Türkiye Akdeniz ve Ortadoğu'da ne istiyor?

Yavuz sondaj gemisi 20 Haziran’da bir limanda (AP)
Yavuz sondaj gemisi 20 Haziran’da bir limanda (AP)
TT

Türkiye Akdeniz ve Ortadoğu'da ne istiyor?

Yavuz sondaj gemisi 20 Haziran’da bir limanda (AP)
Yavuz sondaj gemisi 20 Haziran’da bir limanda (AP)

Türkiye, geçtiğimiz yılın Mayıs ayı başlarında, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs açıklarında petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına başladı. (Güney) Kıbrıs ve Yunanistan, sondaj faaliyetlerinin Kıbrıs'ın kıta sahanlığının ve deniz yetki alanlarının ihlâli olduğunu iddia ederken, Ankara ise ‘münhasır ekonomik bölgesi’ olarak addettiği bölgedeki sondaj çalışmalarına ara verilmeyeceğini ilan etti.
Türkiye kendi karasularında, Antalya ve Mersin açıklarında yaptığı sondaj çalışmalarında ciddi bir petrol ve gaz rezervine rastlanmaması üzerine, sadece kendisinin tanıdığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile bir dizi anlaşma gerçekleştirdi. Bu anlaşmalara istinaden KKTC Türklerinin haklarını savunmak adına Doğu Akdeniz’de ihtilaflı bölgelerde de sondaj faaliyetlerine başladı.
(Güney) Kıbrıs, 2007'nin başında Türkiye’nin BM nezdinde itirazlarına rağmen 13 adet arama sahası ilan etti ve büyük petrol şirketlerine ruhsat verme aşamasına geçti. Buna karşılık Türkiye, Doğu Akdeniz'de kendi ekonomik bölgesinde Kuzey Kıbrıs'ta adanın kuzeyi ve doğusunda belirlediği bölgelerde TPAO'ya arama ruhsatları verdi.
Kıbrıs'ın 13 parselinden 1, 4, 5, 6 ve 7 no'lu parsellerin bir bölümü, Türkiye'nin TPAO'ya ruhsat verdiği bloklarla kesişiyor. 3 no'lu parsel ise Kuzey Kıbrıs'ın TPAO'ya verdiği ayrıcalıklı alan ile kesişiyor.
Doğu Akdeniz’de toplam doğal gaz rezervinin 300 trilyon fit küp olduğu tahmin ediliyor. Böylelikle Akdeniz dünyanın ikinci en büyük doğal gaz rezervini barındırıyor.
Türkiye’nin, Akdeniz’de dışlanmaya itiraz ederek, sondaj gemilerini ihtilaflı bölgeye göndermesi, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve bölgedeki ülkelerden tepki gördü. Mısır, (Güney) Kıbrıs, Yunanistan, İtalya, Ürdün, Filistin ve İsrail bir araya gelerek; Kahire merkezli Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu (DAGF) oluşturdu.
DAGF’nin kuruluş amacının ve ana hedefinin;  dünya piyasalarındaki arz ve talebi sağlamak,  altyapı maliyetini rasyonelleştirerek, rekabetçi fiyatlarla üye ülkelerin çıkarlarına hizmet edecek bölgesel bir gaz piyasasının kurulması olduğu belirtildi. Tüketici ya da geçiş ülkelerinden herhangi birinin foruma daha sonra da üye olabileceği kaydedildi.
Buna karşılık Türkiye, emri vaki yaparak bölgedeki zengin rezervlerden faydalanmanın yollarını aradı. Türk donanmasına ait savaş gemileri, bölgede sondaj faaliyeti yürüten uluslararası şirketlerin gemilerini taciz etti. Türkiye sondaj ve arama faaliyetleri hamlesinin ardından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Libya Ulusal Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac arasında 27 Kasım 2019’da Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nı imzaladı. Anlaşma TBMM de onaylandı. Türkiye ile Libya Hükümeti arasında ayrıca bir dizi savunma anlaşması da imzalandı. Böylelikle Türkiye’nin sadece Akdeniz’deki doğal gaz rezervleri ile ilgili değil Libya’nın geleceğinde söz sahibi olarak bölgede daha etkin olma hedefinin olduğu görüldü. Ancak bu hamleler zaten gergin olan Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerini daha da germiş oldu.
Ankara, Serrac Hükümeti ile yaptığı anlaşmalarla Ortadoğu’da ve Doğu Akdeniz’de kendisini dışlayan projelere karşı kararlı bir duruş sergileyeceğini gösterdi.
Türkiye-Libya anlaşmasının temelinde ise ekonomik çıkarlar yatıyor, şöyle ki; Türk Hükümeti savunma anlaşmasının ön şartı olarak ‘deniz yetki alanlarının sınırlandırılması’ ve müşterek petrol ve doğal gaz arama yapılması’ şartlarını ileri sürdü. Trablus’ta kuşatılmış olan Serrac Hükümeti de anlaşma yapmak zorunda kaldı.
Türkiye, Libya ile yaptığı bu anlaşmalarla kendisini dışlayan Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na (DAGF) itiraz geliştirebildi.
Nitekim bu anlaşma doğudaki Mısır, (Güney) Kıbrıs, İsrail ve Filistin ile batıdaki İtalya ve Yunanistan’ın ilişkisini bölmek anlamına geliyordu.  Ayrıca İsrail, Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs’ın üzerine uzlaştığı EastMed boru hattı projesini de tehdit eder nitelikteydi. Bu süreçte Türkiye Libya ile yaptığı anlaşmaya istinaden Güney Kıbrıs dışındaki ülkelerle de benzer anlaşmalar yapmaya hazır olduğunu ilan etti. Nitekim Türkiye, Libya ile yaptığı anlaşmanın kendisini Akdeniz’in batı bekçisi konumuna getirdiğini düşünüyordu.
Sonuç olarak Türkiye kendi karasularında ve deniz yetki alanında petrol ve doğal gaz rezervi bulamayınca, uluslararası sulara açıldı ve Libya ile anlaşma yaparak, kendisini dışlayan bölgesel ittifakların planlarını boşa çıkarmayı hedefledi.
Böylelikle tüm dünyanın önemsediği  Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon enerji kaynaklarına ortak olmak için maceracı bir yaklaşımda bulundu.
Türkiye aynı zamanda burada bulunacak kaynakların kendisi üzerinden Avrupa’ya taşınmasını da planlıyor.
Ancak bu gerekçelerin tümü, Türkiye’deki muhalefete göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve milliyetçi müttefikinin dış siyasetine damgasını vuran, ‘mavi vatan’ olarak adlandırdıkları Akdeniz’de hâkimiyet kurmak isteyen ideolojik yaklaşımını da yok saymamızı gerektirmez.
Erdoğan, Libya hükümeti ile yaptığı anlaşma çerçevesinde bu ülkeye gönderdiği askerlerinden, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kaptan-ı Derya sıfatlı Barbaros Hayreddin Paşa gibi destanlar yazmasını istedi. Resmi tamamlamak adına; Türkiye’nin Akdeniz’e gönderdiği sondaj gemilerinden birinin adı Fatih Sultan Mehmet’e atıfla ‘Fatih’, ikincisinin adı Akdeniz’e hakimiyet kuran Barbaros Hayreddin Paşa’ya atıfla ‘Barbaros’ üçüncüsünün adı da Ortadoğu’ya hakimiyet kurmuş Osmanlı Sultan’ı Yavuz Selim’e atıfla ‘Yavuz’ konulmuştu.  
Uluslararası hukuk uzmanları, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki adımlarının uluslararası deniz yasalarını ihlal ettiğini söylüyor. Türkiye henüz 1982’de yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (BMDHS) imzalamadı.
BMDHS’ye göre; Her devlet karasularının genişliğini tespit etme hakkına sahiptir; bu genişlik tesbit edilen esas hatlardan itibaren 12 deniz milini geçemez.
Münhasır ekonomik bölge de, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milinin ötesine uzanmayacaktır. Münhasır bölgede balıkçılık ve sondaj faaliyetleri yapılabilir. İki ülke sınırlarının toplam mesafesi 424 milden daha az olması durumunda da bir ayrım hattı yani deniz sınırı üzerinde anlaşma yapılması gerekir. Bu sözleşme ayrıca Kıbrıs örneğinde olduğu gibi ada haklarını da korumaktadır.
Türkiye’nin 1974 yılında işgal ettiği ve KKTC olarak tanınan bölge ile yaptığı anlaşma çerçevesinde BMDHS kurallarını esnetmeyi hedeflediği bilinmektedir. Ancak Avrupa Birliği’ne üye ve BM tarafından tanınan Güney Kıbrıs, tüm kıyılarındaki hakkını savunarak Türkiye’nin hak iddialarına itiraz etmektedir. 
Türkiye’nin emri vaki yaklaşımı, bölgedeki ülkelerin yanısıra BM ve Avrupa Birliği ülkelerinden de tepki çekmeye devam ediyor. Öte yandan Amerikan enerji şirketi ExxonMobil’in Doğu Akdeniz'de hidrokarbon arama çalışması yapacak gemisi Şubat ayında sondaja başladı. Böylelikle ABD’de Akdeniz’e müdahil olmuş oldu. Son zamanlarda Mısır-Kıbrıs-Yunanistan arasında bir dizi anlaşma sağlandı. Lübnan-İsrail arasında da deniz sınırlarının belirlenmesi için görüşmeler devam ediyor. Avrupa Birliği de Akdeniz’deki ihtilafta Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs’ı desteklediğini ilan etti.
Bu alandaki en önemli gelişmelerden biri de; Türkiye’nin itirazlarına rağmen Doğu Akdeniz Güvenlik ve Ortaklık Yasası adını taşıyan tasarının, ABD Temsilciler Meclisi’nden geçmiş olmasıydı. Bu tasarıya göre Doğu Akdeniz'de İsrail, Yunanistan ve GKRY arasında kurulan enerji ve güvenlik ortaklığına tam destek verilmesi öngörülüyor. Tasarıda ayrıca Güney Kıbrıs’a uygulanan silah ambargosunun kaldırılması da yer alıyor.
Rusya’nın tüm bu olanlara sessiz kalması ise, iki açıdan değerlendiriliyor. Rusya doğal gaz alanında Türkiye’nin kendisine bağımlılığının sürmesini ve NATO ekseninden uzaklaşmasını istiyor. Ayrıca Libya’daki askeri müdahalesine ses çıkarmamasının nedeninin ise; Türkiye ile NATO ülkelerinin arasının daha fazla açılması beklentisi olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan (Kuzey) Kıbrıs'ta yeni askeri üsler inşa eden Türkiye’nin Akdeniz’deki haklarından geri adım atmayacağı öngörülüyor.



İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
TT

İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın ABD Başkanı Donald Trump’tan teklifine ilişkin ilk tepkiyi aldığını, ancak henüz arabulucular üzerinden resmi bir cevap almadığını söyledi.

Arakçi, İran’ın ABD’nin nihai tutumunun arabulucular tarafından kendisine iletilmesini beklediğini ve bu doğrultuda karar alacağını belirtti.

Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik sunduğu planı reddetmiş ve ara seçimlerin ardından İran’a yönelik hava saldırılarının yeniden başlayabileceğini öne sürmüştü.


ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, dün (cumartesi) yaptığı açıklamada, İran’ı ekonomik olarak izole etmeye yönelik adımlar atılması için dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderdiğini belirterek İran bankaları ve havayolu şirketlerini hedef alan bir dizi kararı memnuniyetle karşıladı.

Bessent, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Benim talimatımla dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderildi. Bu ekipler ülkelerle temas kurarak İran rejimine karşı adımlar atılmasını talep etti” ifadelerini kullandı.

Bessent, “Bu çabalar sonuç veriyor” dedi.

Bessent, Türkiye ve Umman’ın İran özel havayolu şirketi Mahan Air’in seferlerini durdurduğuna, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ise İranlı havayolu şirketlerinin tüm seferlerini yasakladığına dikkat çekti.

BAE Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü perşembe günü yaptığı açıklamada, “İranlı havayolu şirketlerinin ülkeye ve ülkeden gerçekleştirdiği uçuşların bugünden itibaren ikinci bir duyuruya kadar askıya alındığını” bildirmişti.

Bessent ayrıca İran bankalarına yönelik alınan önlemlere de dikkat çekti.

BAE Merkez Bankası çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın Melli Bankasının şubelerine karşı, “kara para aklama, terörizmin finansmanı ve silahların yayılmasının finansmanıyla mücadele kapsamında ihlaller” nedeniyle tedbirler alındığını duyurmuştu.

Türkiye Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu da geçen hafta, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet iznini iptal etmişti.

Bessent, “İran yönetimi bile savaşın ekonomik sonuçlarını kabul etti. Riyalin değeri rekor düşük seviyelere geriledi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı habere göre ABD Hazine Bakan Yardımcısı ve Terörizmin Finansmanıyla Mücadele Birimi Başkanı Jonathan Burke, bu ay Ortadoğu ve Avrupa’da iki hafta süren bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD Hazine Bakanlığının ayrıca 50’den fazla ülkenin temsilcileriyle görüşmeler yapıldı.

Bessent pazartesi günü CNBC’ye verdiği röportajda, “İran’ın tüm havayolu şirketleri 23 Eylül’den itibaren faaliyetlerini durduracak” demişti.

Bessent, “Bu uçaklar iniş yaparsa kimse onlara yakıt sağlayamayacak, iniş hizmetleri sunamayacak veya biletlerini satamayacak. Aksi takdirde dolar sisteminden çıkarılacaklar” ifadelerini kullanmıştı.

Bununla birlikte İran’daki küçük havayolu şirketleri, özellikle de ABD’nin baskısına uymayı reddeden Çin’e olmak üzere yurt dışı seferlerini sürdürmeye devam ediyor.


Trump’ın öneriyi reddetmesinin ardından İran Hürmüz’ü açmak için şartlarında ısrarcı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump’ın öneriyi reddetmesinin ardından İran Hürmüz’ü açmak için şartlarında ısrarcı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İran, bugün (Pazar) Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri “yasa dışı güzergâhları kullanmaları” halinde uyardı. Tahran, ABD ile yaşanan çatışmanın tek çözümünün diplomasi olduğunu vurguladı. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın boğazı yeniden açmayı ve çatışmayı sona erdirmeyi öngören önerisini reddetmesinden bir gün sonra geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik atılacak herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlı” dedi. Arakçi, “Onları bu çıkmazdan çıkarabilecek tek yol müzakere yoludur” ifadelerini kullandı.

Trump ise İran’ın “ekonomisi can çekiştiği” için Hürmüz Boğazı’nı açmak istediğini belirterek ABD’nin boğaz üzerinde “tam kontrole” sahip olduğunu söyledi. Trump, “İran anlaşma istiyor, ben de anlaşma istiyorum ancak öneri kabul edilemez” dedi.

İran’ın boğazın yönetimi için oluşturduğu makam da gemileri bölgede “yasa dışı güzergâhları” kullanmaları halinde doğabilecek sonuçlar konusunda uyardı.

İran makamı, bu tür güzergâhların kullanılmasının “gemi, gemi sahibi, kaptan ve mürettebat açısından mali kayıplar ve can kaybı riskleri doğuracağını ve geminin gelecekte Hürmüz Boğazı’ndan geçişini ciddi şekilde kısıtlayacağını” bildirdi.