Kalın'dan Kanal İstanbul açıklaması: Bu bir devlet projesidir, belediye projesi değil

Kalın'dan Kanal İstanbul açıklaması: Bu bir devlet projesidir, belediye projesi değil
TT

Kalın'dan Kanal İstanbul açıklaması: Bu bir devlet projesidir, belediye projesi değil

Kalın'dan Kanal İstanbul açıklaması: Bu bir devlet projesidir, belediye projesi değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Kanal İstanbul projesi ile ilgili, “Muhalefet partisi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi sanki kendi yetkilerindeymiş gibi ‘biz bu projeyi yaptırmayız’ diye bir tez ile ortaya çıktılar. Bu her şeyden önce devlet projesidir. Bu bir belediye projesi değil, siyasi parti projesi değil, muhalefet partisi projesi değil, bu bir devlet projesi” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan 2019 yılının son Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı sonrasında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, basın açıklamasında bulundu.
Bölgedeki terör tehdidini devam ettiğini belirten ve meydan okumalara karşı kararlı bir şekilde çalışmaları yoğun bir şekilde devam ettireceklerini belirten İbrahim Kalın, özellikle Suriye ve Libya'daki konuların gündemi yoğun bir şekilde işgal etmeye devam ettiğini kaydederek, Milli Savunma Bakanlığının ve İçişleri Bakanlığının bu çerçevede çeşitli sunumları olduğunu, ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının da özellikle enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi millileştirilmesi ve öngörülebilir bir piyasa oluşturulması konusunda kapsamlı bir sunum yaptığını ifade etti.
Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştiğini kaydeden Kalın, “Cumhurbaşkanımız hem tebriklerini sözlü olarak ifade ettiler hem de ikili ilişkilerimiz bağlamında bundan sonra atacağımız adımlar konusunda görüş teatisinde ve bulundular. İngiliz tarafının Türkiye ile ilişkilerini, özellikle Brexit süreci ve sonrasında giderek daha fazla önem atfettiğini de ifade edebilirim, bunu her vesile ile zaten dile getiriyorlardı, Brexit süreci tamamlandıktan sonra da Türkiye İngiltere ilişkilerinin ticari alanda, iktisadi alanda, güvenlik alanında, savunma sanayi iş birliği alanlarında yoğunlaştırmak devam edeceğini ifade edebilirim” diye konuştu.
“Rus tarafının daha büyük bir sorumluluk sahibi olduğunu hatırlatmakta fayda görüyoruz”
İdlib Mutabakatı'nı hatırlatan ve bu güne kadar gelinen süreci anlatan İbrahim Kalın, son haftalarda İdlib'de rejim ihlallerinin arttığını söyledi. İbrahim Kalın, “Dün bildiğiniz gibi bir heyetimiz Moskova'daydı, onlarda görüşmelerini yaptılar, orada bize önümüzdeki 24 saat içerisinde, yani şu anda içinde bulunduğumuz bu saatler içerisinde çatışmaların durdurulması, yani rejimin saldırılarının doldurulması konusunda bir çaba içerisinde olacaklarını ifade ettiler heyetimize. Şu anda biz tabii bu saldırıların durması ile ilgili süreci yakından takip ediyoruz ve bu saldırıların bir an önce durmasını ve bunun da yeni bir ateşkes ile takvimi belli, çerçevesi belli hayata geçirilmesini bekliyoruz. Bizim Rus tarafından da temel beklentimiz budur. Aksi halde hem mutabakat ihlal edilmiş olacak hem de yeni bir insani kriz ortaya çıkacak hem Türkiye'ye dönük ortaya çıkacak hem de orada rejimin girmesi halinde yeni sivil katliamlar yaşanacak. Ama burada özellikle Rus tarafının daha büyük bir sorumluluk sahibi olduğunu hatırlatmakta fayda görüyoruz” şeklinde konuştu.
“Bunların da karşılıksız kalmayacağını açık bir şekilde ifade etmek isteriz”
Fırat'ın doğusunda da sürecin sürdüğünü kaydeden Kalın, nispeten sakin ve istikrarlı bir barış ortamı olduğunu ifade ederek, YPG-PYD terörist faaliyetlerinin devam ettiğinin altını çizdi. Kalın, “Zaman zaman Amerika Birleşik Devletlerinin, zaman zaman Rusya Federasyonunun YPG-PYD terör örgütü ile çeşitli biçimlerde ilişkiye girdiğini, onları desteklediğini, yönlendirdiğini, askeri birlikler kurduklarını, belli bölgelere getirip götürdüklerini gözlemliyoruz. Bu konuda da çok net bir şekilde şunu ifade etmek istiyoruz; bu terör örgütü ile girilen her tür angajman teröre verilmiş doğrudan ya da dolaylı bir destektir ve bu tür faaliyetler devam ederse ve bizim sınırlarımıza dönük bir hareketlilik olursa Türkiye olarak bunların karşısında duracağımız net bir şekilde ifade etmek istiyoruz. Zaman zaman başka ülkelerin, bazı Körfez ülkelerinin de buradaki Ferhat Abdi Şahin adlı Mazlum Kobani kod adlı terör örgütünün elebaşlarından birisi ile çeşitli görüşmeler yaptıklarını, onu Türkiye'ye karşı kullanmak için bir arayışın içerisinde olduklarını da görüyoruz, bunu da not ediyoruz, bunların da karşılıksız kalmayacağını açık bir şekilde ifade etmek isteriz” ifadelerini kullandı.
“Biz Libya'da meşru hükümetin yanında yer almaya devam edeceğiz”
Libya'daki iç savaş konusuna da değinen Sözcü Kalın, Libya'da askeri bir çözümün söz konusu olmadığını, siyasi bir çözüm olması gerektiğini belirterek, bazı ülkelerin meşru hükümeti hedef alan Hafter'e bir takım askeri, siyasi ve parasal destek verdiklerinin altını çizdi. Kalın, “Hafter'in saldırılarını derhal durdurması gerekiyor. Aksi halde Libya'nın diğer bölgelerinde çok daha kanlı bir iç savaşın yaşanması kaçınılmaz hele gelecektir. Biz burada uluslararası toplumun da tanıdığı meşru hükümetin yanında yer almaya, onlara gerekli desteği vermeye devam edeceğiz” dedi.
“Türkiye böyle bir anlaşma yaptığında böyle bir tavır içine girmeleri anlaşılır değil”
Libya ile Türkiye arasında yapılan 2 anlaşmadan bahseden Kalın, anlaşmalardan büyük rahatsızlık duyan çevreler olduğunu söyleyerek, “Başka ülkeler Libya ile ya da Libya ülkelerle bu tür ikili anlaşmalar yaptığında bu sert tepkiyi göstermeyen çevrelerin Türkiye böyle bir anlaşma yaptığında böyle bir tavır içine girmesi anlaşılır bir şey değil. Üçüncü ülkelere tehdit teşkil etmeyen bir karşılıklı güven, işbirliği, askeri, eğitim anlaşmasından bahsediyoruz. Kopartılan gürültüye baktığınızda ‘Türkiye Libya'ya girecek, Türkiye Libya'yı işgal edecek, barış sürecini sabote edecek' gibi bir takı haksız ithamların ortaya atıldığını görüyoruz. Bunların hangi çevrelerden geldiğini tahmin etmek zor değil” diye konuştu.
“Türkiye buralara neden giriyor, neden taraf tutuyor” gibi eleştirilerin geldiğini bahseden Kalın, “Bunu anlamakta açıkçası zorlanıyoruz. Türkiye'nin güvenliği misak-ı milli sınırlarının ötesinde başlar. Biz Türkiye Cumhuriyetinin dört bir tarafını güvence altına alacaksak, bu güvenlik çemberini daha geniş bir ağda çizmek zorundayız” şeklinde konuştu.
“İhtiyaçlara göre yapılan anlaşma çerçevesinde şekillenecek bir tezkere”
Türkiye ile Libya arasında imzalanan mutabakat çerçevesinde TBMM'nin bir yetki tezkeresi hazırladığı, bu tezkere çerçevesinde Türk askerinin görevinin ne olacağı konusunun sorulması üzerine Kalın, “Bu Meclisin uhdesinde olan bir konu. Oradaki sıcak gelişmelere bağlı olarak böyle bir tezkere ihtiyacı doğabilir. Meclis'te bununla ilgili bir çalışma yürütüyor. Tezkerenin içeriği hakkında bir şey söylemem doğru olmaz. İhtiyaçlara göre yapılan anlaşma çerçevesinde şekillenecek bir tezkere. Biz prensip olarak meşru Libya hükümetinin ve halkının yanında olmaya devam edeceğiz. Bunun gerektirdiği adımları atmaktan sarfınazar etmeyiz. Bu eskiri eğitim şeklinde olabilir, siyasi destek şeklinde olabilir.
“Bu konu ile ilgili bir yıllık erteleme söz konusu olabilir”
Değerli Konut Vergisine ilişkin sorulan soruya cevap veren Kalın, “Sayın Cumhurbaşkanımızın bir değerlendirmesi oldu. Çeşitli kurumlardan da değerlendirmeler aldı. Bununla ilgili bir çalışma yapılması talimatı verdiler. Önümüzdeki günlerde bir çalışma yapılacak. Bu konu ile ilgili bir yıllık erteleme söz konusu olabilir. Yapılacak çalışma tekemmül ettirildikten sonra Cumhurbaşkanımıza arz edilecek. Müteşekkil bir şekilde ortaya çıktıktan sonra karar verilecek. Gelen değerlendirmeleri, eleştirileri, çağrıları dikkate aldığımızı ifade etmek isteriz” açıklamasında bulundu.
“Türkiye'yi yaptırım dile ile hizaya getirmek gibi beyhude bir çabanın içinde olmasınlar”
Türkiye'ye yaptırımlar konusunda Trump'un kongreye, yaptırımların Türkiye'yi Rusya'ya daha da yakınlaştıracağı yönünde bir rapor gönderdiği iddialarının sorulması üzerine Kalın, “Kongreden çıkması muhtemel olan yaptırımlarla ilgili olarak Trump yönetiminin değerlendirmelerini biz prensipte olumlu buluyoruz. Sayın Trump Türkiye'yi önemseyen bir devlet başkanı, Türkiye'yi Amerika'nın kaybetmemesi gerektiğini bilen bir lider. Fakat içinde bulunduğu şartlar, Kongreden gelen baskı, bazen kendi devlet yapısı, Pentagon ve onun değişik kolları, güvenlik bürokrasisinden, istihbarat bürokrasisinden gelen baskılar şuanda Amerika'da Kongre merkezli son derece Türkiye karşıtı irrasyonel bir havanın oluşmasına neden olmuş durumda” dedi.
Kongredeki Türkiye karşıtı havanın Türkiye-Amerikan ilişkilerine bir faydası olmayacağının altını çizen Kalın, “Kongreye bir çağrı yapmak isterim, yaptırım dili ile tehditlerle Türkiye'ye karşı bir tutum içinde olmalarının kimseye faydası olmaz. Türkiye'yi yaptırım dile ile hizaya getirmek gibi beyhude bir çabanın içinde olmasınlar. Bu tür tavırlarla, yaptırımlarla, tehditlerle korkutamayacaklarını bilmeleri gerekir. Türkiye inandığı temel milli meselelerinde milli çıkarlarını korumak için adımlarını atmaya devam edecektir. Bu tür tehdit dilinin Türkiye'yi tam da yönelmesini istemedikleri yerlere iteceğini de bilmeleri gerekir” diye konuştu.
“Hafter'e bu askeri desteğin verilmesi oradaki sürece katkı sunmamaktadır”
Hafter'e destek verilmesinin Libya'daki sürece katkı sağlamadığını belirten Kalın, “Rusya dahil olmak üzere Hafter'e bu askeri desteğin verilmesi oradaki sürece katkı sunmamaktadır. Bizim çabamız Libya7da çatışmaların durması, ateşkesin BM çatısı altında derhal ilan edilmesi, herkesin Nisan ayındaki pozisyonuna geri dönmesi ve siyasi müzakere yolunun bir an önce açılmasıdır” açıklamasında bulundu.
“Burada jesti herkesin taleplerini karşılayacak bir orta yolun bulunması şeklinde anlamak gerek”
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın asgari ücret konusunda “bir jest yapabiliriz” ifadesi kullandığının sorulması üzerine Kalın, “Asgari ücret konusu Kabine toplantısında gündeme gelmedi. Çalışma Bakanımız bu konuda bir çalışma yapıyor. Bunu diğer kurumların ve ilgili tarafların bütün değerlendirmeleri alınmak suretiyle bir noktaya gelecek. Cumhurbaşkanımızın da bir değerlendirmesi tabi ki olacak. Burada jesti rakamın inmesi çıkmasından ziyade, herkesin taleplerini karşılayacak bir orta yolun bulunması şeklinde anlamak daha isabetli olur” dedi.
“Bu bir belediye projesi değil, bu bir devlet projesi”
Kanal İstanbul ile ilgili tartışmalara cevap veren Kalın, “Muhalefet partisi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi sanki kendi yetkilerindeymiş gibi ‘biz bu projeyi yaptırmayız' diye bir tez ile ortaya çıktılar. Bu her şeyden önce devlet projesidir. Bu bir belediye projesi değil, siyasi parti projesi değil, muhalefet partisi projesi değil, bu bir devlet projesi. Bununla ilgili bütün projeler yapıldı, yapılmaya devam edecek. Bunun hukuki tarafı, ÇED raporu, bütün boyutları ile incelendi. Bunun yapılmasının İstanbul'un bundan sonraki geleceği ve gelişmesi açısından büyük katkı sağlayacağı görülüyor” diye konuştu.
“Yaptırmayız' gibi yaklaşımlarla engellemeye çalışmak çok anlamlı gelmiyor”
Yetkinin tek taraflı olarak belediye başkanında olmadığını, mecliste bir yetkilendirme yapıldığını, Çevre Bakanlığının bu konuda bir değerlendirmesi olacağını, hukuki anlamda bu konuya bakılacağını söyleyen Kalın, “İstanbul'da yapıldığı için tabi ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer paydaşlar bu sürecin bir parçası olacaklar. Netice itibariyle Türkiye için bu yapılabilir bir projedir. ‘Yaptırmayız' gibi yaklaşımlarla engellemeye çalışmak çok anlamlı gelmiyor. Geçişte de bu ‘yaptırmayız, ettirmeyiz' tarzı yaklaşımların netice vermediğini gördük. Hele ki Cumhurbaşkanımızın bu konulardaki inancı ve kararlılığı söz konusu olduğun, çünkü bu projeye gerçekten inanıyor, biz de bunu objektif ve bilimsel olarak gördüğümüz için yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu süreç devam edecek, belli ki bu konu siyasi bir polemik meselesi olmaya devam edecek ama ben tekrar ifade edeyim, Kanal İstanbul projesi bir devlet projesidir, bir siyasi partinin ya da belediyenin projesi değildir” şeklinde konuştu.
Montrö Antlaşması'nın tartışmaya açılıp açılmaması konusundaki tartışmalara da açıklık getiren Kalın, “Montrö'yü tartışmaya açmayız. Kanal İstanbul bu anlaşma kapsamında yapılacak bir projedir. Montrö'yü mülga edecek, ortadan kaldıracak bir proje değildir” ifadelerini kullandı.
“Bir takım iddialar var, bütün gerçeklerin ortaya çıkması kamu yararınadır”
Mansur Yavaş ile Sinan Aygün arasında yaşanan tartışmaların sorulması üzerine Kalın, “Bu konuyla ilgili İçişleri Bakanlığımız bir görevlendirme yaptı. Bir takım iddialar var, bütün gerçeklerin ortaya çıkması kamu yararınadır. Ne çıkacak göreceğiz. Prensip olarak geçmişte de belediye başkanları olsun, kamu görevlileri olsun biz hep şu ilke ile hareket ettik, kimse kanunun üzerinde değildir. Bir belediyede veya bur kamu kuruluşunda bu tür iddialar varsa, bunlarla ilgili İçişleri Bakanlığı ve savcılık harekete geçer ve geçmelidir. Geçmişte AK Parti belediyeleri ile de bu tür soruşturmalar yapılmıştır. Biz hiçbir zaman şu ya da bu parti arasında bir ayrım yapıp, kanun önünde bunlar eşittir, bunlar değildir gibi bir tutum içinde olmadık. Buradaki temel prensip kimse kamunun üzerinde değildir. Bizim açımızdan önemli olan bu iddiaların en kısa sürede aydınlatılması, bir ihlal varsa, bir suç varsa bunun gereğinin de yargı makamları tarafından yapılmasıdır” dedi.

 


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.