İran-ABD nükleer arabulucusu Fransa olacak

Macron, Trump'ı Tahran'a uygulanan yaptırımları hafifletme konusunda ikna etmeye çalışıyor (AFP)
Macron, Trump'ı Tahran'a uygulanan yaptırımları hafifletme konusunda ikna etmeye çalışıyor (AFP)
TT

İran-ABD nükleer arabulucusu Fransa olacak

Macron, Trump'ı Tahran'a uygulanan yaptırımları hafifletme konusunda ikna etmeye çalışıyor (AFP)
Macron, Trump'ı Tahran'a uygulanan yaptırımları hafifletme konusunda ikna etmeye çalışıyor (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Biarritz'de düzenlenen G-7 Zirvesi’nin başkanlığına oybirliği ile seçildi. Bu başarının dışında Macron için ufukta bir başka başarı daha görünüyor. Emmanuel Macron aylarca süren çok taraflı ve diplomatik temaslar gerçekleştirdi. Özellikle İran nükleer anlaşma meselesinde yer alan iki kilit kişi; ABD Başkanı Donald Trump ve İranlı mevkidaşı Hassan Ruhani ile görüşmeler gerçekleştirdi.
Biarritz Zirvesi’nin ardından Fransız arabuluculuğunun kaderi ve Macron'un Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda her iki lideri bir araya getirme çabaları etrafında karamsar bir hava oluştu. Bunun nedenleri; her iki tarafın da çelişkili açıklamalarda bulunmaları ve iç siyasette baskıya maruz kalmaları. Ancak son zamanlarda bu karamsar hava dağıldı ve bu girift meselede tekrar bir girişim başlatılabilmesi için fırsat doğdu.
Avrupalı diplomatik kaynaklar, meselenin hala "kırılgan" olduğunu ve hala çözülmesi gereken sorunların olduğunu söylüyor, ancak son saatlerde bir Trump-Ruhani görüşmesinin gerçekleşmesi ihtimali arttı.
Avrupalı kaynaklar önümüzdeki 10 gün içinde taraflar arasında temasların yoğunlaşmasını bekliyorlar. Fransız diplomasisinin Washington ile Tahran arasında hala mevcut olan talep çatışmasını sonlandırma noktasında girişimlerde bulunduğunu aktardı.
Macron daha önce önerdiği “Fransız girişimini” tekrar etkin kılmak istiyor. Bunun için İran tarafı ile uzun soluklu görüşmeler gerçekleştiriyor. Ruhani ve Macron arasında en son bir telefon görüşmesi gerçekleştirildi. Avrupalı kaynaklar bu görüşmeyi cesaret verici olarak niteledi.
Avrupalı diplomat kaynakların aktardığı bilgileri diğer kaynaklar da doğruluyor. Bloomberg bunlardan en fazla dikkat çekeni. Bloomberg kendi kaynaklarına dayanarak ikili arasında bir telefon görüşmesinin gerçekleştiğini doğruladı. Bloomberg’in aktardığı habere göre, “Beyaz Saray, Trump’ın Ruhani ile pazartesi günü yapacağı görüşme için hazırlıklara başladı. Baskı politikası kapsamında İran’a uygulanan yaptırımların hafifletilmesi konusu Beyaz Saray’da masaya yatırıldı. Bu gelişme, ulusal güvenlik danışmanı olan John Bolton'un görevden alınmasının sebeplerinden biri olarak da gösteriliyor. Amerikan Daily Beast haber sitesinde yer alan habere göre, Trump, iki hafta önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'la görüşmesinde, Avrupa'nın nükleer anlaşmayı korumak için İran'a sunduğu 15 milyar dolarlık kredi ya da petrol yaptırımlarının hafifletilmesi önerilerini reddetmedi.
Bu durumda İran’ın, Körfez güvenliğini tehdit etmemesi, Körfez’de denizciliğe engel olmaması ve ileride yapılacak bölgesel Ortadoğu müzakerelerine katılması gerekecek. İran, ayrıca Fransa’nın Avrupa ülkeleri adına kurduğu müzakere masasına tekrar oturacak. ABD de böyle bir görüşmenin gerçekleşmesini istiyor.
Trump,25 Ağustos tarihinde gerçekleştirilen Biarritz Zirvesi’nde Ruhani görüşmesine ilişkin yaptığı açıklamada, şartların yerine getirilmesi halinde böyle bir görüşmenin mümkün olabileceğini söylemişti. Öyleyse, ortada cevap bekleyen bir soru var: Bu görüşmenin gerçekleşebilmesi için Amerikan’ın mı yoksa İran’ın mı şartları yerine getirilecek?
Ruhani Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile yaptığı son telefon görüşmesinde, Macron’a ABD ile bir görüşme gerçekleşebilmesi için sunduğu şartları hatırlattı. Ruhani, "İran hükümeti, Meclisi ve halkına yönelik yaptırımlar devam ettiği sürece ABD ile müzakerelerin bir anlamı yoktur." ifadelerini kullandı. Ruhani, “Avrupa ile nihai bir anlaşmaya varılırsa, nükleer yükümlülüklerimize tekrar yerine getirmeye hazırız” dedi. Ruhani,”5 artı 1 ülkeleriyle bir görüşmenin gerçekleşebilmesi için öncelikle İran’a yönelik tüm tehditlerin ortadan kaldırılması gerekir” dedi.
Ruhani, 2015 anlaşmasının birkaç maddesine uymayarak anlaşmayı ihlal etmişti. Şimdi ise tekrar bu maddelere uyabileceğini dile getiriyor. Avrupalı kaynaklar, içeride aşırı kanatların Ruhani'ye yönelik uygulanan baskıya işaret ediyor. Avrupalı kaynaklar aynı zamanda İran’ın ABD yönetimi tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasına ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Bu durum Ruhani’nin, Trump ile bir görüşme gerçekleştirmesini zorlaştırıyor. Ayrıca kamuoyunu yeterince ikna edebilecek bir gerekçesi olmaması da Ruhani’nin elini kolunu bağlıyor. Ruhani sadece görüntüden ibaret olan bir görüşmenin birçok vesileyle anlamlı olmayacağını dile getirmişti. Ruhani belki de bu sözleriyle Trump’ın Kuzey Kore lideri ile üç kez yaptığı görüşmelere işaret ediyordu. ABD Başkanı ile Kuzey Kore lideri ile yapılan görüşmelerden bir netice alınamadı. Pyongyang’a uygulanan ekonomik yaptırımlar halen devam ediyor.
Ruhani’nin, Trump ile görüşmesinde istediği her şeyi elde edemeyeceğine dair bir kanaat var. Yani Ruhani, yaptırımların tamamen kaldırılması noktasında Trump’ı ikna edemeyecek. Paris ise yaptırımların kısmen kaldırılmasını önerecek. Aynı şekilde İran’ın ekonomisini ayakta tutması için petrolünün bir miktarını ihraç etmesi konusunda ABD yönetiminden onay isteyecek. Bu ya İran petrol satışlarını Avrupa finansal mekanizmasına dahil edilerek ya da İran ham petrolünün satılması için Çin ve Hindistan gibi ülkelere doğrudan "muafiyetler" verilerek sağlanacak.
Ruhani Washington’un ilk adımı atmasını bekliyor. Trump Fransa’nın arabuluculuk yapmasına fırsat verirse görüşme için ilk adım atılabilir.
Bolton'un Beyaz Saray'dan ayrılmasının ardından, çoğu analist meselelerin süratle netlik kazanacağını düşünüyor. Herkes Trump’ın “müzakere” arzusunu biliyor ve son üç gündür İranlıların, müzakere etmek ve anlaşmaya varmak istediklerini söylüyor. Ancak bu amaca ulaşmak için ABD’nin aşırı baskı politikasına bir şekilde son vermesi gerekiyor.
Avrupalı kaynaklara göre, Trump; uyguladığı baskıcı politikalar sayesinde İran’ın müzakereye yanaştığını söyleyerek ABD kamuoyunda prim yapabilir. Trump insani amaçlarla veya Fransa’nın davetine cevap vermek için İran ile müzakere masasına oturduğunu da söyleyebilir. Trump selefinin de ötesine giderek Ruhani ile telefon görüşmesi yapmakla da yetinebilirdi.
ABD Başkanı’nın şu iki şeyi hedeflediğini net bir şekilde söyleyebiliriz. Birincisi; zor bir seçim kampanyasının eşiğindeyken İran'la bir savaş istemiyor. İkincisi; diplomatik bir başarı elde etmek istiyor. ABD Başkanı yönetimi devraldığından beri dış politikada hiçbir başarıya imza atamadı. ABD Başkanı, Rusya ve Çin ile ilişkilerinde, Filistin-İsrail meselesinde hatta Venezuela meselesinde bile hiçbir diplomatik başarı elde edemedi. İran nükleer anlaşması meselesinde bir başarı elde etmek ABD Başkanı’nı mutlu edecektir. Bu konuda bir başarı elde edebilir mi? Bu sorunun yanıtını önümüzdeki günlerde bulacağız.



Ticaretten Tayvan ve İran’a kadar… Trump-Şi zirvesinden neler bekleniyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Busan’da düzenlenen ikili görüşme sırasında... Güney Kore, 30 Ekim 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Busan’da düzenlenen ikili görüşme sırasında... Güney Kore, 30 Ekim 2025 (Reuters)
TT

Ticaretten Tayvan ve İran’a kadar… Trump-Şi zirvesinden neler bekleniyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Busan’da düzenlenen ikili görüşme sırasında... Güney Kore, 30 Ekim 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Busan’da düzenlenen ikili görüşme sırasında... Güney Kore, 30 Ekim 2025 (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, bu yıl ikinci kez bir araya geleceği Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i gelecek hafta Beyaz Saray’da ağırlayacak. İki lider, ticaret ve Tayvan’dan İran krizine, ayrıca yapay zekâya ilişkin küresel endişelere kadar uzanan çeşitli başlıkların baskı oluşturduğu ABD-Çin ilişkilerinde belirli bir istikrar sağlamaya çalışıyor.

Şi, Çin ekonomisinin üst üste ikinci yıl 1 trilyon dolarlık ticaret fazlası vermeye hazırlandığı bir dönemde, ülkesine liderlik ettiği son 10 yıl içinde ilk kez Beyaz Saray’ı ziyaret edecek.

İran’la savaşa dahil olan ve kamuoyu desteğinde düşüş yaşayan Trump ise artan fiyatlardan rahatsız olan Amerikalılara sunabileceği ticari kazanımlar elde etmeye çalışıyor.

Trump’ın mayıs ayında Pekin’e gerçekleştirdiği ziyaretin ardından düzenlenecek 24 Eylül’deki zirvenin gündeminde öne çıkan bazı başlıklar şöyle:

Ateşkesi uzatmak mı, yoksa ticaret savaşını yeniden başlatmak mı?

Piyasalar, Trump ile Şi’nin geçtiğimiz yıl ekim ayında Güney Kore’de gerçekleştirdiği zirvenin ardından ilan edilen ve 10 Kasım’da sona ermesi planlanan gümrük vergileri ateşkesinin uzatılacağına ilişkin işaretleri yakından takip edecek.

Söz konusu anlaşma, dünyanın en büyük iki ekonomisinin karşılıklı olarak yüzde 100’ü aşan gümrük vergileri uygulamasıyla küresel tedarik zincirlerini tehdit ettiği ticaret savaşını durdurmuştu.

xcvfgbh
Çin Halk Kurtuluş Ordusu onur kıtası, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda ABD Başkanı Donald Trump’ı karşılamasından önce Çin ve Amerikan bayraklarını göndere çekiyor... Çin, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer bu ay yaptığı açıklamada, iki ülkenin ‘tarım ve tarife dışı engellerle ilgili bazı tedbirleri’ açıklayacağını söyledi. Piyasa aktörleri, 30 milyar dolar değerindeki malları kapsayacak karşılıklı gümrük vergisi indirimine ilişkin herhangi bir ilerleme olup olmadığını izleyecek. Çin, ABD’nin tarım ürünlerine uygulanan vergileri düşürerek bu adımı daha kolay hayata geçirebilir.

Tayvan

ABD’nin Asya’daki müttefikleri, Trump’ın ekonomik kazanımları güvence altına almak amacıyla Washington’ın demokratik yönetilen Tayvan’a verdiği desteği azaltmaya yönelebileceği yönündeki endişelerini giderek artırıyor. Çin, Tayvan üzerinde egemenlik hakkı olduğunu savunuyor.

Tayvan, Çin’in egemenlik iddialarına şiddetle karşı çıkıyor. ABD’nin de çoğu ülke gibi Tayvan’la resmi diplomatik ilişkileri bulunmamasına rağmen Washington, adanın en önemli uluslararası destekçisi ve silah tedarikçisi konumunda.

Trump, Şi’nin mayıs ayında gerçekleştirilen görüşme sırasında ABD’nin Tayvan’a silah satışları konusunda kendisine baskı yaptığını söyledi. ABD Başkanı daha sonra, değeri 14 milyar dolara ulaşan ve henüz sonuçlandırılmamış bir silah anlaşmasını ‘pazarlık kozu’ olarak nitelendirdi.

scdfgh
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’deki Cennet Tapınağı’na yaptıkları gezinti sırasında yan yana yürüyorlar... Çin, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Reuters’a konuşan ve Çin’in yürüttüğü girişimler hakkında bilgi sahibi olan kaynaklara göre Pekin, silah satışlarının yanı sıra Trump’ı, ABD’nin Tayvan’ın bağımsızlığına destek vermediğini söylemekle yetinmek yerine bağımsızlığa karşı olduğunu açıklamaya ikna etmeyi de umuyor. Washington, onlarca yıldır bu konuda ‘bağımsızlığı desteklemediği’ yönündeki ifadeyi kullanıyor.

ABD’nin Tayvan politikasında yapılacak herhangi bir değişiklik, Washington’ın adayı savunma konusundaki kararlılığına ilişkin soru işaretlerine yol açabileceği ve Kongre’de muhalefeti tetikleyebileceği için ciddi tartışmalara neden olabilir.

İran Savaşı

İki liderin, Trump’ın İsrail’le birlikte şubat ayında başlattığı ve sona erdirmeye çalıştığı İran savaşını da ele alması bekleniyor.

Pekin, Tahran’la yakın ilişkilerini sürdürüyor. Çin, açık ara farkla dünyanın İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda. Washington, Şi’nin Tahran üzerinde baskı uygulama konusunda benzersiz bir kapasiteye sahip olduğunu düşünüyor ancak Çin liderinin bunu yapma konusunda fazla istekli olmadığı görülüyor. Reuters, geçen ay Pekin’in yaptırımları aşmaya yönelik bir düzenek aracılığıyla İran’a milyarlarca dolarlık mal sattığını bildirmişti. Çin Dışişleri Bakanlığı ise böyle bir düzenekten haberdar olmadığını belirtiyor.

ABD’nin yaşadığı hayal kırıklığına rağmen Hazine Bakanı Scott Bessent, geçen ay İran’a yönelik bir ‘ekonomik saldırı’ başlatıldığını duyururken Çin bankalarına yaptırım uygulamaya kadar gitmedi ve ülkelere Tahran’la ticari ilişkilerini kesmeleri çağrısında bulundu.

Bessent, gelecek haftanın başında Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile görüşeceğini, Trump ile Şi’nin ise zirvede Çin ile İran arasındaki mali ilişkiler konusundaki görüşmelerini sürdüreceğini söyledi.

Trump, pazar günü İran’ın, temmuz ayında üç ABD askerinin hayatını kaybettiği saldırıdan önce Çin’deki kuruluşlar aracılığıyla Ürdün’deki bir üsse ait uydu görüntülerini elde ettiğini öne süren bir haberi dikkate almadı.


İran'daki ekonomik kriz Afgan göçmenleri de vurdu

Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
TT

İran'daki ekonomik kriz Afgan göçmenleri de vurdu

Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı savaş nedeniyle İran'da derinleşen ekonomik kriz, 2021'de Taliban'ın Afganistan'da iktidarı yeniden ele geçirmesinin ardından ülkeye sığınan binlerce göçmeni geri dönmeye zorluyor.

İran İstatistik Merkezi'ne göre tüketici fiyatları yıllık yaklaşık yüzde 90, gıda fiyatları ise yaklaşık yüzde 130 arttı. Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) araştırmasına göre İran'dan dönen Afganların yalnızca yüzde 29'unun birikimi kaldı, ortalama gelirleri de kriz öncesine kıyasla yaklaşık üçte bir azaldı.

Reuters'ın Afganistan'ın İran sınırındaki Herat ve Ferah vilayetlerinde görüştüğü göçmenler, işsizlik ve hızla yükselen fiyatlar nedeniyle İran'da yaşamın sürdürülemez hale geldiğini söylüyor.

18 yaşındayken ailesiyle İran'a giden Muhammed Said, 5 ay önce Afganistan'a döndüklerini belirtiyor. Ailenin İran riyali cinsinden birikimleri, para biriminin sert değer kaybetmesi nedeniyle değerinin üçte ikisinden fazlasını yitirmiş.

Göçmen Sayid Cavid de geçmişte Afgan satıcıların İran pazarlarında malları yaklaşık iki katına satarak kâr edebildiğini ancak enflasyon ve birikimlerin erimesiyle tüketici talebinin çöktüğünü söylüyor.

Abdul Cabbar da eşi, iki kızı, torunu ve annesiyle yaklaşık 40 yıldır yaşadığı İran'dan Afganistan'a dönmek zorunda kaldıklarını anlatıyor. Kirman'daki evlerinin İran ordusuna ait bir askeri üsse yakın olduğunu anlatan Abdul Cabbar, bölgenin savaş sırasında defalarca füzelerle vurulması ve iş imkanlarının ortadan kalkması nedeniyle Afganistan'a döndüklerini belirtiyor.

İran sınırındaki İslam Kale kapısında görev yapan Taliban yetkilisi Abdulgani Kazızade, her gün kadın ve kız çocuklarının da bulunduğu en az 20 ila 40 ailenin gönüllü olarak Afganistan'a döndüğünü söylüyor. Yetkili, İran'da kazanılan ücretlerin artık temel ihtiyaçları karşılamaya yetmediğini ifade ediyor.

Independent Türkçe, Reuters, Ynet


Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
TT

Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)

Amerikan petrol devi ExxonMobil, yaklaşık 19 yıl önce çekildiği Venezuela'ya yeniden dönmesini sağlayacak anlaşmayı tamamlamaya yakın.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre ExxonMobil, ülkedeki bazı petrol sahalarına yatırım yapmak için Venezuela devletine ait Petróleos de Venezuela firmasıyla ön anlaşma imzalamaya hazırlanıyor.

Habere göre muhtemel anlaşma, yeraltında toplam 50 milyar varilden fazla petrol barındıran sahaları kapsayabilir.

Diğer yandan görüşmelerin eylül sonrasına sarkabileceği veya tamamen sonuçsuz kalabileceği de ifade ediliyor.

Venezuela'nın resmi rakamlarına göre ülkenin elinde yaklaşık 300 milyar varillik petrol rezervi var. Bu rakam, Venezuela'yı dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi konumuna getiriyor.

ExxonMobil, ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan petrol şirketlerini Venezuela'ya yatırıma teşvik etmesinin ardından görüşmeler yapmak üzere ekiplerini Karakas'a göndermişti.  

Firmanın rakibi Chevron da bu ayın başında Venezuela'daki ortak girişimleri üzerinden 5 yılda 7 milyar dolarlık yatırım yapmak için anlaşma imzalamış, üretimini günlük 600 bin varile çıkarmayı hedeflediğini açıklamıştı.

Bununla birlikte bazı büyük petrol ve doğalgaz şirketleri Venezuela'ya uzun vadeli yatırım hakkında temkinli davranıyor.

Eski Venezuela lideri Hugo Chávez'in 2007'deki kararıyla ExxonMobil ve ABD'nin üçüncü büyük petrol şirketi ConocoPhillips'in varlıklarına el konmuştu. Firmalar uğradıkları milyarlarca dolarlık kaybın tazmin edilmesine yönelik taleplerini sürdürüyor.

Amerikan petrol ve doğalgaz firmalarının Venezuela'da yatırımı yeniden değerlendirmesi, Washington'ın ocak ayında ülkeye düzenlediği askeri baskının ardından geldi. ABD ordusu, 3 Ocak'taki baskında Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmıştı.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Maduro sonrasında ülkenin başına geçen Delcy Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters