Atlantik Diyalogları Konferansı, küresel ekonomik kriz oturumlarıyla sona erdi

Marakeş’teki Atlantik Diyalogları Konferansı kapsamında gerçekleşen ‘Amerikan düzeni sonrası dünya düzeni’ adlı oturumdan bir kare
Marakeş’teki Atlantik Diyalogları Konferansı kapsamında gerçekleşen ‘Amerikan düzeni sonrası dünya düzeni’ adlı oturumdan bir kare
TT

Atlantik Diyalogları Konferansı, küresel ekonomik kriz oturumlarıyla sona erdi

Marakeş’teki Atlantik Diyalogları Konferansı kapsamında gerçekleşen ‘Amerikan düzeni sonrası dünya düzeni’ adlı oturumdan bir kare
Marakeş’teki Atlantik Diyalogları Konferansı kapsamında gerçekleşen ‘Amerikan düzeni sonrası dünya düzeni’ adlı oturumdan bir kare

Fas merkezli Yeni Güney için Politikalar Merkezi (The Policy Center for the New South - PCNS) tarafından ‘Kaos Döneminde Güney’ başlığı altında düzenlenen 8’inci Atlantik Diyalogları Konferansı, yaklaşan küresel ekonomik ve finansal krizle ilgili bir dizi problemin yanı sıra Latin Amerika’daki mevcut durumla ilgili tartışmalarla sona erdi.
PCNS Başkanı Karim El Aynaoui, konferansla ilgili olarak “Farklılıkların bir arada olduğu yapıcı bir tartışma kültürü içinde gerçeğe dayalı analiz ve çalışma değerlerini yansıtan önemli bir deneyim oldu” değerlendirmesinde bulundu.
Atlantik Diyalogları Konferansı’nın ilk iki gününde popülizm, eğitim, enerji ve iklim, teknoloji, demokrasi ve mülteciler gibi büyük öneme sahip konular tartışılırken üçüncü günde ekonomiye ağırlık verildi. Genel olarak konferansta Atlantik Okyanusu’nun güneyi ve kuzeyinin karşı karşıya kaldığı çeşitli zorluklar ele alınırken özellikle güney bölgesi, çeşitli düzeylerdeki tartışmaların merkezinde yer aldı.
Gelecekteki ekonomik kriz üzerine yoğunlaşan konferansın son gününde Avrupa-Akdeniz Ekonomik Araştırmalar Ağı’ndan (EMNES) Rym Ayadi, küresel ekonomideki önemli eğilimlerden, son birkaç yıla kıyasla ticaret kanunlarında yaşanan esneklikten ve mali sistem için problem yaratan faktörlerden bahsetti. İklim değişikliğinin mali denge üzerindeki etkisine dikkati çeken Ayadi, bunun ekonominin durumuna yönelik riskleri nasıl artırdığını anlattı. Bu riskler nedeniyle sigorta şirketlerinin tüm dünyada artmakta olan çeşitli doğal afetlerle başa çıkabilmek için daha kaynak toplamak zorunda kalacağını ve bununda finansal rezervler üzerinde baskı yaratacağını söyleyen Ayadi, “Uluslararası kurumlar tüm bu krizleri etkin bir şekilde izleme yeteneğine sahip değiller” dedi.
Ayadi şöyle devam etti;
“Bugünlerde mali performans yeniden değerlendirmeli ve sürdürülebilir performansla ilişkilendirmeliyiz. Para kazanırken gezegeni, toplumları ve toplulukları rahatsız ediyorsunuz.   Bu, uzun vadede hasara yol açacak ve sürdürülebilir olmayacaktır. Bu nedenle çevreyle ilgili ihtiyaçlar konusunda daha dikkatli olmak zorundayız.”
Öte yandan Malta Maliye Bakanı Edward Scicluna teknoloji, göç ve iklim değişikliklerinde yeni bir seviyeye dair değişen manzaradan bahsetti. Scicluna, “Bugünün dünyasına belirsizliğin hakim olmasından dolayı Avrupa bu değişik manzaraya hazır değil. Büyük riskler var. Göç, uluslararası camianın yıllardır gündeminde olan bir konu. Ancak Avrupa ülkeleri buna hazır değil ve göç dalgalarıyla başa çıkmakta zorlanıyor. Bununla birlikte herhangi bir yük paylaşımı da yok” şeklinde konuştu.
Gelişmekte Olan Pazarlar Forumu Kurucu Direktörü ve İcra Kurulu Başkanı Harinder Kohli ise mali krizlerin geçmişine ve küreselleşmeden öğrendiklerimize bir göz atmamız gerektiğini düşünüyor. Her 10 yılda bir tekrarlanan mali krizlerin bir geçmişi olduğunu söyleyen Kohli, artık bu krizlerin daha derin ve daha pahalı hale geldiğini vurguladı. Kohli, “Bu krizlerin nereden geleceğini ve nereye gideceğini bilmiyoruz” ifadelerini kullandı.
PCNS kıdemli üyesi Otaviano Canuto da, “Eğer Uluslararası Para Fonu (IMF) ya da Dünya Bankası'na Afrika’nın dış borcunu sorsanız hiçbiri bu borcun boyutunu hesaplayamaz” diye konuştu.
Küresel ticaret sistemiyle ilgili ikinci oturumda ise eski Fransa Dış Ticaret Bakanı Matthias Fekl şu değerlendirmelerde bulundu;
“Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) katıldığı içinde bulunduğumuz yüzyılın başlarında biraz saftık. Avrupa Birliği Konseyi’nde, Çin’in WTO’ya katılabileceği koşulları tartışıyorduk ve katılım protokolünde çok fazla belirsizlik vardı. Ticaretin özgürlük, demokrasi ve sürdürülebilirlik getireceğine inandık. Serbest ticaret, ülkeler arasındaki eşitsizliği azaltırken, içlerindeki eşitsizliği arttırdı. Bu da popülizme yol açarak doğru seçimler yapıp yapmadığımızdan şüphelenmemize neden oldu. Küreselleşmeyle başa çıkmak için bu yönde daha fazla mekanizmaya ihtiyacımız var. İnsanlar işlerini kaybederken ve çocuklarını kendilerinden daha kötü bir geleceğin beklediğini düşünürken onlardan küreselleşmenin tarafında olmalarını nasıl bekleyebiliriz? Küreselleşmeyi kabul etmeleri için bunun kazananı olmalılar.”
Bir diğer PCNS kıdemli üyesi olan Uri Dadush ise “ABD, Sovyetler Birliği'nin ortadan kaldırmak istediği kapitalizmin temeli olarak Soğuk Savaş sırasındaki kontrollere dayanan bir ticaret sistemine ihtiyaç duydu. Tüm bunların arka planında jeo-politik düşünceler yatıyordu. Şimdi ABD ve Çin arasındaki ticari çekişmeyle ikinci bir soğuk savaşa tanık oluyoruz. Bugün Çin, ticareti zayıflatmaya çalışan bir ülke olmasından değil, kontrollere ve çoğulculuğa dayanan bir ticaret sisteminin öncüsü olmasından dolayı jeo-politik düşüncelerde köklü bir değişikliğe neden oldu” yorumunda bulundu.
Brezilya merkezli Getulio Vargas Vakfı'ndan (FGV) Renato Flores de konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu;
“Hiç şüphe yok ki çok kutuplu bir dünyada, minimal kontrollere dayalı bir sisteme sahip olmamız gerekir. Ancak WTO’nun mevcut sistemi sürdürülebilir olmayacak. Büyük bir değişim olacak. Kontrollere dayalı yeni bir ticaret sistemimiz olana kadar kaos devam edecek. Ticaret sisteminin daha ne kadar hayatta kalabileceğini sorgulamak yerine yeni kontrolleri tanımlayacak bir ittifak oluşturmakla ilgili; ‘Gelişmekte olan ülkeler burada bir rol oynayacak mı? Yeni ittifaklar kuracak mıyız? Büyük, orta ve küçük güçler, yeni kontroller düzeyinde uzlaşmayı ve söz sahibi olmayı nasıl başaracak?’ soruları sorulmalı.”
Diğer yandan Avrupa Birliği'nin (AB) ABD Büyükelçisi Joao Vale de Almeida ‘Amerikan düzeni sonrası dünya düzeni’ başlıklı oturumda küresel düzeni tehdit eden birçok tehlike olduğunu belirtti. İlk tehlikenin düzenin çöküşü olduğunu söyleyen Vale de Almeida, ikincisinin ticaretin silah haline gelmesi, üçüncüsünün ise iki paralel düzenin ortaya çıkması olduğunu vurguladı. Bu risklerin oluşmasının engellenmesi gerektiğini ifade eden Vale de Almeida “Güçlünün önüne gelen her şeyi yiyip bitirdiği milliyetçilik okyanusu içinde küreselleşmiş bir adada yaşayamayız. Sistemi tümüyle yeniden düzenleme gibi bir görevimiz var” dedi.
Afrika Birliği Komisyonu Barış, Kadın ve Güvenlikten Sorumlu Özel Temsilcisi Bineta Diop ise Sahel bölgesindeki son durumdan söz etti. Bölgedeki durumun yalnızca bir güvenlik sorunundan ibaret olmadığını, güvenlik ve askeri önlemler almaktan daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Diop, “Güvenliği tehdit eden temel sorunları ele almalıyız. Suya, sağlığa, eğitime ve diğer öncelikli sektörlere yatırım yapmak bu hedeflere ulaşmamıza yardımcı olabilir” ifadelerini kullandı.
Afrika’nın içinin düzenlenmesi ve temizlenmesi gerektiğini belirten Diop, daha iyi yönetim ve koruma mekanizmasına odaklanılması gerektiğini söyleyerek yolsuzlukla mücadele çağrısı yaptı.
G5 Sahel Grubu Genel Sekreterliği’nde güvenlik ve savunma uzmanı olan Mohamed Znagui Ould Sid'Ahmed Ely’e göre eğer uluslararası baskın örgütler olmasaydı, dünyada istikrar sağlanamazdı.
Dünyanın geçmişi ve geleceğinin kalbinin attığı yer olarak nitelediği Ortadoğu’yu örnek veren Znagui, eğer dünya güçlerinden önce ortak bir sesle konuşabilecek yeni ve güçlü uluslararsı kuruluşlar olmazsa bölgedeki ve ötesindeki güvensizlik ortamının daha uzun yıllar süreceğini kaydetti.
G5 Sahel Grubu’nun dünyanın en fakir ve en az nüfusa sahip ülkelerinden (Mali, Moritanya, Çad, Burkina Faso ve Nijer) oluştuğunu söyleyen Znagui, grubun gelişimsel, kültürel ve siyasi zorluklarla karşı karşıya olduğuna dikkati çekti. Ancak Znagui, bölgenin umutlarla dolu olduğunun altını çizdi.
G5 Sahel Grubu’nun sadece bir güvenlik kuruluşu değil, aynı zamanda bir çeşit kalkınma olduğunu vurgulayan Znagui, yönetim, altyapı, insani gelişim ve güvenlik gibi birçok meseleyle ilgilendiklerini belirtti. Sahel bölgesindeki güvenlik sorunun küresel olduğuna işaret eden Znagui, “Eğer bu tehdit sona ermezse tüm Mağrip ve Akdeniz bölgesinin güvenliği riske girecek” dedi.
Fransa’nın eski Dışişleri Bakanı Hubert Vedrine ise dünyanın kaos içinde olduğunu söyledi. Vedrine, “Uluslararası toplum diye bir şey yok, fakat nispeten iyi çalışan çok taraflı bir sistem var.  Dünya düzeni yok” ifadelerini kullandı.
‘Latin Amerika'da Değişim Zamanı: Yeni Rüzgarlar Esiyor” başlıklı oturumun konuşmacılarından olan Ekvador eski Devlet Başkanı Jamil Mahuad konuşmasında, “Politika yapmanın birçok yolu vardır.  Her ülke ve bölge, yönetimi için daha uygun olduğuna inanılan bir sisteme sahiptir. Bunların en ideali ise halk için demokrasi olacaktır” yorumunda bulundu.
Latin Amerika ile ilgili olarak Mahuad, insanların çoğunun önce iyi bir hayat için bir iş istediğini ve ardından düzenlemeleri ve yasaları tartıştığını söyledi. Mahuad, bunun halkın Batı başta olmak üzere diğer bölgelere göre önceliklerinin kültürel farklılıklar gösterdiği anlamına geldiğini söyledi.
Atlantik Diyalogları Konferansı’nın konuşmacılarından Arjantin eski Devlet Başkanı Ramon Puerta, teknoloji çağının sorunlarını küresel iletişimi kolaylaştıracak şekilde çözmenin bir yolu olduğunu belirtti. Puerta, “Mobil cihazlar ve teknolojinin insanları ‘her ayaklanmanın özel taleplerden kaynaklandığı’ şeklinde bir olgudan yola çıkarak daha fazla talep için baskı yapmaya başlamalarını sağladı” şeklinde konuştu.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.