​İngiltere, istihbarat teşkilatı içindeki İsrail ajanının kimliğini açıkladı

İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
TT

​İngiltere, istihbarat teşkilatı içindeki İsrail ajanının kimliğini açıkladı

İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)

İngiltere bugün istihbarat servisi içerisindeki İsrailli bir ajanın ismini açıkladı. Bu olayın yıllarca gizli tutulduğu belirtiliyor. Resmi belgeler, söz konusu ajanın isminin istihbaratta üst rütbeye sahip ve Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi'nde (şimdiki Savunma Bakanlığı) çalışmış olan Cyril Hector Abraham Wybrew olduğunu ortaya koyuyor.
Belgelere göre ajan, İngiliz yönetimi sırasında Filistin'de bir istihbarat subayı olarak görev yaptı ve söz konusu dönemden bu yana İsraillilerle ile ilişki içindeydi. Yapılan değerlendirmeler söz konusu durumun çok daha önce fark edilmiş olması gerektiği yönünde. Zira İsrail’in istihbarat servislerindeki bir ajan aracılığıyla İngilizlerden bilgi toplamaya çalışmasının nadir rastlanan bir durum olduğu belirtiliyor.
Söz konusu ajanın dosyası, MI5 istihbarat servisine ait casusluğa karşı mücadele dosyalarından sadece biri. İngiliz hükümeti, Londra'daki Ulusal Arşiv’de saklı olan dosyayı bugün gün yüzüne çıkarıyor.
Wybrew’in dosyası, İkinci Dünya Savaşı sırasında Ortadoğu'da istihbarat subayı olarak yaptığı faaliyetleri içeriyor. Dosya, Wybrew’in İngiltere’nin Ortadoğu’daki İstihbarat Merkezi olan “Arap Büro”nun Yafa (Filistin) şubesinden sorumlu olduğu bilgisini içeriyor. Arap Büro, bilgi toplamak ve ajan ağı kurmak için İngiliz hükümeti tarafından 1939’da kurulan bir istihbarat servisiydi.
Arap Büro’nun elemanları aslen birden fazla İngiliz istihbarat servisine, özellikle de "MI5" ve “MI6”ya mensuptu. Wybrew’in dosyasında 1942'de Filistin'de “mali usulsüzlüklere” bulaştığı ve bir Yahudi casus şebekesiyle bağı olduğu şüphesiyle sorgulandığı bilgisi yer alıyor. Wybrew, hakkındaki suçlamalar düşürülerek 1943 yılında görevden ayrılmasaydı neredeyse askeri mahkemede yargılanacaktı.
12 Eylül 1942 tarihli bir tutanakta Wybrew’in Yafa’daki istihbarat bürosunda çalıştığı dönemde üç Yahudi tarafından yönetilen bir Yahudi istihbarat teşkilatına fon aktarmak için bazı kişilerle iş birliği yaptığı bilgisi de yer alıyor. Söz konusu üç Yahudi’nin isimleri tutanaktan silinmiş durumda. Tutanakta Wybrew’in güvenlik ihlali sebebiyle İngiliz emniyet birimlerinin kendisini sorgulayacağını ve ofisinin aranacağını 14 gün önceden haber aldığı ve böylece soruşturma öncesi hazırlık yaptığı ileri sürüldü.
Wybrew’in aleyhindeki "ciddi suçlamaların" çoğunu reddetti ve casusluk amacıyla kurulan Yahudi örgütünün kurulması sırasında olağan görevini yerine getirdiğini aktardı. Wybrew, kurulmasında görev aldığı Yahudi örgütün İngiliz istihbaratına yardımcı olacak bilgiler sunacağını iddia etti.
 
İngiliz Arap Bürosu (SIME) tarafından yayımlanan raporda Lübnan'ın başkenti Beyrut'a kadar geniş çapta faaliyet gösteren Yahudi bir kişi de dahil Yafa’da Wipro ile bağlantısı bulunan geniş insan ağı hakkında bilgiler yer alıyor. Wybrew’in geniş bigi ağında ayrıca yıllarca Yafa’da yaşayan ve görevi İngilizler için çalışan "Arapları incelemek" olan Lübnanlı Maronit de vardı.
Wybrew, 1943’te Filistin’de görevinden ayrıldıktan sonra 1946’da Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi’nde çalışmaya başladı. Hakkındaki Yahudi istihbarat örgütü ile iş birliği içerisinde olmak ve mali usulsüzlüklere bulaşmak gibi suçlamalar sebebiyle görevinden ayrılmasına rağmen istihbarat servislerindeki görevine nasıl geri döndüğü ise bilinmiyor.
İstihbarat belgelerine göre Wybrew ile ilgili şüpheler, İngiliz istihbarat ajansı MI6’nın gizli raporlarının ortaya çıkmasından sonra oluştu. Ardından söz konusu gizli raporların sızdığı kaynağın araştırılmasına karar verildi. 1 Kasım 1949 tarihli bir belgede söz konusu raporların İsraillilere sızdırılması konusunda soruşturulma yürütüldüğü bilgisi yer aldı. Belgelerin sızdığı kaynağın İngiliz istihbaratının iki bölümünden biri olabileceği düşünülüyor. Bunlardan birincisi MI6, ikincisi ise Ortak İstihbarat Dairesi. İstihbarat belgeleri, Ortak İstihbarat Dairesi’ndeki Kayıt Bürosu'nun A2 Bölümünden sorumlu olan Cyril Hector Abraham Wybrew’den iki sebepten dolayı şüpheleniliyor. Bunardan ilki Samuel Landman’ın kızı Naima (tanınmış bir İsrail istihbarat ajanı) ve Jacques Padua (Yahudi İstihbarat Ajansı yararına Avrupa’daki Yahudi terör örgütlerine sızdığından şüpheleniliyor) ile temas halinde olduğundan şüphelenildi. İkincisi, yabancı bir gücün eline geçtiği bilinen belgelere ulaşma imkanına sahip olması. Yabancı güç ile İsrail İstihbaratına atıfta bulunuluyor. Belgede, istihbarat teşkilatları bu gibi şüphelerden yola çıkarak Wybrew’in konuşmalarını dinlemek, temasa geçtiği kişiler ve faaliyetleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için adli izin istiyorlar.
Wybrew’in dosyasında istihbarat ajanları ve İsraillilerle olan temaslarını izlemekle görevli olan polisin "özel şubesi" tarafından hazırlanan çok sayıda rapor yer alıyor. Raporlarda Wybrew’in telefon görüşmesi tutanakları, mesaj metinleri ve tesadüfen bile olsa yolda karşılaştığı kişilerin bilgileri yer alıyor. Raporlarda aynı şekilde Londra'da bindiği taksilerin şoförlerinin de bilgisi bulunuyor.
26 Mayıs 1950 tarihli bir rapora göre İngiliz istihbarat servisleri Wybrew hakkında soruşturma yapılmasını talep etti. İsrailli üç istihbarat elemanı ile temas halinde olduğu ortaya çıkmasına rağmen Wybrew Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi’ndeki görevine devam etti. Wybrew’in istihbarat sevisindeki görevinde bırakılmasına gerekçe olarak Wipron’un insan ağının bu şekilde daha kolay ortaya çıkarılabileceği gösteriliyor. Böylelikle ister ofiste ister evinde olsun her nereye giderse gitsin Wybrew’in insan ağı hakkında bilgi edinilebilecekti. Bu bağlamda Wybrew soruşturması için görevlendirilen istihbarat subaylarının Wipron hakkında bir tür ırkçılığı andıran raporlar hazırlamalarının ilginç bir durum olduğu belirtiliyor. Wybrew’in soruşturmasını yürüten bir istihbarat elemanı 11 Mayıs 1950 tarihli bir raporda şu ifadelere yer verdİ:
 “Cyril 6: 50’de ofisinden ayrıldı ve Great Cumberland Caddesi’ne doğru yürüdü. Bu sırada bir adam onu durdurdu ve biraz konuştular. Daha sonra ellerindeki kartları değiştirdiler ve her ikisi de bu kartlara notlar aldı. Daha sonra ayrıldılar. Söz konusu kişi 50 yaşlarında, yaklaşık 1.70 boylarında, şişman, büyük yuvarlak bir yüze sahip, büyük kulakları ve küçük gözleri olan, gamalı haç takan birisiydi. Görüntüsü bir Yahudiyi andırıyor ve yabancı aksanla konuşuyordu.”
Rapor, emniyette özel ofisi olan Dr. Storer’in imzasını taşıyor. Raporda kullanılan "Gamalı haç" terimi bugün kullanılsaydı Yahudilere karşı ırkçılık suçlamaları ile karşı karşıya kalınmasına sebebiyet verebilirdi.
Şüpheli casusları izlemek üzere görevlendirilen ajanların hazırladığı raporlar, casusun hareketleri, tanıştığı kişiler, geçmişleri, çalıştıkları şirketler, seyahat ettikleri arabalar ve trenler hakkında ayrıntılı bilgi veriyor.  
Wybrew’in soruşturması sırasında ilginç bir olayla karşı karşıya kalındı. Ortak İstihbarat Dairesi’nde görev yapan bir emniyet mensubu, Wybrew’in evinin bulunduğu bölgede bazı şüphelilerin olduğunu haber vermek için Londra Polis Teşkilatı’nı aradı. Ancak daha sonra Wybrew’in evinin etrafındakilerin emniyet mensupları olduğu anlaşıldı.
9 Haziran 1950'deki telefon dinleme tutanaklarında bir kadının Wybrew’i aradığı ve ona arkadaşı Jack Padua'nın bir mektubunu vermek istediğini söylediği bilgisi yer alıyor. Ardından buluşmak için yer belirledikleri belirtiliyor.
Bugün süren casusluk davalarında Wybrew’e ne olacağı ise bilinmezliğini koruyor.



Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak

Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak
TT

Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak

Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, bugün (pazar) sabah yaptığı açıklamada İran halkının direnişini ve güç kullanma ile yıldırma politikalarını reddettiğini vurguladı. Pezeşkiyan, İran’ın teslim olmayacağını belirtirken İran resmi medyası, Hürmüz Boğazı’ndaki Kişm Adası açıklarında bir ticaret gemisinin hedef alındığı saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

İran İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı IRNA’nın aktardığına göre Pezeşkiyan, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Amerikalılar savaşçıysa cesur silahlı kuvvetlerimizle karşı karşıya gelsinler” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, sivil altyapının, gıda kaynaklarının ve vatandaşların geçim araçlarının hedef alınmasının gerekçesini sorgulayarak insanların temel ihtiyaçlarının hedef alınmasını kınadı.

Pezeşkiyan, “İnsanlık değerlerinden yoksun kaldılarsa halkların su, gıda ve ilaca erişiminden mahrum bırakılmasının ardındaki gerekçeler nelerdir?” diye sordu.

Pezeşkiyan açıklamasının sonunda İran halkının güç kullanımı veya tehdit karşısında kırılmayacağını vurgulayarak “İran asla teslim olmayacak” ifadesini yineledi.

Bu açıklamalar, İran makamlarının bugün Hürmüz Boğazı’nda bir İran ticaret gemisine düzenlenen saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini bildirdiği sırada geldi. Saldırı, İran ile ABD arasında stratejik öneme sahip bu geçiş güzergâhı çevresindeki çatışmaların sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

İran devlet televizyonu ile Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Tasnim Haber Ajansı, Kişm Adası Valisi Hüseyin Emir Teymuri’nin açıklamalarına yer verdi. Emir Teymuri, pazar günü yaptığı açıklamada, “Bir İran ticaret gemisi bugün sabah saat 05.00 sıralarında (TSİ 04.30) Hengam Adası ile Kişm Adası’ndaki Şibderaz kıyıları arasındaki bölgede hedef alındı” dedi.

Emir Teymuri, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını belirtti. Fransız Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre olayın ardından bölgede can kaybı ve yaralanmalar meydana geldi.

Kişm çevresinde gece boyunca çok sayıda patlama meydana geldiği bildirildi. Kişm, Hürmüz Boğazı’ndaki en büyük ada konumunda bulunuyor.

Tasnim, gemiye isabet eden mühimmatın “kaynağı bilinmeyen” bir mermi olduğunu bildirirken mühimmatın türünün henüz belirlenemediğini kaydetti.

Hürmüz Boğazı, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail savaşının ardından Tahran ile Washington arasındaki gerilimin başlıca odağı haline geldi.

İran, ABD ve İsrail’in saldırılarına Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık verdi. Savaştan önce dünya genelindeki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği boğazın kapatılması, ABD’nin İran limanlarına abluka uygulamasına yol açtı.

İran, gemilerin hayati öneme sahip bu su yolundan geçebilmesi için kendisinden izin alınmasını şart koşuyor. Tahran ayrıca gemileri boğazın kuzey kesiminde kendi kıyıları boyunca belirlediği güzergâhı kullanmaya zorluyor ve geçişler için hizmet bedeli uygulama mekanizmasını değerlendiriyor.

Tahran, belirlediği kurallara uymayan gemileri düzenli olarak hedef alırken ABD güçleri de İran kıyılarını aralıklarla bombalıyor.


BRICS ülkelerinden Ortadoğu’da “azami itidal” çağrısı

Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)
Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)
TT

BRICS ülkelerinden Ortadoğu’da “azami itidal” çağrısı

Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)
Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)

Rusya, Çin, Hindistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Mısır’ın da aralarında bulunduğu BRICS ülkeleri, dün Yeni Delhi’de düzenlenen zirvenin oturum aralarında yayımladıkları ortak bildiride, Ortadoğu’daki savaşta “azami itidal” çağrısında bulundu.

Bildiride, “Ortadoğu/Batı Asya’da gerilimlerin giderek artmasından derin endişe duyuyoruz. Ulusal tutumlarımızı hatırlatarak, azami itidal gösterilmesi ve durumun daha da kötüleşmesine yol açabilecek eylemlerden kaçınılması çağrısında bulunuyoruz” ifadelerine yer verildi.

Mayıs ayında BRICS dışişleri bakanları, Yeni Delhi’de gerçekleştirdikleri toplantının ardından ortak bildiri üzerinde uzlaşamamıştı. Bu durum, şubat ayının sonlarında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş konusunda üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarını yansıtıyordu. Tahran ise buna stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksatarak ve bölgedeki ABD çıkarlarını hedef alarak karşılık vermişti.

Hindistan uzlaşı için çaba gösterdi

Ancak zirveye ev sahipliği yapan Hindistan, tarafların görüşlerini birbirine yaklaştırmak için yoğun çaba harcadı.

BRICS ülkeleri ortak bildiride sivil altyapılara ve nükleer tesislere yönelik saldırıları kınadı.

Bildiride, “Sivil altyapıya ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) tam güvence denetimi altındaki barışçıl nükleer tesislere yönelik kasıtlı saldırılardan derin endişe duyuyoruz. Bu saldırılar uluslararası hukuku ve Ajans’ın ilgili kararlarını ihlal etmektedir” denildi.

Ülkeler ayrıca, “insanları ve çevreyi korumak” amacıyla silahlı çatışmalar sırasında dahi nükleer güvence, emniyet ve güvenlik standartlarına uyulması gerektiğini vurguladı.

BRICS’in genişleyen yapısı

BRICS platformu, 2009 yılında Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’i bir araya getiren büyük yükselen ekonomiler oluşumu olarak kuruldu. Güney Afrika da kısa süre sonra gruba katıldı. Oluşum, G7 gibi ABD ve Batılı güçlerin ağırlıkta olduğu yapılanmaların dışında alternatif bir ekonomik ve siyasi iş birliği platformu olarak ortaya çıktı.

Yeni Delhi’deki zirve dün Çin, Rusya, İran ve Mısır liderlerinin yanı sıra grubun diğer ülkelerinden üst düzey temsilcilerin katılımıyla başladı.

Şarku’l Avsat’ın Çin resmi haber ajansı Şinhua’dan aktardığına göre, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping zirve kapsamında yaptığı değerlendirmede,  Ortadoğu’daki savaşın “uluslararası toplumun ortak çıkarlarına” hizmet etmediğini söyledi.

Ortak bildiride ayrıca, “kutuplaşma ve güvensizliğin gölgesinde kalan mevcut küresel ortamı gözlemliyoruz ve küresel barış ile güvenliği güçlendirecek tedbirleri teşvik ediyoruz” ifadeleri yer aldı.

Bildiride, “Yürürlükteki uluslararası hukuk doğrultusunda küresel ticaretin ve enerji tedarik zincirlerinin kesintisiz akışını korumak için birlikte hareket etme ihtiyacının altını çiziyoruz” denildi.


Washington, Hürmüz’de gemi geçişlerine yeni zaman aralıkları getirdi

CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)
CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)
TT

Washington, Hürmüz’de gemi geçişlerine yeni zaman aralıkları getirdi

CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)
CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı deniz ablukası kapsamında son 60 gün içinde yaklaşık 100 ticari geminin rotasını değiştirdiğini açıkladı. Washington, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin düzenlenmesine yönelik tedbirleri sıkılaştırırken, petrol tankerlerinin ABD hava savunmasının koruması altında geçiş yapabileceği yeni zaman aralıkları belirledi.

CENTCOM, hiçbir geminin ABD güçlerinden izin almadan abluka bölgesini geçmediğini bildirdi. Komutanlık, bölgede görevin yürütülmesine ve ticari deniz trafiğinin izlenmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü belirtti.

Bu tedbirler, küresel enerji ticaretinin en önemli su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin, Washington ile Tahran arasındaki savaş ve karşılıklı tehditler nedeniyle ciddi biçimde etkilenmeye devam ettiği bir dönemde alındı.

Hava koruması altında geçiş için yeni zaman aralıkları

ABD, ticari gemilerin sınırlı şekilde geçişini güvence altına alma çerçevesinde, özellikle gece saatlerinde İran’ın ticari gemilere yönelik saldırılarının artmasının ardından, petrol tankerlerinin ABD hava koruması altında Hürmüz Boğazı’ndan geçebileceği yeni zaman aralıkları belirledi.

Gemilere, seyirlerine sabah 09.00 gibi belirli saatlerde başlamaları gerektiği bildirildi. Bu uygulama, daha önce gece saatlerinde daha geniş geçiş aralıklarına izin veren düzenlemelerin yerini aldı.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’ten aktardığına göre ABD tarafının bir gemiye gönderdiği mesajda, ticari gemilerin karşı karşıya olduğu tehditler nedeniyle karanlık saatlerde geçişin “en güvenli zaman olduğunun kanıtlanmadığı” belirtildi.

Denizcilik uzmanları, ABD’nin korumayı belirli zaman aralıklarıyla sınırlandırmasının, uzun saatler boyunca kesintisiz hava koruması sağlamak yerine askeri kaynakların daha verimli kullanılmasına olanak tanıdığı görüşünde.

Denizcilik uzmanı Joshua Tallis, gemilerin belirli zaman aralıklarında geçiş yapmasının, boğazın güneyinde sürekli ABD savunması sağlamanın yüksek maliyetini düşürmek için etkili bir yöntem olduğunu söyledi. Tallis, gelişmiş bir ABD askeri uçağının operasyon maliyetinin saatte 25 bin ila 75 bin dolar arasında olabileceğine dikkat çekti.

ABD’nin hava koruması mayısta başladı

7 Eylül 2026'da Hürmüz Boğazı'nda, Bender Abbas açıklarında, motorlu bir tekne sisin ortasında demirlemiş ticari gemilerin yanından geçiyor (AP)
7 Eylül 2026'da Hürmüz Boğazı'nda, Bender Abbas açıklarında, motorlu bir tekne sisin ortasında demirlemiş ticari gemilerin yanından geçiyor (AP)

ABD, mayıs ayından bu yana Hürmüz Boğazı’nın güney kesiminde, Umman kıyılarına paralel seyir rotasını kullanan gemilere hava savunma koruması sağlıyor. Washington bu uygulamayla stratejik geçiş güzergâhından petrol ihracatının bir bölümünün devam etmesini sağlamayı amaçlıyor.

Geçiş yapmak isteyen gemi sahiplerinin, ABD Donanması bünyesindeki Deniz Ticaret Koordinasyon Merkezi’ne (NCAGS) başvurması gerekiyor. Merkez, gemilerin seyir rotalarını belirliyor ve geçiş izinlerini belirlenen zaman aralıkları için verirken bu süre boyunca ABD hava koruması sağlıyor.

Bu tedbirler, İran’a yönelik ablukanın sıkılaştırılması ile ticari gemilerin, özellikle petrol tankerlerinin, sınırlı ve güvenli şekilde geçişine izin verilmesi arasında denge kurma çabasını yansıtıyor.

İran'dan “kısıtlı bölge” hamlesi

Buna karşılık İran, bu hafta Hürmüz Boğazı’nda “kısıtlı bölge” olarak tanımladığı bir alan oluşturacağını açıkladı. Bu adımın, stratejik su yolundaki deniz trafiğine yönelik kısıtlamaları daha da artırması bekleniyor.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Muhsin Rızai, söz konusu bölgenin ABD’nin deniz ablukası hattından başlayarak Hürmüz Boğazı’na ve ardından Basra Körfezi’nin içine doğru uzanacağını söyledi. Rızai, bölgeye girecek herhangi bir geminin “yaptırımlara” maruz kalacağı uyarısında bulundu, ancak söz konusu tedbirlerin niteliği konusunda ayrıntı vermedi.

İran’ın bu hamlesi, Tahran’ın ABD ablukasına karşı Hürmüz Boğazı’nı bir baskı aracı olarak kullanmaya çalıştığı dönemde geldi. Washington ise deniz trafiğini kontrol altında tutmaya ve İran’la bağlantılı gemilerin stratejik geçiş güzergâhından yararlanmasını engellemeye çalışıyor.

Hürmüz... Baskı altındaki enerji damarı

İran ile ABD arasında 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana, İran’ın ticari gemilere yönelik tehditleri nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği ciddi ölçüde geriledi.

Savaş öncesinde boğazdan petrol ve doğal gaz tankerlerinin yanı sıra dökme yük ve konteyner gemilerinden oluşan yaklaşık 125 büyük ticari gemi her gün geçerken, bu sayı yalnızca birkaç düzine gemiye düştü.

Dünya genelindeki günlük ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratabilir.

İran’la bağlantılı deniz taşımacılığına yönelik ABD ablukası da temmuz ortasında yaptırımların yeniden uygulanmasının ardından İran’ın ham petrol ihracatının durmasına yol açtı.

Washington, denizcilik alanındaki tedbirlerini ablukanın uygulanması ve gemilerin karşı karşıya olduğu risklerin azaltılması kapsamında değerlendirirken, Tahran da boğazdaki deniz trafiği üzerindeki baskısını sürdürüyor. Böylece küresel enerji ticaretinin en önemli damarlarından biri, iki ülke arasındaki gerilimin merkezinde kalmaya devam ediyor.