Berlin Zirvesi'nden ateşkes ve silah ambargosu kararı

(EPA)
(EPA)
TT

Berlin Zirvesi'nden ateşkes ve silah ambargosu kararı

(EPA)
(EPA)

Almanya'nın başkenti Berlin'de dün düzenlenen Libya Konferansı'nın sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgede Libya’ya silah ambargosu uygulanması ve çözüm sürecini harekete geçirecek adımların atılmasının yanı sıra mevcut ateşkesi kalıcı hale getirmek amacıyla Ulusal Mutabakat Hükümeti'nden (UMH) ve Libya Ulusal Ordusu’ndan (LUO) 5’er subayın yer alacağı askeri bir komite oluşturulmasına karar verildiği belirtildi.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ve BM'nin Libya Özel Temsilcisi Ghassan Salame dün akşam ortak basın toplantısı düzenleyerek, Berlin’deki konferansın sonuç bildirgesini açıkladılar.
Merkel, gazetecilere yaptığı açıklamada, konferansın, BM öncülüğündeki barış sürecini ve Genel Sekreter Guterres ile Özel Temsilci Salame tarafından hazırlanan barış planını destekleyecek yeni bir ‘başlangıç’ olduğunu söyledi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimi üyesi başta olmak üzere konferansa 12 ülkenin davet edildiğini belirten Merkel, tüm katılımcıların ‘Libya’da askeri bir çözümün yeri olmadığı ve siyasi bir çözüme ihtiyaç duyulduğuna’ inandıklarını vurguladı. Tüm katılımcıların Libya’daki silah ambargosuna saygı göstermek ve bu silah ambargosunun daha fazla kontrol edilmesi konusunda hem fikir olduklarına dikkati çeken Almanya Başbakanı Merkel, sonuç bildirgesinde bahsedilen bu taahhüdün kabul edilmek üzere BMGK’ya devredileceğini de sözlerine ekledi. Merkel ayrıca UMH Başkanı Fayiz es-Serrac ve LUO lideri Halife Hafter’in Berlin'de bulunduğunu ancak zirveye katılmadıklarını da kaydetti.
Artık ‘5+5 Askeri Komite’ ile mevcut ateşkesin kalıcı hale getirilmesine odaklanılacağını söyleyen Merkel, “Libya’da savaşan taraflara silah ve askeri destek vermeme konusunda anlaştık. Artık bağlayıcı bir sürecimiz var” ifadelerini kullandı.
BM Genel Sekreteri Guterres
BM Genel Sekreteri Guterres ise, “Berlin'deki taraflar, Libya krizini çözüme kavuşturmak için çalışmak istediklerini gösterdiler” diye konuştu. Tüm katılımcıların Libya’da askeri bir çözümün yeri olmadığını vurguladıklarına dikkati çeken Guterres, katılımcıların Libya'daki çatışmaya karışmaktan kaçınacaklarını taahhüt ettiklerini belirtti. Bununla birlikte Guterres, Libya’ya uluslararası silah ambargosu uygulanması ve siyasi çözüm sürecine dönülmesi konusundaki fikir birliğine işaret etti.
Almanya Dışişleri Bakanı Maas da, “Konferansı gerçekleştirme hedefine ulaştık. Şimdi krizi çözmek için elimizde bir anahtar var. Mutabık kalınan taahhütlerin uygulanmalarını denetlemek üzere Uluslararası İzleme Komitesi oluşturuyoruz” şeklinde konuştu.
BM Libya Özel Temsilcisi Selame
BM Libya Özel Temsilcisi Selame ise, “Bugün harika bir gündü. Uluslararası İzleme Komitesi taahhütlerin uygulanmasını takip edecek” dedi.
İtalya
İtalya Başbakanı Giuseppe Conte konferansın sonunda yaptığı açıklamada, Libya anlaşmazlığının taraflarından oluşturulacak askeri bir komitenin kurulmasının kararlaştırıldığını söyledi.
Cezayir
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ise ülkesinin Libya’daki taraflar arasında başlatılacak bir diyalog sürecine ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu vurguladı. Açık ve taraflar için bağlayıcı bir yol haritası belirlenmesini isteyen Tebbun, diyalogun, ateşkesi kalıcı hale getirmek ve Libya’daki taraflara silah sağlamaktan vazgeçilmesi için önemli olduğuna işaret ederek, “Krizi diyalog yoluyla çözmek için tarafları müzakere masasına davet ettim” dedi.
Serrac ve Hafter Berlin’de olmalarına rağmen konferansa katılmadı
Konferans, katılımcı taraflar arasındaki anlaşmazlıkların etkisi nedeniyle yapılırken Libya’yı temsil eden taraflar yoktu. UMH Başkanı Serrac ve LUO lideri Hafter, Berlin’de olmalarına rağmen konferansa katılmadılar. Fakat Almanya Başbakanı Merkel ve Dışişleri Bakanı Maas, Serrac ve Hafter ile Başbakanlıkta ayrı ayrı görüştüler.
Almanya’nın ev sahipliğinde yapılan konferans, dün akşam yayınlanan sonuç bildirgesiyle sona erdi. Konferansa 11 ülkenin liderlerinin yanı sıra BM, Avrupa Birliği (AB) ve Afrika Birliği (AfB) gibi uluslararası ve bölgesel kuruluşların temsilcileri katıldılar. Konferansta Merkel'in yanı sıra katılımcılar arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve diğer liderler yer aldı.
Liderler, hatıra fotoğrafı çekildikten sonra basına kapalı oturumların gerçekleştirileceği yuvarlak masanın etrafında oturdu.
Öte yandan konferansın oturum aralarında düzenlenen görüşmelerin odak noktası Libya olurken Batı’nın Libya’daki ateşkesin izlenmesinde rol almasıyla ilgili bir dizi toplantı gerçekleşti. Bu da Türkiye’nin Libya’daki ateşkesin izlenmesine taraf olma çabalarından uzaklaştırılması anlamına geliyordu. Bu konu, Moskova'nın 13 Ocak'ta Serrac ve Hafter’i ateşkese ikna etme çabalarında çatlağa neden olan sorunlardan biriydi. Hafter, Moskova’nın sunduğu ve Türkiye’nin Libya’daki ateşkesin izlenmesine taraf olduğu anlaşma taslağını imzalamayı reddetmişti.
Erdoğan-Putin görüşmesi
Rusya Devlet Başkanı Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki toplantının başlıca odak noktası ise Libya ve Suriye’ydi. Russia Today (RT) kanalının aktardığı bilgilere göre görüşmede Putin, “Türkiye ve Rusya Libya'da ateşkes çağrısı yaparak çok iyi bir adım attılar. Ancak Moskova'da Libyalı iki tarafın da anlaşmayı desteklememesi nedeniyle, Libya ile ilgili tüm sorunları çözememiş olsak da bu yönde ilerlemeliyiz” ifadelerini kullandı. Erdoğan ise Türkiye’nin LUO’ya karşı UMH’yi destekleyen Libya politikasını sürdürme konusundaki ısrarının bir başka göstergesi olarak Libya'da barışın sağlanması için bir ateşkes yapılmasını ve Hafter'in saldırgan politikasının durdurulması gerektiğini söyledi.
Erdoğan-Serrac görüşmesi
Bununla birlikte dün UMH’den yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hafter güçlerinin Trablus'a doğru ilerlerken ele geçirdiği topraklardan çekilmesini talep eden Serrac ile konferansın oturum aralarında görüştü. Açıklamaya göre Erdoğan ve Serrac görüşmesinde, BM Libya Özel Temsilcisi Selame’nin ‘Libya-Libya diyaloğunu yeniden başlatma yolunda atılan bir adım’ diye nitelediği Libya'daki ateşkes konusu ele alındı.
Macron’dan ateşkes ve paralı asker vurgusu
Diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un konferans öncesinde yaptığı konuşmanın merkezinde ateşkes ve ‘paralı askerler’ konusu yer aldı. Macron, BM’nin iki tarafın da ön koşul koymadan Libya'daki ateşkes şartlarını müzakere etmesi gerektiğini söyledi. Suriyeli ve yabancı güçlerin Trablus'a gelişinden duyduğu endişeyi dile getiren Macron, bunun derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Bununla birlikte Fransa Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Macron’un Berlin’deki konferansın oturum aralarında Hafter ile bir araya geldiği belirtildi. Ancak aralarındaki görüşmeye dair herhangi bir detay verilmedi.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da konferans öncesinde Mısır Cumhurbaşkanı Sisi dahil olmak üzere bir dizi görüşme gerçekleştirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Sisi-Pompeo görüşmesinde ateşkesin acil olarak kalıcı hale getirilmesi ve BM himayesinde siyasi çözüm sürecinin başlatılmasının gerekliliği konusunda mutabık olunduğu belirtildi. Pompeo’nun dış güçlerin Libya’ya müdahalelerinin ülkenin istikrarsızlığındaki rolüne dikkati çektiği vurgulanan açıklamada, Pompeo'nun Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed ile yaptığı görüşmede bu konunun ele alındığı belirtildi. Açıklamada, iki bakanın görüşmede Libya'da devam eden çatışmayı ele aldıkları ve Pompeo’nun kalıcı ateşkes ilan edilmesi ve BM himayesinde siyasi çözüm sürecine geri dönülmesi ihtiyacını ve Libya'daki tüm yabancı müdahalelerin sona ermesi gerektiğini vurguladığı aktarıldı. Bakanlık açıklamasında Pompeo’nun ayrıca Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile de bir araya geldiği, görüşmede Libya, Suriye ve iki ülke arasındaki çeşitli konuların ele alındığı aktarıldı. Açıklamada, Pompeo ve Çavuşoğlu’nun Libya’da kalıcı ateşkes ilan edilmesi ve BM himayesinde siyasi çözüm sürecine geri dönülmesi ihtiyacı konusunda hemfikir oldukları belirtildi. Açıklamada ayrıca Pompeo’nun Türk mevkidaşına ‘Libya’daki çatışmaya dış güçlerin müdahalesinden duyduğu endişeyi’ ifade ettiği kaydedildi. Türkiye’nin, Suriye’deki Türkiye yanlısı savaşçıların Suriye'den Libya'ya gönderilmesiyle bağlantılı olduğu biliniyor. Pompeo konferansın oturum aralarında ayrıca AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve Almanya Dışişleri Bakanı Maas ile de bir araya geldi. Söz konusu oturum aralarında Batının Libya'daki ateşkesin izlenmesinde rol üstlenmesine ilişkin konuşulması dikkat çekti.
Johnson: Ateşkes gerçekleşirse iyi bir iş yapabiliriz
Öte yandan Sky News'e konuşan İngiltere Başbakanı Boris Johnson, “Eğer ateşkes yapılırsa evet, kesinlikle iyi bir iş yapabiliriz. O da ateşkesi izleyecek insanları ve uzmanları göndermek olacaktır. Vekalet savaşları ancak yabancı vekillerin karar vermesi halinde sona erer” ifadelerini kullandı.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.