Araplar 'cinsel eğitimden' neden korkuyor?

Arap halkı ‘aşk’ konusunda hassas davranıyor çünkü doğrudan cinsellikle bağlantılı olduğu düşünülüyor
Arap halkı ‘aşk’ konusunda hassas davranıyor çünkü doğrudan cinsellikle bağlantılı olduğu düşünülüyor
TT

Araplar 'cinsel eğitimden' neden korkuyor?

Arap halkı ‘aşk’ konusunda hassas davranıyor çünkü doğrudan cinsellikle bağlantılı olduğu düşünülüyor
Arap halkı ‘aşk’ konusunda hassas davranıyor çünkü doğrudan cinsellikle bağlantılı olduğu düşünülüyor

Emin Zavi*
Cinsellik, Arap vatandaşları ve Müslümanların zihin dünyasında neden adeta bir öcü gibi algılanıyor? Arap zihni sanat, eğitim ve toplumsal hayatta ‘cinsellik’ söz konusu olduğu zaman neden bu kadar temkinli davranıyor?
Cinsellik, Arapların zihin dünyasında adeta bir öcü gibidir. Bu, Arap vatandaşının aile kurumu ve toplum yapısının inşa edildiği ilk yıllarından beri yaşadığı kültürel, sosyal, psikolojik ve dilsel bir durumdur. Cinsellik doğumdan ölüme Araplar için bir çıkmazdır. Elitleri ve halkı ile Arap toplumu, ‘cinsellik’ konusunu gündeme getirirken ‘en büyük ayıp’ olarak değerlendiriyor, büyük bir gizlilik ve korku içinde konuşuyor. Cinsellik, mutlak ‘namus’ kavramıyla eş anlamda kullanıldığında kan dökülüyor. Kıyıcı savaşlar, çoğunlukla vatan namusuna leke sürülmesi nedeniyle gerçekleştiriliyor. Bugün halen birçok Arap toplumu bu konuda işledikleri cinayetleri namuslarını korumak amacıyla yapıyor. Namus, burada cinsellik anlamına geliyor. Onurlarını korumak adına yaptıkları için bunu medeni kanunun üstünde tutmayı hiçbir mahsuru yokmuş gibi görüyorlar.  
Arap halkı ‘aşk’ konusunda hassas davranıyor çünkü doğrudan cinsellikle bağlantılı olduğu düşünülüyor. Bu nedenle Arap toplumlarında doğal duygusal ilişkilerde bir yoksunluk söz konusu. Toplum ‘nefrete ve şiddete’ müsamaha gösterebilirken ‘sevgiye ve aşka’ gereken toleransı gösteremiyor.
Okullarda karma eğitim yasak. Çünkü Arap mantığına göre okullarda karma eğitim vermek gençler arasındaki doğal insani duygularla değil, doğrudan cinsellikle ilgili.
Günümüz Arap toplumları ailevi, teknolojik ve ekonomik anlamda gelişmesine rağmen Arapların ‘cinsellikle’ ilişkisi, anlayış, uygulama ve eğitim bakımından çok değişmedi. Cinsellik eğitimi yaşlılardan yetişkinlere, yetişkinlerden bir sonraki nesle aktarılan geleneksel bir eğitim olmaya devam ediyor. Mevcut toplumsal karmaşıklık içinde tıbbi, psikolojik ve ahlaki yeni gerçeklikten ayrı olarak geleneksel yöntemlere ve geleneksel dile dayalı bir eğitim var.
Evet, cinsellik Arap toplumunun seçkinleri ve sıradan vatandaşları arasında bir ‘öcü’ olarak algılanıyor. Ancak öte yandan dünya genelindeki pornografik film ve televizyon programlarının izlenme oranlarını gözleyen merkezlerin zaman zaman sunduğu istatistiklere göre yoğun şehvet içgüdüsüyle ilgili pornografik filmlerin izlenmesine bağlı olan ‘cinsellik kültürü’ Arap vatandaşları tarafından en çok tüketilen kültürlerden biri olarak görünüyor.
Cinsellik toplumsal bir canavar olması nedeniyle belirli bir stratejinin olmadığı ve tam farkındalık programlarının bulunmadığı durumlarda çocuklar ve gençler bunu ‘deneme yanılma’ yoluyla şans eseri öğreniyor. Bu durum, birçok kültürel ve ahlaki olumsuzluğa ve hastalığa neden oluyor.
Hem Arap hem de Mağrib toplumlarının okullarındaki programlar, yeni nesil için cinsellik eğitimi içeren her türlü medeni projeden yoksundur. Cinselliğin doğal ve insani ihtiyaç olması göz önüne alındığında, bu ‘cinsellik kültürünün’ olmayışı, çocuklar ve ergenleri birçok tehlike ile karşı karşıya bırakıyor.
Ne yazık ki siyasi düzeyde bazı Arap parlamentoları küçük yaştakilerin evliliğini yasallaştırmakla meşgul. Ancak hiçbir zaman genç nesiller için ‘cinsellik eğitimi’ verilmesini sağlamayı teklif etmeyi düşünmüyorlar. Cezayir Parlamentosu iki yıl önce ilk ve ortaokullarda cinsel eğitimin ve öğretiminin gerekliliğini ve önemini tartışma fikrini öne sürdüğünde toplumun mevcut gerçeklerle yüzleşmek yerine karanlıkta kalmasını isteyen bazı muhafazakar sesler bunun ahlaki ve dini açılardan zararlı olacağını söyleyerek karşı çıktı. Her zaman olduğu gibi, zamanın gerisinde kalan yapay bir dini söylem kullanarak, ‘cinsellik eğitiminin’ savunucularına yönelik saldırılarını artırarak cinsellik meselesini insan yaşamının gereklilikleriyle değil, yanlış ve günahla ilişkilendirmeye çalıştılar.
“Asırlar önce cinselliği ele alan en-Nefvazi, es-Suyuti, İbn Davud, eş-Şatıbi, Hamid el-Gazzali ve daha bir çok fıkıh alimi bizim bugünkü halimizden çok daha cesurdu”
‘Cinsellik eğitimi’ karşıtları, Arap-İslam kültüründe öne çıkan klasik entelektüel fıkıh bilginlerin pek çoğunun cinsellik konusunu çekincesiz ve doğrudan gündeme getirdiklerini bilmiyor. Hutbeler ve mesajlar, toplumsal, dini ve insan doğası boyutlarında oldukça açıktı. Dini ve edebi mirasımız olarak kabul edilen kitaplarımız bu konularla doludur.
Asırlar önce cinselliği ele alan en-Nefvazi, es-Suyuti, İbn Davud, eş-Şatıbi, Hamid el-Gazzali ve daha bir çok fıkıh aliminin bizim bugünkü halimizden çok daha cesur olduğunu ve farklı zaman, sosyal ortam, teknolojik iletişim ve eğitim araçlarına rağmen bu meseleyle yüzleştiklerini düşünüyorum.
Aklıma takılan ve merak ettiğim bir konu var... Günümüzde bir Arap okuyucu, ilkokul ve liselerdeki öğrencilere cinsel eğitim ve öğretim projesiyle ilgili herhangi bir bilimsel düşünce veya bu konudaki ciddi bir girişime saldırırken geleneksel mirası olan ‘cinsellikle’ ilgili bu kitapları nasıl okuyor? Kütüphanelerinde Kur’an-ı Kerim ve hadis kitaplarının yanında nasıl tutuyor?
Bu cesur Arap mirasına cinsellik ve cinsel eğitim meselesini ele alma konusunda saygı gösterirken günümüzde bu konuyu gündeme getirirken karşılaştığımız karmaşık sorunlarla mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Bu nedenle cinsellik eğitimi din adamları ve fakihlerin elinden kurtarılarak psikologlar, doktorlar ve sağlık görevlilerine devredilmeli. Yeni neslin fiziksel, psikolojik ve duygusal sağlığını, okullarımız ve kültürel ve sanatsal kurumlarını, cinselliği genç, yaşlı, erkek ve kadınları korkutan bir öcü olarak gören zihniyetten kurtarmak için bu konuyu cesur ve ciddi bir şekilde ele almak lazım.
Arap rejimleri halen cinselliğin sinema ve edebiyattaki yaratıcı rolüyle mücadele ediyor. Ancak buna rağmen bu kitaplar çok satıyor ve bu filmler diğerlerinden daha fazla ilgi görülüyor. Bu ilgi yalnızca yasaklı olan her şeye daha çok arzu duyulduğu ilkesiyle ilişkili değildir. Aynı zamanda böyle bir kültüre duyulan ihtiyaçtan kaynaklanıyor.
Garip olan şu ki bugünkü çağdaş ve karmaşık toplumumuzda eğitim ve kültür düzeyi ne olursa olsun cinsellik hakkında özgürce konuşabilen tek kesim din adamlarıdır. Cinsellikle ilgili konularda ayrıntıya girmekte tereddüt etmeyen birçok vaaz ve hutbe dinliyoruz. Hatta bazı vaizler ‘cennetin’ cinsel zevk için yaratıldığı imajını çizdi. Ancak ‘rukyeye’ (okuyup üfleme) benzettikleri dini büyücülük programları ve cinselliğe tahsis edilen birçok televizyon kanalı mevcut. Bu kanallar dini söylemler benimsiyor ve hiç kimse bunlara itiraz etmiyor. Öte yandan bir akademisyen veya doktor içerisindeki bir bölümde cinselliği ele aldığı bir kitap yazsa, yasaklama, hakaret ve karalamaya maruz kalıyor. Bu hakim Arap zihniyetinde oldukça tuhaf bir olgu.
Cinselliğin doğal, insani bir durumdan köleleştirme aracına dönüştürülmesi konusunda oldukça büyük bir endişe söz konusu. İnsan bedeninin değerinin ve onurunun bilincinde olmasından ve insan yaratma konusunda aktif özgürlük ifadesinden ziyade alınıp satılan bir meta haline gelmesinden endişe ediliyor.
‘Cinsel eğitim’ meselesiyle ilgilenen kültürel, sanatsal, medeniyetçi, tıbbi ve estetikle ilgili alanlarda cesur ve olumlu bir eğitim olmaması nedeniyle Arap vatandaşının zihin dünyasında doğal ve insani bir ihtiyaç olan cinsellik hastalıklı, toplumsal bir düşkünlük halini aldı. Bu durum kadını sokakta, evde veya iş yerinde siz veya başkası tarafından saldırıya uğrayan bir ‘kurban’ haline getirdi.
*Independent Arabia’da yayınlanan bu makale Şarku’l Avsat tarafından çevrilmiştir



Hartum’a dönen Sudanlılar, temel ihtiyaç maddelerinin eksikliğinden şikâyetçi

Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
TT

Hartum’a dönen Sudanlılar, temel ihtiyaç maddelerinin eksikliğinden şikâyetçi

Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)

Savaş sırasında Hartum’dan kaçan çok sayıda kişi, hayatlarını yeniden kurma umuduyla kente geri döndü. Ancak aylar önce ordu tarafından yeniden kontrol altına alınmasının ardından başkentte temel yaşam koşullarının hâlâ sağlanamaması, geri dönenleri yeniden ayrılmak ya da istemeyerek kentte kalmak arasında seçim yapmaya zorluyor.

Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında Nisan 2023’te savaşın başlamasının ardından yaklaşık 4 milyon kişi başkentten ayrıldı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, ordunun geçen yıl kenti yeniden ele geçirmesinin ardından yaklaşık 2,7 milyon kişi Hartum’a geri döndü.

Ancak birçok kişi için dönüş sevinci, karşılaştıkları zorlu yaşam koşulları nedeniyle kısa sürdü.

Bunlardan biri, 43 yaşındaki iş insanı İmad Halid Ahmed. Ailesi bir ay önce Kahire’den Hartum’a dönen Ahmed, şimdi ailesini yeniden Mısır’ın başkentine götürmeye hazırlanıyor.

Ahmed, “Pişman olduğumu söylemiyorum ancak ailenin geri dönmesi kararı bir hataydı” dedi. Hartum’a dönmeleri istenen bazı hükümet yetkilileri de AFP’ye yaptıkları açıklamada, ailelerini yurt dışında tutmayı planladıklarını belirtti.

Savaşın izleri Hartum’da hâlâ görülüyor. Kentin iki yakası arasında hayati bir bağlantı sağlayan Şambat Köprüsü’nün bir bölümü, hava saldırısına uğramasının ardından hâlâ kullanılamıyor. Başkentin merkezinde ise lastikleri çalınmış ve kurşunlarla delik deşik olmuş çok sayıda terk edilmiş araç bulunuyor.

Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum’a dönüşünü dönüm noktası olarak sunmaya çalışırken, ordunun yayımladığı görüntülerde yıkımın boyutu da gözler önüne seriliyor. Cumhurbaşkanlığı Sarayı, eski halinden geriye kalan bir iskeletten ibaret durumda. Sarayın içi ise HDK tarafından yağmalanıp tahrip edilmesinin ardından büyük ölçüde boşaltılmış durumda.

Buna rağmen ordu, halkı Hartum’a dönmeye teşvik ediyor. Yetkililer, havalimanını yeniden inşa ederek iç hat uçuşlarına açarken bazı altyapı tesislerinin de yeniden yapılandırılması çalışmalarına başladı.

“Hayat pahalılığı belimizi büküyor”

Ancak tüm bunlar hizmetlerin yeniden sağlanması için yeterli olmadı. Elektrik hâlâ günlerce kesiliyor, su hizmetlerinde de benzer sorunlar yaşanıyor. Birçok kişi ise her geçen gün artan yüksek fiyatlar nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

49 yaşındaki Suad Muhammed İdris, Hartum Bahri’deki evine döndüğünde eşyalarının çalındığını gördüğünü anlatıyor. Yeni bir buzdolabı alacak maddi imkâna sahip olmadığı için gıda ürünlerini her gün satın almak zorunda kalıyor.

Altı çocuk annesi dul kadın, “Sebze ve eti her gün almak zorundayım. Fiyatlar yüksek ve her gün daha da artıyor... Ülkeme büyük bir özlemle döndük ama hayat pahalılığı belimizi büküyor” dedi.

Geri dönüşler daha çok halkın yaşadığı mahallelerde yoğunlaşırken, varlıklı bölgeler hâlâ sakinlerini bekliyor. Ağaçlarla çevrili sokaklarda kırık cam parçalarının bulunduğu bölgede, bazıları yıkılmış görkemli evler sessizliğe bürünmüş durumda. Bu sessizliği yalnızca kuş cıvıltıları bozuyor.

Geri dönmesinin üzerinden üç ay geçen 86 yaşındaki Süreyya Babekir, yeniden bavullarını hazırlıyor.

Babekir, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Ben, eşim ve küçük kızım Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gideceğiz... Elbette ayrılmak istemiyorduk ancak sağlık durumumuz ve tedaviye ulaşmanın zorluğu bunu zorunlu kılıyor” dedi.

Savaşta ağır hasar gören sağlık sektörünün durumu, çok sayıda kişi için öncelikli sorunların başında geliyor.

Geçen yıl halkın geri dönmeye başlamasıyla birlikte bazı hastaneler yardım kuruluşları tarafından yeniden kullanılabilir hale getirilse de tıbbi malzemelerin büyük bölümü hâlâ temin edilemiyor.

Doktor Hayfa Ömer, “Hastanın ve ailesinin herhangi bir tetkik ya da görüntüleme işlemi için hastane dışına çıkmak zorunda kalmaması için elimizden geldiğince çalışıyoruz” dedi.

Ömer, “Ancak bazı ilaçlar bulunmuyor... Hastadan bunları hastane dışından satın almasını istiyoruz. İnsanların içinde bulunduğu koşulları bildiğimiz için bunu söylerken içimiz acıyor” diye konuştu.

Ancak İmam Bekir Abbas’ın da belirttiği gibi hastane dışında bile ilaç bulmak kolay değil. Abbas, eşi, iki çocuğu ve anne babasıyla birlikte üç yılını Kahire’de geçirdikten sonra Hartum’un güneyine döndü.

34 yaşındaki Abbas, bir eczanenin önünde, “Babam tansiyon hastası. İlacı bulabilmek için 10 eczaneye girmem gerekiyor. Üstelik ilacın fiyatı her gün değişiyor” dedi.

Abbas, diyabet hastası annesinin insülinini soğukta muhafaza etmekte de zorlanıyor. Bir buzdolabı satın aldığını belirten Abbas, “Ancak elektrik günde 12 saat kesiliyor, bu nedenle insülin bozuluyor” ifadelerini kullandı.

“İşler yolunda değil”

Hartum bugün, bir zamanlar 8 milyondan fazla kişinin yaşadığı büyük bir Afrika başkenti olan eski halinin gölgesini andırıyor.

Hartum’da AFP’ye konuşan Birleşmiş Milletler (BM) yetkilisi, kentteki yıkımın boyutunun, Ukrayna da dahil olmak üzere tanık olduğu tüm çatışmalardakinden daha büyük olduğunu söyledi.

HDK’nin Hartum’a yönelik aralıklarla insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesine rağmen yetkililer, hayatın normale dönmesi konusunda ısrar ediyor.

Yetkililer, temmuz ayında üniversitelerde uzaktan eğitim sistemine son verdi ve öğrencilerin kampüslere dönmesini zorunlu hale getirdi. Bu kararın ardından Hartum Üniversitesi’ndeki tıp fakültesi öğretim üyeleri toplu istifa edebilecekleri uyarısında bulundu.

Bir yüksek lisans öğrencisi AFP’ye yaptığı açıklamada, “Üniversite, tezimin çevrim içi savunulmasını reddetti” dedi. Öğrenci, tez danışmanının ise ‘başka bir ülkede bulunduğunu’ belirtti.

İşletme bölümünde lisans eğitiminin son yılına başlaması gereken başka bir öğrenci ise bu yaz yüz yüze sınavlara girememesinin ardından eğitimine yeniden başlayabilmek için Mısır’da burs bulma çabası içine girdi.

Genç öğrenci, “Bizi dinlemediler. Onlar için önemli olan tek şey insanların geri dönmesiydi” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

Adının açıklanmasını istemeyen öğrenci, “Bu siyasi bir mesele. İnsanların geri dönmesini istiyorlar ki her şeyin yolunda olduğunu gösterebilsinler. Oysa... hiçbir şey yolunda değil” ifadelerini kullandı.


Libya: Silahlı bir grubun kapattığı petrol boru hattı yeniden açıldı

Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)
Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)
TT

Libya: Silahlı bir grubun kapattığı petrol boru hattı yeniden açıldı

Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)
Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)

Libya Ulusal Petrol Kurumu, yaptığı açıklamada, silahlı bir grubun birkaç gün önce kapattığı petrol boru hattının yeniden açıldığını duyurdu. Kurum, kapatma nedeniyle 95 milyon dolar tutarında kayıp yaşandığını belirtti.

Boru hattı, Libya’nın güneybatısındaki Şerara petrol sahasını Akdeniz kıyısında bulunan Zaviye ihracat terminaline bağlıyor.

Ulusal Petrol Kurumu dün yaptığı açıklamada, Şerara-Zaviye boru hattındaki 7 numaralı vananın yeniden açıldığını ve petrol pompalama işlemlerine tekrar başlandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı nilgiye göre boru hattının işletilmesini, Libya Ulusal Petrol Kurumu ile İspanyol Repsol, Fransız TotalEnergies, Avusturyalı OMV ve Norveçli Equinor şirketlerinin ortak girişimi olan Akakus Petrol Operasyonları Şirketi yürütüyor.

Kurumun açıklamasına göre silahlı bir grup pazartesi günü vanayı kapatmış ve bu durum üretim oranlarında sert düşüşe yol açmıştı. Kurum, vanayı kapatan tarafın kimliği veya talepleri hakkında ayrıntı vermedi.

Libya’da petrol ve doğal gaz tesislerinin kapatılması, son yıllarda sosyal talepler, güvenlik tehditleri veya siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle sıkça yaşanan bir durum haline geldi.


Sudri, Kuzey Kurdufan’daki çatışmaların seyrini değiştirdi

Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)
Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)
TT

Sudri, Kuzey Kurdufan’daki çatışmaların seyrini değiştirdi

Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)
Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)

Kuzey Kurdufan cephelerinde dikkat çekici bir saha değişimi yaşandı. Sudan ordusu, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile yaşanan çatışmaların ardından Kuzey Kurdufan eyaletindeki stratejik Sudri kentinin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini açıkladı. Bu gelişme, ordunun eyaletteki varlığını ve kontrolünü güçlendirirken HDK’nın yayılım alanını daralttı ve böylece eyaletteki çatışma haritası ordunun lehine değişti.

Kara birliklerinin ilerleyişi, insansız hava araçlarıyla (İHA) yürütülen saldırıların yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Eyalet makamları, HDK’yı Beyaz Nil’in başkenti El-Ubeyyid’e yönelik saldırılar düzenlemekle suçladı; saldırılarda 2 kişinin öldüğü, yaklaşık 20 kişinin yaralandığı bildirildi. Buna karşılık Kurucu ittifakı, orduyu Mezrub’a düzenlenen ve 9 kişinin ölümüne, 24 kişinin yaralanmasına yol açan bir saldırıyla suçladı. Ancak iki tarafın anlatımı da bağımsız olarak doğrulanmadı.

Şarku’l Avsat’ın Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden (BMMYK) aktardığına göre çatışmaların artmasıyla her gün 400’den fazla Sudanlı Doğu Çad’a geçmeye başladı. Bu sayının, son aylarda kaydedilen günlük ortalamalardan yaklaşık 20 kat fazla olduğu belirtilirken, Sudanlıların çatışma, bombardıman ve İHA saldırılarından kaçarak bölgeyi terk ettiği ifade edildi.