Libya: Siyaset treni henüz ülkeye ulaşmadı ve savaş sonuç alınmaksızın devam ediyor

Mareşal Halife Hafter (AFP)
Mareşal Halife Hafter (AFP)
TT

Libya: Siyaset treni henüz ülkeye ulaşmadı ve savaş sonuç alınmaksızın devam ediyor

Mareşal Halife Hafter (AFP)
Mareşal Halife Hafter (AFP)

Libya'nın başkenti Trablus'ta, Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) tarafından desteklenen silahlı güçlerle Libya Ulusal Ordusu (LUO) arasındaki savaş, herhangi bir sonuç alınmaksızın ve köklü değişiklikler olmaksızın yaklaşık dokuz aydır devam ediyor. Bazı gözlemciler, Libya Ulusal Ordusu lehine sahada bir dizi ilerlemenin mevcut olduğundan bahsederken, uluslararası arenada Libya konusu ise gündemdeki sıcaklığını koruyor.
Bu olayları takiben Washington'un Moskova ile çatışma hattına girmesi, Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi ve parlamenter çevreler tarafından güç dengesinin değişebileceği şeklinde yorumlandı. Tüm bunların yanında uluslararası güçlerin hâlâ kendi nüfuz alanları üzerinde çatışmaya devam etmeleri, siyaset treninin bir süre daha Libya'ya ulaşmayacağını göstermektedir.
Libya Ulusal Ordusu lideri Mareşal Halife Hafter’in, 4 Nisan 2019'da Trablus'u “terörist ve silahlı gruplardan” kurtarmak için şehre askeri bir operasyon gerçekleştirilmesi yönünde emir vermesinden bu yana iki taraf arasında meydana gelen savaşta çok fazla kan döküldü. Taraflardan biri başkentin kalbine ulaşmaya çalışırken, diğer taraf ise şehrin düşmemesi için uğraşıyor. Bu girişimler doğrultusunda her iki taraf da saldırılarını yoğunlaştırıyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan LUO’ya bağlı Manevi Rehberlik İdaresi Başkanı Tuğgeneral Halid el-Mahcub, sekiz yıldan fazla bir süredir başkenti elinde bulunduran “milis devleti” olarak isimlendirdiği yapının sonunun yakın olduğunu söyledi. Her nerede ve nasıl olursa olsun bu yapının ortadan kaldırılacağını taahhüt eden el-Mahcub, “Durum kontrol altında ve milislerin günleri sayılı” ifadesini kullandı.
Dünya geç kaldı
Savaş tansiyonunun tırmanması, ölü ve yaralı sayısının artması ve göç oranlarının yükselmesine paralel olarak Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Gassan Salame başkanlığındaki Birleşmiş Milletler (BM) Misyonu, savaş tekerini durdurmak adına erkenden harekete geçti fakat teker çok hızlı dönüyordu. Öte yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki büyük güçler meselenin çözümü konusunda geciktiler. Bu durum, tarafların güçlerini ve mühimmatlarını savaş hatlarına konuşlandırmakta başarılı olmalarına yol açtı.
Askeri operasyonu destekleyen siyasi güçler, başkanlık konseyi ve hükümetin, başkente hâkim olduğu için gerçek reformlarda bulunma ve yolsuzlukla mücadele etme fırsatını bulduğunu, fakat hükümet kurumlarına sızan silahlı milislerin eliyle söz konusu fırsatın kaybedildiğini belirtti. Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne sadık olan siyasi güçler, başkentin ülkenin doğusundaki kuvvetler tarafından bir saldırıya uğradığını düşünüyor ve başkenti savunmak için mümkün olan her şeyin yapılması gerektiğini söylüyor.
Libya'da Ulusal İnsan Hakları Komitesi tarafından yayınlanan rapora göre başkent Trablus’ta yaşanan çatışmalar dolayısıyla hayatını kaybedenlerin sayısı, 142 sivil, 23 sağlık personeli, 38 kadın ve 48 çocuk olmak üzere 2 bin 759’a ulaştı. Ayrıca rapora göre hafif ila orta dereceli bir şekilde yaralanan kimselerin sayısı ise 8 bin 169. Komite, bu istatistiklerin ülkedeki çeşitli hastanelerden alınan bilgilere dayandığını belirtti.
Hafter’in şartları
Şarku’l Avsat’a konuşan Tuğgeneral Mahcup, Trablus’taki durumda yaşanan gelişmelere ilişkin şunları söyledi:
“Başkomutan Mareşal Halife Hafter, bu askeri operasyonları bizzat kendisi takip ediyor. Durum kontrol altında. Ordu, batı bölgesinde güvenlik ve istikrarı sağlamaya yakın. Silahlı kuvvetler kontrolünü birden fazla yönde genişletmeye başladı ve güneye yöneldi. Buradaki bazı düşman odakları abluka altına alındı ve vuruldu. Ulusal ordu, bu operasyonlar yoluyla paralı askerlerin batı bölgesine ve özellikle Trablus’a girmesine engel oldu. Ordunun operasyonları sıkılaştırmasının ardından milisler geri çekildi. Geryan kentinin ana arteri olan el-Hira bölgesinin kontrolü de ele geçirildi. Bunun birtakım başarılar sağladığını düşünüyorum.”
Hafter, savaşın başlamasından bu yana ilk kez geçtiğimiz Eylül ayında yaptığı açıklamada, ateşkes ilan etmek ve diyalog sürecine girmek için birtakım şartlar öne sürdü.
Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü General Ahmed el-Mismari’nin aktardığına göre Hafter, kapsamlı bir ulusal diyalogun ve siyasi bir sürecin gerekli olduğunu ifade etti. Fakat Hafter, silahlı terörist grupların ve suç çetelerinin başkent Trablus'taki hâkim olmaya devam ettikleri sürece Libya'nın egemenliğini ve birliğini garanti eden bir diyaloğa yer olmadığını vurguladı. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 26’ncı toplantısının oturum arasında yapılan Libya konulu bakanlar toplantısından sonra gelen Hafter’in açıklamasında, UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac’ın daha önceki girişimine değinilmedi. Serrac bu girişiminde, bir sonraki aşama için yol haritası hazırlamak üzere bir araya gelmekten söz etmiş ve 2019 yılı bitiminden önce başkanlık ve parlamento seçimlerinin eşzamanlı yapılması için uygun bir anayasal temel oluşturulmasından bahsetmişti.
Müzakere masasına dönülür mü?
Temsilciler Meclisi Üyesi Muhammed Beşir el-Firas, artık müzakere masasına dönülmesi için ikinci bir fırsatın bulunmadığını belirttiği açıklamasında, ulusal ordunun azımsanmayacak önemli kazanımlar elde ettiğini ve giderek başkentin kalbine yaklaştığını söyledi. Ayrıca el-Firas hâlihazırda milislerin amacının söylenildiği gibi saldırıları geri püskürtmek değil, kendi pozisyonlarını muhafaza etmek olduğunu ifade etti.
Trablus’ta bir İstinaf Mahkemesi’nde yargı dairesi başkanı olarak görev yapan el-Firas, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, milis kuvvetlerinin yaklaşık yüzde 70 oranında tükendiklerini ve alan komutanlarının çoğunu kaybettiklerini ifade etti. Başkanlık Konseyi'nin dağıldığı ve savaşı yönetme gücünü kaybettiği değerlendirmesinde bulunan el-Firas, yapılan açıklamalardan bunun açık bir şekilde göründüğünü dile getirdi. Hava kuvvetlerinin başkentin hava sahasını bütünüyle kontrol ettiğini ve bu durumun karşı tarafı telaşlandırdığını söyleyen el-Firas, silahlı kuvvetlerin halk arasındaki ağırlığının gün geçtikçe arttığını belirtti.
Milletvekili Abdünebi, Türkiye'nin UMH’yi destekleme konusundaki tutumuna ilişkin yaptığı yorumda, başkentin yakın zamanda milislerin kurtarılmasını beklendiklerini dile getirerek, “Ordumuz Trablus'taki kontrolünü genişlettikten sonra teröristler ve milisler vatanımızdan sürülecekler” ifadesini kullandı.
Öte yandan UMH tarafından başlatılan Öfke Volkanı Harekâtı’na dair yapılan günlük açıklamalarda ise düşman karşısında zaferlerin kazanıldığı ve düşman saflarının ağır kayıplar verdiği söyleniyor. Ayrıca UMH, LUO’ya bağlı hava kuvvetlerini, sivilleri, yoğun nüfuslu bölgeleri ve ambulansları hedef almakla suçluyor. Mismari yaptığı basın toplantısı sırasında söz konusu suçlamaları yalanlamıştı.
Büyük güçler arasındaki çatışmalar
Trablus'un güney kısımlarındaki şiddetli savaşların yankılarının bir kısmı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki (BMGK) süper güçlerin eğilimlerine önemli ölçüde yansıdı. Zira Libya konulu tüm özel oturumlar özel gündemlere ve kişisel çıkarlara mahkûm edildi. Bundan dolayı hızlı bir şekilde hareket eden bu savaş tekeri durdurulamadı. Bu, ABD ve Rusya'nın Trablus'ta derhal ateşkes çağrısında bulunan İngiliz taslak kararına yönelik muhalif tutumlarında açıkça göründü. Ancak hâlihazırdaki ABD’nin saha üzerindeki tutumunda değişiklik oldu. Bu açık bir çelişkidir. Bunun sebebi, Washington'un Libya'daki Rus varlığından rahatsız olmasından başka bir şey değil. Washington, Rusya’nın petrol zengini olan bu ülkedeki nüfuzunu güçlendirmesinin önünü kesmek adına aykırı bir tutum takınmak zorunda kaldı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Rusya'yı ‘Libya’da özel askeri şirketler kurarak özel kazançlar elde etmek için Libya'daki çatışmayı kullanmakla’ itham etti. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov ise bu iddianın tamamen asılsız olduğunu dile getirdiği açıklamasında, ABD’ye imada bulunarak şu ifadeleri kullandı: “Birtakım ülkeler, uluslararası hukuku ihlal eden eylemleriyle Libya'yı yıktıktan sonra buradaki istikrar hakkında konuşma hakkına sahip değiller.”
UMH’ye bağlı olan güçler tarafından yapılan açıklamada, bir dizi paralı askerin öldürüldüğü ve Hafter için çalışan bir Rus şirketinden diğer bazı kimselerin ise esir alındığı bildirildi. Açıklamada bu kişilerin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in müttefiki olan Yevgeny Prigozhin’e bağlı olduklarının tahmin edildiği ve başkent Trablus'a askeri bir operasyona hazırlandıkları kaydedildi. Ancak Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Sergey Ryabkov, ülkesinin Libya'daki barış süreci için çalıştığını dile getirerek söz konusu iddiaları yalanladı.
Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı David Schenker ise Rusya'nın çarpıcı sayılarda düzenli askeri güçleri konuşlandırarak Libya halkı pahasına buradaki çatışmalardan yararlanmaya çalıştığı konusunda uyarıda bulundu. Schenker’in bu uyarısı, üst düzey bir ABD heyetinin Hafter ile ülkenin doğusunda bulunan evinde gerçekleştirdiği bir toplantının ardından geldi. Toplantıda düşmanlıklara son verilmesi ve ülkedeki savaşa siyasi bir çözüm bulunması meseleleri ele alındı.
Libya seması ve denizi
Tuğgeneral Mahcub’un açıklamalarına göre, Trablus’taki savaşın sona yaklaşılmasıyla birlikte Libya’nın hava sahası yabancı uçaklar için açık bir alan haline geldi. BM Güvenlik Konseyi’ndeki anlaşmazlıkların ülkenin hava sahasına intikal edeceğine dair birtakım korkular var. Bu korkulara, Libya hava sahasında iki insansız hava aracının kaybolduğu yönünde yapılan açıklamalar yol açtı. ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) tarafından yapılan açıklamada, bir insansız hava aracının Trablus semalarında kaybolduğu ve olaya ilişkin soruşturmanın devam ettiği bildirildi. Açıklamada konuya ilişkin daha fazla detaya yer verilmedi.
Libya'nın başkenti Trablus yakınlarında İtalyan MQ-9 Predator modeli olan bir ABD uçağının düşmesi sonrasında İtalya Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, düşürülen uçağın bir saldırı uçağı olmadığı bildirildi. Açıklamada söz konusu uçağın Akdeniz'de göçmenleri kurtarmak için yapılan operasyona yardım amaçlı gönderildiği vurgulandı.
İki olaya paralel olarak LUO Genel Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, askeri operasyonların gerçekleştirildiği Trablus ve çevresinde uçuş yasağı ilan edildiği bildirildi. Açıklamada bu durum, askeri operasyonlarda ilerleme kaydedildiği ve ordu güçlerinin başkente doğru ilerlemesi şeklinde yorumlandı. LUO Sözcüsü el-Mismari, Libya Sivil Havacılık Kurumu’nu, tüm havayolları şirketlerini ve Libya hava sahasını kullanan tüm tarafları bu yasağı ihlal etmemeleri hususunda uyardı.
Türkiye’nin kriz hattına girmesi
Ulusal ordunun hükümet güçlerini ve silahlı milisleri köşeye sıkıştırmasının ardından es-Serrac, Ankara ile bağlantısını güçlendirmeye yönelerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile denizcilik ve güvenlik anlaşmaları imzaladı. Bu durum şeklen de olsa Türkiye'ye, Akdeniz'de bir nüfuz kazandırdı. Bazıları bu durumu denizcilik anlaşmasının imzalanması karşılığında UMH ile yapılan bir askeri takas olarak değerlendirdi.
Beyda kentindeki Geçici Hükümet Sözcüsü Hatim el-Arabi, Türkiye ile es-Serrac hükümeti arasındaki bu anlaşmanın yasa dışı olduğunu ve Libya’nın egemenliğini ihlal ettiğini söyledi. Libya'nın eski Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Büyükelçisi Arif Ali Nayed’in başkanlığını yaptığı Libya İleri Araştırmalar Enstitüsü, BM elçisine derhal bir mektup göndererek, başkanlık konseyinin seçilmemiş olması ve halkın iradesini temsil etmemesi sebebiyle olaya müdahale ederek bu duruma bir son vermesi çağrısında bulundu.
Temsilciler Meclisi Üyesi Ali et-Takbali, yaptığı basın açıklamasında, başkanlık konseyini, Türkiye'nin elinde bir kukla olmakla suçladı. Türkiye'nin es-Serrac hükümeti ile imzaladığı anlaşmanın arkasında bir dizi hedefin bulunduğuna dikkat çeken Takbali, hiçbir ülkenin Libya'nın servetini ele geçirmesine izin verilmeyeceğini vurguladı.
Berlin durağı sonrası
Yılın sonuna yaklaşılmasıyla birlikte uluslararası güçler, yaklaşık 9 ay süren şiddetli savaştan sonra üzerinde uzlaşılacak bir formüle ulaşmak amacıyla müzakere masasında tekrar bir araya gelmek için toplanıyorlar. Muhammed el-Faris’in de aralarında bulunduğu bir dizi milletvekili ve siyasetçi, ulusal orduyu destekleyen ülkelerin ordunun başkenti kontrol altına almaya yaklaştığının farkında olduklarını ve bundan dolayı bir yandan bunu başarısız kılmak adına bahaneler üreteceklerini öte yandan İtalya, Türkiye ve Katar'ı Libya sahnesinden çıkarmaya karar vereceklerini düşünüyorlar.
Libyalı politikacılar, Berlin konferansında ülkelerini temsil edememeleri yönündeki kararı reddediyorlar ve bunu bir tür uluslararası vesayet olarak görüyorlar. Gassan Salame, Berlin’deki konferansın Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinin krizle ilgili tutumlarını düzeltmeyi amaçladığını belirterek, Libya'daki sivillerin BMGK’daki açmazın ve daimi üyeler arasındaki çıkar çatışmalarının kurbanı olduğunu söyledi. Berlin konferansında ulaşılan sonuçlar temelinde Libyalılar arasında bir uzlaşma sağlanacağına dair söz veren Salame, mevcut durumdaki en önemli olan şeyin, birliği sağlamak olduğunu söyledi.



Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
TT

Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Uluslararası Koalisyon’un daha önce bölge muhafız güçlerine tahsis ettiği mali yardımları durdurduğunu duyurdu.

Açıklama, IKBY’nin, daha önce iki ana parti olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı iki ayrı güç şeklinde örgütlenen Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirmeyi başarmasından bir haftadan kısa süre sonra geldi. Karar ayrıca, ABD güçlerinin ay sonunda Irak’tan çekilmesinin arifesinde alındı.

Yardımlar sona erdi

Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Bahtiyar Muhammed Sıddık yaptığı açıklamada, “Uluslararası Koalisyon tarafından Peşmerge güçlerine sağlanan mali yardımların süresi, iki taraf arasında daha önce imzalanan anlaşma uyarınca sona erdi. Ağustos ve Eylül 2026 aylarına ilişkin mali yardımlar, anlaşma kapsamında yapılan son ödeme oldu” dedi.

Sıddık, “Mutabakat zaptı 21 Eylül 2022 ile 21 Eylül 2026 tarihleri arasında yürürlükteydi. Süresinin dolmasıyla birlikte Koalisyon tarafından sağlanan mali ödemeler de durduruldu” ifadelerini kullandı.

Sıddık ayrıca bakanlığın, Koalisyon tarafından Ağustos ve Eylül 2026 ayları için sağlanan yardımların, anlaşma kapsamında son ödeme olarak geçen perşembe günü dağıtıldığını daha önce açıkladığını belirtti.

dfgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirme töreninde yaptığı konuşma sırasında (IKBY Başkanlığı)

Kürt yetkili, Erbil yönetiminin Bağdat’taki Irak hükümetinden, Peşmerge mensuplarının maaşlarının Irak güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi yoluyla söz konusu yardımların telafi edilmesini talep ettiğini söyledi.

Mali yardımların yanı sıra Washington, geçen yıl Irak hükümetinin onayıyla Peşmerge güçlerine 105 milimetre çapında 24 adet M119 tipi hafif ve orta sınıf obüs teslim etmişti. Söz konusu teslimat, Uluslararası Koalisyon’un, DEAŞ’a karşı mücadelede Kürt ortak güçlerinin savunma kapasitesini güçlendirme planları kapsamında gerçekleştirilmişti. Bu adım, Bağdat’taki bazı siyasi gruplar ve siyasetçilerin tepkisini çekmişti.

Yardımların uzatılması

Kürt yetkililer, Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi konusunda ciddi güvenlik endişeleri ve rahatsızlık dile getiriyor. KDP lideri Mesud Barzani de daha önce birçok kez çekilmenin doğurabileceği risklere ve DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini yeniden canlandırma ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu.

Barzani’nin medya danışmanı Kifah Mahmud, yardımların durdurulmasının ‘normal’ olduğunu belirterek, bunların ‘sonuçta imzalanan bir mutabakat zaptı kapsamında sağlandığını ve söz konusu anlaşmanın artık sona erdiğini’ söyledi. Mahmud, yardımların büyük bölümünün Bağdat’taki federal hükümet tarafından kesilen Peşmerge maaşlarının telafisi amacıyla kullanıldığını kaydetti.

Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Erbil’in yardımları almasının temel nedenlerinden birinin Bağdat’ın Peşmerge güçlerini, Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Iraklı askerlerin sahip olduğu haklarla eşit kapsamda değerlendirmemesi olduğunu belirtti. Mahmud, Irak Anayasası’nın Peşmerge’yi ülkenin askeri yapılanmasının bir parçası olarak kabul ettiğine dikkat çekti.

Mahmud, Bağdat’ın tutumunun ‘anayasanın uygulanmasındaki aksaklıklar, anayasanın uygulanmasına ilişkin yanlış yorumlar ve bölge yönetimine karşı kısa vadeli bir yaklaşım’ gibi sorunlardan kaynaklandığını ifade etti. Bunun da IKBY ile Bağdat arasında yaşanan sorunların daha da büyümesine yol açtığını söyledi.

Bununla birlikte Mahmud, Peşmerge maaşlarının artırılması ve diğer güvenlik güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi konusunda ‘ciddi bir yaklaşımın işaretlerinin’ görüldüğünü belirtti. Mahmud, özellikle Ali ez-Zeydi’nin federal hükümet başkanlığını üstlenmesinden bu yana komisyonların, IKBY güçlerinin maaşları da dahil olmak üzere taraflar arasındaki ihtilaflı dosyaları çözmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.

Olası uzatma

Mahmud, Bağdat’ın Kürt tarafının taleplerine yanıt vermemeyi sürdürmesi halinde “Uluslararası yardımların durdurulması Peşmerge maaşlarını önemli ölçüde etkileyecek” dedi. Mahmud bu durumun, ‘ABD’yi yardım mutabakatını iki veya dört yıl süreyle yenilemeye yöneltebileceği’ değerlendirmesinde bulundu.

IKBY Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim de geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, bölge hükümeti heyetinin 2027 bütçe yasa tasarısı konusunda federal hükümetle devam eden görüşmeler sırasında, 148 bin Peşmerge mensubunun maaşları için mevcut ödeneklere 450 milyar dinarlık artış yapılmasını resmen talep ettiğini belirtmişti.

Rahim, basına yaptığı açıklamada, “Artış, Peşmerge güçleri mensupları ile Irak askeri güçlerindeki meslektaşları arasında maaş ve mali ödenekler açısından tam eşitlik sağlanmasını amaçlıyor” ifadesini kullanmıştı.

frgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı yetkililerinin Bağdat’ta düzenlenen bir güvenlik koordinasyon toplantısı sırasında çekilmiş fotoğrafı (Arşiv – Hükümet medyası)

Kürtçede ‘ölümle yüzleşenler’ anlamına gelen Peşmerge, IKBY’yi korumakla görevli resmi askeri güç olarak kabul ediliyor. Tarihsel olarak Kürtlerin haklarını savunmak amacıyla dağlarda silahlı direniş hareketleri şeklinde ortaya çıkan Peşmerge, 2003 sonrasında ise örgütlü ve donanımlı bir güvenlik kurumuna dönüştü.

Peşmerge, başta DEAŞ’a karşı savaş olmak üzere kritik çatışmalara katıldı ve Uluslararası Koalisyon’un başlıca stratejik ortaklarından biri oldu.

IKBY, 2026 yılında tarihi bir adım atarak tüm askeri birliklerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında kapsamlı biçimde birleştirilmesinin tamamlandığını duyurdu. Erbil yönetiminin ifadesiyle bu adım, KDP ile KYB arasındaki onlarca yıllık siyasi bölünmeye son vererek Peşmerge’yi ‘kurumsal ve birleşik bir orduya’ dönüştürmeyi amaçlıyor.


Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.