Yeni Sudan'da İslamcılar için fırsatlar var mı?

Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir ve Sudan dini lideri Hasan et-Turabi (AFP)
Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir ve Sudan dini lideri Hasan et-Turabi (AFP)
TT

Yeni Sudan'da İslamcılar için fırsatlar var mı?

Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir ve Sudan dini lideri Hasan et-Turabi (AFP)
Sudan’ın devrik lideri Ömer el-Beşir ve Sudan dini lideri Hasan et-Turabi (AFP)

Emani et-Tavil 
Sudanlı İslamcılar, bütün Arap dünyasında başkaları için mevcut olmayan bir fırsata sahiplerdi. Fakat Sudan devletinin bütün eklemlerine hâkim olmalarını mümkün kılacak uzun iktidar dönemlerinde siyasi projelerini gerçekleştirmekte başarısız oldular. Bulundukları dini pozisyondan ve ahlaki seviyeden sert bir şekilde düştüler. En göze çarpan unvanları ise muhtemelen devrik Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in başkanlık konutunda ele geçirilen çeşitli para birimlerden yüksek meblağda nakit paranın bulunmasıydı. Bu, Sudan halkının camilerde onlara karşı gösterdiği tepkiyi ve onları minberlerden men etmelerini haklı kılar.
Sudan’ın içerisinde bulunduğu şu karmaşık sahnede, İslamcıların devrimci hareket ile olan etkileşiminin doğası hakkında birtakım sorular sorabilir. Onlar bir adamın çevresinde mi toplandılar? Ya da göreceli olsa da tutumlarında farklılıklar mevcut mu? Son olarak Sudan’daki siyasi akıbetleri ne olacak?
Öncelikle, Sudanlı İslamcıların dört hareket düzeyi arasında ayrım yapmalıyız. Bunlardan ilki, Ulusal İslami Cephe ve onların siyasi elitleridir. İkincisi, programlı suikast derecesine varacak şiddet eylemeleri gerçekleştiren cephenin gizli organizasyonudur. Bu, Sudan’ın ilk başkan yardımcısı olarak görev yapan Ali Osman Taha’nın varlığını ve hazır olduğunu açıkladığı organizasyondur. Üçüncü seviyede ise 2016 yılına kadar Turabi’nin liderliğini yaptığı Halk Kongresi Partisi ve Turabi’nin öğrencilerinden olan Gazi Selahaddin’in liderliğini yaptığı Reform Hareketi’dir. Gazi Selahaddin, rejim karşıtı protestolarda 200 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından 2013 yılında iktidardaki Ulusal Kongre Partisi'nden ayrıldı.
Öte yandan selefi gruplar ise Sudan dini haritasının yaklaşık yüzde 10’unu ellerinde bulunduruyorlar. Onlar, el-Cezire Eyaleti’nde yer alan Ebu Kuta, Sudan’ın doğusunda bulunan el-Fao, Damazin ve Kosti'nin yanı sıra bazı küçük yerler gibi uzak ve sınırlı bir alanı ellerinde bulunduruyorlar. Yakın zamana kadar Sudan selefiliği, Ensâr-i Sünne Cemaati ile sınırlıydı. Fakat Arap Afganları dalgasının ardından durum değişti. Usame bin Ladin’in de aralarında bulunduğu bu gruplar, 90’lı yılların başlarında el-Beşir’in açık kapı politikasıyla Sudan’a geldiler.
Elbette, Sudanlı İslamcıların dört düzeyi arasındaki bu ayrım, aralarında herhangi bir etkileşim olmadığı anlamına gelmiyor. Bunlar arasındaki etkileşimler, her bir tarafın diğerine karşı tutumunun netleşmesine ve Sudan'daki mevcut siyasi denklemin oluşmasına katkıda bulundu.
İslamcılar ve Sudan Devrimi
Ulusal İslami Cephe’ye bağlı olan gizli organizasyon, Sudanlı devrimcileri kuşatma girişimleri sırasında onlara karşı şiddet uyguladı. Cephe, bu yılın başından itibaren göstericilere karşı saldırılar gerçekleştirdi. Özellikle sol cenahtan olan bazı gençlere karşı sistematik suikastlar düzenledi. Ayrıca ordu komutanlığı çevresinde oturma eylemi gerçekleştiren göstericilere 7 Nisan gecesi saldırdılar. Bu organizasyon, 90'lı yılların başında, hareketin iktidarı elinde bulundurduğu dönemde faaliyetlerine başladı.
Ayrıca lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan bu organizasyon, büyük miktarda finansal destek alıyor ve güvenlik ve istihbarat makamını elinde bulunduran devlet liderleri tarafından denetleniyordu.
Ulusal Cephe’nin bu gizli organizasyonu, 1999'da Beşir ve Turabi arasında yaşanan bir anlaşmazlığın ardından bölündü. Organizasyon’un Beşir’e bağlı olan bölümü, güvenlik ve istihbarat servisinin bir parçası olarak resmiyet kazandı. Bu gizli askeri organizasyonun rolü, yakacak yardımının kaldırılmasını reddeden halkın 2013 yılının Eylül ayında gerçekleştirdiği gösterilerde daha açık bir şekilde ortaya çıktı. Protestocularla karşı karşıya gelen organizasyon, kullandığı gerçek mermiler ile 200 Sudanlının hayatını kaybetmesine sebep oldu.
Her ne kadar devrimci hareketin başarılı olmasının ardından söz konusu organizasyonun unsurlarından bazılarının tutuklanması ve organizasyona ait silah deposunun ortaya çıkarılmasında başarılı olunsa da, İslamcıların siyasi kanadı halen Sudan arenasındaki etkinliğini sürdürüyor. Ayrıca devletin ekonomik ve bürokratik düzeylerdeki ağırlıklarını koruyor.
Sudanlı genç İslamcıların Sudan'daki siyasal İslam sahnesindeki yeni inkâr edilemez. 2016 yılına kadar Hasan el-Turabi’nin liderliğini yaptığı Halk Kongresi Partisi’ndeki gençler, devrimci harekete katıldılar ve rejimin onları bastırmaya çalıştığı dönemde kitlesel alaylara dahil oldular. Bu kadrolar Sudan devrimi öncesinde Ulusal Kongre Partisi ile olan ittifakın bozulmasını talep ettiler. Bu koalisyon, 2013 yılında Müslüman Kardeşler'in iktidardan uzaklaştırılmasının ardından Mısır'ın Sudan'daki İslamcılara karşı bir darbeye destek olacağı korkusuyla oluşturuldu. Öte yandan Halk Kongre Partisi ve Reform Hareketi, 19 Aralık 2018'de oluşturulan Özgürlük ve Değişim Koalisyonu’nda yer almadılar.
İslamcılar ve askeri konsey
Öte yandan Ulusal İslami Cephe ve onların iktidar partisi çevresindeki müttefikleri, büyük denklemde kendilerine bir yer edinmek, geleceğin bir parçası olarak cephenin politik ve ekonomik çıkarlarını korumak için net bir tutum benimsediler. Oturma eylemini kırma operasyonlarında başarısız olmalarının ardından Savunma Bakanı Avad bin Avf’a, Beşir’in istifasını ilan etmesini ve kendisinin oluşturulacak geçişi askeri konseyin başına geçmesini teklif ettiler. Attıkları bu adımda da başarısız oldular ve sahneye General Abdülfettah el-Burhan çıktı. Ancak bu geçici başarısızlık, askeri konseye, özgürlük ve değişim koalisyonu ile olan ilk anlaşmalarından geri çekilmeleri için baskı yapmalarını engellememiş olabilir. Askeri geçiş konseyi, yasama meclisinde özgürlük ve değişim koalisyonun yüzde 67’lik bir orana sahip olacağının kararlaştırıldığı anlaşmadan geri adım attı.
Sudan denklemindeki iç ve dış faktörler
Üç değişken, İslamcıların siyasi sahnedeki konumunun zayıflamasına neden oldu. Bu değişkenlerin ikisi yerel diğeri ise bölgesel niteliktedir. Bu iki yerel değişkenden ilki, İslamcıların oturma eyleminin kırılmasına yönelik gerçekleştirilen operasyonlara olan katkısı, ikincisi ise ordudaki unsurlarının askeri konseye karşı yapılan darbe girişimine olan katkılarıdır.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabi'dan çevirdiğini haberine göre değişkenlerden ilki, önümüzdeki zamanda soruşturmaların konusu olacak. Diğer yerel değişken ile ilgili olarak askeri konsey, iki kez kendisine karşı darbe girişimi gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu girişimler gerek ordu gerekse de güvenlik birimlerindeki komutanların değiştirilmeleri ve görevden alınmalarıyla sonuçlandı. Temmuz ayındaki ikinci darbe girişiminin ardından ise Ulusal Kongre Partisi liderlerinden Emin Hasan Ömer ve Seyyid el-Hatib’in aralarında bulunduğu birçok İslamcı lider tutuklandı.
Söz konusu iki yerel değişkenin yanı sıra bölgesel nitelikli üçüncü bir değişken ile ilgili olarak şunlar ifade edilebilir:
“Ordu genel komutanlığı önünde gerçekleştirilen oturma eylemini kırma operasyonlarına eşlik eden cinayet ve tecavüzlerin ardından askeri konsey ile özgürlük ve değişim koalisyonu arasında derin bir çatlak oluştu. Bu durum, çatlağın onarılması amacıyla Afrika Birliği’nin (AfB) ve Etiyopya’nın harekete geçmesine zemin hazırladı. Nitekim çatlak, taraflar arasındaki müzakerelerin askıya alınmasına ve ülkedeki durumun kötüleşmesine yol açacak bir tehdidin ortaya çıkmasına neden oldu. Sudan, sahip olduğu jeopolitik konumu ile Nil Havzası, Kızıldeniz, Sahel ve Sahra bölgelerinin güvenliği hususunda oldukça kilit bir rol oynuyor.”
Genel olarak bölgedeki İslamcıların geleceği, sivil siyasal partilere dönüşme kabiliyetlerine bağlıdır. Ayrıca güç elde etme fikrinden de vazgeçmeliler. Tunus’taki Nahda Hareketi'nin deneyimi, söz konusu konsepte en yakın olanıdır. Sudan özelinde ise ülkenin siyasi sahnesine daimi bir katılım sağlanması ve bir dereceye kadar istikrar kazanılması için ilk adım olarak Ulusal İslami Cephe’nin feshedilmesi talep edilebilir. Öte yandan egemenlik konseyi dahilinde bulunan askeri bileşen ile sivil kanat arasındaki iç dengeler üzerine oynamak ve geçici hükümete baskı yapmak, Sudan’ın kısa vadede bedelini ödeyeceği bir duruma sebep olur. Orta vadede ise Sudan'daki siyasi İslam'ı sonunu getirir. Nitekim siyasal İslam, Sudan ve bölgenin politik tarihinin bir parçası olarak gerek teorik gerekse de pratik düzeyde güven kaybı yaşadı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.