir parçası olarak kadınları güçlendirme kültürüne henüz ulaşamadık” ifadelerini kullandı.
Mısır toplumunda son yıllarda ataerkil kültürle ultra-Ortodoks dindarlığın bir karışımının ortaya çıktığına işaret eden Dua Hüseyin, bu karmaşanın ortasında bazılarının gelenekleri bir din olarak gördüğünü, kadınların da kendisini bu kaosun ortasında bulduğunu belirtti. Hüseyin, böylece kadının sokaktaki varlığını haram sayıldığını, bankta oturmasının suç olarak görüldüğünü ve herkesin din adına konuştuğunu kaydetti.
Mısırlı kadınlar son 8 yıldır (Ocak 2011 devriminden bu yana), daha fazla kapana sıkışmış durumdalar. Yargı alanı da dahil olmak üzere kadınlar yalnızca aile ve çocuklarla ilgili bölümlere uygun görülüyor veya sadece belirli düzeylerdeki görevlerle sınırlı kalmaları gerektiği düşünülüyor. Tüm bunlar, kadınların bankta oturmasının engellenmesini gerektiren herhangi bir bilimsel, pratik veya psikolojik kanıtlara dayanmayan basmakalıp girişimlerdir.
Öte yandan Kahire Ceza Mahkemesi, birkaç gün önce teyzesinin kocasını bıçaklayarak öldürmekten suçlu bulunan bir kadını idama mahkum etti ve karar sırasında mahkeme heyetinde Fatma Kandil’de bulunuyordu.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.