DEAŞ'a karşı savaşan Iraklı bir subay: Abdulvehhab es-Saidi

Korgeneral Abdulvehhab es-Saidi’nin 2017 yılında Irak'ın Musul şehrinde çekilen fotoğrafı (AFP)
Korgeneral Abdulvehhab es-Saidi’nin 2017 yılında Irak'ın Musul şehrinde çekilen fotoğrafı (AFP)
TT

DEAŞ'a karşı savaşan Iraklı bir subay: Abdulvehhab es-Saidi

Korgeneral Abdulvehhab es-Saidi’nin 2017 yılında Irak'ın Musul şehrinde çekilen fotoğrafı (AFP)
Korgeneral Abdulvehhab es-Saidi’nin 2017 yılında Irak'ın Musul şehrinde çekilen fotoğrafı (AFP)

Muhammed Naci
Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin Terörle Mücadele Birimi Komutanı Korgeneral Abdulvehhab es-Saidi’yi merkeze çekme kararının yankıları halen devam ediyor.
Abdulmehdi büyük bir tuzağa düştü
Irak Başbakanı Abdulmehdi, Korgeneral Abdulvehhab es-Saidi’yi Terörle Mücadele Birimi’ndeki görevinden almasının gerekçelerini açıklarken önemli bir tuzağa düştü. Abdulmehdi basına yaptığı açıklamada subaylarının Bağdat’taki yabancı temsilciliklerle ilişkileri olduğu suçlamasında bulundu.
Ancak Saidi söz konusu suçlama karşısında yaptığı açıklamada Harvard Üniversitesi’nin bir konferansında, savaş sırasında Felluce şehrini DEAŞ terör örgütünden geri almak için kullandığı askeri taktikleri anlatması için gönderilen davet üzerine ABD’ye vize başvurusunda bulunmak üzere yalnızca bir kez ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne gittiğini söyledi.
Başbakan Abdulmehdi’nin başta Saidi olmak üzere subayları hedef alan ithamları, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanı olarak orduyu kontrol edemediği ve hesaplaşmak için medyayı kullanma noktasına geldiği yönünde bir algı oluşturdu.
Irak’ın Rommel’i
Saidi, Iraklılar tarafından, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaptığı askeri planların ezici başarısı ve girdiği savaşların çoğunda hızlı zaferler kazanmasıyla ünlenen Alman subay Erwin Rommel’e benzetiliyor. Saidi, Irak’ın Rommel’i olarak tanımlanıyor.
Musul'daki heykeli
Irak’ın başkenti Bağdat’ın güneydoğusundaki bir Şii mahallesinde, yoksul bir ailenin çocuğu olarak 1963 yılında dünyaya gelen Saidi uzun süre askeriyeye girme hayallerini erteledi.
Şii olan Saidi’nin 1979 yılında fizik alanında lisans eğitimini aldı. Ağırlıklı olarak Sünnilerin yaşadığı Musul’la ilgili oldukça uzun bir geçmişi bulunan Saidi, 2017 yılında şehre döndüğünde Musullular dışarıya çıkarak onu tezahüratlarla karşıladı. Hatta şehre heykelini bile diktiler.
1980'lerin başında orduya katılan Saidi, 1985 yılında teğmen rütbesiyle askeri akademiden mezun oldu. 1996 yılında askeri bilimler dalında yüksek lisans ve doktora derecelerini tamamlayan Saidi, askeri akademide öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı.
Saidi, 2007 yılında Irak Genelkurmay Başkanlığı tarafından ABD ordusu ile koordineli olarak çalışmalar başlatılan Terörle Mücadele Birimi’nin omurgasını oluşturmak üzere seçilen subaylar arasındaydı.
Konuya yakın askeri kaynaklar, ABD’nin Irak’taki Terörle Mücadele Birimi’nin komuta kadrosu, askerler, silahlar ve teçhizat düzeyinde bir saldırı gücü olmasını istediğini ve Terörle Mücadele Birimi’ne tüm ihtiyaçlarını ücretsiz sağladığını aktardı.
Irak Terörle Mücadele Birimi, 2018 yılında İsrail Özel Kuvvetleri’nin ardından bölgedeki en iyi ikinci terörle mücadele birimi seçildi.
Saidi birimi hedefleri avlamak, vurmak veya tutuklamak için özel olarak oluşturulmuş ‘özel bir güçten’ uzun ve kısa çatışmalara girebilen cephelere nüfuz eden ve sahayı tutan bir savaş gücüne dönüştürdü.
Çatışma dönemi
Irak tarihinin en büyük felaketlerinden birinin başlangıcı olan ve DEAŞ’ın ülkenin neredeyse üçte birini işgal ettiği 2014 yılına gelindiğinde Irak ordusunda Terörle Mücadele Birimi dışında hiçbir birimin aktif bir rolü yoktu. Ordu ve polis teşkilatı dağılmış, başkentin düşmesine ramak kalmıştı.
Saidi’nin ismi ilk olarak 2014 yılında Bağdat’ın komşusu Selahaddin ilinin DEAŞ’tan kurtarılması operasyonuyla duyuldu.
DEAŞ’ın Irak ordusundan geriye kalan silahlar ve teçhizatın çoğuna el koyduğunu bilen Saidi bunu göz önünde bulundurarak Selahaddin’in DEAŞ’tan kurtarılması operasyonunu yönetti. Ancak ağır silahlar kullanmaktan kaçınan Saidi ‘temiz bir savaş’ istediğini belirterek DEAŞ unsurlarını keskin nişancılar ve akıllıca planlanmış baskınlar yoluyla ‘avlamayı’ tercih etti.
Saidi, söz konusu dönemde ABD’i subaylardan gelen ‘askerlerini Ortak Operasyonlar Odası’na çek ve uçakların DEAŞ unsurlarının bulunduğu yerleri altyapı ve insanların evlerine zarar verme pahasına bombalamasına izin ver’ şeklindeki teklifini reddetti.
Irak güçleri, pek uzun sürmeyen operasyon sayesinde birkaç hafta içinde Selahaddin’in büyük bir kısmının kontrolünü ciddi bir tahribata yol açmadan ele geçirdi.
Saidi, 2016 yılındaki Felluce'nin kurtarılması operasyonu da dahil çeşitli operasyonları yönetmeye devam etti. 2017 yılına gelindiğinde Musul'un DEAŞ’tan arındırılması operasyonunu yürüten Saidi daha sonra resmi olarak Terörle Mücadele Birimi’nin başına atandı. Fakat Saidi tüm bu başarılarına rağmen birkaç gün önce görevden alındı.
Halkın gözünde bir kahraman
Saidi’nin yürüttüğü operasyonlar, küçük bir alanda iki taraf arasında yapılan ‘yakın mesafe çatışması’ olarak sınıflandırılıyor. Bu nedenle Saidi, Iraklı üst düzey subaylarda görülmeyen bir şekilde söz konusu operasyonlar sırasında birkaç kez yaralandı. 
Saidi, askerleriyle birlikte kir pas içindeki halini gözler önüne seren çatışma görüntülerinin yayılmasıyla 2003'ten sonraki süreçte bir halk kahramanına dönüştü.
Pek çok kişi Saidi’yi ülkeyi 16 yılı aşkın bir süredir içinde bulunduğu yolsuzluk ve başarısızlık batağından çekip çıkaracak bir ‘kurtarıcı’ ve ‘kahraman’ olarak görüyor. Bu da onun öncelikle bir asker, ardından da cömertliği ve aldığı iyi terbiyeyle bilinen bir güney Iraklı olmasından, yani ‘ABD tankıyla gelmemiş’ olmasından kaynaklanıyor. Ancak Saidi’ye yakın isimler onun siyaset için eğilip bükülecek biri olmadığını iyi biliyor. Dahası orduda da herhangi bir rütbe peşinde değil. Hatta Başbakan’ın birkaç ay önce Savunma Bakanlığı yapması teklifini reddettiği bile belirtiliyor.
Iraklı seçkinler arasında sıradan insanların siyaset sahnesindeki ulusal sembolizmden yoksun kalmaları yaygın bir durum. Bu nedenle yolsuzluk ve başarısızlık gibi olaylarla lekelenmemiş dışarıdan bir isim onlara oldukça cazip geliyor.
Saidi'nin Şii ve Sünni topluluklar arasındaki popülaritesinin yayıldığına dikkati çekmekte de fayda var. Şiilerin gururu olan Saidi, Sünnilerin hayatını ve mülkünü önemseyen bir subay olarak ön plana çıktı. Ancak Irak’ın en önemli Sünni kalesi olan Musul’daki heykeli ordu içindeki ‘kıskançlık’ veya ‘kayırma’ olarak nitelendiren meslektaşlarıın ve politikacıların endişeleri yüzünden kaldırıldı.
Krizin sonu
Pazar akşamı açıklama yapan Saidi’nin Abdulmehdi karşısında kazandığı tartışmayı sonlandırmak istediği açıktı. Askeri emirleri uygulayacağını söyledi.
Ancak gözlemciler göre Irak’ın siyasi sınıfı kendini Irak’ın Rommel’ine affettiremeyecek ve bu büyük utançla yaşayacaklar. Saidi'nin kişisel olarak fiziksel tasfiyeye maruz kalabileceği konusunda uyaran kaynaklar bunun nedenini Saidi’nin artan popülaritesinin, ülkenin siyasi ağırlık merkezleri için bir tehdit haline gelmesine bağladı.

 


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.