​Irak’taki çatışmalar protesto gösterilerini sonlandırır mı?

​Irak’taki çatışmalar protesto gösterilerini sonlandırır mı?
TT

​Irak’taki çatışmalar protesto gösterilerini sonlandırır mı?

​Irak’taki çatışmalar protesto gösterilerini sonlandırır mı?

Ahmed Suheyl
Irak’ta Ekim 2019’da protesto gösterilerinin başlamasından bu yana, siyasi güçler, gösterileri yönlendirmeye veya sonlandırmaya çalışıyor. Söz konusu güçler geçtiğimiz aylarda bu hedefler doğrultusunda birçok yöntem denedi. Onlar, halk hareketlerine dış ülkelerin, özellikle istihbarat birimlerinin destek verdiği suçlamasında bulundular. Güvenlik güçleri göstericilere gerçek mermilerle müdahalede bulunurken, bazı öncü aktivistler kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından kaçırılarak izleri kaybedildi veya öldürüldü.
Gösterilere siyasi müdahaleler
Irak siyasi sahnesinde yaşanan İran yanlıları ile karşıtları arasındaki ayrışma, protesto gösterileri üzerinde de etkilerini gösteriyor. Bazı partilerin ve siyasi güçlerin destekçileri, gösterileri kendi dar siyasi çıkarlarına hizmet amacıyla manipüle etmeye çalıştı. Diğer bazı güçler de ‘anarşist ve sabotajcıları’ elemek bahanesiyle halk hareketinin arasına karışıp gösterilerin sonuçsuz bırakılmasını hedefledi.  
Tahran’a bağlı siyasi güçler, ABD ve İran arasında yükselen tansiyonu, halk hareketini bastırmak için bir fırsat olarak gördü. Bu güçler, kamuoyunun öncelikli meselesinin ABD müdahalelerine karşı olmak olduğundan hareket ederek, gösterilerin sonlandırılmasını savunuyor.
ABD’nin Haşdi Şabi liderlerini hedef alan saldırısından sonra, bu konuyu ülke gündeminin ilk sırasına yerleştirerek protesto gösterilerini ikincil öneme sahip bir meseleymiş gibi göstermek istediler. Bazı siyasi partiler ile silahlı örgütlerin düzenlediği ABD Büyükelçiliği baskınının hedeflerinden biri de buydu.
Haşdi Şabi çatısı altındaki Asaib Ehlil Hak örgütü liderlerinden biri; Tahrir ve Şehitler meydanında gösterilere işaretle, “ABD Büyükelçiliği’nin Irak halkı aleyhinde faaliyet gösterdiği kesinleşmiştir. Halk hareketi içindeki bazı yıkıcı grupların bu merkezden desteklendiği ortaya çıkmıştır” dedi.
Öte yandan Şii Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr yaptığı açıklamada, “elçilik baskınının hedefinin, halk hareketini sonlandırmak olduğunu” vurgulayarak, ABD’ye tepki göstermişti. Böylelikle Irak’ta siyasi hayata hâkim olan Şii gruplar arasındaki görüş ayrılığı daha da belirgin bir hale gelmiş oldu.
İran’a yakın kuvvetler, protestocuları bastırmak ve halk hareketini sonlandırmak için, en tehlikelisi ‘iç savaş’ olmak üzere birçok senaryo üzerinde çalıştı. Ancak, ‘bağımsız, barışçıl, vatani’ bir çizgiyi temsil ettiklerini söyleyen göstericiler, dış güçlerin çatışmalarına taraf olmayacaklarını ve halkın talepleri karşılanana kadar gösterileri sürdürmekte kararlı olduklarını gösterdi.
Independent Arabia’dan Ahmed Suheyl’in haberine göre, gözlemciler, iç savaş tehditlerinin mantıklı temellere dayanmadığı yönünde hemfikir. Irak halkı, geçmişte olmadığı kadar kenetlenmiş durumda. Mezhepçiliğin öne çıkarılarak bir iç savaş yaşanması ihtimali çok zayıf. Gözlemcilere göre, muhtemel çatışmalar iç savaşa neden olmaz, ülkedeki siyasi gruplara bağlı silahlı örgütlerin, birbirlerine karşı sınırlı eylemlerde bulunması ise kuvvetle muhtemel.
Bağımsız başbakan talebi
Gözlemciler, dış güçlerin, Irak siyasi sahnesindeki etkilerinin zayıfladığını düşünüyor. Irak kamuoyu ve halk hareketi, dış bağlantılı güçlere karşı güvensizlik duyuyor. Gözlemciler ayrıca, iç siyasi çatışmaların gösterileri sonlandırmakta etkili olamayacağını, halk hareketinin, göstericilerin koşullarına göre bir başbakan seçilinceye kadar devam edeceğini öngörüyor.
Kufe Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü İyad Anber, yaptığı açıklamada, ‘’Irak siyasi sahnesinde tarafların tutumu netleşmiş durumda. Devlet mekanizmasının zayıflığı nedeniyle, ülkedeki siyasi taraflar dış güçlere vekâleten mücadele veriyor. Halk hareketi ise bu durumun gayet farkında’’ dedi.
Halk hareketinin nihai talebinin tam bağımsız bir başbakanın seçilmesi olduğunu söyleyen Anber, ‘’Protesto gösterilerine geniş katılım olması ve gösterilerin ivme kazanarak artması, bazı siyasi güçlerin yönetimdeki etkilerini kaybetmemek için taviz vermesine neden oldu. Bazı siyasi güçler ise, göstericilerin ABD tarafından desteklendiği tezini savunmakta ısrarcı görünüyor. Halk ise bu siyasi güçlerin kararlarının milli olmadığını, İran’ın yönlendirmesiyle belirlendiğinin farkında’’ diye konuştu.
Uzlaşı adayı
Gözlemciler, herkesin razı olacağı bir başbakan adayının belirlenmesi durumunda, ülke yönetiminde etkin olan siyasi güçlerle göstericilerin uzlaşmasının mümkün olduğunu düşünüyor. Gazeteci yazar Haydar Bedri, ‘’Demokrasi için önümüzde uzun bir yol var. Göstericiler şimdiye kadar birçok kazanım elde etti. Bu saatten sonra siyasi güçler somut adımlar atmadan gösterileri sonlandıramaz. Sadece bağımsız seçimlerin olması durumunda uzlaşı mümkün olacaktır’’ değerlendirmesinde bulundu.  
Independent Arabia’ya konuşan Bedri, muhtemel uzlaşı hükümetine başkanlık için, Yeniden Yapılanma Konseyi Başkanı Macid Saidi’nin adının geçtiğini söyledi. Göstericilerin ‘uzlaşı adayını’ kabul edeceklerini öngören Bedri, ‘’Protestocular oyalanmaktan yoruldular. Gösteriler üç aydır devam ediyor, ikna olacakları bir uzlaşı adayı olursa gösterileri sonlandırıp sonuçları takip etmeyi seçeceklerdir. Aday gösterilecek kişiliğin halkın saygı duyduğu biri olması gerekiyor. İç savaş tehditleri ise halkı caydıracak değildir, daha önce birçok gösterici öldürüldü, şiddet olayları yaşandı ama meydanları terk etmediler’’ ifadelerini kullandı.
Silahlı grupların savaşma ihtimali
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, siyaset uzmanları, ülkedeki gerginliğin iç savaşa neden olmayacağını, ancak siyasi grupların silahlı kanatları arasında düşük yoğunluklu çatışmaların yaşanabileceğini düşünüyor. Irak siyasetini yakından takip eden akademisyen Basil Hüseyin, bağımsız yeni bir başbakan seçilmediği sürece protesto hareketlerinin sona ermeyeceğini, göstericilerin, seçimlerin bağımsız geçici bir başbakan gözetiminde gerçekleştirilmesinde ısrarcı olduğunu söylüyor.
Yönetimdeki güçlerin, halk hareketini bastırmak için şu ana kadar birçok farklı yöntem denediğini, bunların en tehlikelisinin ise ‘iç savaşla’ korkutmak olduğunu belirten Hüseyin, ‘’İç savaşın yaşanması mümkün değil, silahlı kanadı olan siyasi güçler arasında çatışmalar yaşanması olasıdır. Şu anda taraflar bu ihtimalin olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendiriyor. Yine de bunu göze alacaklarını sanmıyorum’’ dedi.
Basil Hüseyin, protesto gösterilerinin Sadr Hareketi tarafından suiistimali konusunda ise ‘’Halk hareketinin sorunu; öne çıkan liderlerden yoksun olmalarıdır. Sadr Hareketi ise iyi organize olabiliyor ve gösterileri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek istiyor. Bununla birlikte halk hareketi, Mukteda es-Sadr’ın tekelinde olmadığını defalarca ispat etmiştir’’ yorumunda bulundu. 
Protestolar ve eksen çatışması
Iraklı protestocular, halk hareketinin bölgesel çatışmalara dâhil edilmemesini talep ediyor. ‘Bağımsız, barışçıl, vatani’ çizgiyi temsil ettiklerini söyleyen göstericiler, dış güçlerin çatışmalarına taraf olmamak noktasında kararlı olduklarını ifade ediyor.
Aktivist yazar Ali el-Miyah, ABD-İran arasında siyasi tansiyonun yükselmesinin halk hareketine olumsuz etkileri olsa da, hareketin hala aktif olduğunu ve Irak siyaset sahnesindeki etkisini sürdürdüğünü söyledi. Protestocuların bölgesel konular bahane edilerek taleplerinin görmezden gelinmesini kabul etmeyeceğini savunan Miyah, protestoların hala ülkedeki en önemli mesele olduğunu belirtti.
Aktivist Ammar Rebi de, halkın meydanlara inmesinin başlıca sebeplerinden birinin, Irak’ı bölgesel çatışmaların tarafı yapmak isteyen siyasetçilere bir tepki vermek olduğunu ifade etti. Göstericilerin bu durumun farkında olduğunu belirten Rebi, eylemcilerin “kullanılmamakta” kararlı olduklarını ifade etti.
Tahrir Meydanı’ndaki göstericilerin, Yeşil Bölge’ye girilmesine tepki göstermesinin de göstericilerin İran-ABD arasındaki çatışmada taraf olmamak istediklerinin kanıtı olduğunu söyleyen Rebi, iç savaş ihtimali hakkında ise, ‘’Irak halkı asla bir iç savaşa girmeyecektir. Bu tehlike geçmişte kaldı. Siyasi taraflar kendi çıkarlarını sürdürmek için bazı girişimlerde bulunabilir ancak halk desteği olmadan büyük çaplı çatışmaların yaşanması mümkün değildir. Halk eskisi gibi değil. Artık bilinçliyiz ve ülkenin daha fazla tahrip edilmesine izin vermeyeceğiz” diye konuştu.   



Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
TT

Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Uluslararası Koalisyon’un daha önce bölge muhafız güçlerine tahsis ettiği mali yardımları durdurduğunu duyurdu.

Açıklama, IKBY’nin, daha önce iki ana parti olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı iki ayrı güç şeklinde örgütlenen Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirmeyi başarmasından bir haftadan kısa süre sonra geldi. Karar ayrıca, ABD güçlerinin ay sonunda Irak’tan çekilmesinin arifesinde alındı.

Yardımlar sona erdi

Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Bahtiyar Muhammed Sıddık yaptığı açıklamada, “Uluslararası Koalisyon tarafından Peşmerge güçlerine sağlanan mali yardımların süresi, iki taraf arasında daha önce imzalanan anlaşma uyarınca sona erdi. Ağustos ve Eylül 2026 aylarına ilişkin mali yardımlar, anlaşma kapsamında yapılan son ödeme oldu” dedi.

Sıddık, “Mutabakat zaptı 21 Eylül 2022 ile 21 Eylül 2026 tarihleri arasında yürürlükteydi. Süresinin dolmasıyla birlikte Koalisyon tarafından sağlanan mali ödemeler de durduruldu” ifadelerini kullandı.

Sıddık ayrıca bakanlığın, Koalisyon tarafından Ağustos ve Eylül 2026 ayları için sağlanan yardımların, anlaşma kapsamında son ödeme olarak geçen perşembe günü dağıtıldığını daha önce açıkladığını belirtti.

dfgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirme töreninde yaptığı konuşma sırasında (IKBY Başkanlığı)

Kürt yetkili, Erbil yönetiminin Bağdat’taki Irak hükümetinden, Peşmerge mensuplarının maaşlarının Irak güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi yoluyla söz konusu yardımların telafi edilmesini talep ettiğini söyledi.

Mali yardımların yanı sıra Washington, geçen yıl Irak hükümetinin onayıyla Peşmerge güçlerine 105 milimetre çapında 24 adet M119 tipi hafif ve orta sınıf obüs teslim etmişti. Söz konusu teslimat, Uluslararası Koalisyon’un, DEAŞ’a karşı mücadelede Kürt ortak güçlerinin savunma kapasitesini güçlendirme planları kapsamında gerçekleştirilmişti. Bu adım, Bağdat’taki bazı siyasi gruplar ve siyasetçilerin tepkisini çekmişti.

Yardımların uzatılması

Kürt yetkililer, Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi konusunda ciddi güvenlik endişeleri ve rahatsızlık dile getiriyor. KDP lideri Mesud Barzani de daha önce birçok kez çekilmenin doğurabileceği risklere ve DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini yeniden canlandırma ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu.

Barzani’nin medya danışmanı Kifah Mahmud, yardımların durdurulmasının ‘normal’ olduğunu belirterek, bunların ‘sonuçta imzalanan bir mutabakat zaptı kapsamında sağlandığını ve söz konusu anlaşmanın artık sona erdiğini’ söyledi. Mahmud, yardımların büyük bölümünün Bağdat’taki federal hükümet tarafından kesilen Peşmerge maaşlarının telafisi amacıyla kullanıldığını kaydetti.

Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Erbil’in yardımları almasının temel nedenlerinden birinin Bağdat’ın Peşmerge güçlerini, Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Iraklı askerlerin sahip olduğu haklarla eşit kapsamda değerlendirmemesi olduğunu belirtti. Mahmud, Irak Anayasası’nın Peşmerge’yi ülkenin askeri yapılanmasının bir parçası olarak kabul ettiğine dikkat çekti.

Mahmud, Bağdat’ın tutumunun ‘anayasanın uygulanmasındaki aksaklıklar, anayasanın uygulanmasına ilişkin yanlış yorumlar ve bölge yönetimine karşı kısa vadeli bir yaklaşım’ gibi sorunlardan kaynaklandığını ifade etti. Bunun da IKBY ile Bağdat arasında yaşanan sorunların daha da büyümesine yol açtığını söyledi.

Bununla birlikte Mahmud, Peşmerge maaşlarının artırılması ve diğer güvenlik güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi konusunda ‘ciddi bir yaklaşımın işaretlerinin’ görüldüğünü belirtti. Mahmud, özellikle Ali ez-Zeydi’nin federal hükümet başkanlığını üstlenmesinden bu yana komisyonların, IKBY güçlerinin maaşları da dahil olmak üzere taraflar arasındaki ihtilaflı dosyaları çözmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.

Olası uzatma

Mahmud, Bağdat’ın Kürt tarafının taleplerine yanıt vermemeyi sürdürmesi halinde “Uluslararası yardımların durdurulması Peşmerge maaşlarını önemli ölçüde etkileyecek” dedi. Mahmud bu durumun, ‘ABD’yi yardım mutabakatını iki veya dört yıl süreyle yenilemeye yöneltebileceği’ değerlendirmesinde bulundu.

IKBY Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim de geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, bölge hükümeti heyetinin 2027 bütçe yasa tasarısı konusunda federal hükümetle devam eden görüşmeler sırasında, 148 bin Peşmerge mensubunun maaşları için mevcut ödeneklere 450 milyar dinarlık artış yapılmasını resmen talep ettiğini belirtmişti.

Rahim, basına yaptığı açıklamada, “Artış, Peşmerge güçleri mensupları ile Irak askeri güçlerindeki meslektaşları arasında maaş ve mali ödenekler açısından tam eşitlik sağlanmasını amaçlıyor” ifadesini kullanmıştı.

frgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı yetkililerinin Bağdat’ta düzenlenen bir güvenlik koordinasyon toplantısı sırasında çekilmiş fotoğrafı (Arşiv – Hükümet medyası)

Kürtçede ‘ölümle yüzleşenler’ anlamına gelen Peşmerge, IKBY’yi korumakla görevli resmi askeri güç olarak kabul ediliyor. Tarihsel olarak Kürtlerin haklarını savunmak amacıyla dağlarda silahlı direniş hareketleri şeklinde ortaya çıkan Peşmerge, 2003 sonrasında ise örgütlü ve donanımlı bir güvenlik kurumuna dönüştü.

Peşmerge, başta DEAŞ’a karşı savaş olmak üzere kritik çatışmalara katıldı ve Uluslararası Koalisyon’un başlıca stratejik ortaklarından biri oldu.

IKBY, 2026 yılında tarihi bir adım atarak tüm askeri birliklerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında kapsamlı biçimde birleştirilmesinin tamamlandığını duyurdu. Erbil yönetiminin ifadesiyle bu adım, KDP ile KYB arasındaki onlarca yıllık siyasi bölünmeye son vererek Peşmerge’yi ‘kurumsal ve birleşik bir orduya’ dönüştürmeyi amaçlıyor.


Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.