Usame bin Ladin, 11 Eylül saldırılarında neden Suudi Arabistanlıları tercih etti?

Usame bin Ladin, 11 Eylül saldırılarında neden Suudi Arabistanlıları tercih etti?
TT

Usame bin Ladin, 11 Eylül saldırılarında neden Suudi Arabistanlıları tercih etti?

Usame bin Ladin, 11 Eylül saldırılarında neden Suudi Arabistanlıları tercih etti?

Ahmed Mustafa
Geçtiğimiz günlerde Oxford Üniversitesi’nden Orta Doğu uzmanı olan Elisabeth Kendall, Twitter üzerinden El-Kaide’ye bağlı Hedayah kuruluşunun Yemen’de Ebu Muhammed el-Adeni isimli bir teröriste ait videoyu yayınladı. Adeni, DEAŞ örgütü lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’ye bağlılığıyla tanınıyor. Videoda, Adeni’nin dikkatini dağıtan bir kuş sesinden ürktüğü görülüyor.
Independent Arabia’dan Ahmed Mustafa’nın haberine göre, video iki yıl önce yayınlanmasına rağmen, El-Kaide medyasının DEAŞ takipçileriyle alay etmek tekrar yayınlandı. El-Kaide, daha önce de DEAŞ ile ilgili bir video yayınlamış, DEAŞ’ın çekimlerde kan gibi görünmesi için kırmızı renkli Vimto (İngiltere’de satılan bir meşrubat) kullandığını ortaya koymuştu. Kendall ise yayınladığı video hususunda “El-Kaide’nin Yemen’de DEAŞ ile rekabetini yansıtan bir medya kampanyası yürüttüğü” yorumunu yaptı.
Yemen, uzun bir süredir birçok nedenden dolayı Arap Yarımadası’na yönelik terör tehdidinin bir kaynağı oldu. Bu durum, El-Kaide’nin küresel bir rol olarak ortaya çıkması, ABD çıkarlarına ve “New York’taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerini bombalamak ve başkent Washington’daki ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) binasına saldırmak için” 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan ikiz kulelere operasyonu” öncesinde de mevcuttu.
Belki de bu durum, terörizmi dine sızdırma fikrinin, farklı gruplar arasında rekabet konusu olduğunu hatırlatıyor. Bu rekabet ise, geçtiğimiz yirmi yılda terörle mücadeleye yönelik tüm çabalara rağmen, yani Usame bin Ladin’in Katar’ın el-Cezire kanalı tarafından yayınlanan konuşmalarında, El-Kaide liderinin övdüğü New York ve Washington bombardımanlarından bu yana devam ediyor.
Bin Ladin’in ABD kuvvetleri tarafından Mayıs 2011’nin başlarında Pakistan’daki sığınağında öldürülmesine ve yakın zamanda da El-Kaide liderliğini üstlenen oğlu Hamza’nın öldürülmesine rağmen örgüt, yalnızca ABD ve Batı için değil, Arap Yarımadası ve özellikle Suudi Arabistan için de tehdit olmayı sürdürüyor.
Suudi Arabistanlılar kıskaçta
ABD’ye karşı 15’i Suudi Arabistan vatandaşı olmak üzere 19 kişinin yürüttüğü, 11 Eylül saldırılarından bu yana birçok soru soruldu, farklı yorumlar ve komplo teorileri ortaya koyuldu. Ancak bir soru yeteri düzeyde gündem olmadı ve hala askıda bekliyor; Usame bin Ladin, neden eylemcilerin çoğunu ülkesi Suudi Arabistan’dan seçti?
Medyada birkaç kez bu soruya cevap arandı.  Gazeteci Martin Chulov’un The Guardian’da  3 Ağustos 2018 tarihinde yayınlanan haberinde, İngiliz bir subaydan alıntı yaparak, Bin Ladin’e kadar uzanan araştırmasında bu soruyu ele aldı.
Chulov, “Hiç şüphesiz ki Usame bin Ladin, Batı’yı bu ülkeye karşı alabora etmek için 11 Eylül komplosunu uygulayarak, Suudi Arabistanlıları seçti ve istediği gibi bir savaş olmasa da aslında bir savaşı alevlendirmeyi başardı” değerlendirmesinde bulundu.
Bununla birlikte ABD’lilerin çoğu, Suudi Arabistan’ın 1994 yılından bu yana, yani olaydan 7 yıl önce Bin Ladin’in vatandaşlığını iptal edilmesine rağmen hala (yaklaşık 3 bin kişinin ölümünden ve bu rakamın iki katı kadar yaralıdan sorumlu olan) bu adamın, ülkelerini hedefleyen, aile üyelerini ve sevdiklerini öldüren veya yaralayan bir Suudi Arabistanlı olduğuna inanıyor.
Ancak İngiliz istihbarat subayının bu soruya cevabı, Bin Ladin’in seksenlerin başlarından 2001 yılına kadar olan sürecini takip etmek isteyenler için bir temel oluşturuyor.
1998 yılında Kenya’nın başkenti Nairobi ve Tanzanya’nın başkent Darusselam’daki ABD elçiliklerine yönelik saldırılarda, şu anda ABD’de hapsedilen terörist Muhammed Raşid Davud el-Ohali dolayısıyla Suudi Arabistan isminden fazlasını duymadık.
2000 yılında Aden limanındaki USS Cole’un bombalanmasında 11 Eylül saldırılarında Halid el-Mihdar ve  Abdurrahim el-Neşiri gibi Suudi Arabistanlılar da yer aldı.
Böbürlenme
2008 yılında yayınlanan Lawrence Wright’ın “Yüksek Kule: El Kaide'den 11 Eylül’e Uzanan Yol” kitabını okuyanların en mantıklı yorumu, Sovyet işgaline karşı savaşan Afganlara destek olmak amacıyla Müslüman Kardeşler’den Abdullah Azzam liderliği altında faaliyet göstermek üzere 1984 yılında Pakistan’a yönelen Usame bin Ladin’in, seksenlerin sonunda Sovyetlerin çekilmesinden sonra ülkesinden dönmüş olması oldu. Azzam, kendisini “sözlerine kulak verilmesi” gereken bir cihatçı lider olarak görüyor.
Aynı zamanda Afganistan’ın Sovyet işgaline karşı “cihadının” sona ermesiyle El-Kaide, Bin Ladin’i lider olarak tayin eden “cihatçı” örgütün Mısırlı radikalleri tarafından yönetilen Pakistan ve Afganistan’dan savaşa katılmış Arapları kapsadı. Bu unsurlar, Arap Afganlar olarak tanındı ve kendilerini, Bin Ladin’in emri altındaki “sınır ötesi savaşçılar” olarak görüyorlardı.
Ancak bu dönemi inceleyen ve araştıran birçok kişi, Mısırlı cihatçı örgütün lideri Eymen el-Zevahiri’nin, El-Kaide fikrinin ve dünyanın herhangi bir yerinde görev yapmak için kurulan profesyonel terör ordusunun oluşumunun arkasındaki beyin olduğunu belirtti. Arap Afganlar arasında prestij sahibi olan Abdullah Azzam’dan kurtulduktan sonra Mısırlı cihat lideri Zevahiri, Afganistan’daki Sovyet ordusuna karşı verdiği mücadeleden dolayı Bin Ladin’i ‘Mücahitlerin Zafer Prensi’ olarak tanımladı.
Ardından Bin Ladin, ülkesine geri döndü ve camilerde vaaz vermeye başladı. Doğru görmediği her şeyi eleştirdi ve onlara karşı cihat çağrısı yaptı.
Suudi Arabistan o dönemde, içerisindeki sorunu fark etmeye başladı. Bu nedenle dönemin Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Naif bin Abdulaziz, Usame bin Ladin ile görüşerek, onu sert bir şekilde azarladı ve ardından Suudi Arabistan pasaportunu iptal etti. The Guardian gazetesinin aktardığına göre, 1977- 2001 yıllarında Suudi Arabistan İstihbarat Başkanı olarak görev yapan Prens Turki bin Faysal, “Biri Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgal edilmesinden önce ve diğeri işgal sonrasında olmak üzere 2 adet Usame bin Ladin var. Bin Ladin, işgal öncesinde bir savaşçı değil, örnek bir mücahitti” dedi. Prens Turki, Sovyetlerin ülkeden geri çekilmesinin ardından ise “Usame bin Ladin’in 1990’dan beri siyasi yönelimi var. Komünistlerin ve Marksistlerin Yemen’in güneyinden çıkmasını istiyordu. Onunla görüştüm ve bu işe karışmamasını söyledim” dedi.
Cihat ve hükümeti yok sayma
Usame bin Ladin, devletin görüşünü benimsememiş, Müslüman Kardeşler’in mensubu olan Abdullah Azzam’ın, Eymen el-Zevahiri ve Mısırlı cihatçılar tarafından takip edilen Seyyid Kutub’un fikirlerinden etkilenmişti.
Prens Turki el-Faysal’ın da birçok defa belirttiği gibi Bin Ladin, devlette rol üstlenebileceğini hayal ediyordu. Aynı şekilde kendisi, birçok defa Suudi Arabistanlı yetkililerle bir araya geldi ve onlara birçok kez öneride bulundu. Ancak önerileri hükümet tarafından kabul edilmedi.
Lawrence Wright, kitabında “1989 yılında Bin Ladin, Prens Turki’ye son derece cesur bir plan önerdi. Düzensiz ordusunu, Güney Yemen’deki Marksist hükümeti devirmek için kullanmayı teklif etti. Turki, Bin Ladin’in önerilerini dinledi, ancak reddederek, bunun kötü bir fikir olduğunu belirtti” ifadelerine yer verdi.
Suudi Arabistan hükümeti, defalarca Usame bin Ladin’e Yemen’in işlerine karışmama hususunda uyarı yaptı. Bin Ladin’in Yemen’e ziyaretleri ve Cidde’deki camilerde verdiği vaazlar, Suudi Arabistanlı yetkilileri alarma geçirdi ve yetkililer, Bin Ladin’i durdurmak için her türlü yola başvurmaya başladı.
ABD’li yazar Wright, “Bin Ladin, Irak’ın Kuveyt işgalini sonlandırmak için Eylül 1990’ın ilk günlerinde, Afganistan savaşına katılan bir grup Afgan mücahit ve Suudi savaşçı eşliğinde Savunma Bakanı Prens Sultan ile bir araya geldi” dedi. Usame bin Ladin, Bakana kendisinin ve Arap Afganların Kuveyt’in kurtuluşu için ayaklanmaya hazır olduklarını ifade etti.
Wright, “Bin Ladin, bölgenin özel haritalarını getirdi. Suudi Bin Ladin grubu tarafından sağlanan birçok inşaat malzemesi ve ekipmanı kullanılarak sınır boyunca kum hendekleri ve çukurlarına dair, açık ve planlı çizimlerle ayrıntılı bir saldırı planı yaptı. Usame bin Ladin, Afgan cihatçı arkadaşları ve işsiz Suudi Arabistanlı gençlerden oluşan bir mücahit ordusunu harekete geçirecekti. Ancak Prens, kendisine şu soruyu yöneltti; ‘Kuveyt’te hiç sığınak bulunmuyor. Kimyasal veya biyolojik silahlarla yüklü füzelerle karşılaştığında ne yapacaksın?’ Bin Ladin,‘Onlarla, imanla savaşacağız’ cevabını verdi.” dedi. 
Kitapta, Bin Ladin’in Prens Turki’ye de aynı öneriyi yaptığı, ancak önerilerinin her zaman reddedildiği ifade edildi. Bu durum, Prens’in Guardian’a verdiği bir röportajda da doğrulandı.
Bin Ladin, Afganistan’a gitmek üzere Suudi Arabistan’dan ayrıldı. Durum daraldığında, 1990’ların ilk yarısını, Müslüman Kardeşler’in Hasan el-Turabi liderliği etkisi altında geçirdiği Sudan’da kalmak için Müslüman Kardeşler destekli “Kurtuluş Devrimi” çağrısı yaptı.
Usame bin Ladin, kraldan genç yetkililere kadar herkesi eleştirerek, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Prens Turki, o dönemde herkese faks gönderiyordu. Durum oldukça kritikti. Ailesinin onu yeniden doğru olana yönlendirmesi için çaba sarf edildi, ancak bu da işe yaramadı. Belki de bu, hükümetin onu ciddiye almadığını hissetmesinden kaynaklanıyordu.
Teröristlerin hedefi, bağlı oldukları ülkeler
El Kaide’nin 1980’lerin sonlarında kurulmasından bu yana “ABD ve Batı’ya yönelik küresel cihat” sloganlarına” rağmen örgütün hedefi, başta Bin Ladin olmak üzere örgüt üyelerinin bağlı olduğu ülkelerdi.
Bin Ladin’in düşünceleri, Zevahiri’nin ve Mısır’daki teröristlerin hedefi olan “cihatçı” örgüt liderlinin fikirlerinden farklı değildi. Bin Ladin, Suudi Arabistan’ı, aynı zamanda büyük ölçüde Yemen’i hedef alıyordu. Bu ülkelerde terörizm tohumlarını ekebildi. Hala ise tüm bölgenin güvenliğini tehdit etmeye devam ediyor.
Sovyetlerin Afganistan’dan geri çekilmesinden sonra ve bu Asya ülkesinde ateşi söndürmeyen iç savaşı takiben Arap Afganlar, Taliban ve diğerlerinin içerisinde bulunduğu mücadeleden uzak değildi. Bin Ladin ve El-Kaide liderleri, ABD’yi ve Batı’yı bağlı oldukları ülkelerle koalisyondan uzak tutabileceklerini tasavvur ediyordu.
Aynı şekilde radikal narsisizm ve içi boş bir gururla amaç belki de ABD ve Batı’ya Suudi Arabistan vatandaşlarının, düşman çıkarlarını tehdit etmek için ölmeye hazır olduğunu göstermekti.
El Kaide’nin amacı, Müslüman Kardeşler’in ve El-Kaide’den doğan diğer grupların Batı’ya ulaştırmak istediği mesajla da benzerdi.
Usame bin Ladin ve El-Kaide örgütü bir şeyi başardı; Batı’yı ve dünyayı, terörizm ve radikalizmle damgalanan Müslümanlara ve İslam’a karşı bir konuma sokmak. Ancak Batı’nın, müttefikleriyle ilişkilerini kesmeyi başaramadı.
Nihayetinde özellikle Yemen’de terörizm tohumları ekti ve bölge ülkeleri hala onları yok etmeye çalışıyor.
TERÖRLE SAVAŞARAK GEÇEN 18 YILIN ARDINDAN ABD VE ORTADOĞU
11 EYLÜL SALDIRILARI.... İSLAM ALEMİNDEKİ İÇ SAVAŞ VE ÜLKELERİN KURULUŞLARIN VE ÖRGÜTLERİN BÜYÜK KAYIPLARI
11 EYLÜL SALDIRILARIN YIL DÖNÜMÜNDE ABD'NİN KABİL BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDE PATLAMA



İran, Hürmüz Boğazı'ndaki olası "mayınlardan" kaçınmak için iki alternatif rota açıkladı

Arap Körfezi'nde Hürmüz Boğazı'na doğru seyreden bir kargo gemisi (AP)
Arap Körfezi'nde Hürmüz Boğazı'na doğru seyreden bir kargo gemisi (AP)
TT

İran, Hürmüz Boğazı'ndaki olası "mayınlardan" kaçınmak için iki alternatif rota açıkladı

Arap Körfezi'nde Hürmüz Boğazı'na doğru seyreden bir kargo gemisi (AP)
Arap Körfezi'nde Hürmüz Boğazı'na doğru seyreden bir kargo gemisi (AP)

İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri bugün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerin, olağan güzergahta mayın bulunma olasılığı gerekçesiyle İran kıyılarına yakın iki alternatif rota izlemesi gerektiğini duyurdu.

Mehr Haber Ajansı, Larak Adası'nın güney ve kuzeyindeki iki güzergahı gösteren deniz haritasıyla birlikte askeri bir açıklamayı aktardı. Açıklamada, "olası mayın çarpışmalarına karşı korunmak ve Devrim Muhafızları Donanması ile koordinasyon içinde (...) (gemiler) bir sonraki duyuruya kadar Hürmüz Boğazı üzerinden alternatif güzergahlar kullanmak zorunda kalacaklar" denildi.

ABD ve İran, ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda anlaşmaya varılmadığı takdirde Tahran'ı yok edeceğine dair belirlediği sürenin bitimine bir saatten az bir süre kala iki haftalık ateşkes konusunda anlaştılar.

Tahran, mart ayının başından beri ana nakliye yolunu kapatarak, küresel enerji fiyatlarında keskin bir artışa neden oldu.


Kuzey Kore, balistik füzeler ve misket bombası başlıklarının test edildiğini duyurdu

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve kızı, 14 Mart 2026'da çoklu roketatar testini denetledi (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve kızı, 14 Mart 2026'da çoklu roketatar testini denetledi (Reuters)
TT

Kuzey Kore, balistik füzeler ve misket bombası başlıklarının test edildiğini duyurdu

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve kızı, 14 Mart 2026'da çoklu roketatar testini denetledi (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve kızı, 14 Mart 2026'da çoklu roketatar testini denetledi (Reuters)

Kuzey Kore bugün yaptığı açıklamada, bu hafta gerçekleştirdiği bir dizi testin, komşusu Güney Kore'yi hedef alabilecek nükleer güçlerini genişletme çabalarının devamı olarak, misket bombası başlıklarıyla donatılmış balistik füzeler de dahil olmak üzere çeşitli yeni silah sistemlerini içerdiğini duyurdu.

Resmi Kore Merkezi Haber Ajansı (KCNA), pazartesi günü başlayan testlerin üç gün sürdüğünü ve uçaksavar sistemleri, iddia edilen elektromanyetik silah sistemleri ve karbon fiber bombaların da sergilendiğini bildirdi.

Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı, çarşamba günü fırlatılan füzelerin denize düşmeden önce 240 ila 700 kilometre yol kat ettiğini, ayrıca salı günü Kuzey Kore'nin başkenti Pyongyang yakınlarındaki bir bölgeden fırlatılan en az bir füzenin de tespit edildiğini açıkladı.

Japonya Savunma Bakanlığı, çarşamba günü ateşlenen silahlardan hiçbirinin münhasır ekonomik bölgesi içindeki sulara girmediğini belirtirken, ABD güçleri de Kuzey Kore'nin Salı ve Çarşamba günkü fırlatmalarının Amerika Birleşik Devletleri veya müttefikleri için acil bir tehdit oluşturmadığını ifade etti.


İran yanlısı gruplar, savaş anlatısını kontrol altına almak için yapay zekâyı kullanıyor

İran yanlısı gruplar, savaş anlatısını kontrol altına almak için yapay zekâyı kullanıyor
TT

İran yanlısı gruplar, savaş anlatısını kontrol altına almak için yapay zekâyı kullanıyor

İran yanlısı gruplar, savaş anlatısını kontrol altına almak için yapay zekâyı kullanıyor

İran yanlısı grupların, ABD ve İsrail’e karşı savaşta kendi anlatılarını oluşturmak ve muhalefeti güçlendirmek amacıyla İngilizce olarak hazırlanmış gelişmiş dijital memler (alaycı görseller) üretmek için yapay zekâ teknolojilerini kullandığı bildirildi.

Analistler, söz konusu memlerin Tahran’la bağlantılı gruplardan geldiğini ve sınırlı kaynakları kullanarak ABD’ye dolaylı da olsa zarar vermeyi hedefleyen bir stratejinin parçası olduğunu belirtiyor. Bu strateji, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kontrol etmek için saldırı ve tehditleri nasıl kullandığını da içeriyor. Dün ilan edilen ateşkes, saldırıların durması umudunu artırmış olsa da birçok mesele hâlâ çözüme kavuşmuş değil.

Cambridge Üniversitesi’nde yapay zekâ araştırmacısı olan Neil Lavi-Driver, durumu değerlendirirken, “Bu onlar için bir propaganda savaşı” dedi ve İran’ı işaret etti. Lavi-Driver, “Amaçları, çatışmaya karşı yeterli hoşnutsuzluğu yaymak ve sonunda Batı’yı geri adım atmaya zorlamak. Bu yüzden konu onlar için kritik önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

‘Memler’, Amerikan kültürünü çok iyi biliyor ve Trump’ı hedef alıyor

Memler çatışmalarda ilk kez kullanılmıyor, ancak son yıllarda yapay zekâ ile üretilen görselleri de kapsayacak şekilde evrim geçirdi. Bu tür görseller, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Ukraynalılara yoğun biçimde yönlendirilmişti. Geçen yıl ise İran ile İsrail arasındaki savaş sırasında internete yüklenen kalitesiz yapay zekâ görsellerini tanımlamak için ‘AI slop’ terimi yaygınlaştı. Bunlar Tahran’ın nükleer programını zayıflatmayı amaçlıyordu.

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in ortak saldırılarıyla başlayan çatışmada, memler ABD yetkililerini alaycı biçimde ele alan özenli çizgi film tarzı görseller olarak kullanıldı.

Bu memler, yalnızca İngilizceyi değil, Amerikan kültürünü ve ‘trolling’ tarzını da ustalıkla yansıtıyor. Farklı sosyal medya platformlarında paylaşılan görseller milyonlarca görüntüleme aldı, ancak etkilerinin ne ölçüde olduğu net değil.

Söz konusu memlerde dönemin ABD Başkanı Donald Trump, yaşlı, gelişmelerin gerisinde ve uluslararası alanda izole bir figür olarak tasvir edildi. Sağ elinin arkasındaki morluklar, sağlığına dair spekülasyonları tetiklerken, MAGA destekçisi tabandaki iç anlaşmazlıklara ve geçen yıl tartışmalı biçimde atanan Savunma Bakanı Pete Hegseth’in atanmasına da gönderme yapıldı.

Propaganda alanında ondan fazla kitap yazan araştırmacı Nancy Snow, “İran yanlısı gruplar, popüler kültürü bu alandaki en güçlü devlet olan ABD’ye karşı kullanıyor” dedi.

Paylaşılan görseller arasında Lego animasyon filmi tarzında tasarlanmış sahneler de bulunuyor. Bir görselde, İranlı bir askeri lider rap söyleyerek, “Tahtında oturarak dünyayı yönettiğini sanıyordun; şimdi her üssü taş bir yatağa çeviriyoruz” derken, Trump ise Jeffrey Epstein hakkındaki Amerikan soruşturma kayıtlarını simgeleyen yuvarlak bir yapının içine düşüyor.

Devlet kurumlarıyla olası iş birliği

Analistler, bu memleri üreten grupların İran hükümetiyle iş birliği içinde olduğunu değerlendiriyor. Yapay zekâ tabanlı video ve insan hakları alanında faaliyet gösteren WITNESS organizasyonunda yöneticilik yapan Mahsa Alimardani, bu animasyonların sahip olduğu karmaşıklık ve internet erişim gereksinimlerinin resmî kurumlarla bağlantıya işaret ettiğini belirtti.

Alimardani, “Böyle içerikler üretmek ve yüklemek için gerekli bant genişliğini sağlayabiliyorsanız, resmi ya da gayriresmi şekilde rejimle iş birliği yapıyorsunuzdur” dedi. İran’ın bu yıl geniş çaplı protestoları bastırma kampanyası kapsamında internet üzerinde sıkı kısıtlamalar uyguladığına dikkat çekti.

Resmî medya organları, Lego tarzı videoların arkasındaki ‘Akhbar Enfejari’ (Sarsıcı Haberler) isimli hesabın paylaşımlarını yeniden yayımladı.

Hesap, İran içinde içerik üreten ve paylaşan bir grup İranlıya ait olduğunu iddia ederek, Batı’nın onlarca yıldır süren medya hâkimiyetini kırmayı amaçladıklarını belirtiyor.

Hesap yöneticileri AP’ye Telegram üzerinden yaptıkları açıklamada, “Uzun süre medya sahnesine hâkim oldular ve bu güçle birçok ülkeye kendi anlatılarını dayattılar. Ancak bu sefer durum farklı. Oyun kurallarını değiştirdik. Bu kez daha iyi yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Ateşkes ilanının ardından aynı hesap, “İran kazandı! Dünyaya emperyalizmi ezmenin yolu gösterildi. Trump teslim oldu” şeklinde paylaşım yaptı.

ABD ve İsrail’den sınırlı sayıda karşı mesaj

İran yanlısı grupların ürettiği memlerin yanı sıra, İran hükümetine ait hesaplar da ABD’ye yönelik alaycı içerikler paylaştı. Bunlar arasında İran’ın Güney Afrika Büyükelçiliği’nin bir paylaşımı dikkat çekti. Paylaşımda, “Dünyadaki yeni süper güce merhaba deyin” ifadesi yer aldı ve İran bayrağı görseli eklendi. Ateşkes anlaşmasının ardından hem ABD hem İran tarafları zaferlerini ilan etti.

Analistler, Amerikan politika ve kültürüne dair derin anlayışın, yıllarca süren geleneksel propaganda yöntemlerine dayandığını belirtiyor. Bu, ABD ve İsrail karşıtı anlatıları yaymayı amaçlayan uzun soluklu bir İran hükümet programının devamı niteliğinde.

Alimardani, “Bu mem savaşı, kamuoyunun neyi bildiğini ve hangi popüler kültür referanslarının etkili olacağını iyi bilen kurumlar tarafından yürütülüyor” dedi.

Öte yandan analistler, ABD ve İsrail’in benzer bir kampanya yürütmediğini belirtiyor. İran’ın internet üzerindeki sıkı kısıtlamaları göz önüne alındığında, bu mesajları sıradan İran vatandaşlarına ulaştırmanın hâlâ zor olduğu ifade ediliyor.

Savaşın erken dönemlerinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yapay zekâ kullanarak Farsça konuşuyormuş gibi görünen bir video yayımlayarak İranlıları kendi hükümetlerini devirmeye çağırdı. Beyaz Saray da Amerikan kamuoyuna yönelik bir dizi mem paylaştı; bu içerikler arasında televizyon programları ve spor etkinliklerinden kesitler yer aldı.

Öte yandan, ABD hükümeti tarafından yönetilen Voice of America (Amerika’nın Sesi) radyosu hâlâ Farsça olarak yayın yapıyor. Ancak yayın organı, Trump döneminde kapatma emri verilmesinin ardından sınırlı bir kadroyla çalışıyor.