​İngiltere, istihbarat teşkilatı içindeki İsrail ajanının kimliğini açıkladı

İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
TT

​İngiltere, istihbarat teşkilatı içindeki İsrail ajanının kimliğini açıkladı

İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)
İngiliz İstihbarat Servisi’nin (MI5) merkezi (Reuters)

İngiltere bugün istihbarat servisi içerisindeki İsrailli bir ajanın ismini açıkladı. Bu olayın yıllarca gizli tutulduğu belirtiliyor. Resmi belgeler, söz konusu ajanın isminin istihbaratta üst rütbeye sahip ve Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi'nde (şimdiki Savunma Bakanlığı) çalışmış olan Cyril Hector Abraham Wybrew olduğunu ortaya koyuyor.
Belgelere göre ajan, İngiliz yönetimi sırasında Filistin'de bir istihbarat subayı olarak görev yaptı ve söz konusu dönemden bu yana İsraillilerle ile ilişki içindeydi. Yapılan değerlendirmeler söz konusu durumun çok daha önce fark edilmiş olması gerektiği yönünde. Zira İsrail’in istihbarat servislerindeki bir ajan aracılığıyla İngilizlerden bilgi toplamaya çalışmasının nadir rastlanan bir durum olduğu belirtiliyor.
Söz konusu ajanın dosyası, MI5 istihbarat servisine ait casusluğa karşı mücadele dosyalarından sadece biri. İngiliz hükümeti, Londra'daki Ulusal Arşiv’de saklı olan dosyayı bugün gün yüzüne çıkarıyor.
Wybrew’in dosyası, İkinci Dünya Savaşı sırasında Ortadoğu'da istihbarat subayı olarak yaptığı faaliyetleri içeriyor. Dosya, Wybrew’in İngiltere’nin Ortadoğu’daki İstihbarat Merkezi olan “Arap Büro”nun Yafa (Filistin) şubesinden sorumlu olduğu bilgisini içeriyor. Arap Büro, bilgi toplamak ve ajan ağı kurmak için İngiliz hükümeti tarafından 1939’da kurulan bir istihbarat servisiydi.
Arap Büro’nun elemanları aslen birden fazla İngiliz istihbarat servisine, özellikle de "MI5" ve “MI6”ya mensuptu. Wybrew’in dosyasında 1942'de Filistin'de “mali usulsüzlüklere” bulaştığı ve bir Yahudi casus şebekesiyle bağı olduğu şüphesiyle sorgulandığı bilgisi yer alıyor. Wybrew, hakkındaki suçlamalar düşürülerek 1943 yılında görevden ayrılmasaydı neredeyse askeri mahkemede yargılanacaktı.
12 Eylül 1942 tarihli bir tutanakta Wybrew’in Yafa’daki istihbarat bürosunda çalıştığı dönemde üç Yahudi tarafından yönetilen bir Yahudi istihbarat teşkilatına fon aktarmak için bazı kişilerle iş birliği yaptığı bilgisi de yer alıyor. Söz konusu üç Yahudi’nin isimleri tutanaktan silinmiş durumda. Tutanakta Wybrew’in güvenlik ihlali sebebiyle İngiliz emniyet birimlerinin kendisini sorgulayacağını ve ofisinin aranacağını 14 gün önceden haber aldığı ve böylece soruşturma öncesi hazırlık yaptığı ileri sürüldü.
Wybrew’in aleyhindeki "ciddi suçlamaların" çoğunu reddetti ve casusluk amacıyla kurulan Yahudi örgütünün kurulması sırasında olağan görevini yerine getirdiğini aktardı. Wybrew, kurulmasında görev aldığı Yahudi örgütün İngiliz istihbaratına yardımcı olacak bilgiler sunacağını iddia etti.
 
İngiliz Arap Bürosu (SIME) tarafından yayımlanan raporda Lübnan'ın başkenti Beyrut'a kadar geniş çapta faaliyet gösteren Yahudi bir kişi de dahil Yafa’da Wipro ile bağlantısı bulunan geniş insan ağı hakkında bilgiler yer alıyor. Wybrew’in geniş bigi ağında ayrıca yıllarca Yafa’da yaşayan ve görevi İngilizler için çalışan "Arapları incelemek" olan Lübnanlı Maronit de vardı.
Wybrew, 1943’te Filistin’de görevinden ayrıldıktan sonra 1946’da Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi’nde çalışmaya başladı. Hakkındaki Yahudi istihbarat örgütü ile iş birliği içerisinde olmak ve mali usulsüzlüklere bulaşmak gibi suçlamalar sebebiyle görevinden ayrılmasına rağmen istihbarat servislerindeki görevine nasıl geri döndüğü ise bilinmiyor.
İstihbarat belgelerine göre Wybrew ile ilgili şüpheler, İngiliz istihbarat ajansı MI6’nın gizli raporlarının ortaya çıkmasından sonra oluştu. Ardından söz konusu gizli raporların sızdığı kaynağın araştırılmasına karar verildi. 1 Kasım 1949 tarihli bir belgede söz konusu raporların İsraillilere sızdırılması konusunda soruşturulma yürütüldüğü bilgisi yer aldı. Belgelerin sızdığı kaynağın İngiliz istihbaratının iki bölümünden biri olabileceği düşünülüyor. Bunlardan birincisi MI6, ikincisi ise Ortak İstihbarat Dairesi. İstihbarat belgeleri, Ortak İstihbarat Dairesi’ndeki Kayıt Bürosu'nun A2 Bölümünden sorumlu olan Cyril Hector Abraham Wybrew’den iki sebepten dolayı şüpheleniliyor. Bunardan ilki Samuel Landman’ın kızı Naima (tanınmış bir İsrail istihbarat ajanı) ve Jacques Padua (Yahudi İstihbarat Ajansı yararına Avrupa’daki Yahudi terör örgütlerine sızdığından şüpheleniliyor) ile temas halinde olduğundan şüphelenildi. İkincisi, yabancı bir gücün eline geçtiği bilinen belgelere ulaşma imkanına sahip olması. Yabancı güç ile İsrail İstihbaratına atıfta bulunuluyor. Belgede, istihbarat teşkilatları bu gibi şüphelerden yola çıkarak Wybrew’in konuşmalarını dinlemek, temasa geçtiği kişiler ve faaliyetleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için adli izin istiyorlar.
Wybrew’in dosyasında istihbarat ajanları ve İsraillilerle olan temaslarını izlemekle görevli olan polisin "özel şubesi" tarafından hazırlanan çok sayıda rapor yer alıyor. Raporlarda Wybrew’in telefon görüşmesi tutanakları, mesaj metinleri ve tesadüfen bile olsa yolda karşılaştığı kişilerin bilgileri yer alıyor. Raporlarda aynı şekilde Londra'da bindiği taksilerin şoförlerinin de bilgisi bulunuyor.
26 Mayıs 1950 tarihli bir rapora göre İngiliz istihbarat servisleri Wybrew hakkında soruşturma yapılmasını talep etti. İsrailli üç istihbarat elemanı ile temas halinde olduğu ortaya çıkmasına rağmen Wybrew Savaş Bakanlığı Ortak İstihbarat Dairesi’ndeki görevine devam etti. Wybrew’in istihbarat sevisindeki görevinde bırakılmasına gerekçe olarak Wipron’un insan ağının bu şekilde daha kolay ortaya çıkarılabileceği gösteriliyor. Böylelikle ister ofiste ister evinde olsun her nereye giderse gitsin Wybrew’in insan ağı hakkında bilgi edinilebilecekti. Bu bağlamda Wybrew soruşturması için görevlendirilen istihbarat subaylarının Wipron hakkında bir tür ırkçılığı andıran raporlar hazırlamalarının ilginç bir durum olduğu belirtiliyor. Wybrew’in soruşturmasını yürüten bir istihbarat elemanı 11 Mayıs 1950 tarihli bir raporda şu ifadelere yer verdİ:
 “Cyril 6: 50’de ofisinden ayrıldı ve Great Cumberland Caddesi’ne doğru yürüdü. Bu sırada bir adam onu durdurdu ve biraz konuştular. Daha sonra ellerindeki kartları değiştirdiler ve her ikisi de bu kartlara notlar aldı. Daha sonra ayrıldılar. Söz konusu kişi 50 yaşlarında, yaklaşık 1.70 boylarında, şişman, büyük yuvarlak bir yüze sahip, büyük kulakları ve küçük gözleri olan, gamalı haç takan birisiydi. Görüntüsü bir Yahudiyi andırıyor ve yabancı aksanla konuşuyordu.”
Rapor, emniyette özel ofisi olan Dr. Storer’in imzasını taşıyor. Raporda kullanılan "Gamalı haç" terimi bugün kullanılsaydı Yahudilere karşı ırkçılık suçlamaları ile karşı karşıya kalınmasına sebebiyet verebilirdi.
Şüpheli casusları izlemek üzere görevlendirilen ajanların hazırladığı raporlar, casusun hareketleri, tanıştığı kişiler, geçmişleri, çalıştıkları şirketler, seyahat ettikleri arabalar ve trenler hakkında ayrıntılı bilgi veriyor.  
Wybrew’in soruşturması sırasında ilginç bir olayla karşı karşıya kalındı. Ortak İstihbarat Dairesi’nde görev yapan bir emniyet mensubu, Wybrew’in evinin bulunduğu bölgede bazı şüphelilerin olduğunu haber vermek için Londra Polis Teşkilatı’nı aradı. Ancak daha sonra Wybrew’in evinin etrafındakilerin emniyet mensupları olduğu anlaşıldı.
9 Haziran 1950'deki telefon dinleme tutanaklarında bir kadının Wybrew’i aradığı ve ona arkadaşı Jack Padua'nın bir mektubunu vermek istediğini söylediği bilgisi yer alıyor. Ardından buluşmak için yer belirledikleri belirtiliyor.
Bugün süren casusluk davalarında Wybrew’e ne olacağı ise bilinmezliğini koruyor.



İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.


Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.