Sahtelik ve gerçeklik arasında Şii dini otorite 'Sistani'

Irak’ta yolsuzluğa karşı düzenlenen protestolardan bir kare (Reuters)
Irak’ta yolsuzluğa karşı düzenlenen protestolardan bir kare (Reuters)
TT

Sahtelik ve gerçeklik arasında Şii dini otorite 'Sistani'

Irak’ta yolsuzluğa karşı düzenlenen protestolardan bir kare (Reuters)
Irak’ta yolsuzluğa karşı düzenlenen protestolardan bir kare (Reuters)

Sabah Nahi*
Irak'taki Şii dini otoritenin konumu ülkede tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bu otorite, özellikle ülkede yeni bir ‘sorunlu’ siyasi sınıfın ortaya çıkmasının ardından olup bitenleri kınamaktan, müdahale çağrısı yapmaya ve yolsuzluk davalarını durdurmak için çalışmaya kadar, genel bir siyasi eksen haline geldi.
Şii dini otoritenin çatışmaların iç savaşa dönüşebileceği veya hükümete yakın olanlar da dâhil olmak üzere siyasetçilerin birçoğunun reddedilmesine neden olabileceği korkusuyla mevcut durumun değiştirilmesine yönelik çağrılarını yinelemesine rağmen içinden geçilen süreç dar boğaza girdi.
Uyarı mesajları
Iraklılar her Cuma öğleden sonraları Ayetullah Ali es-Sistani tarafından temsil edilen Necef’teki dini otorite başkanlığı tarafından yazılan ve otoritenin görüşlerini bildiren hutbeleri dinlerdi. Bu hutbeler, Ekim ayının ilk günlerinden bu yana protestolarda yaşananları anlatır oldu. Bağdat'taki siyasetçiler bu hutbeleri, gidişattan hoşnut olmayan protestocular ile yönetici sınıfının arasında ‘hüküm vermek’ olarak nitelediler.
Şii dini otorite olayların tırmandığı sırada, hükümet güçlerinin Bağdat ve ülkenin güney şehirlerindeki göstericilere yönelik eylemleriyle ilgili defalarca kez uyarı mesajları gönderdi. Bu mesajlar özellikle iki ayı aşkın bir süre boyunca gözdağı vermek ve eylemlerinden vazgeçirmek için yüzlerce göstericinin öldürülmesi, on binlercesinin ise yaralanmasının ardından Şii dini otoritenin protestocuların yanında olduğunun bir göstergesiydi.
Protestolar sırasındaki ölümlerin artışı ve olayların Şii dini otoritenin faaliyetlerinin merkezi olan Necef ve Kerbela şehirlerine, Şii eğitim verilen okullarla ve bol gelirin elde edildiği dini turizm yerlerine ulaşması karşısında dini otoritenin konumunu tehdit eden daha önce eşi benzeri görülmemiş bir gerçeklik ortaya çıktı. Protestocu gençlerin İran konsolosluğu duvarlarına nasıl tırmandığını, tüm dünyanın gözü önünde binayı nasıl ateşe verdiğini ve öfke selinin Necef’teki el-Hekim ailesinin dedeleri Ayetullah Muhsin el-Hekim'in 1960’larda ve 70’lerde liderliğini üstlendiği dini otoritenin mescitlerine ve mabetlerine nasıl ulaştığını hepimiz gördük.
Bunlar Necef’in 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgalinden kısa bir süre sonra Ayetullah Ebu’l-Kasım el-Hui’nin oğlu Abdulmecid el-Hui’nin öldürülmesi ve bu ölümden dini-Şii tarafların sorumlu tutulmasıyla sarsıldığı günleri anımsatan sahnelerdi.
Yeni strateji
Bu tarihi ve diğer olaylar dini otoritenin, çatışmalar ve savaşlarla tükenen ülkede yaşananlardan uzaklaşarak ve kamuoyu tarafından onaylanan öncelikli görevi olan asayı ortasından tutarak, siyaset yapmak yerine tavsiyelerde bulunmak için yeni bir strateji geliştirmesini gerektiriyordu. Ancak Şii dini otorite kendisini, devlet kurumlarını saran yolsuzluğa karşı başlayan ve Şii partilerin ülkenin orta kesimleri ve güneyindeki merkez binalarının önünde protestoların düzenlendiği ve binaların ateşe verildiği kısa bir savaşın ortasında buldu. Yolsuzluğun tüm siyasi kadroları sardığını gören onlarca gözlemci, Ayetullah Ali es-Sistani’den Şii partilerin ve silahlı kanatlarının bu şekilde devam etmesini önlemek için müdahale etmesini istediler.
Söz konusu Şii taraflar 1 trilyon doları aşan kamu parasını çalmakla suçlanırken, Irak Meclisi Maliye Komitesi üyesi Macide et-Temimi’nin de söylediği gibi, bu durum, dini otoriteyi protestocuların yanında yer alamaya zorluyor ve talepleri karşılanana kadar evlerine geri dönmemelerini istiyor.
Ayetullah es-Sistani, bazı açıklamalarında da belirttiği üzere halkın taleplerinin yanında yer aldı ve protestolara büyük destek verdi. Hükümet ve iktidar yanlılarının yanı sıra bazı aşırılık yanlısı dini partilerin temsilcileri ve hükümetin bazı üyeleri tarafından dillendirilen protestoların ‘ABD, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri tarafından planlanmış bir komplo olduğu’ iddialarını reddetti.
Şii dini otorite, protestoların barışçıl olarak devam etmesini isterken hükümet organlarının ‘üçüncü taraflar’ olarak niteledikleri kişiler tarafından protestoculara uygulanan şiddetin önlenmesi çağrısında bulundu. Bununla birlikte faillerin adalete teslim edilmesini, yargılanmasını ve silah kullanımının sadece devlete ait birimlerle sınırlandırılması gerektiğini vurguladı.
Şii dini otoritenin kayda değer bir diğer tutumu ise Irak’ın bölgesel ve uluslararası güçler arasında bir çatışma meydanına dönüştürülmesinin reddedilmesiyle ‘dış güçlerin’ Irak’ın iç işlerine karışmalarını bir birinden ayırmasıydı.
Aniden değişen tutumlar
Ayetullah es-Sistani, Cuma hutbelerindeki bu tutumuyla protestocuların güvenini kazanırken hükümet üyelerini ve güçlü partileri şaşırttı. Özellikle güvenlik güçlerinin aşırı güç kullandığı göstericilerin en çok ihtiyaç duydukları anda içeriden onlara gerçek bir destek veren Sistani, tarafsız bir komisyon kurularak halkın güvenini yeniden tesis edecek erken seçimlere gidilmesi çağrısında bulundu. Her ne kadar Şii otorite tıpkı İran’da Humeyni’nin 1979 sonrası uyguladığı Velayet-i Fakih sisteminde olduğu gibi siyasi bir otorite tarzını reddettiğini duyursa da Irak’taki kamu hayatına müdahaleleri 2003 sonrası arttı.
Ayetullah Ali es-Sistani’nin öncülüğünde Şii dini otorite sürekli olarak Velayet-i Fakih ilkesini reddederken, Irak siyasi sahnesinde tavsiyeye ihtiyaç duyulması halinde destek verme rolünü de yerine getirdi. Ülkeyi yöneten Şii politikacılar tarafından da her zaman belirtildiği gibi, dini otorite, örneğin 2006 yılında El Kaide terör örgütünün Samarra şehrindeki askeri bir noktaya bombalı saldırı düzenlemesinin ardından iç savaşın eşiğine gelindiği günlerde olduğu gibi veya DEAŞ’ın Musul’u işgal etmesinin ardından yüz binlerce Iraklıya cihat çağrısında bulunması gibi kritik ve istisnai durumlarda olaylara dâhil olmuştur.
Dini otorite, Irak’taki Şii yönetimi destekleyen bir kurumdan, günlük 4 milyon varil petrol ihraç eden bir ülkede hayat şartlarındaki zorluklara ve yolsuzluğa karşı halk arasında egemen olan genel huzursuzluğun bir sonucu olarak siyasi muhalefete dönüştü. Irak’taki Şiilerin çoğunluğunun yoksulluk oranlarının en üst seviyelerde olduğu bölgelerde yaşaması, onların yetkililere olan güvenlerinin azalmasına ve Şii politikacıların seçimlerde destek almak için mezheplerini öne sürmelerine karşı tepki vermelerine neden oldu. Irak’ın dünyanın yolsuzluk konusunda önde gelen ülkelerinden biri olması Şiileri hayal kırıklığına uğratırken, devlet kurumlarındaki yolsuzluk, gençleri sokaklara döken kritik bir seviyeye ulaştı.
Şii dini otorite sessizliğini, yetkililerden memnun olmadığını ve protestocuların talepleri doğrultusunda değişmeleri gerektiğini söylemek için mi bozdu?
Dini otoriteye bağlı kurumlara bakıldığında böyle olmuş gibi görünüyor. Eski başbakanlardan Nuri el-Maliki’nin “vermeyiz” demesi gibi iktidara sıkı sıkıya tutunuyorlar. Buna karşın göstericiler “İktidar kime kalmış ki size kalsın” diyorlar. Ancak liderlerin ve otoritelerin gerçeğin ve adaletin temsilcisi olmaya, verimli bir performans sergilemeye ve iletişim kurmaya devam etmeleri hükümetin sürekliliği için gerekli olan formüldür. Sadece bilgelik, cesaret ve becerinin bir araya gelmesi yetmez.
* Bu analiz, Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
TT

Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Uluslararası Koalisyon’un daha önce bölge muhafız güçlerine tahsis ettiği mali yardımları durdurduğunu duyurdu.

Açıklama, IKBY’nin, daha önce iki ana parti olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı iki ayrı güç şeklinde örgütlenen Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirmeyi başarmasından bir haftadan kısa süre sonra geldi. Karar ayrıca, ABD güçlerinin ay sonunda Irak’tan çekilmesinin arifesinde alındı.

Yardımlar sona erdi

Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Bahtiyar Muhammed Sıddık yaptığı açıklamada, “Uluslararası Koalisyon tarafından Peşmerge güçlerine sağlanan mali yardımların süresi, iki taraf arasında daha önce imzalanan anlaşma uyarınca sona erdi. Ağustos ve Eylül 2026 aylarına ilişkin mali yardımlar, anlaşma kapsamında yapılan son ödeme oldu” dedi.

Sıddık, “Mutabakat zaptı 21 Eylül 2022 ile 21 Eylül 2026 tarihleri arasında yürürlükteydi. Süresinin dolmasıyla birlikte Koalisyon tarafından sağlanan mali ödemeler de durduruldu” ifadelerini kullandı.

Sıddık ayrıca bakanlığın, Koalisyon tarafından Ağustos ve Eylül 2026 ayları için sağlanan yardımların, anlaşma kapsamında son ödeme olarak geçen perşembe günü dağıtıldığını daha önce açıkladığını belirtti.

dfgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirme töreninde yaptığı konuşma sırasında (IKBY Başkanlığı)

Kürt yetkili, Erbil yönetiminin Bağdat’taki Irak hükümetinden, Peşmerge mensuplarının maaşlarının Irak güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi yoluyla söz konusu yardımların telafi edilmesini talep ettiğini söyledi.

Mali yardımların yanı sıra Washington, geçen yıl Irak hükümetinin onayıyla Peşmerge güçlerine 105 milimetre çapında 24 adet M119 tipi hafif ve orta sınıf obüs teslim etmişti. Söz konusu teslimat, Uluslararası Koalisyon’un, DEAŞ’a karşı mücadelede Kürt ortak güçlerinin savunma kapasitesini güçlendirme planları kapsamında gerçekleştirilmişti. Bu adım, Bağdat’taki bazı siyasi gruplar ve siyasetçilerin tepkisini çekmişti.

Yardımların uzatılması

Kürt yetkililer, Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi konusunda ciddi güvenlik endişeleri ve rahatsızlık dile getiriyor. KDP lideri Mesud Barzani de daha önce birçok kez çekilmenin doğurabileceği risklere ve DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini yeniden canlandırma ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu.

Barzani’nin medya danışmanı Kifah Mahmud, yardımların durdurulmasının ‘normal’ olduğunu belirterek, bunların ‘sonuçta imzalanan bir mutabakat zaptı kapsamında sağlandığını ve söz konusu anlaşmanın artık sona erdiğini’ söyledi. Mahmud, yardımların büyük bölümünün Bağdat’taki federal hükümet tarafından kesilen Peşmerge maaşlarının telafisi amacıyla kullanıldığını kaydetti.

Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Erbil’in yardımları almasının temel nedenlerinden birinin Bağdat’ın Peşmerge güçlerini, Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Iraklı askerlerin sahip olduğu haklarla eşit kapsamda değerlendirmemesi olduğunu belirtti. Mahmud, Irak Anayasası’nın Peşmerge’yi ülkenin askeri yapılanmasının bir parçası olarak kabul ettiğine dikkat çekti.

Mahmud, Bağdat’ın tutumunun ‘anayasanın uygulanmasındaki aksaklıklar, anayasanın uygulanmasına ilişkin yanlış yorumlar ve bölge yönetimine karşı kısa vadeli bir yaklaşım’ gibi sorunlardan kaynaklandığını ifade etti. Bunun da IKBY ile Bağdat arasında yaşanan sorunların daha da büyümesine yol açtığını söyledi.

Bununla birlikte Mahmud, Peşmerge maaşlarının artırılması ve diğer güvenlik güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi konusunda ‘ciddi bir yaklaşımın işaretlerinin’ görüldüğünü belirtti. Mahmud, özellikle Ali ez-Zeydi’nin federal hükümet başkanlığını üstlenmesinden bu yana komisyonların, IKBY güçlerinin maaşları da dahil olmak üzere taraflar arasındaki ihtilaflı dosyaları çözmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.

Olası uzatma

Mahmud, Bağdat’ın Kürt tarafının taleplerine yanıt vermemeyi sürdürmesi halinde “Uluslararası yardımların durdurulması Peşmerge maaşlarını önemli ölçüde etkileyecek” dedi. Mahmud bu durumun, ‘ABD’yi yardım mutabakatını iki veya dört yıl süreyle yenilemeye yöneltebileceği’ değerlendirmesinde bulundu.

IKBY Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim de geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, bölge hükümeti heyetinin 2027 bütçe yasa tasarısı konusunda federal hükümetle devam eden görüşmeler sırasında, 148 bin Peşmerge mensubunun maaşları için mevcut ödeneklere 450 milyar dinarlık artış yapılmasını resmen talep ettiğini belirtmişti.

Rahim, basına yaptığı açıklamada, “Artış, Peşmerge güçleri mensupları ile Irak askeri güçlerindeki meslektaşları arasında maaş ve mali ödenekler açısından tam eşitlik sağlanmasını amaçlıyor” ifadesini kullanmıştı.

frgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı yetkililerinin Bağdat’ta düzenlenen bir güvenlik koordinasyon toplantısı sırasında çekilmiş fotoğrafı (Arşiv – Hükümet medyası)

Kürtçede ‘ölümle yüzleşenler’ anlamına gelen Peşmerge, IKBY’yi korumakla görevli resmi askeri güç olarak kabul ediliyor. Tarihsel olarak Kürtlerin haklarını savunmak amacıyla dağlarda silahlı direniş hareketleri şeklinde ortaya çıkan Peşmerge, 2003 sonrasında ise örgütlü ve donanımlı bir güvenlik kurumuna dönüştü.

Peşmerge, başta DEAŞ’a karşı savaş olmak üzere kritik çatışmalara katıldı ve Uluslararası Koalisyon’un başlıca stratejik ortaklarından biri oldu.

IKBY, 2026 yılında tarihi bir adım atarak tüm askeri birliklerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında kapsamlı biçimde birleştirilmesinin tamamlandığını duyurdu. Erbil yönetiminin ifadesiyle bu adım, KDP ile KYB arasındaki onlarca yıllık siyasi bölünmeye son vererek Peşmerge’yi ‘kurumsal ve birleşik bir orduya’ dönüştürmeyi amaçlıyor.


Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.