Kasım Süleymani suikastının yeni detayları ortaya çıktı

Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani (AP)
Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani (AP)
TT

Kasım Süleymani suikastının yeni detayları ortaya çıktı

Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani (AP)
Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani (AP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin üzerinden bir hafta geçerken süreçle ilgili her gün yeni detaylar ortaya çıkıyor. Bu detaylardan en sonuncusu Süleymani’yi hedef alan hava saldırısının Katar’da kurulan bir operasyon odasından yönetildiği bilgisi oldu.
Kasım Süleymani, 3 Ocak 2019'da Bağdat Uluslararası Havaalanı yakınlarında ABD’nin düzenlediği hava saldırısında öldürüldü. Ancak her geçen gün suikastın nasıl gerçekleştiğine dair detaylar gün yüzüne çıkıyor. NBC News, New York Times ve Fox News'in haberlerinde yer alan detaylara göre operasyon, Şam Havaalanı’ndaki CIA ajanları tarafından Süleymani’nin Bağdat'a gitmek üzere olduğu istihbaratının verilmesiyle başladı. Süleymani’nin Şam’dan bindiği Cham Wings Havayolları’na ait Airbus A320 model uçak Bağdat’a iner inmez, buradaki ABD ajanları Şam’dan aldıkları bilgiyi teyit ettiler. Ardından, ABD’ye ait üç silahlı insansız hava aracı (SİHA) ABD kontrolündeki Irak hava sahasında hedeflerine doğru harekete geçtiler. NBC’nin haberine göre her bir SİHA, dörder adet Hellfire (Cehennem Ateşi) füzesi ile donatılmıştı.
Amerikalı yetkililer hava saldırısını gerçekleştirmeye hazırlanırken büyük ekranlardan uçaktan inen Süleymani’yi karşılamaya gelen Haşdi Şabi Genel Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’i izliyorlardı. Kızılötesi frekanslarla çalışan bu ekranlarda görüntü siyah beyazdı ve gece yarısı saat 1 olması nedeniyle yüzler görülemiyordu.
Öte yandan, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü Gina Haspel, operasyonu CIA'nın Virginia eyaletindeki Langley şehrinde bulunan genel merkezinden takip ederken Savunma Bakanı Mark Esper ise bir başka yerden takip ediyordu. Operasyon, Beyaz Saray’dan da izlenirken bu esnada Başkan Donald Trump Florida'daydı.
Ekranlar, uçaktan inen Kasım Süleymani ile onu karşılayan Ebu Mehdi el-Mühendis’in sedan tipi bir araca, diğer kişilerin ise bir minibüse bindiklerini gösterdi. SİHA’lar, havaalanı çıkışına doğru ilerleyen araçları izlemeye başlarken uzmanlar da içerideki kişilerin kimliğini doğrulamaya çalıştılar. O sırada minibüs, hafif trafiğin olduğu yolda seyir halinde olan Süleymani’nin içinde bulunduğu aracın önüne geçti. Katar’ın başkenti Doha'da konuşlu ABD Merkez Komutanlığı'ndan (CENTCOM) operasyonu yöneten ekip, yerdeki kaynakların doğrulamasıyla arabada bulunanların kimliğiyle ilgili şüphelerden kurtulabildi. Son onaydan sonra, kimsenin hayatta kalamadığı operasyonun düğmesine basıldı ve her bir araca dörder füze fırlatılması emri verildi.
Yetkililer, SİHA’ların sessiz olmadığını, ancak Bağdat gibi bir yerde seslerini duymanın zor olduğunu ve bu yüzden araçların içindekilerin hedef alındıklarının farkına varamadıklarını açıkladılar. New York Times Gazetesi’nin ‘Trump, İran ile ilişkileri savaşın eşiğine nasıl getirdi?’ başlıklı haberinde Süleymani’nin ölümüne giden gün ve aylarda ABD ve İran arasında gelişen olayları yazdı. Gazete, Süleymani’nin Şam'dan ayrıldıktan sonra suikastı öncesindeki son saatlerini anlatırken Cham Wings Havayolları’na ait uçağa binmemiş olsaydı, operasyonun ertelenebileceğini aktardı.
Fox News ise konuyla ilgili hazırladığı özel dosyada, ABD’li bir ekibin, Bağdat Uluslararası Havaalanı’nda hazır bulunduğunu, Süleymani’nin uçaktan inişi ve havaalanından ayrıldıktan sonra araçla onu bir kilometre kadar geriden takip ettiğini belirtti. Fox News ayrıca, hava saldırısının ardından ekibin gelip olay yerinde özel fotoğraflar çektiğini, Süleymani’nin kimliğini, silahı, telefonu ve parmağındaki yüzük gibi özel eşyalarıyla doğruladığını belirtti.
Başkanlığın en tehlikeli dönemi
New York Times haberinde, Süleymani’nin öldürülmesinin ABD’yi İran’la savaşın eşiğine getirdiğini ve dünyayı alarm durumuna geçirdiğini söyledi. Ancak, operasyon için yapılan gizli planın hazırlıklarına aylar önce başlandığını öne süren gazete, Trump'ın Süleymani’nin öldürülmesi kararını izleyen günleri başkanlığının en tehlikeli dönemi olarak niteledi.
Haberde, Trump’ın aynı zamanda krizi kontrol altında tutmaya çalışan Washington'ın müttefikleri ve İran ile ABD arasındaki mesaj trafiğinde büyük rol oynayan İsviçre başta olmak üzere çok sayıda arabulucu aracılığıyla arka plandaki bir kanalı da yönettiği vurgulandı.
Dünyanın yaşadığı gerginlik ve Batılı müttefiklerin planlarla ilgili bilgilendirmedikleri için duydukları öfkeye dikkat çekilen haberde, Trump yönetiminin, bölgeye daha fazla asker gönderme emri verdiği belirtildi. Bununla birlikte İran’ın ‘kötü düşünülmüş’ bir karşılık vermesi halinde Washington’ın Tahran’a karşı siber saldırılara ve İran hücum botlarına öncülük eden komuta gemisini vurmaya hazırlandığı da haberde yer alan bilgiler arasındaydı.
Ancak İran’ın verdiği karşılık kısıtlı kalmıştı. Attığı 16 füze küçük çapta maddi hasara neden olurken herhangi bir insani kayba yol açmadı. Gazete haberinde, özellikle Washington ile Tahran arasındaki çatışmanın 2003 yılındaki Irak işgalinden kısa bir süre sonra başladığını ve iki ülkenin İran’ın Irak’taki nüfuzunun artması ve iktidarı tekelleştirmeye başlamasından bu yana patlamaya hazır bomba misali olduklarının altını çizdi. Son aylarda Tahran’ın desteklediği milisler tarafından ABD güçlerine karşı yapılan saldırılar, karşılıksız kalabilirdi. Fakat Irak asıllı ABD’li Velid Hamid’in öldüğü ve birkaç kişinin yaralandığı Kerkük’teki saldırı işleri değiştirdi.
Bu saldırı, Haziran ayında İran’ın provokasyonlarına karşılık vermek amacıyla gerçekleştirilmesi planlanan misilleme operasyonunu 10 dakika kala iptal eden Başkan Trump’ı zor durumda bıraktı. Danışmanları Trump’a Amerikan caydırıcılığını yeniden tesis edebilmesi için İran’a sert bir yanıt vermesi gerektiğini söylediler.
Florida'daki Mar-a-Lago'da tatilde olan Trump, Kerkük’teki K1 askeri üssüne yapılan saldırıdan iki gün sonra Irak ve Suriye'de Ketaib Hizbullah’ın (Hizbullah Tugayları - KH) en az 25 unsurunun öldüğü ve 50’sinin yaralandığı beş mevzinin vurulması teklifini kabul etti. ABD savaş uçakları, istihbarat servislerinin sağladığı bilgilerle K1 askeri üssüne yönelik saldırıyı gerçekleştiren milislerin bulunduğu mevzileri vurduktan sonra ABD’nin Bağdat'taki Büyükelçiliği’nin hedef alınacağını öğrendiler. Ardından 31 Aralık’ta milisler ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ni bastı. Bu olay, 1979’daki ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’nin ele geçirilmesini ve 2012 yılında Libya’da Bingazi'deki ABD konsolosluğuna düzenlenen saldırıyı hatırlattı.
Süleymani suikastı, İran’da bunu yapmanın zor olması nedeniyle 18 ay boyunca masada kaldı. Yetkililer, Suriye veya Irak'ı sık sık ziyaret eden Süleymani’yi bu ziyaretleri sırasında takip etmeyi düşündüler ve bunun için Suriye ordusu, Şam’daki Kudüs Gücü unsurları, yine Şam’daki Hizbullah unsurları, Şam ve Bağdat havaalanları, Hizbullah güçleri ve Irak’taki Haşdi Şabi güçleri arasına ajanlar yerleştirdiler.
İran ile ABD arasındaki tansiyonun yükseldiği Mayıs ayında eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, askeri ve istihbarat birimlerinden İran'ı caydırmak için yeni seçenekler geliştirmelerini istedi. New York Times’ın haberine göre bu seçenekler arasında Süleymani ve DMO’nun diğer komutanlarının öldürülmesi de yer aldı.
CENTCOM ve Ortak Özel Harekat Komutanlığı, Eylül ayı itibarıyla Süleymani’ye yönelik olası operasyon için unsurlarının bazılarını Suriye'de, bazılarını ise Irak'ta konuşlandırdı. Ancak Suriye, ABD ordusunun hareket özgürlüğü olmadığından ve Süleymani’nin buradaki zamanının çoğunu Hizbullah’ın üst düzey isimleriyle geçirdiğinden operasyonun için elverişsizdi. Bu yüzden ABD’li yetkililer Suriye’deki güçlerini bu operasyona sokmak ve İsrail’e yönelik yeni bir gerginlik riskiyle karşı karşıya kalmak istemiyordu.
Gazete, haberinde bir yetkilinin şu açıklamalarını aktardı;
“Suriye ve Irak'ta Süleymani’nin hareketlerini izleyen ajanlar, onun ziyaretlerini kamufle edebilmek için birden fazla havaalanında birden fazla bilet aldığını, uçak kalkmadan önce son anda binebilmek ve hızlı bir şekilde çıkabilmek için ön sırada oturduğunu doğruladılar. Süleymani, yılbaşı gecesi son olarak Şam'a doğru yola çıktı ve o akşam Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile buluşmak için araba ile Lübnan'a gitti.”
Nasrallah'dan Süleymani’ye uyarı
Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah Süleymani’nin ölümünden sonra yaptığı konuşmada, “General Süleymani’yi, ABD basının kendisine odaklandığını ve fotoğraflarını yayınladığı konusunda uyardım. Bu, siyaset ve medya için suikastı öncesinde yapılan bir hazırlıktı” ifadelerini kullandı. Nasrallah, bunun üzerine Süleymani’nin kendisine tebessüm ederek şehit olmayı umduğunu söylediğini ve bunun için kendisinden dua etmesini istediğini belirtti.
Öte yandan CIA Direktörü Haspel, Süleymani’nin Suriye'den Irak'a dönmeye hazırlandığını bildiren istihbaratı gözden geçiriyordu. Süleymani, ABD güçlerinin Ortadoğu'dan uzaklaştırılmasına yönelik büyük çaplı bir saldırı başlattığına dair istihbaratlar vardı. New York Times, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Süleymani’nin Lübnan, Yemen ve Irak'taki ABD büyükelçilikleri ve üslerine saldırı hazırlığında olduğu iddialarına rağmen alınan tüm istihbaratların yakın geleceğe yönelik tehditlere değil, rahatsız edici planlara işaret ettiğini vurguladı.
Pompeo daha sonra böyle bir saldırının yüzlerce kişiyi öldürebileceğini söylese de diğer yetkililer, bu konuda kesin istihbaratlarının olmadığını söylediler.



Ziyafet, hasat ve tuzak

Ziyafet, hasat ve tuzak
TT

Ziyafet, hasat ve tuzak

Ziyafet, hasat ve tuzak

İbrahim Hamidi

Dört ay önce Şi Cinping, Donald Trump’ı Pekin’de büyük bir görkem ve kusursuz bir protokolle karşılıyor, ona imparatorluk tarihinin simgeleri arasında rehberlik ediyordu. Şi, Trump’a Çin’in köklü bir geçmişe dayandığını ama artık uyanmış bir güç olduğunu hissettirmek istiyordu: Tarih onun müttefiki, gelecek ise dostuydu.

Geçtiğimiz günlerde ise tablo tersine döndü. Bu kez konuk olan taraf Şi’ydi. Ev sahibi Trump, kendisini karşılamak için uçak merdivenlerinin dibinde bekledi; ardından onu başkanlık helikopteriyle bir tura çıkardı ve ‘özgür ve yükseklerde süzülen Amerika ruhunun’ simgesi olan kel kartal heykeli hediye etti. Semboller savaşı bununla da sınırlı kalmadı. Şi’yi Ulusal Arşivler’e götürdü; Çin Lideri burada Amerika’nın kurucu belgeleri olan Bağımsızlık Bildirgesi, Anayasa ve Haklar Bildirgesi’nin önünde durdu. Sembole yine sembolle karşılık verilmişti: 250 yıllık bir tarih ile altı bin yıllık bir tarih karşı karşıyaydı.

Ancak törenler sona erip masa başı siyasetine geçildiğinde, elde edilen hasat sunulan ziyafete kıyasla oldukça sönük kaldı. Ticaret ateşkesi uzatıldı ve sınırlı uzlaşılar sağlandı; fakat ne büyük bir ticaret anlaşmasına varılabildi ne Tayvan konusunda bir kırılma yaşandı ne de yapay zekâ kurallarında bir mutabakata varılabildi. ABD tarafı Çin’den güvence alındığını söylese de Çin, Trump’ın İran’a verilen her türlü desteğin kesilmesi yönündeki talebine kamuoyu önünde açık bir yanıt vermedi. Ev sahibi ile konuk yer değiştirdi ama temel bir gerçek değişmedi: Bu iki büyük güç, anlaşmazlıklarını çözmek yerine yalnızca idare ediyor.

Belki de en önemli kazanım buydu: Trump ve Şi birbiriyle konuşuyor. Bir ABD-Çin zirvesi, New York’taki BM Zirvesi’nin tüm gölgesini üzerine çekti. Dört ay içinde gerçekleşen iki zirve, açık tutulan iletişim kanalları, uzatılan bir ticaret ateşkesi ve anlaşmazlığı sınırlar içinde tutma çabası... Üstelik iki lider yıl sonundan önce iki kez daha bir araya gelecek: Kasım ayında Çin’de, ardından Aralık ayında ABD’de. Dünyanın en büyük iki ekonomik gücünün liderleri arasında tek bir yılda gerçekleşen dört zirve sıradan bir ayrıntı değil.

Burada, geçmiş dünyadan bir tablo zihinlerde yeniden canlanıyor. Soğuk Savaş döneminde her ABD-Sovyet zirvesinin değeri, iki liderin imzaladığı anlaşmalarla ölçülmezdi. Kapalı kapılar arkasında insanlığı yok etmeye yetecek kadar silaha sahip iki adam otururdu ve bazen sırf buluşmuş olmaları bile riskin yönetilmesinin, nükleer buton etrafındaki olası bir hesap hatasının önüne geçilmesinin bir parçasıydı. Amaç Washington ile Moskova arasındaki anlaşmazlığı bitirmek değil, bu anlaşmazlığın dünyayı bitirmesini engellemekti.

Bugün ABD-Çin zirveleri de benzer bir işlev görmeye başlamış olabilir. Ancak 20. yüzyıldaki büyük korku nükleer silahtan kaynaklanıyordu. Bu korku kaybolmuş değil, fakat yanına yeni bir kaygı eklendi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump-Şi zirvesi, yapay zekâya dair bir uyarının yapılmadığı neredeyse tek bir günün bile geçmediği bir döneme denk geldi. Bu teknolojiyi üretenlerin bazıları gelişme hızına ve denetlenmesinin zorluğuna dikkat çekerken, bazıları daha da ileri giderek yapay zekânın insanlığın varlığına yönelik bir tehdit oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.

Yarım asır önce en büyük iki gücün liderleri nükleer başlıklar ve füzeler üzerine pazarlık eder, askeri komutanlar ve madalyalı generallerle aynı masaya otururdu. Bugün ise Trump ve Şi, şirket yöneticileri ve milyarderlerle masaya oturuyor; aralarındaki rekabetin merkezinde ise mikroçipler, algoritmalar, veriler, işlem güçleri ve madenler yer alıyor.

Fark sadece araçlarda değil. Soğuk Savaş’ta iki güç, menzilini ve yıkım gücünü bildikleri bir silahı sınırlandırmak için müzakere ediyordu. Bugün ise henüz gücünün sınırlarını bilmedikleri bir teknoloji üzerinden rekabet ediyorlar. Bir füze sayılabilir, izlenebilir ve sökülmesi için müzakere edilebilir; ancak algoritmalar nasıl sayılabilir? Füzeler üslerinde denetlenebilir, peki sürekli gelişen, yeteneklerini ve denetimini öngörmenin zor olduğu bir model nasıl denetlenebilir?

İkinci ‘tuzak’ tam da burada başlıyor. Dört ay önce bu köşede Tukidides Tuzağı’nı yazmıştım: Yükselen bir güç, hâkim güç ve birincisinin yükselişinin ikincisinde yarattığı korku... Şi, bu ‘tuzak’ kavramını Pekin’de gündeme getirmiş, Washington’da da yeniden ona dönmüştü. Ancak iki zirve arasında, birbirini besleyen iki ayrı tuzak olduğu netleşti. İlk tuzak jeopolitik; Çin’in yükselişi ABD’nin kaygılarını artırmakta, Washington’ın yanıtı ise Pekin’deki endişeyi derinleştirmekte. İkinci tuzak ise teknolojik; taraflardan birinin yapay zekâda kaydettiği her ilerleme, geride kalmamak adına diğerini daha da hızlanmaya zorlamakta.

Trump ve Şi bir tehlikenin varlığını biliyor, ancak onunla nasıl başa çıkılacağı konusunda ayrışıyorlar. Şi, yapay zekânın ‘insan denetiminde’ kalması gerektiğini savunurken, Trump Çin ile girilen ‘süper zekâ’ yarışında Amerikan şirketlerini bağlayacak kısıtlamalar istemiyor. Washington’ın en gelişmiş çiplerini Pekin ile yürüttüğü ticaret müzakerelerinin dışında tutması tesadüf değildi. Bu, ticari dengedeki sıradan bir mal değil, yapay zekâ yarışında üstünlük sağlamanın temel araçlarından biridir.

Her iki taraf da teknolojinin getirdiği risklerden korkuyor, fakat diğer tarafın gerisinde kalmaktan çok daha fazla korkuyor. En tehlikeli çelişki de burada yatıyor: Yapay zekâ korkusunun iki ülkeyi temkinli olmaya sevk etmesi gerekirken, ötekinin üstünlük kurma korkusu onları kontrolsüz bir hırsa sürüklüyor. Çin devam ettikçe ABD yavaşlamayacak; Washington koştukça Pekin durmayacak. Böylece teknolojik tuzak jeopolitik tuzağı, jeopolitik tuzak da teknolojik tuzağı beslemekte.

On yıllar önce duyulan korku, insanın kendi elleriyle ürettiği ve gücünü bildiği bir silaha karşıydı; ardından onu kullanmayı önleyecek kurallar konmaya çalışıldı. Bugün ise ABD ve Çin, henüz bir yandan geliştirirken bir yandan da kabiliyetlerini keşfetmeye çalıştıkları bir teknoloji üzerinde yarışıyor. 20. yüzyılda amaç, parmağın o kırmızı düğmeye basmasını engellemekti. 21. yüzyılda ise korku, akıllı düğmelerin insan parmağının denetiminden çıkması, teknolojinin siyasetten daha hızlı hale gelmesidir.

İki güç değişti, araçlar değişti; ancak korku da ‘tuzak’ da varlığını sürdürüyor.


İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
TT

İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın ABD Başkanı Donald Trump’tan teklifine ilişkin ilk tepkiyi aldığını, ancak henüz arabulucular üzerinden resmi bir cevap almadığını söyledi.

Arakçi, İran’ın ABD’nin nihai tutumunun arabulucular tarafından kendisine iletilmesini beklediğini ve bu doğrultuda karar alacağını belirtti.

Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik sunduğu planı reddetmiş ve ara seçimlerin ardından İran’a yönelik hava saldırılarının yeniden başlayabileceğini öne sürmüştü.


ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, dün (cumartesi) yaptığı açıklamada, İran’ı ekonomik olarak izole etmeye yönelik adımlar atılması için dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderdiğini belirterek İran bankaları ve havayolu şirketlerini hedef alan bir dizi kararı memnuniyetle karşıladı.

Bessent, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Benim talimatımla dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderildi. Bu ekipler ülkelerle temas kurarak İran rejimine karşı adımlar atılmasını talep etti” ifadelerini kullandı.

Bessent, “Bu çabalar sonuç veriyor” dedi.

Bessent, Türkiye ve Umman’ın İran özel havayolu şirketi Mahan Air’in seferlerini durdurduğuna, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ise İranlı havayolu şirketlerinin tüm seferlerini yasakladığına dikkat çekti.

BAE Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü perşembe günü yaptığı açıklamada, “İranlı havayolu şirketlerinin ülkeye ve ülkeden gerçekleştirdiği uçuşların bugünden itibaren ikinci bir duyuruya kadar askıya alındığını” bildirmişti.

Bessent ayrıca İran bankalarına yönelik alınan önlemlere de dikkat çekti.

BAE Merkez Bankası çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın Melli Bankasının şubelerine karşı, “kara para aklama, terörizmin finansmanı ve silahların yayılmasının finansmanıyla mücadele kapsamında ihlaller” nedeniyle tedbirler alındığını duyurmuştu.

Türkiye Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu da geçen hafta, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet iznini iptal etmişti.

Bessent, “İran yönetimi bile savaşın ekonomik sonuçlarını kabul etti. Riyalin değeri rekor düşük seviyelere geriledi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı habere göre ABD Hazine Bakan Yardımcısı ve Terörizmin Finansmanıyla Mücadele Birimi Başkanı Jonathan Burke, bu ay Ortadoğu ve Avrupa’da iki hafta süren bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD Hazine Bakanlığının ayrıca 50’den fazla ülkenin temsilcileriyle görüşmeler yapıldı.

Bessent pazartesi günü CNBC’ye verdiği röportajda, “İran’ın tüm havayolu şirketleri 23 Eylül’den itibaren faaliyetlerini durduracak” demişti.

Bessent, “Bu uçaklar iniş yaparsa kimse onlara yakıt sağlayamayacak, iniş hizmetleri sunamayacak veya biletlerini satamayacak. Aksi takdirde dolar sisteminden çıkarılacaklar” ifadelerini kullanmıştı.

Bununla birlikte İran’daki küçük havayolu şirketleri, özellikle de ABD’nin baskısına uymayı reddeden Çin’e olmak üzere yurt dışı seferlerini sürdürmeye devam ediyor.