ABD drone’ları ve İran füzeleri arasında kalan Irak egemenliği

ABD drone’ları ve İran füzeleri arasında kalan Irak egemenliği
TT

ABD drone’ları ve İran füzeleri arasında kalan Irak egemenliği

ABD drone’ları ve İran füzeleri arasında kalan Irak egemenliği

Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi her zamanki gibi akşam saat 9.30’da uyudu. Bir sonraki gün, yani cuma günü tatildi. Abdulmehdi’nin o gün sabah saat 8.30’da İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Ordusu Komutanı Kasım Süleymani ile bir görüşmesi vardı.
Süleymani, Şam’dan Ecnihatuşşam (Şam Kanatları) Havayolları Şirketi’ne bağlı uçakla Bağdat’a gitti. Uçak Bağdat Uluslararası Havalimanı’na bir saat gecikmeli olarak iniş yaptı. Haşdi Şabi Heyeti Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Muhendis de havalimanında misafiri Süleymani’yi bekliyordu.
Ancak iki isim havalimanına 20 kilometre yakınlıktaki Bağdat şehir merkezine ulaşamadı. Irak semalarında değerli bir av için uçuş yapmakta olan drone’lar harekete geçti ve Süleymani ile beraberindekileri taşıyan konvoyu hedef aldı. Süleymani’nin ölümü sonrasında uçuşlar durduruldu, Abdulmehdi ile planlanan görüşme gerçekleşemedi. Sadece Abdulmehdi görüşmesi değil, tüm planlar değişti. Bu sefer Washington ve Tahran 'büyüklerinin' masasına yeni planlar konuldu.
Bağdat, yaklaşık üç ayı aşkın süredir devam eden protesto krizine ilave olarak Süleymani ve Muhendis’in tasfiyelerini hazmetmekte zorlandı.
Süleymani’nin ölümü öncesinde iki taraf arasında yaşanan gerginliğe işaret etmekte fayda var.
27 Aralık’ta Irak'ın Kerkük kentinde Haşdi Şabi tarafından bir ABD üssüne düzenlenen roketli saldırıda bir ABD'li sözleşmeli müteahhit ölürken, altı ABD askeri de yaralandı. ABD, Haşdi Şabi’den hesap soracağını duyurdu. ABD, intikam amacıyla 29 Aralık’ta Haşdi Şabi’nin ve Hizbullah Tugayları’nın (Ketaib Hizbullah) Irak ve Suriye’deki silah depolarını, komuta ve kontrol merkezlerini vurdu. Hava saldırılarındaen az 25 savaşçı ölürken 55’ten fazla kişi de yaralandı.
Egemenlik politikası
Süleymani’nin ölümünün akabinde beklendiği gibi taraflar arasındaki gerginlik daha da tırmandı. Ancak iki düşman tarafın çatışacağı zemin, ikisinin de egemenliğini hiçe saydığı Irak’tan başka bir yer değildi. Nitekim İran, topraklarında ABD askerleri bulunması nedeniyle Irak’ın egemenliğini eksik görürken, ABD de aynı şekilde İran ve ona bağlı gruplardan kurtulmadığı müddetçe Irak’ın egemenliğini noksan sayıyor.
Süleymani’nin tasfiyesine kadar Irak topraklarında ABD ve İran arasında en büyük gerginlik geçen yaz ayında yaşanmıştı. Zira drone’lar Irak’ta Haşdi Şabi üslerine çok sayıda saldırı düzenledi. Haşdi Şabi, saldırılardan İsrail’i sorumlu tuttu. Başbakan Abdulmehdi de ABD’nin kendisine saldırıların İsrail eliyle gerçekleştiği bilgisini verdiğini söylemişti. Ancak pratikte bu saldırılar kayıtlara ‘faili meçhul’ olarak geçti.
Haşdi Şabi üslerine yönelik saldırıları takip eden günlerde yabancı misyonlukların ve büyükelçiliklerin bulunduğu korunaklı Yeşil Bölge’de ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği katyuşa füzeleri ile hedef alındı. Aynı şekilde bu saldırılar da kayıtlara ‘faili meçhul’ olarak geçti. İsrail’in drone’ları ile İran destekli milis grupların katyuşa füzeleri sonrası Irak’ın egemenliği Tahran-Washington tarafından sorgulanır hale getirildi. Nitekim ilki ülke, Irak’ın egemenliğini ihlal ettiği konusunda karşılıklı suçlamalarda bulundu.
Trump gurur duydu
Süleymani’nin öldürüldüğü gece Bağdat’ta saatler hızlı aktı. Abdulmehdi bu kez normal olmayan bir şekilde uykusundan uyandırıldı. Aynı şey İran Rejim Lideri Ali Hamaney için de geçerliydi. Ancak esas oyuncu olan ABD Başkanı Donald Trump, saat farkı nedeniyle ayaktaydı.
Trump, talimatı kendisinin verdiğini ilan etti ancak Irak’ın egemenliğine hiç değinmedi. Hatta bunun da ötesine geçen Trump, bununla gurur duyduğunu söyledi.
Söz konusu açıklamanın ardından ülkedeki ABD askerlerinin varlığına yönelik tartışma yeniden alevlendi. Irak Parlamentosu ‘yabancı güçlerin ülkeden çıkarılması’ yasa tasarısının kabulü için harekete geçti. Ülkedeki ana Şii partiler bu hedef üzerinde birlik fotoğrafı verdi. Arap, Kürt ve Sünniler ise muhalefet etti. Kürt ve Sünni partilerin boykot ettiği oturumda ‘yabancı güçlerin ülkeden çıkarılması’ yasa tasarısı Şii partilerin oylarıyla kabul edildi.
Saldırının yansımaları ve beklentiler
Parlamento’nun yasama sıfatıyla aldığı kararın normal koşullar altında bağlayıcı olması bekleniyor. Ancak Başbakan Adil Abdulmehdi’nin istifası sonrasında hükümetin ‘günlük işleri yürüten hükümet’ statüsüne dönüşmesi nedeniyle kararın bağlayıcılığı tartışmaları başladı. Bu süreçte Irak kamuoyunda İran’ın intikam yemini akabinde yapacağı misillemeyle ilgili beklentiler sürerken İran’da Süleymani için oldukça kalabalık bir cenaze töreni düzenlendi. Törenle ilgili çıkan haberlerde yaşanan izdiham nedeniyle 60’ı aşkın kişinin öldüğü belirtildi.
Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin yansımaları Irak ve bölgedeki siyasi atmosferi bozdu. Bu gelişme bölgedeki oyunun ve çatışmanın kurallarını değiştirdi. Gelişmenin muhtemel yansımalarını Şarku’l Avsat’a değerlendiren Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş- Şammari şunları söyledi:
“Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Muhendis’in öldürülmesinin tüm düzeylerde yansımaları olacaktır. Bunun yansımaları sadece Irak sahasıyla sınırlı kalmayacak, bilakis tüm bölgeyi etkileyecektir. İran’ın cevabı, başta özellikle kaygan bir zemine sahip olan Irak olmak üzere Lübnan, Suriye ve Yemen’de hazır. Hatta bunlara İran Devrim Muhafızları hücrelerinin bulunduğu Avrupa ülkeleri de dahil. Böyle bir misilleme de İran’daki rejimin düşürülmesiyle sonuçlanacak konvansiyel savaşın patlak vermesiyle sonuçlanabilir. Zira İran şu an ABD ve müttefikleri gibi buna hazırlıklı değil. Bu savaşın en güçlü yansımaları, çatışma alanına dönüşen Irak topraklarında olur.”
Cumhuriyetçi Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Mutaz Muhyiddin, “Gelecek dönemde sahada önemli gelişmeler yaşanacak. Özellikle ABD’nin çıkarlarını korumak için ilave askeri sevkiyat yapması oyun ve çatışma kurallarını değiştirecektir” dedi.
Muhyiddin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Yeni gelen ABD güçlerinin en önemli görevi, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği baskınına katılan Haşdi Şabi yöneticilerini hedef almaktır. Bunun sonucu olarak da Haşdi Şabi, ABD’nin Irak’taki çıkarlarını hedef alacaktır. Bu da ABD’nin Bağdat saldırısına verdiği yanıttan daha güçlü bir karşılık vereceği anlamına gelir. Durum silahlı örgütü bulunmayan ancak İran tarafından desteklenen siyasetçilerin tasfiyesine kadar varabilir.”
Misilleme
Irak kamuoyunda İran’ın Süleymani’nin intikamına karşı yapacağı misillemenin aynı ölçüde olup olmayacağına dair soru işaretleri giderek arttı.
Iraklı Şiilerin en üst dini mercii olan Ali es-Sistani, Süleymani ve Muhendis’e yönelik saldırıyı kınadı. Sistani’nin büyük oğlu Muhammed Rıza es-Sistani, tabutlar Necef’e götürüldüğü sırada kentte düzenlenen cenaze törenine katılan isimlerin başında yer aldı. Şii dini mercii Ayetullah Beşir en-Necefi de cenaze namazını kıldıran isimdi.
Irak genelinde Süleymani’nin ölümüne tepki olarak bir kesim sağduyu çağrısı yaparken, diğer bir kesim ise intikam yeminleri ediyordu. Sağduyu ve itidal çağrısında bulunan ilk grupta Irak Cumhurbaşkanı, Parlamento Başkanı Muhammed el-Halbusi ve Sistani yer aldı. İntikam çağrısında bulunan grup ise İran destekli silahlı gruplardan oluşuyordu.
İran’da ise intikam atmosferi hakimdi. İran’ın Kum kentinde yaşayan Iraklı dini mercii Kazım el-Hairi, Irak’taki yabancı güçlerin varlığı için ‘haram’ fetvası yayınladı.
Tüm bunlar yaşanırken İran’ın vereceği yanıt halen merak ediliyordu. Gelişmeleri Şarku’l Avsat’a değerlendiren Ulusal Güvenlik Uzmanı Dr. Hüseyin Allavi, ABD’nin attığı adımın ülkedeki dengeleri değiştirdiğini ve İran karşıtı siyasi partilere sınırlı da olsa hareket alanı tanıdığını belirtti.
Şarku’l Avsat’a konuşan Iraklı siyasetçi Esil en-Nuceyfi de Süleymani ve Ebu Mehdi el-Muhendis’in ölümü sonrasında İran’ın ülkedeki etkisini kaybettiğini söyledi.
İran destekli güçlerin saldırı öncesinde ABD ile çekişmesinde Irak halkını canlı kalkan olarak kullanabileceğine güvendiğini kaydeden Nuceyf, söz konusu güçlerin bundan sonra halkın güvenliğini tehlikeye atarak Süleymani’nin ölümünü ‘Irak meselesi’ne dönüştürmeye çalışabileceği uyarısında bulundu.



Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
TT

Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Uluslararası Koalisyon’un daha önce bölge muhafız güçlerine tahsis ettiği mali yardımları durdurduğunu duyurdu.

Açıklama, IKBY’nin, daha önce iki ana parti olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı iki ayrı güç şeklinde örgütlenen Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirmeyi başarmasından bir haftadan kısa süre sonra geldi. Karar ayrıca, ABD güçlerinin ay sonunda Irak’tan çekilmesinin arifesinde alındı.

Yardımlar sona erdi

Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Bahtiyar Muhammed Sıddık yaptığı açıklamada, “Uluslararası Koalisyon tarafından Peşmerge güçlerine sağlanan mali yardımların süresi, iki taraf arasında daha önce imzalanan anlaşma uyarınca sona erdi. Ağustos ve Eylül 2026 aylarına ilişkin mali yardımlar, anlaşma kapsamında yapılan son ödeme oldu” dedi.

Sıddık, “Mutabakat zaptı 21 Eylül 2022 ile 21 Eylül 2026 tarihleri arasında yürürlükteydi. Süresinin dolmasıyla birlikte Koalisyon tarafından sağlanan mali ödemeler de durduruldu” ifadelerini kullandı.

Sıddık ayrıca bakanlığın, Koalisyon tarafından Ağustos ve Eylül 2026 ayları için sağlanan yardımların, anlaşma kapsamında son ödeme olarak geçen perşembe günü dağıtıldığını daha önce açıkladığını belirtti.

dfgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirme töreninde yaptığı konuşma sırasında (IKBY Başkanlığı)

Kürt yetkili, Erbil yönetiminin Bağdat’taki Irak hükümetinden, Peşmerge mensuplarının maaşlarının Irak güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi yoluyla söz konusu yardımların telafi edilmesini talep ettiğini söyledi.

Mali yardımların yanı sıra Washington, geçen yıl Irak hükümetinin onayıyla Peşmerge güçlerine 105 milimetre çapında 24 adet M119 tipi hafif ve orta sınıf obüs teslim etmişti. Söz konusu teslimat, Uluslararası Koalisyon’un, DEAŞ’a karşı mücadelede Kürt ortak güçlerinin savunma kapasitesini güçlendirme planları kapsamında gerçekleştirilmişti. Bu adım, Bağdat’taki bazı siyasi gruplar ve siyasetçilerin tepkisini çekmişti.

Yardımların uzatılması

Kürt yetkililer, Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi konusunda ciddi güvenlik endişeleri ve rahatsızlık dile getiriyor. KDP lideri Mesud Barzani de daha önce birçok kez çekilmenin doğurabileceği risklere ve DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini yeniden canlandırma ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu.

Barzani’nin medya danışmanı Kifah Mahmud, yardımların durdurulmasının ‘normal’ olduğunu belirterek, bunların ‘sonuçta imzalanan bir mutabakat zaptı kapsamında sağlandığını ve söz konusu anlaşmanın artık sona erdiğini’ söyledi. Mahmud, yardımların büyük bölümünün Bağdat’taki federal hükümet tarafından kesilen Peşmerge maaşlarının telafisi amacıyla kullanıldığını kaydetti.

Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Erbil’in yardımları almasının temel nedenlerinden birinin Bağdat’ın Peşmerge güçlerini, Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Iraklı askerlerin sahip olduğu haklarla eşit kapsamda değerlendirmemesi olduğunu belirtti. Mahmud, Irak Anayasası’nın Peşmerge’yi ülkenin askeri yapılanmasının bir parçası olarak kabul ettiğine dikkat çekti.

Mahmud, Bağdat’ın tutumunun ‘anayasanın uygulanmasındaki aksaklıklar, anayasanın uygulanmasına ilişkin yanlış yorumlar ve bölge yönetimine karşı kısa vadeli bir yaklaşım’ gibi sorunlardan kaynaklandığını ifade etti. Bunun da IKBY ile Bağdat arasında yaşanan sorunların daha da büyümesine yol açtığını söyledi.

Bununla birlikte Mahmud, Peşmerge maaşlarının artırılması ve diğer güvenlik güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi konusunda ‘ciddi bir yaklaşımın işaretlerinin’ görüldüğünü belirtti. Mahmud, özellikle Ali ez-Zeydi’nin federal hükümet başkanlığını üstlenmesinden bu yana komisyonların, IKBY güçlerinin maaşları da dahil olmak üzere taraflar arasındaki ihtilaflı dosyaları çözmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.

Olası uzatma

Mahmud, Bağdat’ın Kürt tarafının taleplerine yanıt vermemeyi sürdürmesi halinde “Uluslararası yardımların durdurulması Peşmerge maaşlarını önemli ölçüde etkileyecek” dedi. Mahmud bu durumun, ‘ABD’yi yardım mutabakatını iki veya dört yıl süreyle yenilemeye yöneltebileceği’ değerlendirmesinde bulundu.

IKBY Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim de geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, bölge hükümeti heyetinin 2027 bütçe yasa tasarısı konusunda federal hükümetle devam eden görüşmeler sırasında, 148 bin Peşmerge mensubunun maaşları için mevcut ödeneklere 450 milyar dinarlık artış yapılmasını resmen talep ettiğini belirtmişti.

Rahim, basına yaptığı açıklamada, “Artış, Peşmerge güçleri mensupları ile Irak askeri güçlerindeki meslektaşları arasında maaş ve mali ödenekler açısından tam eşitlik sağlanmasını amaçlıyor” ifadesini kullanmıştı.

frgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı yetkililerinin Bağdat’ta düzenlenen bir güvenlik koordinasyon toplantısı sırasında çekilmiş fotoğrafı (Arşiv – Hükümet medyası)

Kürtçede ‘ölümle yüzleşenler’ anlamına gelen Peşmerge, IKBY’yi korumakla görevli resmi askeri güç olarak kabul ediliyor. Tarihsel olarak Kürtlerin haklarını savunmak amacıyla dağlarda silahlı direniş hareketleri şeklinde ortaya çıkan Peşmerge, 2003 sonrasında ise örgütlü ve donanımlı bir güvenlik kurumuna dönüştü.

Peşmerge, başta DEAŞ’a karşı savaş olmak üzere kritik çatışmalara katıldı ve Uluslararası Koalisyon’un başlıca stratejik ortaklarından biri oldu.

IKBY, 2026 yılında tarihi bir adım atarak tüm askeri birliklerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında kapsamlı biçimde birleştirilmesinin tamamlandığını duyurdu. Erbil yönetiminin ifadesiyle bu adım, KDP ile KYB arasındaki onlarca yıllık siyasi bölünmeye son vererek Peşmerge’yi ‘kurumsal ve birleşik bir orduya’ dönüştürmeyi amaçlıyor.


Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.