"Arap dünyası zor yıllar yaşadı, ancak daha zor yıllar yaşayacak"

"Arap dünyası zor yıllar yaşadı, ancak daha zor yıllar yaşayacak"
TT

"Arap dünyası zor yıllar yaşadı, ancak daha zor yıllar yaşayacak"

"Arap dünyası zor yıllar yaşadı, ancak daha zor yıllar yaşayacak"


Ahmed el-Moslemany*
Roland Dumas, Fransa’nın Beşinci Cumhuriyet döneminin belki de en iyi dışişleri bakanı olabilir. Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı Francois Mitterrand'ın eski dostu olan Dumas, onunla Avrupa İşleri Bakanı ve ardından Dışişleri Bakanı olarak çalıştı.
Dumas ile 2008 yılında bakan olduğu dönemde Paris’te tanıştım. O sıra Dumas 86 yaşındaydı. Ancak olağanüstü şekilde dinç ve kendinden emindi. Evinin penceresinin önünde duran usta siyasetçi Sen Nehri’ne bakarak, “Bu pencereden baktığımda tüm Paris’i net bir şekilde görüyorum” ifadelerini kullandı. Sonra da bana, “Arap dünyası zor yıllar yaşadı, ancak daha zor yıllar yaşayacağını sana söyleyebilirim. Gelecek, bölgenizin çıkarlarına olmayacak. Büyük oyuncular ne istediklerini biliyorlar ve siz hiçbir oyuna hazırlıklı değilsiniz” dedi.
Roland Dumas ile yaptığım bu görüşmenin üzerinden 11 yıl geçtikten sonra düşüncesi hala değişmemişti. Bu yıl 97 yaşında olan Roland Dumas hala siyaset yaparken Avrupa ve ABD ile çatışıyor, İsrail’le karşı sert eleştirilerde bulunuyordu. 11 yılda siyaset köprüsünün altından çok sular akmış, fakat Dumas hiç değişmemişti.
1956 yılında Roland Dumas Fransız parlamentosunda milletvekiliyken ülkesi, Süveyş krizinde Mısır’a karşı üçlü ittifakta yer almıştı. Ona bu konuda şöyle bir soru sordum; “O dönem Mısır’a karşı düşmanca ittifaka yönelik tutumunuz neydi?” O da bana, “Tabii ki buna karşıydım. Parlamentodayken Fransız hükümetinin aldığı bu karara karşı çıktım. Bu tamamen yanlış bir savaştı. Ama ben ve savaşa karşı çıkan diğer kişiler bunun önüne geçemedik” yanıtını verdi.
Eski Fransız bakana “Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ile yakındınız. Tutuklanmasının ardından onu savunan komisyonun bir üyesi oldunuz. Arap dünyasında Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgalinin Washington’ın emriyle gerçekleştiğine dair hâkim bir teori var. Bu iddiaya nasıl bakıyorsunuz?” diye sordum.
Söz konusu teoriyi reddeden Roland, “Dışişleri Bakanlığı yaptığım sırada Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ile birkaç kez görüştüm. Kolay değildi, ama adil bir şekilde yargılanması gerekiyordu. ABD’li eski bir bakan bu evde beni ziyarete geldi ve Saddam Hüseyin’i savunmak için kurduğu komisyonda yanında olmamı istedi. Savunma delillerinin hazırlanmasında ona yardımcı oldum. Ancak ülkeye giriş için vize alamadık. Saddam’ın ABD’li bir büyükelçinin kışkırtmasıyla Kuveyt’i işgale kalkıştığına ya da körü körüne bu işe giriştiğine inanmıyorum. Bu bir Amerikan komplo teorisi. Uydurulmuş bir hikâye. Saddam çok zeki bir adamdı. Kuveyt işgalini savunmak için bu hikâyeyi destekledi. Fakat gerçekte petrol ve iktidarla ilgili nedenlerden dolayı Kuveyt'in ilhak edilmesi gerektiğine inanıyordu” ifadelerini kullandı.
Bay Dumas’a İsrail’in 1981’de Irak'a ait Osirak/Temmuz nükleer deneme reaktörünü bombalamasıyla ilgili Fransa’nın İsrail’in suç ortağı olabileceğine dair bir teori olduğunu söyledim ve şöyle devam ettim;
“Teori iki argümana dayanıyor. Birincisi, reaktörün önde gelen bilim adamlarından Mısırlı nükleer bilimci Yahya el-Meşd’in 1980 yılında Paris’te uğradığı suikast. İkincisi ise; İsrail’in reaktörün tam koordinatlarına sahip olması ve bu koordinatların İsrail’e Fransa tarafından verilmiş olabileceği şüphesi.”
Buna karşın Roland Dumas şunları söyledi;
“Bu doğru değil. Fransa bu olay karşısında oldukça öfkelendi. İsrail, Irak’taki nükleer reaktörü François Mitterrand’ın göreve gelmesinden birkaç gün önce bombaladı. Mitterrand, bu olaydan oldukça etkilendi. Irak'a yardım eden ve reaktörü inşa eden Fransa’ydı. İsrail bombardımanında bir Fransız mühendis de öldü. İsrail bizden özür dilemedi. Bu bizim kızgınlığımızı arttırdı. Böyle bir anlaşma yapacak değiliz. İsrail bu konuda diğer taraflarla iletişim kursa da Fransa’nın öfkesi uzun süre devam etti.”
Roland Dumas’a Suriye’deki bir başka bombardımanı hatırlattım ve “İsrail bombaladığı bölgelerin nükleer tesisler olduğunu söyledi. Suriye iddia edildiği gibi nükleer silah geliştirmeye mi çalışıyordu?” diye sordum. Dumas, “Suriye'ye karşı bir komplo kuruldu. Boyutlarını şuan için bilemiyorum, ama gerçek ve tehlikeli bir komplo bu” cevabını verdi.
Roland Dumas Haziran 2013’te uluslararası basına yaptığı açıklamada, “Suriye’ye yönelik komplo, Arap Baharı’ndan önce kuruldu. İngiliz yetkililer beni Paris’te ziyaret ettiler ve bana Suriye için hazırlanmış bir şey olduğunu söylediler. Tabii ki ben katılmaya karşı çıktım. Fakat Fransa buna katıldı” ifadelerini kullandı.
Bernard Henri Levy gibi alçak biri…
Öte yandan Roland Dumas Arap dünyasındaki olayların önde gelen provokatörlerinden biri olan Bernard Henri Levy ile ilgili öfkeli bir ses tonuyla “Bernard Henri Levy gibi alçak biri Fransa Cumhuriyeti'nde nasıl önemli bir rol oynayabilir?” şeklinde konuştu.
Dumas’ın bu tutumu, Fransız karar alma çevrelerinde büyük bir Yahudi nüfusu olduğu söylemine dayanıyordu.
Manuel Valls, Yahudi eşinin etkisi altında kaldı
Şubat 2015'te Roland Dumas, ‘İslami faşizme’ karşı güvenlik önlemlerinin artırılmasını isteyen Fransa’nın eski başbakanlarından Manuel Valls'ı Yahudilerin etkisi altında hareket etmekle suçlayarak Yahudi olan eşiyle ilgili “Herkes, Valls’ın üzerinde etkisi olan bir kadınla evli olduğunu biliyor” demişti.
Dumas’ın açıklamaları o dönem Sosyalist Parti tarafından, “Dumas’ın sözleri, Cumhuriyet madalyası taşıyan bir sosyaliste yakışmıyor” ifadeleriyle kınandı.
Diğer yandan Dumas’ın Mitterrand’a olan vefasını onun hakkında bir kitap kaleme alarak gösterdi. Dumas’ın yazdığı ‘Coups et blessures : 50 ans de secrets partagés avec François Mitterrand’ (Darbeler ve Yaralar: François Mitterand'la 50 Yıl Boyunca Paylaşılan Sırlar) adlı kitap, 2011 yılında yayımlandı.
Bir konudan diğerine geçerken Dumas gülümseyerek bana, “Portakal suyunu içmelisin. İçindeki buzlar eridi ve meyve suyu ısındı” dedi.
Savaşsız savaş paradigması
Hala Dumas ile yaptığım o görüşmeyi hatırlıyor, hala Suriye savaşının sadece İran'ı tecrit etmeye yönelik bir adım olduğuyla ilgili görüşünü düşünüyorum. Bir medeniyet nasıl yok edilir? Şehirler içindeki insanlarla birlikte coğrafyanın gerçeklerinden çıkarılıp tarihin karanlığına nasıl gömülür? Bu sadece bir taktik mi, yoksa geçiş dönemi mi?!
Ayrıca Dumas’ın savaş yaşanmasa da İran’ı güçlü ve sürekli bir baskı altında tutma konusunda bana söylediklerini hala düşünüyorum. Bu benim ‘Savaşsız savaş’ yani ‘savaşsız bir savaş hali yaratmak’ olarak ifade edebileceğim bir model.
İran, hem İslam dünyası krizinin, hem de başarısız ideolojisiyle İslam dünyasında iç savaş çıkması umutlarının arkasında duruyor. Ancak ‘Savaşsız savaş’ yeni ve ürkütücü bir paradigmadır. Bugün bile dost kisvesinde başka bir ülkeyle tekrarlanabilir.
‘Savaşsız savaş’, uluslararası çatışmaları, siyasi ablukayı, ekonomik yıkımı ve psikolojik savaşı kurşunsuz yöneten yeni bir modeldir. Devlet ve toplumun uçak veya tank kullanmadan yavaşça katledilmesidir. Ne kavga ne barış ne güvenlik ne de yaşam var. Savaşmadan kazan, karşı koymadan yenil!



Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
TT

Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Uluslararası Koalisyon’un daha önce bölge muhafız güçlerine tahsis ettiği mali yardımları durdurduğunu duyurdu.

Açıklama, IKBY’nin, daha önce iki ana parti olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı iki ayrı güç şeklinde örgütlenen Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirmeyi başarmasından bir haftadan kısa süre sonra geldi. Karar ayrıca, ABD güçlerinin ay sonunda Irak’tan çekilmesinin arifesinde alındı.

Yardımlar sona erdi

Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Bahtiyar Muhammed Sıddık yaptığı açıklamada, “Uluslararası Koalisyon tarafından Peşmerge güçlerine sağlanan mali yardımların süresi, iki taraf arasında daha önce imzalanan anlaşma uyarınca sona erdi. Ağustos ve Eylül 2026 aylarına ilişkin mali yardımlar, anlaşma kapsamında yapılan son ödeme oldu” dedi.

Sıddık, “Mutabakat zaptı 21 Eylül 2022 ile 21 Eylül 2026 tarihleri arasında yürürlükteydi. Süresinin dolmasıyla birlikte Koalisyon tarafından sağlanan mali ödemeler de durduruldu” ifadelerini kullandı.

Sıddık ayrıca bakanlığın, Koalisyon tarafından Ağustos ve Eylül 2026 ayları için sağlanan yardımların, anlaşma kapsamında son ödeme olarak geçen perşembe günü dağıtıldığını daha önce açıkladığını belirtti.

dfgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirme töreninde yaptığı konuşma sırasında (IKBY Başkanlığı)

Kürt yetkili, Erbil yönetiminin Bağdat’taki Irak hükümetinden, Peşmerge mensuplarının maaşlarının Irak güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi yoluyla söz konusu yardımların telafi edilmesini talep ettiğini söyledi.

Mali yardımların yanı sıra Washington, geçen yıl Irak hükümetinin onayıyla Peşmerge güçlerine 105 milimetre çapında 24 adet M119 tipi hafif ve orta sınıf obüs teslim etmişti. Söz konusu teslimat, Uluslararası Koalisyon’un, DEAŞ’a karşı mücadelede Kürt ortak güçlerinin savunma kapasitesini güçlendirme planları kapsamında gerçekleştirilmişti. Bu adım, Bağdat’taki bazı siyasi gruplar ve siyasetçilerin tepkisini çekmişti.

Yardımların uzatılması

Kürt yetkililer, Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi konusunda ciddi güvenlik endişeleri ve rahatsızlık dile getiriyor. KDP lideri Mesud Barzani de daha önce birçok kez çekilmenin doğurabileceği risklere ve DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini yeniden canlandırma ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu.

Barzani’nin medya danışmanı Kifah Mahmud, yardımların durdurulmasının ‘normal’ olduğunu belirterek, bunların ‘sonuçta imzalanan bir mutabakat zaptı kapsamında sağlandığını ve söz konusu anlaşmanın artık sona erdiğini’ söyledi. Mahmud, yardımların büyük bölümünün Bağdat’taki federal hükümet tarafından kesilen Peşmerge maaşlarının telafisi amacıyla kullanıldığını kaydetti.

Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Erbil’in yardımları almasının temel nedenlerinden birinin Bağdat’ın Peşmerge güçlerini, Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Iraklı askerlerin sahip olduğu haklarla eşit kapsamda değerlendirmemesi olduğunu belirtti. Mahmud, Irak Anayasası’nın Peşmerge’yi ülkenin askeri yapılanmasının bir parçası olarak kabul ettiğine dikkat çekti.

Mahmud, Bağdat’ın tutumunun ‘anayasanın uygulanmasındaki aksaklıklar, anayasanın uygulanmasına ilişkin yanlış yorumlar ve bölge yönetimine karşı kısa vadeli bir yaklaşım’ gibi sorunlardan kaynaklandığını ifade etti. Bunun da IKBY ile Bağdat arasında yaşanan sorunların daha da büyümesine yol açtığını söyledi.

Bununla birlikte Mahmud, Peşmerge maaşlarının artırılması ve diğer güvenlik güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi konusunda ‘ciddi bir yaklaşımın işaretlerinin’ görüldüğünü belirtti. Mahmud, özellikle Ali ez-Zeydi’nin federal hükümet başkanlığını üstlenmesinden bu yana komisyonların, IKBY güçlerinin maaşları da dahil olmak üzere taraflar arasındaki ihtilaflı dosyaları çözmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.

Olası uzatma

Mahmud, Bağdat’ın Kürt tarafının taleplerine yanıt vermemeyi sürdürmesi halinde “Uluslararası yardımların durdurulması Peşmerge maaşlarını önemli ölçüde etkileyecek” dedi. Mahmud bu durumun, ‘ABD’yi yardım mutabakatını iki veya dört yıl süreyle yenilemeye yöneltebileceği’ değerlendirmesinde bulundu.

IKBY Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim de geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, bölge hükümeti heyetinin 2027 bütçe yasa tasarısı konusunda federal hükümetle devam eden görüşmeler sırasında, 148 bin Peşmerge mensubunun maaşları için mevcut ödeneklere 450 milyar dinarlık artış yapılmasını resmen talep ettiğini belirtmişti.

Rahim, basına yaptığı açıklamada, “Artış, Peşmerge güçleri mensupları ile Irak askeri güçlerindeki meslektaşları arasında maaş ve mali ödenekler açısından tam eşitlik sağlanmasını amaçlıyor” ifadesini kullanmıştı.

frgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı yetkililerinin Bağdat’ta düzenlenen bir güvenlik koordinasyon toplantısı sırasında çekilmiş fotoğrafı (Arşiv – Hükümet medyası)

Kürtçede ‘ölümle yüzleşenler’ anlamına gelen Peşmerge, IKBY’yi korumakla görevli resmi askeri güç olarak kabul ediliyor. Tarihsel olarak Kürtlerin haklarını savunmak amacıyla dağlarda silahlı direniş hareketleri şeklinde ortaya çıkan Peşmerge, 2003 sonrasında ise örgütlü ve donanımlı bir güvenlik kurumuna dönüştü.

Peşmerge, başta DEAŞ’a karşı savaş olmak üzere kritik çatışmalara katıldı ve Uluslararası Koalisyon’un başlıca stratejik ortaklarından biri oldu.

IKBY, 2026 yılında tarihi bir adım atarak tüm askeri birliklerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında kapsamlı biçimde birleştirilmesinin tamamlandığını duyurdu. Erbil yönetiminin ifadesiyle bu adım, KDP ile KYB arasındaki onlarca yıllık siyasi bölünmeye son vererek Peşmerge’yi ‘kurumsal ve birleşik bir orduya’ dönüştürmeyi amaçlıyor.


Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.