Dünya 2020'de borç batağından kurtulacak mı?

Avrupa'da ekonomik krizin derinliğine dikkat çeken bir çalışma (AFP)
Avrupa'da ekonomik krizin derinliğine dikkat çeken bir çalışma (AFP)
TT

Dünya 2020'de borç batağından kurtulacak mı?

Avrupa'da ekonomik krizin derinliğine dikkat çeken bir çalışma (AFP)
Avrupa'da ekonomik krizin derinliğine dikkat çeken bir çalışma (AFP)

Uzmanlar tarafından 2019 sonunda yapılan tahminlere göre küresel çaptaki borç batağının artması, dünya üretim hacminin ötesine geçen hızı nedeniyle ülkelerin istikrarlarına yönelik bir tehdit oluşturuyor. Bu da sorunun devam edip etmeyeceğine dair soru işaretlerini ortaya çıkarıyor.
Uzmanlar ve analistler yaptıkları değerlendirmelerde, küresel ekonominin genişleyen borç batağını kontrol etmenin yollarını bulmaya yönelik herhangi bir çaba harcanmadığı için artan borç hacmiyle başa çıkma yeteneğinin azalması küresel bir mali kriz alarmına neden oluyor.
Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIF) yayınladığı son rapora göre yavaşlama belirtisi göstermeyen küresel borç, bu yılın ilk yarısında 7,5 trilyon dolar artarak toplam 255 trilyon doların üzerinde rekor seviyeye ulaştı.
Bugün 7,7 milyarı aşan dünya nüfusunun kişi başına düşen borç payı hesaplandığında önceki rakamlara kıyasla bir rekora işaret eden 32 bin dolar gibi bir borç oranı ortaya çıkıyor. IFF’nin Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine dayanan ‘Kürsel Borç Monitörü’ raporunda finans sektörü dışındaki borç hacminin şu an 190 trilyon dolarla küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 240'ının üzerinde olduğu belirtildi.
Bank Of America Merrill Lynch (BofAML) tarafından yayınlanan diğer verilere göre ABD merkezli yatırım bankası Lehman Brothers’ın iflasından bu yana hükümetler, 30 trilyon dolar tutarında kredi çektiler ve şirketler 25 trilyon dolar kazandı. Aileler 9 trilyon dolar tutarında kredi çekerken bankalar da iki trilyon dolar kazandı.
Bununla birlikte dünyanın en fazla borcu olan ülkelerin ekonomik olarak daha güçlü ülkeler olması da oldukça ironik bir durum olarak gösteriliyor. ABD, 22 trilyon dolar ile bu ülkelerin oluşturduğu listenin başında yer alırken onu Japonya, Çin, İngiltere ve Fransa izliyor.
Bu durum, Dünya Bankası’nın (WB) 2020 Uluslararası Borç İstatistikleri Raporu’nda da karşımıza çıkıyor. Düşük ve orta gelirli ülkelerin toplam dış borcunun geçen yıl yüzde 5,3 artarak 7,8 trilyon dolara yükseldiğine işaret edilen raporda dış kaynaklardan alınan net borcun yüzde 28 düşerek 529 milyar dolara gerilediği aktarıldı.
Ticaret gerilimleri
Gelişmiş ekonomiler arasındaki ticaret gerilimlerinin artması, iş dünyasının güvenini, yatırım kararlarını ve küresel ticareti etkilerken küresel sistemin geleceğine ilişkin belirsizliği de artırdı. Para politikasının daha da gevşetilmesine yönelik kayda değer kayma, ticaret gerilimlerinin mali piyasalar ve faaliyetleri üzerindeki etkisini azaltma imkanı sundu. Ancak umutlar halen güvensizlik ve küresel arenadaki istikrarsızlığın gölgesinde kalmaya devam ediyor. Karamsarlık, IMF, WB ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi uluslararası kuruluşların küresel ekonominin geleceğine dair tahminlerini yeniden gözden geçirmelerine neden olan baskın faktör olmayı sürdürüyor. Bu durumun uluslararası piyasalar üzerinde olumsuz etkileri olabilir.
IMF, 2019 yılında küresel büyüme oranının yaklaşık yüzde 3,7'ye ulaşmasını beklerken oran yüzde 3’e geriledi. Aynı şekilde gelişmiş ekonomilerde büyüme oranı yüzde 1,7'ye düşerken, gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri yüzde 3,9'luk bir büyüme kaydetti.
Artan ticaret gerilimleri, verimliliğin düşüşüyle azalan küresel talep ve gelişmiş ekonomilerin giderek yaşlanan nüfusu, küresel büyümedeki bu yavaşlamayı tetikleyen faktörler arasında yer alıyor. IMF Dünyada Ekonomik Görünüm Raporu’na göre 2020'de küresel büyümenin yüzde 3,4'e ulaşması ve biraz olsun iyileşme göstermesi bekleniyor. Yine rapora göre gelişmiş ekonomiler için büyüme tahmini yüzde 1,7 düzeyinde istikrarını korurken gelişmekte olan ekonomilerin yüzde 4,6’lık büyüme kaydetmesi öngörülüyor.
Faiz oranları
Küresel ekonomi ayrıca uluslararası sermaye maliyetinin düşürülmesine katkıda bulunan düşük faiz oranlarına da tanık oldu. ABD bu konuda Ekim 2008'den sonra ilk kez 2019 yılında 1,5 ile 1,75 arasında değişen faiz oranlarını üst üste üçüncü kez azaltma eğilimi gösteren Merkez Bankası (Fed) aracılığıyla önemli bir rol oynadı. Bu kararlar, Euro Bölgesi ülkeleri, Türkiye ve bazı Körfez ülkelerindekiler gibi birçok küresel merkez bankasını faiz oranlarını 25 baz puan düşürmeye, ekonomilerini büyütmeye ve küresel ekonomik büyüme oranını yönlendiren kantitatif gevşeme (parasal gevşeme - QE) politikasına yönelmeye itti.
Ancak Fransa'nın üçüncü büyük bankası Societe Generale (SA), küresel faiz oranlarını düşürmeye yönelik kararların ihtiyati önlemler değil, gelecek yılın ilk çeyreğinde makroekonomik düzeyde olumsuz sürprizlerle karşılaşılabilecek ve daha fazla düşüş beklenebilecek bir tepki politikası olduğu inancında.
Küresel büyümenin gerilemesi ve borç hacminin büyümesinin önemli nedenlerinden biri kaynakların ve varlıkların yanlış kullanımı
VI Markets İcra Direktörü Ahmed Muti konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“Küresel borç hacminin artmasının birkaç nedeni var. Bunların başında ülkelerin kaynaklarını ve varlıklarını verimli kullanamaması geliyor. ABD’nin başını çektiği ticaret savaşının başta Çin, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve Meksika olmak üzere birçok coğrafya üzerinde olumsuz etkileri var. Dünyadaki jeopolitik risklerin neden olduğu küresel büyüme oranlarındaki gerileme, ödenmemiş borçların ödenmesinde gecikmeleri ve dolayısıyla maliyeti artırıyor.”
Muti, mevcut çözümlere ilişkin de şunları söyledi:
“En iyi çözüm faiz oranlarını düşürmek, kalkınma projelerini borçların ödemesinden uzakta finanse edebilmek için alınan kredileri en iyi şekilde kullanmak ve borçlanmadan gerekli desteği sağlamak için büyük ve gelişmekte olan ülkeler arasında işbirliği mekanizmaları kurmaktır.”
Endişe kaynağı
ICM Capital Şirketi İş Geliştirme Müdürü Vail Hammad, küresel borç hacminin artış hızının yatırımcılar arasında büyük bir endişe kaynağı olmaya devam ettiğini söyledi. Hammad, özellikle BIS’in tahminlerine göre 2008 yılındaki küresel mali kriz öncesi borç oranlarına kıyasla şuan yaklaşık yüzde 50 oranında artışın görülmesinin bu konuda etkili olduğunu kaydetti.
Hammad ayrıca hükümetler, altyapı, sağlık ve eğitim sektörlerindeki harcamalarını azaltıp daha fazla borç ödedikçe mevcut borç seviyelerinin kalkınma hedefleri için gerçek bir tehdit olmaya devam edeceğini vurguladı.
Merkez bankalarının yöneticilerinin büyük bir bölümünün borç konusundaki endişelerini gizlediklerini söyleyen Hammad, buna karşın piyasayı takip edenlerin büyük bir kısmının ise mevcut durum karşısında endişelerini açıkça ifade ettiklerini belirtti. Hammad ayrıca bankaların parasal gevşeme gibi alışılmadık para politikaları başlatarak bir dizi borsa endeksini gizlediği konusunda şüpheler olduğunu kaydetti.
Hammad, çoğu ülkede borç hacmi ve GSYİH’nin 3 ila 5 yıl içinde gerileyeceği ve böylece ödenmemiş borç maliyetinin azaltılmasına katkıda bulunacağını belirten çelişkili çalışmalar olduğunu da sözlerine ekledi.
Gerçek çözümler
Indepdent Arabia'ya konuşan Think Markets İş Geliştirme Müdür John Lucca, konuya ilişkin olarak şunları söyledi:

“Uluslararası toplum, sermaye maliyetini düşürerek ve borçlanmayı kalkınma projelerine yönlendirerek, küresel ekonominin kaderini tehdit eden artan borç oranlarını kontrol etmek için ciddi çözümler getiren geleceğe yönelik planlar yapıyor.”
Borç riski ile ilgili uyarıların devam ettiğini söyleyen Lucca, eğer mevcut durum kontrol altına alınmazsa yeni bir küresel mali krizin patlak verebileceği tahminleri olduğunu belirterek özellikle Arjantin, Lübnan, Moğolistan, Pakistan ve Sri Lanka gibi büyük cari açıkları olan ülkelerde borcun derinleşmesinin beklendiğini kaydetti.
Artan şüpheler
Küresel ekonomi uzmanı Ali Hamudi de değerlendirmesinde, “Küresel borç hacmi, daha önce benzeri görülmemiş seviyelere ulaştıktan sonra devam edip etmeyeceğine dair çok sayıda soru işaretleri oluştu. Büyük ekonomilerin borç oranları GSYİH’larının yüzde 70'inin üzerinde” dedi.   
Dünyanın dört bir yanındaki ekonomistler, İngiltere, Fransa, Japonya, Avustralya ve Kanada'nın iç borçlarının GSYİH'ye oranlarının yüzde 100’ünden fazla gerilediği 1945-1980 döneminde olduğu gibi borcun üzerini örtmenin borçları azaltabileceğine inanıyorlar.
Borç bombasının ulusal ekonomi için bir tehdit olduğunu ve en küçük bir olayla dahi patlayabileceğini söyleyen Hamudi, IMF’nin son dönemde enflasyonun yaklaşık yüzde 10 milyon arttığı Venezuela gibi büyük risk altında olan 32 ülke tespit ettiğini aktardı.
ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşından kaynaklanan jeopolitik gerilimler ve İngiltere'nin AB’den çıkışındaki (Brexit) belirsiz nedeniyle küresel emtia ticaretinin 2009'dan beri en kötü yılına doğru ilerlediğine dikkati çeken Hamudi, bunun da küresel durgunluğu artırdığını ve bazı ülkelerin finansal yükümlülüklerini yerine getirme yeteneklerini azalttığını belirtti.



Trump, Amerikan petrol devlerini birbirine düşürdü

ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)
ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)
TT

Trump, Amerikan petrol devlerini birbirine düşürdü

ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)
ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)

ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) desteklediği Venezuelalı petrol firması, ülkede Amerikan petrol devi Chevron'un hakimiyetine meydan okuyor.

Pentagon'un yüzde 35 pasif hisse aldığı Venezuelalı petrol şirketi North American Blue Energy Partners (NABEP) ülkedeki üretimini hızla artırıyor.

Venezuelalı iş insanı Alejandro Betancourt'un yönettiği NABEP, geçen ay Donald Trump yönetimiyle yaptığı anlaşmayla 17 petrol sahasının geliştirilmesi hakkını elde etmişti. Yaklaşık 65 milyar varil petrol içerdiği belirtilen bu sahalar, Venezuela'nın toplam rezervlerinin neredeyse beşte birine karşılık geliyor.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre şirket 60 sondaj kulesi, 30 buhar kazanı ve 70 ağır iş makinesi temin etti. İlk iki sondaj kulesinin Houston'dan Venezuela'ya pazartesi günü gönderilmesi planlanıyor.

NABEP günde yaklaşık 220 bin varil üretimle Chevron'un ardından Venezuela'nın en büyük ikinci özel petrol üreticisi. Şirketin, Chevron'un yaklaşık 280 bin varillik günlük üretimini bu yıl sonu veya gelecek yılın başında aşması bekleniyor. NABEP, 2028'in sonuna kadar üretimini günlük 500 bin varile çıkarmayı hedefliyor.

Pentagon ayrıca şirketin üretiminin yüzde 20'sini maliyetine satın almakta öncelikli hakka sahip olacak.

Şirket sözcüsü, "NABEP, vaat ettiğimiz gibi Batı Yarımküre için petrol üretimini artırıyor. Biz yalnızca kendimizle yarışıyoruz" dedi.

Diğer yandan analizde, anlaşmanın açıklanmasının ardından Chevron, ExxonMobil ve ConocoPhillips yöneticilerinin, ABD hükümetiyle bağlantılı bir firmayla rekabete girme ihtimalinden duyduğu rahatsızlığı sektör temsilcilerine aktardığı belirtiliyor.

Sektörden kişilere göre bu, rekabet ortamını zayıflatabileceği gibi diğer firmalara yatırımları da azaltabilir. ExxonMobil ve ConocoPhillips, Venezuela'da faaliyet göstermese de ülkedeki fırsatları değerlendiriyor.

ABD'deki Rice Üniversitesi'nden Francisco Monaldi, "Bu anlaşmanın, Venezuela'ya girecek tüm uluslararası petrol şirketleri açısından siyasi riskleri azaltmak yerine artırma ihtimali endişe verici. Oysa amaç bunun tam tersiydi" diyor.

Trump, Venezuela'yla imzalanan sözleşmeyi "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması" diye nitelemiş, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, ABD'nin askeri operasyonla ocak ayında Nicolas Maduro'yu ülkeden kaçırmasının ardından göreve gelen geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, TeleSUR


EBRD, 41 ekonomi için büyüme tahminini yüzde 2,5’e düşürdü

Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)
Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)
TT

EBRD, 41 ekonomi için büyüme tahminini yüzde 2,5’e düşürdü

Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)
Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), 41 ülkenin ekonomilerine ilişkin 2026 büyüme beklentisini 0,6 puan düşürerek yüzde 2,5’e çekti. Banka, enerji ve gıda fiyatlarındaki artış, borçlanma maliyetlerindeki yükseliş ve çatışmaların Irak, Lübnan, Ukrayna ve Türkiye ekonomileri üzerindeki etkileri nedeniyle büyüme tahminini üst üste ikinci kez aşağı yönlü revize etti.

Revizyon, bankanın haziran ayında söz konusu ekonomiler için daha güçlü bir büyüme öngörmesinin ardından geldi. Bu ekonomiler 2025’te yüzde 3,4 büyümüştü.

Banka, ekonomik faaliyet üzerinde birden fazla baskı kaynağının bulunması nedeniyle tahminlerine yönelik risklerin hâlâ aşağı yönlü olduğunu belirtti.

EBRD Baş Ekonomisti Beata Javorcik, “Dizelden buğdayın maliyetine ve borçlanma maliyetlerine kadar çok sayıda baskı noktası bulunuyor” dedi. Javorcik, baskıların giderek biriktiğini ve büyüme beklentileri açısından önemli aşağı yönlü risklerin bulunduğunu ifade etti.

Irak başı çekiyor

Irak, büyüme tahminlerinde en büyük aşağı yönlü revizyonun yapıldığı ülke oldu. Banka, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması nedeniyle petrol ihracatında yaşanan aksaklıkların etkisiyle Irak ekonomisinin bu yıl yüzde 12 daralmasını bekliyor. İhracattaki kesintilerin yıl sonuna kadar sürmesi halinde ekonomideki daralmanın daha da derinleşebileceği belirtiliyor.

Javorcik, “Irak’taki sorun ihracatın sekteye uğraması” ifadesini kullanırken, ülke ekonomisinin büyük ölçüde petrole dayandığına dikkat çekti. Petrol, Irak bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturuyor.

Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıkların bölgedeki bazı üreticilerin petrol ihracatı yapma kapasitesini sınırladığı bir dönemde Irak ekonomisi üzerindeki baskılar artıyor. Bu durum, ham petrol gelirlerine daha fazla bağımlı ekonomilere doğrudan yansıyor.

Bankanın tahminleri, petrol fiyatlarının varil başına 80 ila 100 dolar aralığında kalacağı varsayımına dayanıyor. Ancak banka, fiyatların bu aralığın üzerine çıkmasının kapsadığı ekonomilerde büyümenin daha da yavaşlamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Ukrayna, Lübnan ve Türkiye

Banka, Rusya’nın özellikle enerji altyapısı ve ulaşım güzergâhlarına yönelik saldırılarının yoğunlaşması nedeniyle Ukrayna ekonomisine ilişkin 2026 büyüme tahminini de 0,7 puan düşürerek yüzde 1,5’e çekti. 2027 yılı büyüme beklentisi ise 1,5 puanlık düşüşle yüzde 2,5’e indirildi.

Banka, Karadeniz bölgesindeki saldırıların Ukrayna’nın ihracatını azalttığını, Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin düşmesi ve demiryolu hatlarının zarar görmesinin ise ülkenin ürünlerini ihraç etmek için alternatif güzergâhlardan yararlanma kapasitesini sınırladığını belirtti.

Javorcik, bu gelişmelerin 2026’da Ukrayna’nın buğday, yağlı tohumlar ve maden ihracatını 5,5 milyar dolara kadar azaltabileceğini tahmin ediyor. Bu tutarın ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 2,5’ine denk geldiği belirtiliyor.

Javorcik ayrıca, tarım ürünlerinin ihracatındaki güçlüklerin gelecek tarım sezonunu da olumsuz etkileyebileceğini belirterek, çiftçilerin gübre alımı için gerekli finansmanı sağlamakta zorlanabileceğine dikkat çekti.

Lübnan’da ise banka, İsrail’le yaşanan çatışmaların etkisiyle ekonominin 2026’da yüzde 5 daralmasını bekliyor. Lübnan ekonomisinin 2027’de ise yüzde 4 büyümeye dönmesi öngörülüyor.

Türkiye için de 2026 büyüme tahminini 0,5 puan düşüren banka, beklentisini yüzde 3’e çekti. Revizyonun, enflasyon baskılarının devam etmesi ve finansman koşullarının sıkı seyretmesiyle bağlantılı olduğu belirtildi.

Gıda ve enerji

Banka büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize ederken, fiyat baskılarının beklenenden daha sınırlı olduğuna dikkat çekti. Bankanın faaliyet gösterdiği bölgelerde ortalama enflasyon yaklaşık yüzde 6 seviyesinde sabit kalırken, enerji fiyatları genel fiyat düzeyindeki artışın yaklaşık dörtte birine katkıda bulundu.

Ancak Javorcik’e göre küresel buğday fiyatları şubattan bu yana yaklaşık yüzde 30 arttı. Karadeniz bölgesindeki saldırılar nedeniyle Ukrayna’nın buğday ihracatı da Nisan 2022’den bu yana en düşük seviyesine geriledi.

Buğday fiyatlarındaki artış, özellikle ekmek ve tahıl fiyatlarını sübvanse eden Mısır gibi gıda ithalatçısı ülkeler üzerinde ek baskı oluşturuyor. Rusya ve Ukrayna, dünya buğday ihracatının yaklaşık dörtte birini gerçekleştiriyor.

Enerji fiyatlarındaki artışın yarattığı riskler ise yalnızca tüketicilerle sınırlı kalmıyor. Akaryakıt maliyetlerindeki yükseliş, üretim ve taşımacılık giderlerini artırırken, bu baskılar finansman maliyetlerindeki artışla aynı döneme denk geliyor.

Kuraklık Avrupa’yı zorluyor

Avrupa’da banka, kuraklık ve Tuna ile Ren nehirlerindeki su seviyelerinin düşmesinin sanayi ürünleri ve enerji taşımacılığını aksattığını, aynı zamanda elektrik üretimini de olumsuz etkilediğini belirtti.

Banka, su seviyelerindeki düşüşün hidroelektrik ve nükleer enerji üretiminin yaklaşık üçte bir oranında gerilemesine yol açtığını bildirdi. Bu durum, hâlihazırda yüksek enerji maliyetleri ve tedarik zincirlerindeki aksaklıklarla karşı karşıya olan ekonomiler üzerindeki baskıyı artırdı.

Banka, petrol fiyatlarının yüksek seyretmeye devam etmesi veya ticaret ve taşımacılıktaki aksaklıkların genişlemesinin büyüme üzerinde ilave baskı oluşturabileceği uyarısında bulundu. Bu durumun özellikle enerji ihracatına veya gıda ithalatına bağımlı ekonomileri daha fazla etkileyebileceği ve önümüzdeki dönemde toparlanma sürecini daha kırılgan hale getirebileceği belirtildi.


Aramco Başkanı: Operasyonlardaki herhangi bir aksaklık birkaç gün içinde aşılabilir

Aramco CEO’su Amin Nasser, basın toplantısında konuşuyor. (Reuters)
Aramco CEO’su Amin Nasser, basın toplantısında konuşuyor. (Reuters)
TT

Aramco Başkanı: Operasyonlardaki herhangi bir aksaklık birkaç gün içinde aşılabilir

Aramco CEO’su Amin Nasser, basın toplantısında konuşuyor. (Reuters)
Aramco CEO’su Amin Nasser, basın toplantısında konuşuyor. (Reuters)

Suudi Arabistan’ın milli petrol şirketi Aramco’nun CEO’su Amin Nasser, şirketin operasyonlarda meydana gelebilecek aksaklıkları birkaç gün içinde gidererek faaliyetlerini yeniden sürdürebilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi.

Nikkei Asia’nın aktardığına göre Nasser, şirketin mühendislik ekibinin mevcut altyapının genişletilmesi için çalışmalar yürüttüğünü belirtti. Nasser ayrıca, petrol ihracatında kullanılabilecek alternatif güzergâhların belirlenmesi üzerinde de çalışıldığını ve bunun tedarik ağının dayanıklılığını artırmayı amaçladığını ifade etti.

Bu adım, bölgedeki geleneksel petrol ihracat güzergâhlarının eş zamanlı olarak aksadığı bir zamanda atıldı. Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin halen kesintiye uğramasının yanı sıra Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı üzerinden gerçekleştirilen deniz taşımacılığı da çeşitli risklerle karşı karşıya bulunuyor.

Aramco, ham petrol ihracatında üç ana güzergâh kullanıyor: Hürmüz Boğazı, Babülmendeb üzerinden Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı ile SUMED boru hattı üzerinden Akdeniz’e uzanan güzergâh.

Nasser, daha önce yaptığı açıklamalarda şirket ekibinin mevcut seçenekleri genişletmek ve kullanılabilecek alternatif güzergâhlar oluşturmak için çalışmalar yürüttüğünü belirtmişti.