Türkiye, İdlib'de HTŞ'yi baskı altına almak için askeri seçeneğe mi yöneliyor?

SDG tarafından servis edilen ve Türkiye sınırındaki tahkimatların yıkıldığını gösteren fotoğraf
SDG tarafından servis edilen ve Türkiye sınırındaki tahkimatların yıkıldığını gösteren fotoğraf
TT

Türkiye, İdlib'de HTŞ'yi baskı altına almak için askeri seçeneğe mi yöneliyor?

SDG tarafından servis edilen ve Türkiye sınırındaki tahkimatların yıkıldığını gösteren fotoğraf
SDG tarafından servis edilen ve Türkiye sınırındaki tahkimatların yıkıldığını gösteren fotoğraf

Ankara’da geçtiğimiz Pazartesi günü düzenlenen Suriye konulu Türkiye-Rusya-İran üçlü zirvesinin ardından, Türkiye’nin, Rusya’nın, rejimin İdlib’deki ilerlemesine verdiği desteği durdurmak için başta Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) olmak üzere İdlib’deki radikal gruplar ve terör örgütlerine karşı  operasyon eğiliminde olduğu ifade edildi.
Ankara ilk defa, HTŞ’ye karşı askeri operasyon olasılığını ve İdlib’de ‘Zeytin Dalı’ senaryosunu gerçekleştirebileceğini ima etti. Bu da, dağılma veya ortadan kaldırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan ve neredeyse başka seçeneği olmayan HTŞ ile askeri bir çatışmaya girmesi anlamına geliyor.
Ankara, HTŞ’nin İdlib’deki varlığının, Suriye rejimi ve Rusya’nın elinde buraya saldırmaları için bir koz olduğunu ve İdlib’i koruyamaz hale geldiğini gördü. Ankara, Suriye'nin kuzeybatısındaki bölgede olup bitenler için sonsuza kadar sabredemeyeceğini de defalarca dile getirdi.
Türkiye, askeri varlığının bölgedeki demografik durumu stabilize etmesi amacıyla İdlib’deki Gerginliği Azaltma Bölgesi anlaşması kapsamında oluşturduğu gözlem noktalarına sıkıca tutunuyor.  Bu nedenle, Türkiye'nin, Rusya ile Soçi Mutabakatı’nı kurtarabilmesi ve üçlü zirvede kararlaştırıldığı gibi İdlib’de silahtan arındırılmış yeni bir tampon bölge oluşturulması konusunda varılan anlaşmayı uygulaması için HTŞ'ye karşı askeri operasyon olasılığı masada olabilir.
Türkiye, Rusya ve İran, Astana’da, geçen yıl ise Soçi zirvesinde  Türkiye ile Rusya tüm yabancı terörist unsurların Suriye'den çekilmesi üzerine anlaştı. Ancak Moskova, Türkiye'nin Soçi Mutabakatı uyarınca bu unsurları geri çekme taahhüdünü yerine getirememesini defalarca eleştirdi.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre gözlemciler, ‘HTŞ’yi baskı altına alma girişimi’ olarak görünen Türkiye’nin bu yeni pozisyonunun ortaya çıkmasıyla, HTŞ’nin önündeki seçeneklerin sınırlı olduğunu düşünüyor. HTŞ’nin ya kendisini feshetmeyi seçeceğini ya da yalnızca rejim ve Rusya tarafından değil, aynı zamanda Rusya ve ABD’nin desteğiyle olası Türk askeri operasyonlarıyla karşı karşıya kalacağı vurguluyor.
Türk kaynaklara göre Ankara’daki üçlü zirvede, terör örgütlerinin ve militan grupların faaliyetlerinin durdurulması konusunda bir anlaşmaya varıldı. Böylelikle, başta yabancılar olmak üzere HTŞ ve diğer örgüt unsurlarının önünde, ‘gönüllü ayrılma’ veya ‘Rusya ve ABD desteğini alan Türk ordusuyla karşı karşıya gelme’ seçenekleri bulunuyor.
Kaynaklar aynı zamanda, Türkiye'nin geçtiğimiz dönemde HTŞ’yi kendisini feshetmeye ikna etmeye çalıştığını, ancak bunda başarılı olamadığını belirtiyor.
Şu durumda, mevcut seçeneğin İdlib'de askeri operasyon olduğu ve bölgenin Rusya’nın onayıyla Afrin gibi Türkiye’nin tam kontrolüne gireceği öngörülüyor. Böylelikle, Türkiye’nin kontrolü Halep ile Lazkiye'yi birbirine bağlayan M4 karayolu ile Halep ile Hama üzerinden Şam'ı birbirine bağlayan M5 karayoluna kadar ulaşacak.
Sonuç olarak bu da, rejimi etkisiz hale getirmek, İran destekli saldırıları engelleyerek kalıcı ateşkesi garantilemek ve İdlib sakinlerinin gelecekte Türkiye sınırına doğru yeni bir göç dalgası oluşturmasını önlemek anlamına geliyor.
Üçlü zirvede, Rusya’nın, HTŞ sorununu Türkiye eliyle çözme ve bu konuda yükümlülüklerini yerine getirmeleri için ısrar ettiği ortaya çıktı.
Rusya, birliklerinin M4 ve M5 uluslararası karayollarında varlık göstermesini istiyor. Bununla birlikte, ağır silahların ‘ılımlı’ muhaliflerden çekildiğinden emin olmak ve buradaki unsurların radikal gruplara değil yalnızca Ulusal Kurtuluş Cephesi'ne (UKC) ait olmasını sağlamak amacıyla İdlib'de silahsızlardan arındırılmış bölgede Türk kuvvetleriyle ortak devriyeler yapmayı planlıyor.
“HTŞ Türkiye ile bir çatışmaya girmeyi kabul etmeyecek”
Gözlemcilere göre HTŞ Türkiye ile bir çatışmaya girmeyi kabul etmeyecek. Ayrıca, Ankara’nın Soçi Mutabakatı’nın bozulmasını istemediğini ve İdlib’deki varlığının çıkarlarıyla çatışması halinde kendisine karşı askeri harekâtta tereddüt etmeyeceğinin farkına varan HTŞ, Ankara'nın Rus baskısı karşısında konumunu güçlendiren bazı adımları kabul etmede de esneklik gösterebilir.
Türk kaynaklar, Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump ile New York'taki BM Genel Kurulu’nun oturum arasında yapacağı toplantının ardından tablonun netleşmesini bekliyor.
Jeffrey’den operasyon yorumu
Aynı bağlamda, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Türkiye’nin HTŞ’ye karşı operasyonuna karşı olmadıklarını söyledi.
Esed rejimi ve Rusya’nın, İdlib’i muhalif gruplardan geri almak amacıyla askeri operasyon başlatmak için HTŞ’yi bir bahane olarak kullandığını dile getiren Jeffrey, bunun 3 milyondan fazla sivilin hayatını riske soktuğunu ve 500 binden fazla insanı yerinden ettiğini hatırlattı.
Jeffrey, Washington’un, Suriye rejimi ve müttefiklerinin ihlallerine, Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle işbirliği içinde yaptırımları genişleterek cevap vereceğini belirtti.
ABD’den Uluslararası Koalisyona takviye
ABD’ye ait yeni bir askeri takviye konvoyu, geçtiğimiz Cumartesi akşamı Suriye’nin kuzeydoğusuna girerek Uluslararası Koalisyon’un bulunduğu üslerine yöneldi. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden (IKBY) Suriye sınırındaki Semalka Sınır Kapısı üzerinden Suriye Demokratik Güçleri (SDG) devriyeleri eşliğinde gelen konvoy, prefabrik evler ve yakıt depoları gibi malzemeler taşıyordu.
Bu, Eylül ayı içerisinde Suriye’nin kuzeydoğusuna giren ABD’ye ait ikinci konvoy olurken, geçtiğimiz ay da 4 askeri takviye konvoyu bölgeye girerek Uluslararası Koalisyon’un üslerine gitmişti.
Fırat’ın doğusu, Menbiç ve Halep kırsalındaki Tel Rıfat’ı, Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü SDG kontrol ediyor.
Ankara ve Washington, 7 Ağustos’ta, SDG'nin kontrol ettiği bölgelerde güvenli bölge kurulması ve yönetimin koordine edilmesi için Türkiye'de Müşterek Harekât Merkezi kurulması konusunda anlaşmıştı.
8 Eylül'de ise ABD ve Türkiye, Rakka'nın kuzeyindeki Tel Abyad bölgesinde ilk ortak askeri devriyeyi gerçekleşmiş ve bugüne kadar iki taraf Fırat’ın doğusunda 6 ortak hava devriyesi gerçekleştirmişti.
Erdoğan: ABD'nin verdiği destek apaçık ortadadır
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a hareket etmeden önce Atatürk Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, “ABD'nin verdiği destek apaçık ortadadır. Bunu ben Sayın Trump ile paylaştım. Onbinlerce tır araç ve mühimmat geliyor. Biz paramızla alamıyoruz ama siz ücretsiz olarak bu terör örgütlerine DEAŞ ile mücadele adı altında bu tür destekleri veriyorsunuz” diye konuşmuştu.
Erdoğan ayrıca, “Şu anda bölgede zaten DEAŞ da adeta yok durumunda. Şimdi bir uydurma örgüt ortaya çıkarıldı SDG diye. Bu bir aldatmaca. Bunun da PYD ve YPG'den hiçbir farkı yok. Buna bir çadır terör örgütü de diyebiliriz. Onları gölgeleyen örten bir başka terör örgütü. Bunun PKK ile alakası yok diyorlar. Hepsi de iç içe” yorumunda bulunmuştu.
Türkiye'nin Suriye sınırında 422 kilometre boyunca güvenli bir bölge oluşturacağını belirten Cumhurbaşkanı, “Batıdan doğuya derinliğine ise Trump'ın ifadesiyle 20 mil. Bu civarda bir derinlik söz konusu. 20-30 kilometre derinlikte bölge terörden arındırılmalı” ifadelerini kullandı.
Erdoğan ayrıca, “Buradaki terör örgütlerinden bölgeyi arındırarak gerçek sahiplerine teslim etmemiz gerekiyor” diyerek, nüfusun yüzde 85-90'ını oluşturan Arapları işaret etti.
Jeffrey: Rejimin SDG bölgelerini ele geçirmesine izin vermeyiz
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Esed rejiminin Suriye'nin kuzeyinde SDG tarafından kontrol edilen bölgeleri yeniden ele geçirmesine ülkesinin izin vermeyeceğini belirtti.
The Defense Post gazetesine göre Jeffrey, “Esed rejimi ve müttefikleri Suriye’nin kuzeyine girmeye çalıştıkları sırada onlara engel olduk. Bu girişimleri engellemek için gereken bütün adımları attık ve atmaya da devam edeceğiz” dedi.
Jeffrey, Esed rejimi de dâhil ülkede bulunun diğer bütün güçlerin, başka güçlerin kontrolünde olan bölgelerde kontrol sağlama girişimlerinden vazgeçmeleri gerektiğini de sözlerine ekledi.



Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu bekliyor

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Chicago’daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’na gelişinde gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını, ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması ve bölgedeki ateşkesin yeniden tesis edilmesine bağlayan önerisini reddetmesinin ertesi günü, bu hafta İran’la yeni bir müzakere turu yapılmasını beklediğini söyledi.

Trump,bugün (Pazar) Axios’a verdiği mülakatta, “Bu hafta İran’la daha fazla görüşme yapılmasını bekliyorum. Bir anlaşmaya varmak istiyorlar ancak bu benim yapmak istediğim anlaşma değil. Bu, belki de bir yıl önce kabul edebileceğimiz bir anlaşma. Ellerindeki kozları olduğundan fazla değerlendirdiler” dedi.

Bölgesel kaynaklar Trump’ın beklentilerini Axios’a doğrulayarak ABD ile İran arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun pazartesi günü başlayabileceğini söyledi. Ancak kaynaklar, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların aşılıp aşılamayacağının henüz net olmadığını belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katıldıktan sonra Tahran’a dönmesine rağmen Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ekibi New York’taki diplomatik temaslarını sürdürüyor.

Anlaşmazlığın başlıca noktalarından biri müzakerelerin kapsamıyla ilgili. İran, Hürmüz Boğazı ve ABD’nin deniz ablukasına odaklanılmasını isterken Trump yönetimi Tahran’dan nükleer programı konusunda taviz vermesini talep ediyor. Trump, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına yeniden başlayıp başlamayacağı sorusuna ise “Bunu her zaman düşünüyorum” yanıtını verdi.

bghj
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına binerken (AP)

Trump ayrıca ABD ordusunun Hürmüz Boğazı’ndan büyük miktarlarda petrol geçişini kolaylaştırdığını belirterek savaşın başlamasından bu yana en yüksek miktarda petrolün hafta sonunda boğazdan geçtiğini söyledi. Trump, “20 milyon varilden fazla” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili de Trump’ın açıklamalarını Axios’a doğrulayarak cuma gecesi Hürmüz Boğazı üzerinden 22 milyon varil petrol ihraç edildiğini belirtti.

Katar, değiştirilmiş formül için arabuluculuk yapıyor

ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, geçen salı günü New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yeni bir dolaylı müzakere turu gerçekleştirdi.

Görüşmelerde Katarlı yetkililer de yer aldı ve iki taraf arasında mesajların iletilmesini sağladı. Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması için İran’ın şartlarını Witkoff ve Kushner’a iletti.

İran, ABD’nin deniz ablukasını kaldırması, petrol satışlarına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgede ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın bir hafta içinde yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin tekrar başlamasını önerdi.

Trump, cumartesi günü İran’ın önerisini reddetti. Ancak bir ABD’li yetkili ile bölgesel kaynaklar Axios’a, Katarlı arabulucuların bir anlaşmaya varılması amacıyla iki taraf arasındaki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.

Katar Başbakanı perşembe günü New York’ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek Trump yönetimiyle yapılabilecek anlaşmayı görüştü. Katar Başbakanı kısa süre sonra üst düzey Katarlı yetkililerle birlikte Witkoff ile görüştü ve kendisini müzakereler hakkında bilgilendirdi.

Dolaylı müzakereler hakkında bilgi sahibi bölgesel bir kaynak, Katarlı arabulucuların İran’ın ilk önerisini iki tarafla görüştüğünü ve incelemeleri için her iki tarafa da uzlaşı sağlayabilecek yeni bir öneri sunduğunu söyledi.

Katarlı arabulucular hafta sonu boyunca öneri metninde yapılacak değişiklikler konusunda İranlı ve Amerikalı müzakerecilerle ayrı ayrı temaslarını sürdürdü.

Arabulucuların pazartesiden itibaren Arakçi ve Witkoff ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Arakçi resmi yanıtı bekliyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü NBC News’e yaptığı açıklamada Trump’ın İran’ın önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen Tahran’ın diplomatik bir çözüm istediğini söyledi.

Arakçi, ABD’de yapılacak ara seçimlerin Tahran’ın hesaplarında yer almadığını belirterek “Biz yalnızca ulusal çıkarlarımızla ilgileniyoruz. Müzakerelere hazırız” dedi.

Arakçi, “Başkan Trump’ın bu anlaşmayı reddettiğini duyduğumuz halde... arabulucular üzerinden resmi bir yanıt beklemeyi sürdürüyoruz” diye konuştu.


İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor

İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor
TT

İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor

İran diplomaside ısrarcı, Trump yeni görüşmeleri bekliyor

İran, bugün ABD ve İsrail’le savaşı sona erdirmek için diplomatik yolu çözüm seçeneği olarak görmeye devam etti. Bu tutum, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve çatışmaları durdurma önerisini reddettiğini açıklamasına rağmen sürdü. Trump ise ABD’li müzakerecilerin önümüzdeki günlerde İran’la yeni görüşmeler gerçekleştirmesini beklediğini söyledi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın boğazı yeniden açmak için öne sürdüğü şartların “açık” olduğunu belirterek krizi yalnızca “müzakere yoluyla varılacak bir çözümün” sona erdirebileceğini söyledi. Arakçi, arabulucuların şu ana kadar İran’a ABD’nin öneriyi resmen reddettiğine dair herhangi bir bildirimde bulunmadığını ifade etti. Buna karşılık Trump, İran’ın uğradığı kayıplar nedeniyle anlaşma arayışında olduğunu söyledi.

Diplomatik girişimler, İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi’nin savaşın “kritik ve belirleyici” olarak nitelendirdiği bir aşamaya girdiği sırada devam ediyor. Bu süreçte ABD’nin ekonomik ablukası sürerken Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği aksıyor ve çatışmanın bölgesel etkileri genişliyor.


BM dışındaki dünya sahnesinde oynanan büyük oyun

Trump yönetimi, Şi’nin alışılagelmiş sakinliğinin aksine oldukça gürültülü görünüyor. (AFP)
Trump yönetimi, Şi’nin alışılagelmiş sakinliğinin aksine oldukça gürültülü görünüyor. (AFP)
TT

BM dışındaki dünya sahnesinde oynanan büyük oyun

Trump yönetimi, Şi’nin alışılagelmiş sakinliğinin aksine oldukça gürültülü görünüyor. (AFP)
Trump yönetimi, Şi’nin alışılagelmiş sakinliğinin aksine oldukça gürültülü görünüyor. (AFP)

Refik Huri

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ziyareti, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu’nun üzerine çevrilen spot ışıklarını adeta gölgede bıraktı. Esasen New York’taki bu uluslararası sonbahar sezonu geleneksel olarak iki farklı sahneye ev sahipliği yapar: Biri, dünya sorunları üzerinde son derece kısıtlı bir etkiye sahip olan o en yüksek kürsüden nutukların atıldığı sahne; diğeri ise pratik çıkarların belirlendiği, yetkililer arasındaki kapalı kapılar ardındaki diplomasi trafiği. BM’nin efsanevi Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld’ün şu sözü, aslında oturumların çoğunu özetler nitelikte: “BM’nin amacı insanlığı cennete götürmek değil, cehennemden kurtarmaktır.”

Ancak BM’nin en çok çuvalladığı alan tam da bu görev oldu. Dünya bugün savaşların, krizlerin ve çatışmaların cehenneminde boğulurken BM Güvenlik Konseyi insanlığı kurtarmakta aciz kalıyor. Peki neden? Çünkü asıl sorun, veto yetkisine sahip büyük güçlerin anlaşmazlığında ve ardından yine onların anlaşmasında yatıyor. Anlaşamadıklarında hiçbir sorunu çözecek karar çıkaramıyorlar; anlaştıklarında ise İkinci Dünya Savaşı’nın galip müttefiklerince kendi hegemonyalarına hizmet etmek üzere kurulan BM Güvenlik Konseyi ve diğer BM organlarının yapısında gerekli reformların yapılmasına geçit vermiyorlar. 1945’ten bu yana dünya o kadar değişti ki... Fakat büyük güçlerin bu uluslararası örgütün yönetimindeki tahakkümünden tek bir harf bile eksilmedi.

Bugün dünyada, Ian Bremmer’ın Foreign Policy’deki ifadesiyle ‘üç ayrı sistem’ hüküm sürüyor: Birincisi, hâlâ ‘ABD hegemonyası’ altındaki küresel güvenlik sistemi. İkincisi, ABD’nin yanı sıra Çin, Rusya, Avrupa Birliği (AB), Japonya ve Hindistan’ın paydaş olduğu çok kutuplu küresel ekonomik sistem. Üçüncüsü ise günlük hayatımızın neredeyse her alanına hükmeden yeni güç: küresel dijital sistem. Artık teknoloji devleri; ekonomi, güvenlik ve kültürel politikaların belirlenmesinde hükümetlerden çok daha etkili, bu şirketlerin yıldızları ise devlet liderlerinden çok daha popüler. Gelgelelim BM’deki oyunun kuralları hâlâ olduğu gibi duruyor.

Hangi kurallar mı? BM Şartı’nda yazılı olanlar değil; tam aksine o şartın dışına çıkılırken yine o şartın bu ihlallere alet edildiği kurallar... Nitekim BM Güvenlik Konseyi’nin Rusya-Ukrayna Savaşı’nda, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta, Husilerin Yemen’deki meşru yönetime karşı yürüttüğü savaşta ve Suudi Arabistan’ı bombalama eylemlerinde hiçbir pratik rolü bulunmuyor. Hizbullah’ın Gazze ve İran’a destek amacıyla İsrail ile girdiği savaşın yönetiminde, bu savaşın yol açtığı İsrail işgalinde ve Lübnan yönetiminin İbrani devletiyle müzakere arayışlarında da yok. İsrail tarafından yerle bir edildikten sonra Gazze’nin geleceğinin düzenlenmesinde veya diğer birçok savaş ve çatışmada da keza öyle...

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Ukrayna’da bir çözüme ulaşmak için Rusya ile müzakereleri ABD yürütüyor. Pakistan ve Katar, ABD ile İran arasındaki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde arabuluculuk yapıyor. ABD, BM Güvenlik Konseyi’ni Lübnan’ın güneyindeki UNIFIL misyonunu sonlandırmaya zorlarken, Lübnan ile İsrail arasındaki müzakerelerde hami rolünü üstleniyor. Gazze’deki çözüm süreçlerini yöneten merci BM Güvenlik Konseyi değil, Başkan Donald Trump’ın icat ettiği Barış Kurulu oluyor. Yemen’deki savaşı bitirecek bir anlaşma içinse birden fazla arabulucu mekik diplomasisi dokuyor.

Fransız Liberation gazetesinin, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Genel Kurul’daki konuşmasını ‘orman kanunları karşısında BM’nin varlığına yönelik bir savunma’ olarak nitelendirmesi son derece manidar. Keza Trump’ın, devlet başkanlarını karşılama konusundaki tüm Amerikan protokol teamüllerini çiğneyip, Beyaz Saray’daki o ihtişamlı ikinci karşılamadan önce Şi’yi bizzat havaalanında karşılamaya gitmesi de öyle... Nitekim bugün dünyadaki büyük oyun, en güçlü iki güç ve en büyük iki ekonomi arasında oynanmakta: ABD ve Çin.

İngiliz tarihçi Niall Ferguson, Grek şair Eshilos’un “Tilki çok şey bilir, fakat kirpi tek ama hayati bir şey bilir” dizesine atıfta bulunarak şöyle der: “Bugünün dünyasında iki süper güç var: ABD ve Çin. ABD tilkidir, Çin ise kirpi.” Amerikan politikası dağınık ve pek çok farklı düzlemde hareket ederken, Çin politikası her şeyi hiç değişmeyen, bütüncül ve tek bir iç vizyona bağlar.

Gerçekte ABD ile Çin arasındaki oyun oldukça karmaşıktır: Rekabetten bir parça, çatışmadan bir parça ve Trump doktrininde Stanley Hoffmann’ın deyimiyle ‘büyük güçler arasındaki o örtülü suç ortaklığından’ bir parça... Şi Cinping, iki süper güç arasında bir savaşın patlak verme ihtimalini göz ardı ediyor ve Tukidides Tuzağı’nın aşılmasından bahsediyor. Evrensel bir çatışmanın ortasındaymış gibi davranan Trump’ı ise Jessica Chen Weiss, ABD’nin düştüğü ‘Çin Tuzağı’ konusunda uyarıyor: “İçeride bir konsensüs sağlamadan, yerel hükümetlerin ve toplumların ne istediğini takdir etmeden, sırf Çin’in dünyadaki nüfuzunu kırma dürtüsüyle hareket etme tuzağı...”

Bir yanda ülkesini nereye götürdüğünü çok iyi bilen, akıl hocası Deng Şiaoping’in “Taşları hissederek nehri geç” tavsiyesini uygulayan ve artık onun ikinci öğüdü olan “Gücünü gizle, vaktini bekle” ilkesine bağlı kalmak zorunda olmadığını düşünen dingin, Makyavelist bir Çin Devlet Başkanı... Diğer yanda ise gürültücü, geveze, narsist, savaşla barışı birbirine karıştıran ve Beyaz Saray’a gelip gitmiş tüm başkanlar arasında eşi benzeri olmayan bir ABD Başkanı... İkisinin arasında ise Şi ile müttefik, Trump’a açık, Ukrayna’da uzun soluklu bir savaş yürüten ve Avrupa’daki NATO’yu tehdit eden kurnaz bir Rus: Vladimir Putin. Dünya da BM’nin sorunları ve çaresizliği de işte bu üçünün ellerine kalmış durumda.