Libya ve İran: Askeri savaş mı? Diplomatik atak mı?

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayiz es-Serrac ile Halife Hafter (AFP)
Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayiz es-Serrac ile Halife Hafter (AFP)
TT

Libya ve İran: Askeri savaş mı? Diplomatik atak mı?

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayiz es-Serrac ile Halife Hafter (AFP)
Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayiz es-Serrac ile Halife Hafter (AFP)

Nebil Fehmi*
2019'un bitimine iki hafta kala, Libya’nın Ortadoğu’da bölgesel çatışmaların yaşanacağı ilk ülke olacağını tahmin etmiştim. Türkiye ile Libya hükümeti arasında yapılan askeri anlaşmalar bunu gösteriyordu.
Türkiye’nin Libya’da asker bulundurması, ülkedeki siyasi ve askeri ortamı daha da gereceği için, bölgedeki güçlerin, özellikle komşu ülkelerin buna sessiz kalmayacağı açıktı.
Bu ülkeler her ne kadar geleneksel olarak askeri müdahale seçeneğine başvurmayı tercih etmese de, Türkiye’nin askeri varlığı civar ülkeleri de benzer adımlar atmaya sevk edebilirdi.
Ansızın İran-ABD arasındaki gerginlik, Irak toprakları üzerinde zirveye çıktı. 
İran yanlısı grupların Bağdat’taki Yeşil Bölge’de bulunan ABD elçiliğine yönelik protesto gösterilerinde bulunması ve bir elçilik çalışanını öldürmesi, Bağdat Havaalanı’nın bombalanması ve ardından ABD’nin General Kasım Süleymani ve beraberindeki Haşdi Şabi yöneticilerine suikast düzenlemesi gerginliği daha da arttırdı. İki ülke yetkilileri sert açıklamalarda bulundu. Bu durum İran’ın çatışma ortamında Libya ile ilk sıraya yerleşmesine neden oldu.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Libya müdahalesini tarihi haklar ve güvenlik çerçevesinde gerekçelendirdi. Bilindiği üzere Libya Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybettiği son bölgelerden biridir. Tabi bu gerekçeler biraz tuhaftı, zira aynı mantıkla; İngiltere de Amerika Birleşik Devletleri ile doğu ve batıdaki birçok ülkede hak iddia edebilir. Nitekim kısa bir dönem önce dünyanın birçok ülkesinde İngiliz hâkimiyeti söz konusuydu.
Sanırım Cumhurbaşkanı Erdoğan tarihin yeniden yazılmasının imkânsız olduğunu çok iyi bilmektedir.
Libya’ya askeri müdahale kararının amacı; Kuzey Afrika bölgesinde aktif bir şekilde yer alarak, Mısır’ın güvenliğine tehdit oluşturabilecek bir ortamın süreğen hale gelmesine katkı sağlamaktı. Türkiye’nin ikinci itkisi ise, Doğu Akdeniz’deki petrol ve gaz yataklarındaki etkinliğini arttırmak ve müzakerelerde pozisyonunu güçlendirmekti.  
İran arenasında da durum daha az tehlikeli veya daha az karmaşık değildir. ABD’nin İran’ın bölgesel askeri politikalarını belirleyen ve uygulayan bir numaralı adamını hedef almasının elbette kaçınılmaz sonuçları olacaktı. İran devleti askeri olarak karşılık vermek zorundaydı, ancak öte yandan ABD ile İran arasında bir savaş yaşanması durumunda, kazananın kim olacağı da çok açıktı ve İranlılar bunu göze alamazdı.
Dolayısıyla ABD’ye verilecek karşılığın öncelikle siyasi alanlarda olacağını öngördüm, nitekim İran, 2015 yılında yapılan nükleer anlaşma kapsamında verdiği taahhütleri yerine getirmeyeceğini açıkladı. Ardından ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran’ın Erbil’deki ABD askeri üsleri ile Anbar’da bulunan Ayn Esad askeri üssüne 12’den fazla balistik füze ile saldırı düzenlediğini açıkladı. İran, can kaybına neden olmayacak ve sadece maddi hasar verecek şekilde ABD üslerini hedef almıştı. Böylelikle Trump da zor durumda kalmayacak ve misillemeye karşılık vermeyecekti. Bir öngörüm daha vardı, o da; İran’ın Abd müttefiki ülkelerin askeri bölgelerini hedef alacak olmasıydı, ancak bu henüz gerçekleşmedi.
İran, pozisyonunu hassasiyet ve titizlikle değerlendirmek zorundaydı. Bu seviyede bir askeri yetkilisine düzenlenen suikastın ardından ABD’ye karşılık vermeme seçeneği yoktu. ABD askerlerinin ölümüyle sonuçlanacak bir karşılık vermesi durumunda da ABD’nin misillemede bulunarak İran’a çok daha ağır kayıplar verdirmesi muhtemeldi ve elbette bu istenen bir şey değildi.
Bu süreçte İran dikkatli bir hesaplamayla, kendi kamuoyundaki imajını korudu, aynı zamanda şiddetli Amerikan tepkilerine de engel oldu. Böylelikle Irak'taki ağırlığını ortaya koydu ve uluslararası barış ve güvenlik denkleminde şüpheli olsa bile, merkezi bir rolü olduğu algısını pekiştirdi.
Kesin olan bir şey varsa, o da; yakın dönemde İran ya da Libya’da çatışmanın dozunun artacağıdır. Hangisi daha önce olur bilemiyoruz, ya da çatışma sınırlı mı yoksa kapsamlı mı olur tahmin etmek zor.
Türkiye, Libya hükümeti ile savunma anlaşması yapılmadan önce de, Serrac Hükümeti’ni Halife Hafter’e karşı korumak için, bölgeye çok sayıda askeri uzman, silah ve İnsansız Hava Aracı (İHA) göndermişti. Hafter bilindiği üzere Trablus’a yakın olan Doğu Libya’da hâkimiyet kurmuş durumda ve arkasında Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Suudi Arabistan, Rusya ve diğer bazı ülkelerin desteği var. Türkiye’nin Libya Hükümeti’ne yardım kapsamında, Suriye’deki silahlı grupların bu ülkeye geçişi de sağlandı. Şüphesiz Türkiye, Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne destek vermeye devam edecektir, ancak askeri güçlerini muhtemel çatışmalardan uzak tutması da kuvvetle muhtemeldir. Nitekim ABD ile ilişkileri başta olmak üzere bunun birçok nedeni vardır.
ABD tarafına gelirsek, onlar da güvenlik, siyasi, diplomatik birçok hususu dikkate almak zorunda. Seçim yılına girildiği için, ABD kamuoyunda adeta bir kargaşa hakim, Demokrat Partililer Trump’u azletmeye ya da en azından yetkilerini kısıtlamaya çalışıyor. Trump’un davranışlarında ve mesajlarında bu tedirginlik kendini açık ediyor. General Süleymani’yi hedef aldıktan sonra herkesi şaşırtan bir çıkış yaptı ve İran’ın karşılık vermesi durumunda, içinde kültürel mekânları da barındıran elliden fazla hedefe operasyon düzenlemeye hazır olduklarını söyledi. İran’ın misillemesinden sonra ise ‘her şeyin yolunda olduğunu’ ve ‘meseleyi tırmandırmak istemediklerini’ ilan etti.
Unutulmamalı ki Donald Trump, alışılagelmişin dışında bir başkan. Kararlarını rastgele veriyor gibi bir imajı var, gücünü abarttığı da söylenebilir, çok kısa sürelerde kendi kararlarıyla çelişiyor. Önce güç gösterisinde bulunuyor, ardından yurt dışındaki tüm askeri güçlerini geri çekeceğini ileri sürüyor.  
Bu aşamada, İran’ın olayları daha fazla tırmandırma taraftarı olmadığı görülüyor. Dışişleri Bakanı Cevad Zarifin de ifadeleri bunu gösterir nitelikte. Öte yandan İran, dış siyasette aktif bir çizgi izleyecektir. Bölgesel nüfuzunu arttırarak ABD’nin Ortadoğu’dan çekilmesini ya da en azından bölgedeki etkisinin zayıflatılmasını hedefleyecektir.
Libya'daki gerginlik artıyor ve İran'a yönelik muhtemel bir savaş tüm Ortadoğu ülkelerinin güvenliği için ciddi riskler taşıyor. Savaşın kasten ya da yanlışlıkla ansızın patlak vermesi işten bile değil. Aşırı dikkatli davranılması gereken hassas bir süreçten geçiyoruz.
Bütün bunlar yeni yılın ilk birkaç gününde yaşandı. Acaba bu durum, gelecekteki fırtınaların habercisi m? yoksa az sayıda olsalar da dünyadaki ve bölgedeki bilge insanlar tehlikenin farkına varıp harekete geçecek mi? Devlet yöneticileri ülkelerinin pozisyonunu yeniden gözden geçirmeli, diplomatik çabaları yoğunlaştırarak, başkalarının egemenlik haklarına saygı duyan, iyi komşuluk ilişkileri geliştirmelidir.
Türkiye ve Rusya’nın ateşkes çağrısı ile İtalya’nın Serrac ve Hafter’i bir araya getirme girişimi önemli gelişmelerdir. Ayrıca ABD ile İran arasındaki gerginliğin şimdilik azalmış olması, Körfez ülkelerinin savaşı sakıncalı bulması ve diplomatik atak geliştirmesi de son derece olumludur.
Libya mı? İran mı? Askeri çatışma mı yoksa gerginlik sonrası diplomatik diyalog mu? kafa karıştırıcı cevapsız sorular…
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevirilmiştir.



Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
TT

Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Uluslararası Koalisyon’un daha önce bölge muhafız güçlerine tahsis ettiği mali yardımları durdurduğunu duyurdu.

Açıklama, IKBY’nin, daha önce iki ana parti olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı iki ayrı güç şeklinde örgütlenen Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirmeyi başarmasından bir haftadan kısa süre sonra geldi. Karar ayrıca, ABD güçlerinin ay sonunda Irak’tan çekilmesinin arifesinde alındı.

Yardımlar sona erdi

Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Bahtiyar Muhammed Sıddık yaptığı açıklamada, “Uluslararası Koalisyon tarafından Peşmerge güçlerine sağlanan mali yardımların süresi, iki taraf arasında daha önce imzalanan anlaşma uyarınca sona erdi. Ağustos ve Eylül 2026 aylarına ilişkin mali yardımlar, anlaşma kapsamında yapılan son ödeme oldu” dedi.

Sıddık, “Mutabakat zaptı 21 Eylül 2022 ile 21 Eylül 2026 tarihleri arasında yürürlükteydi. Süresinin dolmasıyla birlikte Koalisyon tarafından sağlanan mali ödemeler de durduruldu” ifadelerini kullandı.

Sıddık ayrıca bakanlığın, Koalisyon tarafından Ağustos ve Eylül 2026 ayları için sağlanan yardımların, anlaşma kapsamında son ödeme olarak geçen perşembe günü dağıtıldığını daha önce açıkladığını belirtti.

dfgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirme töreninde yaptığı konuşma sırasında (IKBY Başkanlığı)

Kürt yetkili, Erbil yönetiminin Bağdat’taki Irak hükümetinden, Peşmerge mensuplarının maaşlarının Irak güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi yoluyla söz konusu yardımların telafi edilmesini talep ettiğini söyledi.

Mali yardımların yanı sıra Washington, geçen yıl Irak hükümetinin onayıyla Peşmerge güçlerine 105 milimetre çapında 24 adet M119 tipi hafif ve orta sınıf obüs teslim etmişti. Söz konusu teslimat, Uluslararası Koalisyon’un, DEAŞ’a karşı mücadelede Kürt ortak güçlerinin savunma kapasitesini güçlendirme planları kapsamında gerçekleştirilmişti. Bu adım, Bağdat’taki bazı siyasi gruplar ve siyasetçilerin tepkisini çekmişti.

Yardımların uzatılması

Kürt yetkililer, Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi konusunda ciddi güvenlik endişeleri ve rahatsızlık dile getiriyor. KDP lideri Mesud Barzani de daha önce birçok kez çekilmenin doğurabileceği risklere ve DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini yeniden canlandırma ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu.

Barzani’nin medya danışmanı Kifah Mahmud, yardımların durdurulmasının ‘normal’ olduğunu belirterek, bunların ‘sonuçta imzalanan bir mutabakat zaptı kapsamında sağlandığını ve söz konusu anlaşmanın artık sona erdiğini’ söyledi. Mahmud, yardımların büyük bölümünün Bağdat’taki federal hükümet tarafından kesilen Peşmerge maaşlarının telafisi amacıyla kullanıldığını kaydetti.

Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Erbil’in yardımları almasının temel nedenlerinden birinin Bağdat’ın Peşmerge güçlerini, Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Iraklı askerlerin sahip olduğu haklarla eşit kapsamda değerlendirmemesi olduğunu belirtti. Mahmud, Irak Anayasası’nın Peşmerge’yi ülkenin askeri yapılanmasının bir parçası olarak kabul ettiğine dikkat çekti.

Mahmud, Bağdat’ın tutumunun ‘anayasanın uygulanmasındaki aksaklıklar, anayasanın uygulanmasına ilişkin yanlış yorumlar ve bölge yönetimine karşı kısa vadeli bir yaklaşım’ gibi sorunlardan kaynaklandığını ifade etti. Bunun da IKBY ile Bağdat arasında yaşanan sorunların daha da büyümesine yol açtığını söyledi.

Bununla birlikte Mahmud, Peşmerge maaşlarının artırılması ve diğer güvenlik güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi konusunda ‘ciddi bir yaklaşımın işaretlerinin’ görüldüğünü belirtti. Mahmud, özellikle Ali ez-Zeydi’nin federal hükümet başkanlığını üstlenmesinden bu yana komisyonların, IKBY güçlerinin maaşları da dahil olmak üzere taraflar arasındaki ihtilaflı dosyaları çözmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.

Olası uzatma

Mahmud, Bağdat’ın Kürt tarafının taleplerine yanıt vermemeyi sürdürmesi halinde “Uluslararası yardımların durdurulması Peşmerge maaşlarını önemli ölçüde etkileyecek” dedi. Mahmud bu durumun, ‘ABD’yi yardım mutabakatını iki veya dört yıl süreyle yenilemeye yöneltebileceği’ değerlendirmesinde bulundu.

IKBY Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim de geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, bölge hükümeti heyetinin 2027 bütçe yasa tasarısı konusunda federal hükümetle devam eden görüşmeler sırasında, 148 bin Peşmerge mensubunun maaşları için mevcut ödeneklere 450 milyar dinarlık artış yapılmasını resmen talep ettiğini belirtmişti.

Rahim, basına yaptığı açıklamada, “Artış, Peşmerge güçleri mensupları ile Irak askeri güçlerindeki meslektaşları arasında maaş ve mali ödenekler açısından tam eşitlik sağlanmasını amaçlıyor” ifadesini kullanmıştı.

frgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı yetkililerinin Bağdat’ta düzenlenen bir güvenlik koordinasyon toplantısı sırasında çekilmiş fotoğrafı (Arşiv – Hükümet medyası)

Kürtçede ‘ölümle yüzleşenler’ anlamına gelen Peşmerge, IKBY’yi korumakla görevli resmi askeri güç olarak kabul ediliyor. Tarihsel olarak Kürtlerin haklarını savunmak amacıyla dağlarda silahlı direniş hareketleri şeklinde ortaya çıkan Peşmerge, 2003 sonrasında ise örgütlü ve donanımlı bir güvenlik kurumuna dönüştü.

Peşmerge, başta DEAŞ’a karşı savaş olmak üzere kritik çatışmalara katıldı ve Uluslararası Koalisyon’un başlıca stratejik ortaklarından biri oldu.

IKBY, 2026 yılında tarihi bir adım atarak tüm askeri birliklerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında kapsamlı biçimde birleştirilmesinin tamamlandığını duyurdu. Erbil yönetiminin ifadesiyle bu adım, KDP ile KYB arasındaki onlarca yıllık siyasi bölünmeye son vererek Peşmerge’yi ‘kurumsal ve birleşik bir orduya’ dönüştürmeyi amaçlıyor.


Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.