Usame bin Ladin, 11 Eylül saldırılarında neden Suudi Arabistanlıları tercih etti?

Usame bin Ladin, 11 Eylül saldırılarında neden Suudi Arabistanlıları tercih etti?
TT

Usame bin Ladin, 11 Eylül saldırılarında neden Suudi Arabistanlıları tercih etti?

Usame bin Ladin, 11 Eylül saldırılarında neden Suudi Arabistanlıları tercih etti?

Ahmed Mustafa
Geçtiğimiz günlerde Oxford Üniversitesi’nden Orta Doğu uzmanı olan Elisabeth Kendall, Twitter üzerinden El-Kaide’ye bağlı Hedayah kuruluşunun Yemen’de Ebu Muhammed el-Adeni isimli bir teröriste ait videoyu yayınladı. Adeni, DEAŞ örgütü lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’ye bağlılığıyla tanınıyor. Videoda, Adeni’nin dikkatini dağıtan bir kuş sesinden ürktüğü görülüyor.
Independent Arabia’dan Ahmed Mustafa’nın haberine göre, video iki yıl önce yayınlanmasına rağmen, El-Kaide medyasının DEAŞ takipçileriyle alay etmek tekrar yayınlandı. El-Kaide, daha önce de DEAŞ ile ilgili bir video yayınlamış, DEAŞ’ın çekimlerde kan gibi görünmesi için kırmızı renkli Vimto (İngiltere’de satılan bir meşrubat) kullandığını ortaya koymuştu. Kendall ise yayınladığı video hususunda “El-Kaide’nin Yemen’de DEAŞ ile rekabetini yansıtan bir medya kampanyası yürüttüğü” yorumunu yaptı.
Yemen, uzun bir süredir birçok nedenden dolayı Arap Yarımadası’na yönelik terör tehdidinin bir kaynağı oldu. Bu durum, El-Kaide’nin küresel bir rol olarak ortaya çıkması, ABD çıkarlarına ve “New York’taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerini bombalamak ve başkent Washington’daki ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) binasına saldırmak için” 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan ikiz kulelere operasyonu” öncesinde de mevcuttu.
Belki de bu durum, terörizmi dine sızdırma fikrinin, farklı gruplar arasında rekabet konusu olduğunu hatırlatıyor. Bu rekabet ise, geçtiğimiz yirmi yılda terörle mücadeleye yönelik tüm çabalara rağmen, yani Usame bin Ladin’in Katar’ın el-Cezire kanalı tarafından yayınlanan konuşmalarında, El-Kaide liderinin övdüğü New York ve Washington bombardımanlarından bu yana devam ediyor.
Bin Ladin’in ABD kuvvetleri tarafından Mayıs 2011’nin başlarında Pakistan’daki sığınağında öldürülmesine ve yakın zamanda da El-Kaide liderliğini üstlenen oğlu Hamza’nın öldürülmesine rağmen örgüt, yalnızca ABD ve Batı için değil, Arap Yarımadası ve özellikle Suudi Arabistan için de tehdit olmayı sürdürüyor.
Suudi Arabistanlılar kıskaçta
ABD’ye karşı 15’i Suudi Arabistan vatandaşı olmak üzere 19 kişinin yürüttüğü, 11 Eylül saldırılarından bu yana birçok soru soruldu, farklı yorumlar ve komplo teorileri ortaya koyuldu. Ancak bir soru yeteri düzeyde gündem olmadı ve hala askıda bekliyor; Usame bin Ladin, neden eylemcilerin çoğunu ülkesi Suudi Arabistan’dan seçti?
Medyada birkaç kez bu soruya cevap arandı.  Gazeteci Martin Chulov’un The Guardian’da  3 Ağustos 2018 tarihinde yayınlanan haberinde, İngiliz bir subaydan alıntı yaparak, Bin Ladin’e kadar uzanan araştırmasında bu soruyu ele aldı.
Chulov, “Hiç şüphesiz ki Usame bin Ladin, Batı’yı bu ülkeye karşı alabora etmek için 11 Eylül komplosunu uygulayarak, Suudi Arabistanlıları seçti ve istediği gibi bir savaş olmasa da aslında bir savaşı alevlendirmeyi başardı” değerlendirmesinde bulundu.
Bununla birlikte ABD’lilerin çoğu, Suudi Arabistan’ın 1994 yılından bu yana, yani olaydan 7 yıl önce Bin Ladin’in vatandaşlığını iptal edilmesine rağmen hala (yaklaşık 3 bin kişinin ölümünden ve bu rakamın iki katı kadar yaralıdan sorumlu olan) bu adamın, ülkelerini hedefleyen, aile üyelerini ve sevdiklerini öldüren veya yaralayan bir Suudi Arabistanlı olduğuna inanıyor.
Ancak İngiliz istihbarat subayının bu soruya cevabı, Bin Ladin’in seksenlerin başlarından 2001 yılına kadar olan sürecini takip etmek isteyenler için bir temel oluşturuyor.
1998 yılında Kenya’nın başkenti Nairobi ve Tanzanya’nın başkent Darusselam’daki ABD elçiliklerine yönelik saldırılarda, şu anda ABD’de hapsedilen terörist Muhammed Raşid Davud el-Ohali dolayısıyla Suudi Arabistan isminden fazlasını duymadık.
2000 yılında Aden limanındaki USS Cole’un bombalanmasında 11 Eylül saldırılarında Halid el-Mihdar ve  Abdurrahim el-Neşiri gibi Suudi Arabistanlılar da yer aldı.
Böbürlenme
2008 yılında yayınlanan Lawrence Wright’ın “Yüksek Kule: El Kaide'den 11 Eylül’e Uzanan Yol” kitabını okuyanların en mantıklı yorumu, Sovyet işgaline karşı savaşan Afganlara destek olmak amacıyla Müslüman Kardeşler’den Abdullah Azzam liderliği altında faaliyet göstermek üzere 1984 yılında Pakistan’a yönelen Usame bin Ladin’in, seksenlerin sonunda Sovyetlerin çekilmesinden sonra ülkesinden dönmüş olması oldu. Azzam, kendisini “sözlerine kulak verilmesi” gereken bir cihatçı lider olarak görüyor.
Aynı zamanda Afganistan’ın Sovyet işgaline karşı “cihadının” sona ermesiyle El-Kaide, Bin Ladin’i lider olarak tayin eden “cihatçı” örgütün Mısırlı radikalleri tarafından yönetilen Pakistan ve Afganistan’dan savaşa katılmış Arapları kapsadı. Bu unsurlar, Arap Afganlar olarak tanındı ve kendilerini, Bin Ladin’in emri altındaki “sınır ötesi savaşçılar” olarak görüyorlardı.
Ancak bu dönemi inceleyen ve araştıran birçok kişi, Mısırlı cihatçı örgütün lideri Eymen el-Zevahiri’nin, El-Kaide fikrinin ve dünyanın herhangi bir yerinde görev yapmak için kurulan profesyonel terör ordusunun oluşumunun arkasındaki beyin olduğunu belirtti. Arap Afganlar arasında prestij sahibi olan Abdullah Azzam’dan kurtulduktan sonra Mısırlı cihat lideri Zevahiri, Afganistan’daki Sovyet ordusuna karşı verdiği mücadeleden dolayı Bin Ladin’i ‘Mücahitlerin Zafer Prensi’ olarak tanımladı.
Ardından Bin Ladin, ülkesine geri döndü ve camilerde vaaz vermeye başladı. Doğru görmediği her şeyi eleştirdi ve onlara karşı cihat çağrısı yaptı.
Suudi Arabistan o dönemde, içerisindeki sorunu fark etmeye başladı. Bu nedenle dönemin Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Naif bin Abdulaziz, Usame bin Ladin ile görüşerek, onu sert bir şekilde azarladı ve ardından Suudi Arabistan pasaportunu iptal etti. The Guardian gazetesinin aktardığına göre, 1977- 2001 yıllarında Suudi Arabistan İstihbarat Başkanı olarak görev yapan Prens Turki bin Faysal, “Biri Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgal edilmesinden önce ve diğeri işgal sonrasında olmak üzere 2 adet Usame bin Ladin var. Bin Ladin, işgal öncesinde bir savaşçı değil, örnek bir mücahitti” dedi. Prens Turki, Sovyetlerin ülkeden geri çekilmesinin ardından ise “Usame bin Ladin’in 1990’dan beri siyasi yönelimi var. Komünistlerin ve Marksistlerin Yemen’in güneyinden çıkmasını istiyordu. Onunla görüştüm ve bu işe karışmamasını söyledim” dedi.
Cihat ve hükümeti yok sayma
Usame bin Ladin, devletin görüşünü benimsememiş, Müslüman Kardeşler’in mensubu olan Abdullah Azzam’ın, Eymen el-Zevahiri ve Mısırlı cihatçılar tarafından takip edilen Seyyid Kutub’un fikirlerinden etkilenmişti.
Prens Turki el-Faysal’ın da birçok defa belirttiği gibi Bin Ladin, devlette rol üstlenebileceğini hayal ediyordu. Aynı şekilde kendisi, birçok defa Suudi Arabistanlı yetkililerle bir araya geldi ve onlara birçok kez öneride bulundu. Ancak önerileri hükümet tarafından kabul edilmedi.
Lawrence Wright, kitabında “1989 yılında Bin Ladin, Prens Turki’ye son derece cesur bir plan önerdi. Düzensiz ordusunu, Güney Yemen’deki Marksist hükümeti devirmek için kullanmayı teklif etti. Turki, Bin Ladin’in önerilerini dinledi, ancak reddederek, bunun kötü bir fikir olduğunu belirtti” ifadelerine yer verdi.
Suudi Arabistan hükümeti, defalarca Usame bin Ladin’e Yemen’in işlerine karışmama hususunda uyarı yaptı. Bin Ladin’in Yemen’e ziyaretleri ve Cidde’deki camilerde verdiği vaazlar, Suudi Arabistanlı yetkilileri alarma geçirdi ve yetkililer, Bin Ladin’i durdurmak için her türlü yola başvurmaya başladı.
ABD’li yazar Wright, “Bin Ladin, Irak’ın Kuveyt işgalini sonlandırmak için Eylül 1990’ın ilk günlerinde, Afganistan savaşına katılan bir grup Afgan mücahit ve Suudi savaşçı eşliğinde Savunma Bakanı Prens Sultan ile bir araya geldi” dedi. Usame bin Ladin, Bakana kendisinin ve Arap Afganların Kuveyt’in kurtuluşu için ayaklanmaya hazır olduklarını ifade etti.
Wright, “Bin Ladin, bölgenin özel haritalarını getirdi. Suudi Bin Ladin grubu tarafından sağlanan birçok inşaat malzemesi ve ekipmanı kullanılarak sınır boyunca kum hendekleri ve çukurlarına dair, açık ve planlı çizimlerle ayrıntılı bir saldırı planı yaptı. Usame bin Ladin, Afgan cihatçı arkadaşları ve işsiz Suudi Arabistanlı gençlerden oluşan bir mücahit ordusunu harekete geçirecekti. Ancak Prens, kendisine şu soruyu yöneltti; ‘Kuveyt’te hiç sığınak bulunmuyor. Kimyasal veya biyolojik silahlarla yüklü füzelerle karşılaştığında ne yapacaksın?’ Bin Ladin,‘Onlarla, imanla savaşacağız’ cevabını verdi.” dedi. 
Kitapta, Bin Ladin’in Prens Turki’ye de aynı öneriyi yaptığı, ancak önerilerinin her zaman reddedildiği ifade edildi. Bu durum, Prens’in Guardian’a verdiği bir röportajda da doğrulandı.
Bin Ladin, Afganistan’a gitmek üzere Suudi Arabistan’dan ayrıldı. Durum daraldığında, 1990’ların ilk yarısını, Müslüman Kardeşler’in Hasan el-Turabi liderliği etkisi altında geçirdiği Sudan’da kalmak için Müslüman Kardeşler destekli “Kurtuluş Devrimi” çağrısı yaptı.
Usame bin Ladin, kraldan genç yetkililere kadar herkesi eleştirerek, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Prens Turki, o dönemde herkese faks gönderiyordu. Durum oldukça kritikti. Ailesinin onu yeniden doğru olana yönlendirmesi için çaba sarf edildi, ancak bu da işe yaramadı. Belki de bu, hükümetin onu ciddiye almadığını hissetmesinden kaynaklanıyordu.
Teröristlerin hedefi, bağlı oldukları ülkeler
El Kaide’nin 1980’lerin sonlarında kurulmasından bu yana “ABD ve Batı’ya yönelik küresel cihat” sloganlarına” rağmen örgütün hedefi, başta Bin Ladin olmak üzere örgüt üyelerinin bağlı olduğu ülkelerdi.
Bin Ladin’in düşünceleri, Zevahiri’nin ve Mısır’daki teröristlerin hedefi olan “cihatçı” örgüt liderlinin fikirlerinden farklı değildi. Bin Ladin, Suudi Arabistan’ı, aynı zamanda büyük ölçüde Yemen’i hedef alıyordu. Bu ülkelerde terörizm tohumlarını ekebildi. Hala ise tüm bölgenin güvenliğini tehdit etmeye devam ediyor.
Sovyetlerin Afganistan’dan geri çekilmesinden sonra ve bu Asya ülkesinde ateşi söndürmeyen iç savaşı takiben Arap Afganlar, Taliban ve diğerlerinin içerisinde bulunduğu mücadeleden uzak değildi. Bin Ladin ve El-Kaide liderleri, ABD’yi ve Batı’yı bağlı oldukları ülkelerle koalisyondan uzak tutabileceklerini tasavvur ediyordu.
Aynı şekilde radikal narsisizm ve içi boş bir gururla amaç belki de ABD ve Batı’ya Suudi Arabistan vatandaşlarının, düşman çıkarlarını tehdit etmek için ölmeye hazır olduğunu göstermekti.
El Kaide’nin amacı, Müslüman Kardeşler’in ve El-Kaide’den doğan diğer grupların Batı’ya ulaştırmak istediği mesajla da benzerdi.
Usame bin Ladin ve El-Kaide örgütü bir şeyi başardı; Batı’yı ve dünyayı, terörizm ve radikalizmle damgalanan Müslümanlara ve İslam’a karşı bir konuma sokmak. Ancak Batı’nın, müttefikleriyle ilişkilerini kesmeyi başaramadı.
Nihayetinde özellikle Yemen’de terörizm tohumları ekti ve bölge ülkeleri hala onları yok etmeye çalışıyor.
TERÖRLE SAVAŞARAK GEÇEN 18 YILIN ARDINDAN ABD VE ORTADOĞU
11 EYLÜL SALDIRILARI.... İSLAM ALEMİNDEKİ İÇ SAVAŞ VE ÜLKELERİN KURULUŞLARIN VE ÖRGÜTLERİN BÜYÜK KAYIPLARI
11 EYLÜL SALDIRILARIN YIL DÖNÜMÜNDE ABD'NİN KABİL BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDE PATLAMA



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe