Lübnan ayaklanmasını kamuoyuna aktaran muhabirlerin çektikleri zorluklar

Al-Jadeed kanalı muhabiri Halima Tabiaa
Al-Jadeed kanalı muhabiri Halima Tabiaa
TT

Lübnan ayaklanmasını kamuoyuna aktaran muhabirlerin çektikleri zorluklar

Al-Jadeed kanalı muhabiri Halima Tabiaa
Al-Jadeed kanalı muhabiri Halima Tabiaa

“Sahada çalışan gazetecilere selamlar. Sizler hareketi koruyor ve onu savunuyorsunuz. Yanlış haberlere, en önemlisi de baskı girişimlerine karşı ayaklanmayı rahatlatacak emniyet vanasısınız. Profesyonelliğiniz, kurumlarınızın meşruiyetidir. Devrimin yarısı siz, diğer yarısı da vatandaşlardır”.
Bu ifadeler, Ortadoğu Yayın Merkezi (MBC Grubu) yöneticisi Ali Cabir’in kişisel Twitter üzerinden, ayaklanmanın başlamasından bu yana, “Lübnan ayağa kalkıyor” gösterilerinde yaşananları görüntülemek için kendilerini siper eden medya organlarına hitaben yaptığı açıklamada yer alıyor.
Bu sivil hareketin patlak vermesinden bu yana farklı yerel televizyon kanallarından muhabirler, diğerlerinin cesaret edemediği bir yere durarak, acısıyla tatlısıyla tüm gerçekleri Lübnan kamuoyuna sunma görevini üstlendi. Tüm bu muhabirler, televizyon karşısındaki şıklıklarından ödün vererek, kendilerini bu görevlerine adadı.
Yerel televizyon kanallarının birçok takipçisinin bilmediği şey, bu muhabirlerin, kişisel ve mesleki görevlerini yerine getirirken karşılaştıkları birçok zorluğun üstesinden gelmiş olması.
Lübnanlıların bir kesiminin, gazetecileri dolaylı olarak halkı seferber etmeye katkıda bulunmakla ve ayaklanmada yaşananları rapor etme bahanesiyle gösterilere destek vermekle suçlamasına rağmen, bazı kesimler de cesaretlerinden ve mesleki görevlerine gerekli düzeyde bağlı kalmalarından övgüyle söz etti. Bu gazetecilerin bir kısmı, bulundukları alanlarda uyumak zorunda kalırken, bazıları da görevlerini sonuna kadar yerine getirebilmek için ailelerini arkalarında bıraktı. Tüm gazetecilerin hem fikir oldukları nokta ise, tüm kariyerleri boyunca daha önce hiç yaşamadıkları yeni bir deneyim kazanıyor olmaları.
Gazeteci Yazbek Wehbe:  Devrimin gelini olan Trablusşam beni etkiledi
LBCI kanalı spikeri ve özel muhabiri Yazbek Wehbe, “Yaptığımız işin doğası uyarınca gösteri alanına gittik. Ancak özellikle de ayaklanmanın ilk günlerinde, bu denli yorulmayı beklemiyorduk” ifadelerini kullandı. Şarku’l Avsat’a konuşan Wehbe, “Gösteriler bir gecede ülke geneline yayılmaya başladı. 10’u aşmayan sayımızla, gerçekleri doğrudan iletmek için bir günlük programla meydanlara çıkmak zorunda kaldık” dedi. Yazbek Wehbe, haber yayını sırasında en fazla rahatsız olduğu şeyin ise hakaret içerikli kötü sözler olduğunu ifade etti. “Kimi ve neyi kastettikleri önemli değil. Kışkırtıcı sözlerin duyulmaması ve bu sahne üzerinde olumsuz bir etki bırakmaması için mikrofonu uygun zamanda geri çekmeye çalışıyordum” diyen Wehbe, 2015 yılında gerçekleşen sivil hareketin Beyrut’u kapsadığına ve bugün, tüm Lübnan vilayetlerini içine alan bu ayaklanmaya benzemediğine dikkati çekti.
Yazbek Wehbe “Kuşkusuz, benim haber yapma fırsatımın olmadığı Trablusşam’da yapılan gösteriler, sivil ayaklanma konusunda eşsizdi. Bu şehirde yerel ve siyasi haber yapmak için bulunduğum doğru. Ama kamusal alanları kapsayan köklü bir değişim olmadı. Lübnan’da ve dünyada sivil hareketin doğasına büyük bir önem verildi ve devrimin gelini olan bu şehir beni oldukça etkiledi” dedi.
Bu gösterilerde kendisini şaşırtan bir olaya da değinen Wehbe, “Tüm bölgelerde protesto gösterilerine katılan kitlelerin büyüklüğü ve sahip oldukları cesaret dolayısıyla şaşırdım. Kafalarında, liderlerine yönelik yaşadıkları tüm korkuları kırdılar” şeklinde konuştu.
Lübnanlı gazeteci, “Kişisel olarak karşı karşıya kaldığımız pek çok zorluk var. Bugün ilk defa 6 saat uyudum. Son 5 gündür dilediğim tek şey buydu” ifadelerini kullandı.
Muhabirler, uzun saatler boyunca gösteri meydanlarında duruyor ve vatandaşların Lübnan ayaklanmasına neden katıldıklarına dair bilgi topluyor. Kendileri açısından utanç verici birkaç durumdan da profesyonellikleri sayesinden kurtulmayı başarıyor.
Özellikle kadın muhabirlerin karşılaştığı bu durumlar arasında, onları zayıf düşürme girişimleri karşısında haklarını kararlı şekilde savunmaları da yer alıyor. Zira MTV Lebanon kanalı muhabiri Joyce Akiki, Cumhurbaşkanı Avn’ın konuşması sonrasında bu duruma maruz kaldı. Öyle ki Akiki, kendisini ve temsil ettiği kanalı kötü niyetli olarak nitelendiren besteci Samir Sfeir’e karşı hiç tereddüt etmeden kendisini savundu. Bu çerçevede birçok aktivist, sosyal medya organları aracılığıyla “Joyce Akiki ile dayanışma içerisinde” olduklarını göstererek, Sfeir'in eylemini kınadı. LBCI kanalı muhabiri Nada Andraos da iki karşıt görüş arasında kaldığı durumu , “her kesimden Lübnanlıları içeren ayaklanmanın gerçek bir görüntüsü” olarak niteledi.
Huda Şedid: Eğer medya olmasaydı, bu devrim hiçbir yere ulaşamazdı
“Aslında bu sivil ayaklanmanın ilk saatlerinde, hak ettiği öneme ulaşmasını beklemiyordum”. Bu ifadeler LBCI muhabiri Huda Şedid’e ait. Şarku’l Avsat’a konuşan Şedid, “O andan itibaren büyük bir dönüm noktası olarak nitelenen ayaklanmanın ilk gününde şehirdeki gösterilerin haberini yaparken durumu, çok da ciddiye almadım. Bunu onlara net bir şekilde de söyledim. Ancak eylemciler, bunun sadece bir ayaklanma olmadığı, aksine gerçek bir devrim olduğu konusunda ısrar ettiler. Talepleri karşılanıncaya kadar da şehir meydanında kalacaklarını belirttiler. Özellikle de Lübnanlıların çoğunluğunun bu protestolara katılması dolayısıyla insanların nabızlarına inanıyorum” dedi. Şedid, muhabirleri eleştirenlere de sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla, “Keşke, bir dakika bile olsa canlı yayında milyonlarca izleyicinin önünde, her taraftan eylemcilerle etkileşimde oldukları bir alanda kendilerini bizim yerimize koyabilselerdi” ifadelerini kullandı.
Bu tecrübesi sırasında yaşadığı bir olaya da değinen Huda Şedid, “Bana eşlik eden kameramanla birlikte elimizden geldiğince bir şey yememeye ve içmemeye çalışıyoruz. Böylece gösteri alanından birkaç dakika bile ayrılmamız gerekmiyor. İnsanlara, gösteri sırasında yaşamam her şeyi  iletmek bizim sorumluluğumuz. Art arda 15 saat ayakta durduğunuzu ve daima uyanık kalmak zorunda olduğunuzu hayal edin. Yüzümüze bir maske taktik, böylece kimse ne acılar yaşadığımızı hissetmiyor. Adeta robota dönüştük. Savaş alanına giden savaşçılara benziyoruz. Kaybetmemiz yasak. Diğer tüm her şeyi unutuyoruz. Bu gösteriler, Lübnan’daki diğer hiçbir şeye benzemiyor. İnsanların 30 yıllık ve belki de daha fazla süredir devam eden acılarını, yoksulluğunu ve mahrumiyetini yok ermesini sağlıyor. Bana göre bundan sonra hiçbir şey eski gibi olmayacak” değerlendirmesinde bulundu.
Lübnan’daki olayları aktaran muhabirler, kendilerine eşlik eden kameramanların isimlerini zikretmeye dikkat ediyor. Aksi halde hepsi, genelde spot ışıklarından uzakta bir savaşa katılmış isimsiz bir asker olarak kalıyor. Said, Sami Bitmuni, Rabia Şamun, Fadi Sakaf Pierre, Fuad Yusuf, Tony Kerlous ve diğerleri, her birinin eylemcilerin mesajlarını iletme sürecinde büyük sorumlulukları bulunuyor.
Halima Tabiaa: Eylemcilerin ellerindeki Lübnan bayrağı görüntüsü, beni etkiledi
Şarku’l Avsat’a konuşan Al-Jadeed kanalı muhabiri Halima Tabiaa, “Yapmaktan zevk aldığım en güzel ve harika yayınlardan biri. Çünkü insanların ayaklanmasını ve onlarla doğrudan teması içeriyor. Taleplerini ve acılarını iletiyorlar. Genel merkezdeki, konferanslardaki ve düzenli haber bültenlerindeki diğer yayınlara benzemiyor. Bu deneyimde girdiğimiz imtihan, taleplerin doğrudan iktidara yönlendiriliyor olması dolayısıyla gerçekleri olduğu gibi aktarmak. Bu süreçte kendimizi de ya değerli birer gazeteciler olarak kanıtlıyoruz ya da tam tersi” açıklamasında bulundu. Tabiaa, görevini yerine getirirken karşılaştığı zorluklar hakkında da “Bizi doğrudan zemine yönelten birçok baskı var. Objektif olmak zorundayız” dedi. Halima Tabiaa ayrıca, “Beni en çok etkileyen şey, arka planına bakılmaksızın herkes tarafından taşınan Lübnan bayraklarının ortaya koyduğu sahne oldu” şeklinde konuştu.
Halima, gösterilerin beşinci gününde düzgün bir yemek yemeyip, sadece bisküvi ile yetinmek ve her zaman kamera önünde bulunmak zorunda kaldı. Her zaman gerçekleri aktarmak için de teyakkuzdaydı. Tabiaa, “Gece geç saatlerde eve gitmemiz için bize kısa bir süre veriliyordu. Sabah saat beşte yeniden iş başı yapmamız için yaklaşık bir saatlik molamız var” dedi.
Nahla Adimi: Bir muhabir objektif bir medya anlayışını benimsemelidir
MTV muhabiri olan Adimi, görevini yerine getirirken karşılaştığı zorluklardan biri olarak, kamera önünde konuşacak kişileri seçerken güçlük çektiğini ifade etti. “Gazeteci, kendisini saran tüm zorluklara rağmen, objektif bir medya anlayışına ve halkın görüşüne dayanarak, çok hızlı şekilde tarama yapmak zorunda” diyen Adimi, karşılaştıkları esas tehlikenin sabotaj ve benzeri eylemleri aktarırken, gerçek şekliyle paralel olarak meydandaki gerçekliği yansıtmak olduğunu ifade etti. Nahla Adimi’ye göre bir muhabirin, zeminde yaşananların doğasını da bilmesi gerekiyor.
Bu çerçevede Şarku’l Avsat’a açıklamada bulunan Nahla Adimi, “Bu devrimin gelini, diğerleri gibi beni de kendine çeken Trabluşam şehri oldu. Trablusşam’ı gerçek yüzüyle gördük. Zeminde tanık olduğumuz hareketler arasında ayrım yaşanmaması bizi şaşırttı” diyerek, sessizliği kıran Sur şehri ve korkuları aşan Nebatiye şehrinin de kendilerini şaşırttığına dikkati çekti. Adimi ayrıca, “Belki de bazı partilerin ve bu partilere bağlı kuruluşların girişimlerini geri püskürten Lübnan ordusunun tavrı beni etkiledi. Çünkü Lübnan’da daha önce böyle bir şeye tanık olmadık” dedi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.