Ratcliffe: İran, eşimi İngiltere'ye karşı koz olarak kullanıyor

İran’ın başkenti Tahran’da tutuklu olan İran ve İngiltere vatandaşı Nazanin Zaghari Ratcliffe’in eşi Richard ve kızı Gabrielle
İran’ın başkenti Tahran’da tutuklu olan İran ve İngiltere vatandaşı Nazanin Zaghari Ratcliffe’in eşi Richard ve kızı Gabrielle
TT

Ratcliffe: İran, eşimi İngiltere'ye karşı koz olarak kullanıyor

İran’ın başkenti Tahran’da tutuklu olan İran ve İngiltere vatandaşı Nazanin Zaghari Ratcliffe’in eşi Richard ve kızı Gabrielle
İran’ın başkenti Tahran’da tutuklu olan İran ve İngiltere vatandaşı Nazanin Zaghari Ratcliffe’in eşi Richard ve kızı Gabrielle

Nazanin Zaghari Ratcliffe, casuslukla suçuyla 3 sene, 6 ay ve 25 gündür Tahran’daki Evin Hapishanesinde tutuluyor. Eşinin zihinsel ve fiziksel sağlığının kötüye gitmesinden endişe duyan Richard’ın eşinin arkasında durduğunu kanıtladığı davası ise ekranlarda, gazetelerde ve Avam Kamarası’nda yankılandı.
Senelerdir eşinin siyasi hesaplardan kurtulup eve dönmesini bekleyen Richard, “İran, eşimi İngiltere’ye karşı koz olarak kullanıyor” ifadelerinde bulundu.
Reuters haber ajansının insanı kolu Thomson Reuters vakfında proje yöneticisi olan Zaghari Ratcliffe, 2016 yılının Nisan ayında kızıyla birlikte aile ziyareti için İran’a gitmiş, İngiltere’ye dönmek üzereyken Tahran havaalanında gözaltına alınmıştı. Ardından “İran’daki İslam rejimini devirmekle” suçlanarak 5 yıl hapse mahkum edilmişti.
Hükümetin ihmali
Şarku’l Avsat’a konuşan Richard, hükümetin eşini geri alma çabalarının yetersiz olduğunu söyleyerek yaşadığı hayal kırıklığını dile getirdi. Tahran’ın İngiliz vatandaşı olan Avustralyalı çifti serbest bırakmasının ardından İran’ın bu konularda anlaşmaya açık olabileceğini uman Richard, diğer yandan “Avustralya hükümeti meseleyi üç ay içinde çözerken İngiltere 3 seneden fazla süredir Nazanin’in iadesini sağlayamıyor” ifadelerinde bulundu.
İki dava arasındaki bu karşılaştırma 7 Ekim’deki Avam Kamarası’nda ele alınmıştı. Hükümet, iki dava arasındaki temel farkın İran’ın çift vatandaşlık politikasıyla ilgili olduğunu açıklamış, ancak Richard bu açıklamayı ikna edici bulmamıştı.
Masum olan eşinin İngiltere Hükümeti’nin borcundan dolayı İran’da tutulduğunu söyleyen Richard, “Bu bizim savaşımız değil o yüzden hayatımızın 3 buçuk senesini kaybetmemiz gerekmiyordu. İngiltere bu süreçte nadiren diplomatik koruma sağladı. Tam tersini iddia etse de elinde birtakım malzemeler var” dedi.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, bu yılın başlarında Nazanin Ratcliffe'a diplomatik koruma sağlayarak küçük bir adım atmıştı. Böylece dava Londra ile Tahran arasında resmi bir yasal anlaşmazlık haline gelmişti.
Ancak Richard Ratcliffe, davanın Başbakan Boris Johnson ile görüşmesini gerektirecek kadar önemli olduğunu ve onun da bu konuya ilgi göstermesi gerektiği düşüncesinde.
Dışişleri Bakanıyken söz konusu davadan sorumlu olan Johnson, Nazanin’in İran’daki gazetecileri eğittiğini söyleyerek onun hapis cezasına beş yıl ekleme riski katmakla suçlanmıştı. Eski İngiliz Dış Sekreteri, Kasım 2017'de Avam Kamarası'ndan özür dilemişti.
2 Eylül’de İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab ile bir araya gelen Richard, söz konusu görüşmeyle ilgili “Önümüzdeki adımlar hakkında bazı şeylerden bahsettik. Yasal olarak mümkün olur olmaz rehin alma faillerine ‘Magnitskiy yaptırımları’nın uygulanmasını talep edeceğiz” ifadelerini kullandı.  Aynı zamanda Richard, Dışişleri Bakanından rehine alımına karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep etti.
Demokrat ve Cumhuriyetçi olmak üzere iki partinin sunduğu bir yasa tasarısı olan Magnitskiy Hukuk Muhasebesi Kuralı, 2012’de o zamanki Cumhurbaşkanı Barack Obama tarafından imzalanmıştı. Tasarı, 2009 yılında tutuklanan Sergey Magnitskiy’nin hapishanesindeki ölümünden sorumlu Rus yetkililerin cezalandırılması öngörüyordu. 2016 yılından beri bu yasalar dünya çapında uygulanıyor. ABD ise bu tasarıyı diğer ülkelerde insan haklarını ihlal edenler için kullanıyor.
Eylül ayında söz konusu davayı uluslararası arenaya taşıyan Richard, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulundaki “Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası İttifakı’ oluşumuna katılmıştı.
İran’a karşı koz
Richard, eşinin İngiltere ve İran Hükümetleri arasındaki borç davasından dolayı tutulduğunu söylüyor. Söz konusu dava, İngiltere ve İran arasında bir silah anlaşmasının imzalandığı 1976 yılına kadar gidiyor. Anlaşmaya göre Londra, bin 500 adet Chieftain tankını 400 milyon sterline İran’a satacakken İran şahının devrildiği 1979 devriminden sonra tankların teslimini dondurmuştu. İran, bu borcu hala daha talep ederken İngiltere ise Orta Doğu’daki sabotaj faaliyetlerinde kullanılacağı korkusuyla borcu ödemeyi reddediyor.
İngiliz Hükümeti, Nazanin ve borç davalarını birbiriyle ilişkilendirmeyi defalarca kez reddederken Richard ise iki dava arasındaki ilişkiyi kanıtlayacak örnekler sunuyor. Richard “7 Ekim’de Nazanin’in adli tıp görüşmesine eşlik ettim. Bu tarih, İngiltere’nin borç meselesinin Londra’daki mahkemede görüşülme tarihiyle çakıştı. Aynı şey Mayıs ayında da olmuştu” ifadelerinde bulundu. Londra mahkemesi, İran lehine karar vermemişti.
Richard sözlerine “9 Ekim Çarşamba günü, Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) müfettişleri, Nazanin'i ziyaret ederek ona ikinci bir ceza için İran Devrim Mahkemesi'ne döneceğini söyledi. Borç davası çözülmezse ikinci duruşmada Nazanin aleyhinde ikinci bir ceza çıkartılabilir” diyerek devam etti.
Umut kırıntısı
Richard, IRGC’nin onayıyla 10 Ekim’de, üç büçük yıldır büyükbabası ve büyükannesiyle yaşayan kızı Gabrielle’ye kavuşmuştu. Richard ve eşi, Gabriella’nin İngiltere’ye dönüşü konusunda uzun süre kararsız kalmıştı. Richard, Gabriella’nin annesinden uzaklaşmasının Nazanin’in zihinsel veya fiziksel sağlığına olumsuz etki edeceğinden korkuyordu. Aynı zamanda Gabrielle’nin, babası ile yeniden iletişim kurabilmesi için İngilizce öğrenmesi gerekiyordu. Nazanin, hapishaneden aktarılan mektubunda, “Çocuğumdan ayrıldıktan sonra umut ve motivasyonu kaybettim” ifadelerini kullanmıştı.
Nazanin’in sağlık durumu
Richard, hapsedilmesinden bu yana eşinin sağlık sıkıntısı çektiğini açıkladı. Yaklaşık iki sene önce Nazanin’e üç farklı tanı konmuştu: depresyonun neden olduğu psikolojik sorunlar, omurga ve boynundaki problemler ve göğsünde ortaya çıkan kitle.
Söz konusu teşhisler 2017 yılında başlamış ve birkaç ay devam etmişti. Bu dönemde göğüsteki kitlenin iyi huylu olup olmadığı, omurga problemleri için egzersizlere gerek duyulup duyulmayacağı ve akıl sağlığı için acil hastane tedavisinin gerekli olup olmadığı ortaya kondu.
Richard’ın, eşinin tedaviden yoksun bırakıldığını duyurmasının ardından İngiliz Dışişleri Bakanlığı Tahran’a, sağlık hizmeti sağlaması konusunda baskı yaptı.
Sağlık hizmetlerinden mahrum edildiği gerekçesiyle birçok kez açlık grevi yapan Nazanin’in durumu, kızı Gabriella’nın İngiltere’ye dönüşüyle daha da kötüleşti. Adli tıpın eşinin tedavisi hakkında henüz bir karara varmadığını belirten Richard, Nazanin’in hapishaneden çıkarılmasını destekleyen adli tıp ile IRGC’nin müfettişleri arasında bir iç savaş olduğunu ifade etti.
Nazanin’in ailesi tehdit ediliyor
Nazanin’in İran’daki ailesinin uğradığı taciz hakkında konuşan Richard, bazı aile üyelerinin işlerinden kovulduğunu aktardı. Kovulmalar İranlı yetkililerin aile üyelerinin işverenlerini ziyaret etmesinin ardından gerçekleşmişti. Aynı zamanda Nazanin’in ailesi, kızlarının davasıyla ilgilenirken dikkatli olmadıkları takdirde diğer çocuklarından birinin daha tutuklanabileceği yönünde sert tehditler aldı. Nazanin Ağustos 2018’de üç günlüğüne serbest bırakıldığında, babası IRGC üyelerinden günde ikişer kez çağrı aldı. Söz konusu çağrılarda daima izlendikleri ve şimdiye kadar iyi performans gösterdikleri belirtiliyor, yaşayabilecekleri bir trafik kazası ya da belirli bir mağazadan yiyecek almamaları konusunda uyarılar veriliyordu. Richard, bunların oldukça korkunç stratejiler olduğunu vurguladı.
Son olarak eşini ziyaret etmek için vize başvurusunda bulunduğunu, ancak İran makamlarından cevap alamadığını söyleyen Richard, “Basına benden bir talep almadıklarını söylediler, yerel medya ise vizeyi reddettiğim hakkında hikayeler uydurdu ancak bunların hiçbiri doğru değil” dedi.



Ehud Barak: Epstein ile görüştüğüm için pişmanım... Durumu değerlendirirken daha dikkatli olmalıydım

Ehud Barak (AFP)
Ehud Barak (AFP)
TT

Ehud Barak: Epstein ile görüştüğüm için pişmanım... Durumu değerlendirirken daha dikkatli olmalıydım

Ehud Barak (AFP)
Ehud Barak (AFP)

İsrail’in eski Başbakanı Ehud Barak, ABD’li iş insanı Jeffrey Epstein ile ilk cinsel suç mahkûmiyetinin ardından da yakın ilişkisini sürdürmüş olmaktan pişmanlık duyduğunu açıkladı. Bu ilişkinin, Epstein hakkında 2019’da başlatılan daha kapsamlı soruşturmadan önce devam ettiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın The Times of Israel’den aktardığına göre Barak, dün akşam yayımlanan röportajında herhangi bir yasa dışı faaliyete katıldığı yönündeki iddiaları reddetti.

Röportajda Barak’a, ABD ziyaretleri sırasında Epstein’a ait bir dairede birkaç kez konakladığının ortaya çıkması ve geçen hafta yayımlanan ‘Epstein dosyaları’ olarak anılan belgelerde, Filistinli nüfus artışının Rus göçmenlerle dengelenmesi fikrine ilişkin yorumlarının yer aldığı bir kayda dair sorular yöneltildi.

Barak, tüm eylemlerinin sorumluluğunu üstlendiğini belirterek, “Daha temkinli ve daha dikkatli olmam gerekip gerekmediği konusunda elbette soru işaretleri var” dedi ve Epstein’ın davranışlarına ilişkin daha fazla bilgi talep ettiğini ifade etti. “2003’te onunla tanıştığım andan pişmanım” diyen Barak, “Onu tanıdığım 15 yıl boyunca hiçbir makul olmayan ya da mantık dışı davranışına tanık olmadım. Bu tür suçlarından 2019’a kadar haberdar değildim; muhtemelen siz de değildiniz” ifadelerini kullandı.

rv
Jeffrey Epstein (Reuters)

Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, 2016 yılında Jeffrey Epstein’a ait Manhattan’daki eve boynunu kısmen kapatan bir atkıyla girerken çekilen fotoğrafı hakkında yöneltilen soruya, soğuktan korunmak için kalın kıyafetler giydiğini söyledi. Aynı gün binadan yüzü açık şekilde çıkarken de görüntülendiğini belirten Barak, herhangi bir şeyi gizlemeye çalışmadığının açık olduğunu ifade etti.

Barak, 2015-2019 yılları arasında eşiyle birlikte Epstein’a ait bir dairede birçok kez konaklamasıyla ilgili soruya ise New York ziyaretlerinde eşyalarını bırakabildiği için bunun kendisi açısından pratik olduğunu dile getirdi. Bir kişinin tanıdığı birine ait dairede kalmasının ‘herkesin hakkı’ olduğunu savunan Barak, bunda yasa dışı bir durum bulunmadığını kaydetti. Söz konusu dönemde başbakanlık görevinde olmadığını da vurguladı.

Yakın zamanda gizliliği kaldırılan ve 2014 yılına ait bir ses kaydında, Epstein ile konuşmasında Rusya’dan İsrail’e ‘çok sayıda genç, güzel, uzun boylu ve zayıf kızın’ geleceğini söylediği yönündeki ifadeler de Barak’a soruldu.

Kayıtta, Rus göçünün Filistinlilerin nüfus artışını sınırlamaya katkı sağlayabileceğini Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ilettiğini belirttiği aktarılan Barak, bu sözlerinde ‘yerinde olmayan ve mantık dışı çağrışımlar içeren ifadeler’ kullandığını kabul etti. İzleyicilere, özel konuşmalarında benzer bir dil kullanıp kullanmadıklarını kendilerine sormalarını istedi.

Röportajı yapan sunucunun kendisine ‘sıradan bir kişi olmadığını’ hatırlatması üzerine Barak, “Yüz yüze konuşmalarda sıradan olmayan insanlar da biraz farklı konuşur” diyerek sözlerini savundu.

Barak, 1999-2001 yılları arasında İsrail Başbakanı, 2007-2013 döneminde ise Savunma Bakanı olarak görev yaptı. 2014 yılına ait ses kaydının, özel sektöre geçiş hazırlığı yaptığı bir dönemde kaydedildiği anlaşılıyor. Barak, Kanal 12’ye yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Epstein ile ilişkilerine dair yeni materyallerin yayımlanabileceğini kabul etti.

Barak, “Önümüzdeki haftalarda bu konuyla bağlantılı daha birçok unsurun ortaya çıkması mantıklı; çünkü 15 yıl boyunca kendisiyle hem iş hem de sosyal ilişkim vardı” dedi. Ancak kamuoyuna yansıyacak herhangi bir bilginin ‘uygunsuz’ olmayacağını vurguladı.

Haberde, Epstein’ın küresel ölçekte etkili isimlerden oluşan geniş bir ilişki ağına sahip olduğu, Barak ile ilişkilerinin yıllardır bilindiği ve Barak’ın herhangi bir suç işlediğine dair kanıt bulunmadığı belirtildi. Epstein dosyalarında, aralarında eski ABD Başkanı Bill Clinton ve ABD Başkanı Donald Trump’ın da bulunduğu başka dünya liderlerinin isimlerinin geçtiği ifade edildi.

Epstein, 2008 yılında bir çocuğun fuhşa zorlanması suçunu kabul etmiş ve 18 aylık cezasının 13 ayını cezaevinde geçirmişti. 2019 yılında ise reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve insan kaçakçılığı suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken cezaevinde intihar etmişti.


İsrail, ABD’ye bağımlılığını azaltma peşinde: Yeni bir döneme geçiliyor

ABD'de eylemciler, İsrail'e askeri yardımların durdurulması için Beyaz Saray önünde geçen yıl protesto düzenlemişti (AP)
ABD'de eylemciler, İsrail'e askeri yardımların durdurulması için Beyaz Saray önünde geçen yıl protesto düzenlemişti (AP)
TT

İsrail, ABD’ye bağımlılığını azaltma peşinde: Yeni bir döneme geçiliyor

ABD'de eylemciler, İsrail'e askeri yardımların durdurulması için Beyaz Saray önünde geçen yıl protesto düzenlemişti (AP)
ABD'de eylemciler, İsrail'e askeri yardımların durdurulması için Beyaz Saray önünde geçen yıl protesto düzenlemişti (AP)

Özellikle Gazze savaşında ABD’den büyük destek alan İsrail, Washington’a bağımlılığını azaltmak istiyor.

Times of Israel’in analizine göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “azami bağımsızlık” vurgusuyla gündeme gelen bu yönelim, İsrail - ABD ilişkilerinde yeni bir döneme geçilebileceğinin işareti. 

Diğer yandan uzmanlar, böyle bir hamlenin bölgesel dengeler açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. 

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonuyla başlayan Gazze Savaşı’nda Washington yönetimi, Tel Aviv hükümetine 22 milyar dolar civarında askeri yardım sağladı. Bunun, yıllık 3,8 milyar dolarlık düzenli savunma yardımına ek olarak yapıldığı belirtiliyor. 

Diğer yandan bu yardımlar, ABD’ye İsrail’in askeri harcamaları ve öncelikleri üzerinde ciddi nüfuz sağlıyor. 

Netanyahu, geçen ay The Economist’e verdiği röportajda, askeri yardımları 10 yıl içinde sıfıra indirmek istediğini söylemişti. Askeri yardım almak yerine ABD’yle ortak silah ve savunma projeleri geliştirmeye odaklanmayı planladıklarını belirtmişti.

İki ülke arasındaki yardımları düzenleyen sözleşme en son 2016’da yenilenmişti. 10 yıllık anlaşma kapsamında ABD, İsrail’e yılda 3,3 milyar dolar Yabancı Askeri Finansman (FMF) ve füze savunması için 500 milyon dolar sağlıyor. Bu 500 milyon dolar özellikle Demir Kubbe sistemine ayrılıyor.

Diğer yandan eski anlaşmalarda İsrail yardımların yüzde 25’ten fazlasını kendi savunma sanayisine harcayabilirken, Barack Obama yönetimi bu esnekliği kademeli olarak azalttı. Analize göre 2028’de İsrail, ABD’den gönderilen yardımları sadece Amerikan menşeli ekipmanların bakımı ve geliştirilmesi için harcayabilecek. 

İsrail’in eski ABD Büyükelçisi Michael Oren, ABD’ye bağımlılığın İsrail’i saldırıya yönelik stratejiler yerine savunma odaklı alternatiflere yoğunlaşmak zorunda bıraktığını savunuyor.

Öte yandan ABD'nin eski İsrail Büyükelçisi Daniel Shapiro’ya göre yardımların tamamen durdurulması, İran ve müttefiklerini cesaretlendirebileceği gibi, Arap ülkeleriyle İsrail arasındaki normalleşme sürecini de sekteye uğratabilir. Eski diplomat, birçok Arap ülkesinin İsrail’le yakınlaşmasının arkasında ABD’yle ilişkileri güçlendirme motivasyonunun olduğunu söylüyor. 

Böyle bir hamle bölgede domino etkisi yaratabilir. Shapiro’ya göre Washington’ın Tel Aviv’e yardımları kesmesi, Kongre’nin Mısır ve Ürdün’e yapılan yardımları da sorgulamasına yol açabilir. Ürdün’de oluşabilecek istikrarsızlık Batı Şeria, Suriye ve Irak’a yayılabilir; Mısır ise silah alımında Rusya ve Çin’e yönelebilir.

ABD ve İsrail arasında NATO’nun 5. maddesine benzer bir karşılıklı savunma anlaşması ihtimali de zaman zaman gündeme geliyor. Ancak İsrail, askeri kararları üzerinde ABD’nin veto gücü kazanabileceği endişesiyle tarihsel olarak bu tür anlaşmalara mesafeli durdu.

Independent Türkçe, Times of Israel, JNS


İran’da savaş hazırlığı: Nükleer tesisler onarılıyor

İran, balistik füze programının müzakerelere dahil edilmesine yanaşmıyor (Reuters)
İran, balistik füze programının müzakerelere dahil edilmesine yanaşmıyor (Reuters)
TT

İran’da savaş hazırlığı: Nükleer tesisler onarılıyor

İran, balistik füze programının müzakerelere dahil edilmesine yanaşmıyor (Reuters)
İran, balistik füze programının müzakerelere dahil edilmesine yanaşmıyor (Reuters)

İran, Natanz nükleer tesisinin yakınındaki yeraltı kompleksini güçlendiriyor. 

ABD merkezli düşünce kuruluşu Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü'nün (ISIS) incelediği uydu görüntülerine göre, İsfahan eyaletinde yer alan Kazma Dağı'ndaki yeraltı tesisinin girişleri güçlendiriliyor. 

Uzmanlar, tesisin İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini ya da kritik ekipmanlarını korumak için tasarlanmış olabileceğini belirtiyor. Ancak tesisin tam olarak ne amaçla kullanıldığı ve faal olup olmadığı net değil.

10 Şubat tarihli uydu görüntüsünde, dağdaki tünel girişlerine yeni betonlar döküldüğü görülüyor. Bazı noktalarda zeminin düzleştirilip betonla güçlendirilmiş yeni yapıların inşa edildiği anlaşılıyor.

ISIS analistlerine göre bu değişiklikler, olası bir hava saldırısına karşı tünel girişlerini güçlendirmeyi ve ek koruma sağlamayı amaçlıyor.

İran ve İsrail arasında Gazze savaşı nedeniyle tırmanan gerginlik haziranda sıcak çatışmaya dönüşmüştü. ABD ve İran'ın yürüttüğü nükleer müzakerelerin sonuçsuz kalmasının ardından İsrail'in 13 Haziran'daki saldırısıyla başlayan çatışmalarda İran da vakit kaybetmeden misilleme yapmıştı.

Çatışmalarda ABD'ye ait bombardıman uçakları İran'daki İsfahan, Fordo ve Natanz tesislerine 22 Haziran'da hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı.

Hazirandaki saldırılarda Kazma Dağı hedef alınmamıştı ancak yeraltı tesisi, Natanz'a yaklaşık 2 kilometre mesafede. 

BBC'nin de incelediği uydu görüntülerine göre, geçen yılki İsrail - ABD saldırılarında Natanz'da hasar gören bir dronesavar sistemi de tekrar güçlendirilmiş. 

Natanz’ın 125 kilometre kuzeyindeki İsfahan tesisinin tünel girişleri ise toprakla kapatılmış. Uzmanlar, bunun hava saldırılarının etkisini azaltmak ya da tesisteki malzemeleri imha etmeye yönelik kara saldırılarına karşı savunma sağlamak amacıyla yapıldığını belirtiyor. 

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti. 

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump, anlaşma sağlanamaması halinde ikinci bir uçak gemisini daha Ortadoğu'ya göndereceği tehdidini savurmuştu. 

New York Times'ın son haberinde, Karayipler'de konuşlu uçak gemisi USS Gerald R. Ford ve beraberindeki taarruz grubunun Ortadoğu'ya gönderilmesinin kararlaştırıldığı savunuluyor. Geçen ay Venezuela'ya düzenlenen askeri harekat öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi, halihazırda Ortadoğu'daki USS Abraham Lincoln'a katılacak.

Independent Türkçe, BBC, Jerusalem Post, New York Times